description
Khard. Bölüm bir. -Dünyada tekrardan yürümek-
Posted 15-04-2007 at 19:28 by ozy
Gün ağarmaya başlamışken, bir bebeğin feryadıydı annesini ayağa kaldıran. Henüz atlılar seferlerinden dönmemiş, umut dolu bakışlarını ufuktan ayıramamıştı belki dul kalmış hanımlar.
Bebeğin feryadıydı kardeşini yataktan kaldıran. Henüz daha beş yaşındaki bu çocuk babasının özlemiyle her gün tarıyordu ufuğu. Belki umutsuz bir seferdi babasının çıktığı, belki gerekliydi. Ama kimse bilmiyordu nedenini. Kim gitmek isterdiki gönüllü olarak, ölüm dağı tepesine. Burası Ölüm tanrısı Khard' ın tek tapınağının olduğu yerdi ve Barbar inanışına göre Yılın belli zamanlarında bu tapınağın sunağına güzel bir kız, yiyecekler ve altınlar bırakılırdı. tapınağa giden yol çok tehlikeliydi. Hem doğal tehlike barındırıyordu, hemde çevrede yaşayan yaratıkların saldırma ihtiamlleri vardı.
Bebeğin feryadıydı ufukta beliren az sayıdaki atlının fark edilemsini sağlayan. Köyün sakinlerinin hem sevinç hemde hüzünle karşılağını bir görüntü. Giden onaltı atlıdan geriye dönen sayısı sekizdi. Yoldakarşılastıkları tehlikelermiydi barbarların canını alan, yoksa bu yıl vermek istemedikleri kan harcımıydı bilinmezdi.
Bebek bile şimdi nefesini tutuyordu, gelen barbarları izlerken. Ölümlerin nedenini merak ediyordu herkez, Ölüm dağında yaşanılanları. Adamlar yaklaştıkça anlatılmaya gerek kalmıyordu aslında, üzerlerindeki kesikler, yarıklar ve yaralı iki barbarın vucut şekilleri bütün her şeyi anlatıyordu. Kan içinde kalan adamlar atlarından inmek yerine yere düştüler. Yorgunluktan bittikleri her hallerinden belliydi. Köydeki insanlar yardımlarına koştular hemen. Hepsini evlere taşıdılar ve köyün doktoru olarak bilinen Theluin geldi yardımlarına. Önce adamları temizlediler, sonra yaraları. Ama geri dönen grupta iki kişi vardıki hiçbir doktor, hiçbir büyücü, hiçbir rahip bu vicutları düzeltemezdi. Kolları öyle bir şekilde kırılmıştıki, kol olduğunu anlamak mümkün değildi. Kafaları öyle bir şekilde ezilmiştiki kafa yerine sadece et parçası ve kemik kalmış gibiydi. Vicutları öyle bir çarpılmıştı ve yaralanmıştıki ne içlerinde pek fazla organları kalmıştı, nede vicut şekilleri kalmıştı.
Sonuda grup lideri Pallaidan konuştu, orada olanları bir bir anlattı halkına. Bütün halkı dehşete düşmüş, olanlara inanamazlıkla ona bakıyordu. Onu dinlerlerken kanları çekiliyordu;
"Tapınağa girip Kan Harcı' nı ödemeyeceğimizi haykırdık." Suratı nefret kusuyordu, mimikleri bir delininkiler gibiydi, sürekli şekil değiştiriyordu ve bir gözü seyiriyordu. "Haykırmamızın ardından kapıdan buz gibi bir esinti geldi, ensemizdeki tüylerin titrediğini hissettik." "Kapıya dönüp baktığımızda orada ufacık bir yaratık vardı."Gözleri korku içindeydi, elleri titremeye başlamıştı. " Ufak bir oğlan çocuğundan büyük olmayan bu yaratık bize Khard'ın hizmetkarı olduğunu ve böyle br aptallığı gerçekten yapmak istemeyeceğimizi söyledi." "Ona güldüm, senin gibi mahluklara artık bir şey getirmeyeceğiz, önümüzden çekil yoksa kafanı duvara asarım dedim" "Tiz çığlığını attı ve bende ona söz verdiğim gibi kafasını uçurdum." " Sanırım bu hareketim Khard' ı çok kızdırmıştıki tapınaktaki sunaklar birer birer patlamaya başladı,içeride kahkahalar yankılanmaya başladı ve bütün meşalelerin alevleri devasa bir şekilde parlamaya başladı." "Büyük sunağın önündeki tahtında belirdi Khard." " Bütün efsanelerde anlatıldığı gibiydi, gözleri alev alevdi, elinde tuttuğu devasa rünlü kılıcı simsiyah ve aynı zamanda kanla kaplıyd." "Şu ölen zavallı kardeşlerimiz, ona karşı hiç bir şansımız olmadığını bile bile üzerine atıldılar" " Sırf biz buraya kadar gelebilelim ve sizlere bunun haberini verebilelim diye " " Khard' ın artık sürgünü bitmiş, ve dünyada yürümek istiyor kardeşlerim, dünyanın sonu yaklaşıyor. " Beni ve beraberimizde gelenleri bunu yaymamız için gönderdi ve onların üzerinede bu laneti yolladı (eliyle çarpıtılmış vücutları gösteriyordu) " Krallıkları uyarmalıyız, yoksa dünyamızın sonuçok yakın."
Bütün halkı onu dehşet içinde dinlemişti, konuşması bittikten sonra kimsenin onu dinleyecek durumu kalmamıştı, hepsi, sanki birden güçlü bir hastalığa yakalanmışlardı. Aslında bu hastalık Khard' ın lanetiydi ve halkı doğruca reislerinin gözlerinin içine bakabilseydi reislerindeki ufak değişikliği görebilirdi. Dünyanın oluşumundan bu güne kadar hiç bir insanoğlunun kızıl göz bebekleri olmamıştı...
