Theluaar
Posted 25-01-2007 at 22:05 by ozy
Daha yedi yaşındayken kısa yay kullanmayı ve avlanmayı oğrenmek zorunda kalmıştı. Evinin geçimi icin köyünün doğusundaki nehir yatağı civarlarında avlanıyor, avladıkları hayvanın bir bölümünü kendileri icin saklanıyor bir bölümünüde köyun kasabı olan babası satıyordu veya koydeki digerleriyle degiş tokuş yapıyordu. (Bu yaşına kadar avlara ağabeyiyle cıkmıs o sekiz yaşına geldiğinde ve kendi başına avlanabilmeye başladığında ise daha rahat ve güzel bir yasam umuduyla ağabeyi evini terk edip sehire doğru yola çıkmıştı. Dokuz yaşına geldiğinde ise kısa yayını bir yetişkin kadar iyi kullanıyordu. Boş zamanlarında köydeki küçük demirci dükkanın sahibiyle birlikte kılıç derslerine başlamıştı. Onun yaşadıgı köy büyük sayılırdı, yaklaşık dörtyüzyirmi kişilik bir nufusu vardı ve köyu sehir yolunun uzerinde olduğu içinde uğrak bir yer sayılırdı. On ikinci yaş gününü doldurduğunda köyün demircisi tarafından özenilerek yapılmış bir kılıç hediye aldı. Çeligi mukemmeldi, dengeside, kimbilir bu hediye demirciye ne kadara mal olmuştu. Bu yaşına geldiginde dövüş bilgisi vardı. Kılıcını iyi kullanıyordu, köydeki en iyilerden denilebilirdi aslında. Onikinci yaş gününden bir kac ay sonra annesini kaybetti. Kadın yetmiş yaşına girdikten beş ay sonra ölmüştü. Babası bu olaydan sonra daha fazla dayanamadı. Zaten agır olan yasam kosulları onuda fazlasıyla yıpratmıştı ve bu uzucu olaydan altı ay sonra oda ebedi hayata dogru yola cıktı. Theluaar ise bu duruma çok üzülüyordu. Önce ağabeyini kaybetmesinin verdigi acı (ağabeyi sehre dogru yola cıktıgından beri daha haber alınamamıştı) sonra annesi ve en sonda babası. Onun bu hayattaki her şeyi gitmişti hemen hemen. Bir tek amcası olarak saydıgı köyun demircisi Halber kalmıstı. Babasının ölümünden sonra iki ay boyunca onunla birlikte kalmıştı. Sonra tek başına kendi çiftlik evinde yaşamaya basladı. Ondördüncü yaş gününde dükkanını ve evini satıp sehre gitmeye karar verdi. Şehre gidip orada bir hayat kurmaya. Kendi ufak bir evi olurdu, orada onu sevecek bir kadın bulurdu belki. Yaş gününden üç ay sonra evini ve dükkanını satacak birini buldu ve ertesi gün yola çıkmak üzere hazırlanmaya başladı. Kimbilir belki ne zamandır görmediği ağabeyi ilede karşılaşırdı orada. Köydeki tanıdıklarıyla ve elinde kalan son sevdikleriyle vedalaştı, bu anlar onun yüreğini yakmıştı. Tanıdığı son kişileride kaybedecekti belki. Köydekilerle vedalaşmak icin gittiğinde bazıları ufak para yardımı yapmışlardı, bazıları yolluk vermişti, bazıları ise ihtiyacı olacağı şeyler. Yola çıktığında daha oğleni bir saat geçmişti guneş hala tepedeydi. Şehire giden bir kervanla gidecekti. Kervanla gitmek guvenliydi çünkü gece yolda haydutlar pusu kurmuş olabilirlerdi. Avdayken kullandıgı ata, ufak, tek kisilik at arabasını bağlamıştı. Kervanla yola çıktıklarında arkasına, köyüne son birkez baktı ve atnı yola dogru kervanın arkasından sürdu. Yola çıktıklarından beri iki gün olmuştu. Kervandaki kişiler neşeli tiplerdi ve bu biraz olsun onu neşelendiriyordu. Şehirdeki bir hana