description
salem cadıları
Posted 11-10-2007 at 20:39 by marlasinger
Salem cadılarının bilinen öyküsü söyle; Aslında Salem Cadılarının (gerçek cadı oldukları şüphe g*türür bir gerçek) 1692-93 yılları arasında yaklaşık 130-140 kişinin tutuklanmasına ve 19 kişinin asılmasına ve 1 kişinin de ezilerek öldürülmesine sebep olan kızlar oldukları sanılmaktadır.
İngiliz kolonilerinin yasadığı Massachusetts yakınlarında bulunan Salem Kasabasının önde gelen tüccarlarından, Samuel Paris, bir dönem Barbados'la ticaret yapmış, oradan gelirken de yanında esine ev islerinde yardımcı olabileceklerini düşündüğü bir çift köle getirmişti;John ve Tituba.
Tituba, Paris'lerin 9 yasındaki kızı Betty ve 11 yasındaki yeğenleri Abegail'in bakıcılığını yapıyordu. Özellikle kisin soğuk havalarda kızlar evin dışına çıkamıyorlar ve vakitlerinin çoğunu Tituba'nin yanında geçiriyorlardı. O da onlara can sıkıntılarını atmaları için bir sürü vudu büyücüleri ve büyüleri içeren Barbados hikayeleri anlatıyordu. Onları sok edebilecek kadar ilginç ve kötü öğeler içeren bu hikayelerden etkilenmeye başlayan kızlar, çok geçmeden Tituba'dan aldıkları bilgilerle kasabadaki yaşıtları olan diğer kızlarla birlikte karanlık islerle uğraşmaya başladılar. İlk zamanlar bir bardak içindeki suya yumurta akı koymak suretiyle ilkel olarak oluşturdukları kristal kürelerde birbirilerinin fallarına baktılar, birbirlerinin kocalarının neye benzeyeceği konusunda yorumlar getiriyorlar ve eğleniyorlardı. Ancak eğlenceli ve can sıkıntısını gideren bir oyun gibi devam eden olay, bir kabusa dönüşmeye başladı.
1692 yılının Ocak ayından sonra, kızlar sara gibi nöbetler geçirmeye, garip sesler çıkarmaya, yerlerde ve çukurlar içinde sürünmeye, acı içinde vücutlarının eğip bükmeye başladılar. Kızlar, Tituba'nin büyüleriyle olan ilgilerini gizlemek için mi yoksa gerçekten büyülenmiş olabileceklerinden korktuklarından mi bilinmez; kasabada o güne kadar bu tür olaylarla hiç adları geçmemiş cadıları (!) suçladılar.
O dönemlerde cadı büyülerinin hastalık ve ölüm sebebi olduğuna ve cadıların güçlerini Seytan'in kendisinden aldıklarına inanılırdı. Bu sebeple bu acılar içindeki masum (!) görünüşlü kızların acılarının sona erdirilmesi için onları bu hale koyan cadıların bulunmasına karar verildi. Soruşturma sırasında kendi yaptıklarının ortaya çıkmasından korkan kızlar bazı isimler vermeye başladılar. Soruşturmadan hemen önce, Mary'nin teyzesi cadıları bulmak için büyüden yararlanmak istedi ve Tituba'ya tarifi eski İngiliz reçetelerinden alınan bir Cadı Pastası yapmasını emretti. Çavdar ve büyülenmiş kızların çisleriyle yapılacak olan pasta, bir köpeğe yedirilecekti. Sonrasında da köpek ya çıldıracaktı ya da gidip yeni sahibi olan cadıyı bulacaktı. Paris, Seyhan'dan kurtulmak için Seyhan'dan fayda bekleyen bu kadına çok kızmıştı, fakat artık olanlar olmuştu. Paris kilisede; "Aramızda Şeytan geziniyor, Öfkesi yıkıcı ve korkunç olacak ve en kötüsü ne zaman susturulabileceğini ancak ve ancak Tanrı bilir" diye konuşma yaptı.
İlk suçlananlar; Tituba, kocasının yokluğu zamanında ailesiyle tek basına kalan Sabah Good ve uşağı ile evlenmeden ayni evde nikahsız yasayan yaslı kadın Sabah Osborne oldular ve bu üç kadın hemen tutuklanarak mahkemeye çıkarıldılar. Kadınların sorguları esnasında ise küçük kızlar (Cadılar) sara nöbetleri geçirmeye başladılar ve cadıların hayaletlerinin mahkeme salonunda dolaştıklarını, onlara; saldırıp tırnakladıklarını, ısırdıklarını söylediler. Mahkeme heyeti tarafından bunları yaptırmamaları konusunda uyarı alan Sabah Good ve Sabah Osborne masum olduklarını ve olaylarla bir ilgileri olmadıklarını yinelediler. Cadı pastası olayından bu yana sürekli olarak Paris'ten dayak yiyen ve küçük kızlara anlattığı hikayelerin ortaya çikmasindna korkan Tituba, cadı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Kendisini kurtarmak için ise; kapkara bir köpeğin onu tehdit ettiğini ve kızlara işkence yapması için zorladığını, biri kırmızı diğeri siyah iki kedinindi onu emri altına almış olduğunu söyledi. Ayrıca geceleri her iki Sabah ve onların hayvanları ile birlikte cadı toplantılarına uçarak gittiklerini anlattı. Bununla birlikte onu evvelki gece küçük Ann'iye saldırmak için zorladıklarını söyledi. Bu itiraflar sırasında "Bir evvelki gece cadılar benim kafamı kesmeye çalıştılar" diyerek bağırdı Ana. Bunun üzerine küçük Ann'iden de tasdik gelince kadınların üçünündü cadı (!) olduklarına kesinlik getirildi. Tituba ölüme gideceğini anlayınca esas büyük darbeyi Sadem Kasabasına indirmeye karar verdi ve cadıların üç kişiyle sinirli olmadığını açıkladı. Ona göre Salem'de 6-7 kişilik bir cadı grubu vardı ve bu grup uzun boylu, beyaz saçlı ve hep siyah cübbeler giyen gizemli bir adam tarafından yönetiliyordu. Sonraki günlerdeki sorgularında Tituba siyahlar içindeki bu adamın gelip kendisine defalarca Seytan'in defterini imzalatmaya çalışmıştı ve o arada defterde Salem'de yasayan 9 kişiye ait imzayı gördüğünü anlattı. Kızların üzerinden hayaletleri çekmesi için uyarılan kadınlardan yaslı olan Sarah Osborne ağır zincirlere dayanamadı ve öldü. Bu dava içindeki ilk ölümdü. Böylece ilk iki Cadı (!) Boston hapishanesine gönderilirken mahkeme heyeti diğer cadıların peşine düşmeye karar verdi.