Bebeğin feryadıydı kardeşini yataktan kaldıran. Henüz daha beş yaşındaki bu çocuk babasının özlemiyle her gün tarıyordu ufuğu. Belki umutsuz bir seferdi babasının çıktığı, belki gerekliydi. Ama kimse bilmiyordu nedenini. Kim gitmek isterdiki gönüllü olarak, ölüm dağı tepesine. Burası Ölüm tanrısı Khard' ın tek tapınağının olduğu yerdi ve Barbar inanışına göre Yılın belli zamanlarında bu tapınağın sunağına güzel bir kız, yiyecekler ve altınlar bırakılırdı. tapınağa giden yol çok tehlikeliydi. Hem doğal tehlike barındırıyordu, hemde çevrede yaşayan yaratıkların saldırma ihtiamlleri vardı.
Bebeğin feryadıydı ufukta beliren az sayıdaki atlının fark edilemsini sağlayan. Köyün sakinlerinin hem sevinç hemde hüzünle karşılağını bir görüntü. Giden onaltı atlıdan geriye dönen sayısı sekizdi. Yoldakarşılastıkları tehlikelermiydi barbarların canını alan, yoksa bu yıl vermek istemedikleri kan harcımıydı bilinmezdi.
Bebek bile şimdi nefesini tutuyordu, gelen barbarları izlerken. Ölümlerin nedenini merak ediyordu herkez, Ölüm dağında yaşanılanları. Adamlar yaklaştıkça anlatılmaya gerek kalmıyordu aslında, üzerlerindeki kesikler, yarıklar ve yaralı iki barbarın vucut şekilleri bütün her şeyi anlatıyordu. Kan içinde kalan adamlar atlarından inmek yerine yere düştüler. Yorgunluktan bittikleri her hallerinden belliydi. Köydeki insanlar yardımlarına koştular hemen. Hepsini evlere taşıdılar ve köyün doktoru olarak bilinen Theluin geldi yardımlarına. Önce adamları temizlediler, sonra yaraları. Ama geri dönen grupta iki kişi vardıki hiçbir doktor, hiçbir büyücü, hiçbir rahip bu vicutları düzeltemezdi. Kolları öyle bir şekilde kırılmıştıki, kol olduğunu anlamak mümkün değildi. Kafaları öyle bir şekilde ezilmiştiki kafa yerine sadece et parçası ve kemik kalmış gibiydi. Vicutları öyle bir çarpılmıştı ve yaralanmıştıki ne içlerinde pek fazla organları kalmıştı, nede vicut şekilleri kalmıştı.
Sonuda grup lideri Pallaidan konuştu, orada olanları bir bir anlattı halkına. Bütün halkı dehşete düşmüş, olanlara inanamazlıkla ona bakıyordu. Onu dinlerlerken kanları çekiliyordu;
"Tapınağa girip Kan Harcı' nı ödemeyeceğimizi haykırdık." Suratı nefret kusuyordu, mimikleri bir delininkiler gibiydi, sürekli şekil değiştiriyordu ve bir gözü seyiriyordu. "Haykırmamızın ardından kapıdan buz gibi bir esinti geldi, ensemizdeki tüylerin titrediğini hissettik." "Kapıya dönüp baktığımızda orada ufacık bir yaratık vardı."Gözleri korku içindeydi, elleri titremeye başlamıştı. " Ufak bir oğlan çocuğundan büyük olmayan bu yaratık bize Khard'ın hizmetkarı olduğunu ve böyle br aptallığı gerçekten yapmak istemeyeceğimizi söyledi." "Ona güldüm, senin gibi mahluklara artık bir şey getirmeyeceğiz, önümüzden çekil yoksa kafanı duvara asarım dedim" "Tiz çığlığını attı ve bende ona söz verdiğim gibi kafasını uçurdum." " Sanırım bu hareketim Khard' ı çok kızdırmıştıki tapınaktaki sunaklar birer birer patlamaya başladı,içeride kahkahalar yankılanmaya başladı ve bütün meşalelerin alevleri devasa bir şekilde parlamaya başladı." "Büyük sunağın önündeki tahtında belirdi Khard." " Bütün efsanelerde anlatıldığı gibiydi, gözleri alev alevdi, elinde tuttuğu devasa rünlü kılıcı simsiyah ve aynı zamanda kanla kaplıyd." "Şu ölen zavallı kardeşlerimiz, ona karşı hiç bir şansımız olmadığını bile bile üzerine atıldılar" " Sırf biz buraya kadar gelebilelim ve sizlere bunun haberini verebilelim diye " " Khard' ın artık sürgünü bitmiş, ve dünyada yürümek istiyor kardeşlerim, dünyanın sonu yaklaşıyor. " Beni ve beraberimizde gelenleri bunu yaymamız için gönderdi ve onların üzerinede bu laneti yolladı (eliyle çarpıtılmış vücutları gösteriyordu) " Krallıkları uyarmalıyız, yoksa dünyamızın sonuçok yakın."
Bütün halkı onu dehşet içinde dinlemişti, konuşması bittikten sonra kimsenin onu dinleyecek durumu kalmamıştı, hepsi, sanki birden güçlü bir hastalığa yakalanmışlardı. Aslında bu hastalık Khard' ın lanetiydi ve halkı doğruca reislerinin gözlerinin içine bakabilseydi reislerindeki ufak değişikliği görebilirdi. Dünyanın oluşumundan bu güne kadar hiç bir insanoğlunun kızıl göz bebekleri olmamıştı...
Toplam Trackbacks 0