şarap götürüyorlardı. Şarap gerçektende kervan sahibinin dedigi kadar guzeldi, o kadar uzak yoldan getirmeye degerdi. Ondört yük arabası vardı, hepsinide dörder at çekiyordu. Kervanda toplam Theluaar ile beraber otuzbeş kişi vardı. Büyük bir kervan sayılırdı. Haydutların yaklasmaya korkacagı kadar büyüktü gercektende, ya büyük bir grupla saldırmaları gerekirdi(ki bu bölgede daha onbeş kişiden fazla haydut grubu görülmemişti) yada biraz salak olmaları gerekirdi.Theluaar in ilk savas deneyimini yasamasına sadece beş saat kalmıştı. Kervan durup dinlenmek icin bir kamp kurdu. Yerleşip akşam yemeğini yedikten sonra yatmaya koyuldular. Theluaar da diğer herkez gibi nöbet tutuyor diger işlerde yardımcı oluyordu. Kervan grubuyla iyi anlaşıyordu. Gece bir bağırışla kendine geldi. Çadırında kaldığı diger üç kişi çoktan kılıçlarını çekip dışarıya fırlamışlardı bile. Birden soğuk gerçek çadırına saplanan bir okla beraber gözünün önüne geldi. Kamp saldırıya uğramıştı. Dışarda atlar kişniyor insanlar bağırışıyordu. Hemen kılıcını kaptı dışarıya fırladı. Görüntü ilk basta dehşete kapılmasına yol açtı. Bu gördüğü ilk çarpışmaydı nede olsa. Aklını toplaması fazla uzun sürmedi. Çadırını paylaştıgı birinin iki haydut tarafından sıkıştırıldığını görünce ona doğru atıldı. Onun geldigini gören haydut hızlı bir şekilde ona doğru döndu ve atağını karşıladı. Havada çarpışan kılıçlar ona kılıç derslerini hatırlattı en başta. Etrafta bu kadar çığlık ve küfür eden adamların sesi olmasa belki hayallere bile dalabilirdi. Adamın sol yanına doğru savurduğu kılıç darbesinden ustaca bir şekilde kurtuldu. Döndü ve haydutun beklemediği bir zamanda dönerken kasıklarına doğru bir tekme savurdu. Haydutun nefesi kesilmiş gibi yere çöktüğünde kılıcını kafasına indirip işini oracıkta bitirdi. Adamın cansız bir sekilde yere düstüğünü görünce çevresine baktı. Çadırını paylaştığı adamın (Dyton) da diğerini yere sermiş olduğunu gördü. Adam kafasıyla kısa bir teşekkürden sonra yaralı olan kolunu tutarak bir baska hayduta dogru yöneldi. Kampta şu anda onaltı kadar haydut olmalıydı. Kervandaki diğer savaşçılar çarpışıyorlardı . Zaten üstünlük onlardaydı. Gözüne o guzel kız carptı. Onun bu kadar iyi kılıç kullanabileceği aklına bile gelmezdi. Bu sekilde izlemek bile güzeldi onu. Kervandayken yanlız başına at sürüyordu ve kervandakilere soğuk davranıyordu, ama simdi öfkeyle ona saldıran iki haydutla birden kapışıyordu. Birden fark etti izleyeceğine onların elinden kurtarması gerekirdi çünkü kızın sanki ikisine birden fazla dayanacak vakti kalmamıştı. Onlara dogru atıldı. Geldiğini görmemişlerdi sanki çünkü ona doğru bakmamışlardı bile. Kızı sıkıştırmakla meşguldüler ard arda kılıç darbeleri savuruyorlar ama kız hepsini karsılıyordu. Fakat kızın artık dayanacak gücünün kalmadığı yüzündende okunuyordu. Kılıcını haydutlardan birinin sırtına gecirdi. Adam kılıcı çektiği gibi yığılıp kaldı, yanındaki arkadaşının düştüğünü gören diğeri tam ona hamle yapacaktı ki kızın kılıcını gırlağında hissetti ve sanırım haydutun bu dunyadaki son hissettigi seydi. Son gordugu sey ise kanla kaplı toprak olmustu.Etraflarına bakındılar.Carpısma durmustu son haydutuda öldürmüslerdi.Kızın her daim asık olan suratında bir gulumseme belirdi "eger sen gelmeseydi daha fazla dayanabilecegimi sanmıyordum"dedi, kan bulasmıs olan yuzunu beyaz elbisesiyle sildi ve ekledi "teseekur ederim, sanırım hayatımı kurtardın". daha o birsey soyleyemeden kız oradan uzaklastı ve cadırına girdi.Dönüp carpısmanın izlerine baktıgında hafifce midesi kalkar gibi oldu, kendine baktı sıyrık bile almamıstı ilk carpısmasına gore bayagı iyi ilerlemisti.Atesinin yanına gidip bir kupa sarap icti ve uyumak uzere cadırına dondu.Koyunden ayrıldıktan yedi gun sonra sehire ulastılar.Sehir girisinde her sey icin kervan sahibine ve gruptaki digerlerine nazikce tesekkur etti ve kervandan ayrıldı.Kendine kalabilecegi bir han aramaya basladı.iki saatlik bir arayıs sonrasında bir han buldu.Esyalarını yerlestirdi ve birseyler bakınmak icin sehirin kalabalık sokaklarına dogru seyirtti.Bir demirci dukkanındaki deri zırh takımı hosuna gitmisti. ' eger butun yolculuklar buna benzeyecekse bunun gibi bir zırha ihtiyacım olmalı' diyerek iceriye girdi.Zırh uzerine kalıp gibi oturdu zaten normal insanlar gibiydi.Birmetre yetmis santim boylarında atmışsekiz kilo biriydi.Zırh takımını satın alıp ustune giydi sehirin pazarını ve kalabalık sokaklarını dolastıktan sonra buldugu hana geri dondu.Aksam yemegine yetismek icin can atıyordu cunku karnı bir kurtunki kadar actı.Aksam yemegini ortak salonda yedi bir kupa soguk birasını icti ve dinlenip ne yapacagını dusunmek icin odasına cekildi.Yanındaki para ile ufak mutevazi bir dukkan acabilir koydeki ksapcılık isine devam edebilirdi ertesi gun bunları arastırmayı aklına not etti ve deliksiz bir uyku icin gozlerini kapadı.Aradan gecen dört sene sonrasında onsekiz yasına gelmis guclu kolları iri yapısı olan genc bir delikanlı olmustu.Kılıcını artık cok daha iyi kullanabiliyordu.Guclu kollarıyla cok daha saglam vuruslar yapabiliyordu.Sehre ilk geldigi gunku kasaplık dusuncesi olmamıstı ama bir demircinin yanında calısmaya baslamıstı.En azından isi vardı.Yanındaki parasıyla sehirin uzak bir kösesindeki demircinin evinde catı katında kalıyordu.Evin dısından baska bir girisi vardı (burasını o evin catı katını aldıktan sonra ayrı yapmıslardı).Demircinin dukkanına ortak olmustu ( sadece ufak bir kısmına yuzde yirmibeslik bir kısım).Sehirde arkadas ceveresi olmustu ve onu tanıyanlar tarafından seviliyordu.Buraya gelirken hayal ettigi gibi bir sevgilisi vardı.Bir handa tanısmıstı.Daha sonra onun sehirdeki bir silah uretimcisinin kızı oldugunu ogrenmisti.Kızın ismi Theluin di ve birbirlerini cok seviyorlardı.Demircinin ufak atolyesinde tanıstıgı Bergan adında bir dostu vardı.Su anki hayatından cok memnundu...
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
ozy ait Blog Başlıkları
- nerden geldim ben buraya (13-01-2008)
- Yazılarımdaki Karakterler Hakkında (18-04-2007)
- Khard. Bölüm 2 -Tanrılarla konuşmak- (18-04-2007)
- Kaos Kartları (18-04-2007)
- Kutsal savaş (18-04-2007)