Kasabada yasayan cadı grubunun haberini alan mahkeme kızları daha fazla isim vermeleri için zorlayınca, Ana R. daha önceden intikam duygusuyla dolu olan annesinindi zoruyla kasabanın kongre üyelerinden birisinin karisi olan Martça Corey'i suçladı. Martça küçük Ann'iyi bu saçma suçlamadan vazgeçirmek için onu ailesinin yanında ziyarete gitti. Ancak Ana korkunç nöbetler geçirmeye başladı ve onun hayaletinin bir adamı kazan içinde pişirirken gördüğünü söyledi. Kızlardan Merci ise, başka cadılarında ona katıldığını ve kendisini Seytan'in defterini imzalaması için zorladıklarını anlattı. Marta Corey mahkemede kendisini savunurken oldukça basarili idi. Ne vaki kızlar onun savunması sırasında derin acılar içindeydiler ve mahkemeye ısırık izlerini gösteriyorlardı. Kasaba Heyetinden olan Kocası bile onu itiraf etmesi için zorlamıştı. Bir sonraki sanık ise bölgenin önde gelen isimlerinden Rebecca Nursa idi. İlk mahkeme sırasında eğer bu iki kadın suçlanmış olsalardı sanırız ki mahkeme heyeti kızları yalancılıkla suçlayacaktı. Ancak olaylar öyle bir hal almıştı ki herkes kızların ağızlarından çıkacak isimlere bakıyordu. Rebbeca'yida yine Ana R. annesi suçlamıştı. Diğer kızların da kendilerini tasdikleşesi üzerine aslında kilise mensubu olan bu kadında okkanın altına gitti. Bu arada Sabah Good'un 4 yasındaki kizida bu suçlamalardan nasibini aldı ve annesi ile birlikte çalışmaktan suçlandı. Bu karambol esnasında Mary'nin yanlarında hizmetçi olarak çalıştığı Procten ailesi (Ki bu aile eğer nöbetler geçirmeye devam ederse Mary'i çok kötü döveceklerini söylemişlerdi ve bu da bir nevi cadılık sayılırdı), Rebbeca'nin kizkardesi (çünkü ablasının asilsiz olarak suçlandığını iddia ediyordu) ve tabici meşhur Tituba'nin herselden habersiz kocası John tutuklandılar. Kızlardan Abegail ise Mary'i defteri imzalamış olmakla suçladı (Çünkü Marj yanında çalıştığı aileden korkmuş ve yaptığı suçlamaları geri çekmek zorunda kalmıştı). Böyle küçük kızlar kendi aralarında bir oto kontrol mekanizmasını oluşturdular. Ya cadı olarak birilerini suçlamak zorundaydılar ya da kendileri cadı olarak suçlanacaklardı. Marj ile Martha'nin kocası olan Giles, uzun yıllardır Sadem Kasabasında yasayan ve Sansasyonel partiler veren Bridget Bishotl ve zaten akli yerinde olmayan ve cadı suçlamasını seve kabul eden Abegail Hobes'ta tutuklandılar.
Nisan ayında mahkeme, bu akli bozuk kadinin suçlamalarına dayanarak kasabadan 9 kişiyi daha tutukladı. (Çok yaslı bir adam olan Nenemi ah, kendi anne ve babası, Birdget'in oğlu ve karisi, Rebbeca'nin diğer kardeşi Marj Esti, Zenci bir köle, Sabah Wilds ve Zengin bir tüccarın karisi olan Lika English). Artık mahkemeye sanık olarak sadece Sadem Kasabasındakiler değil komşu kasabadakiler bile çağrılır hale gelmişti olaylar. Sanıklar sürekli iddiaları reddediyor, kızlar ise ısrarla nöbet ve çiğlik krizleri ile birlikte onları suçlamaya devam ediyorlardı. Yeni sanıklardan ise sadece Nenemiah'in bir cadı olmadığını açıkladılar. Bu hesaplarına göre onlar; yaslı, savunmasız ve suçsuz insanları suçlamayacak kadar masum (!) ve acı çeken zavallı (!) kızlardı. Diğerleri ise tutuklandılar. Olaylar çok kısa süre içinde gelişiyordu. Nisan ayinin sonuna gelindiğinde ise 6 cadı (!) daha tutuklandı. Artık sanıklar ve hikayeleri o kadar çok artmıştı ki herkes olayın baslangini bile unutmaya başlıyordu nerdeyse.
Bu hikayeler içinde en ilginç olanlardan birisi ise söyle gelişmişti: Maine'de oturan George Burroughs tutuklandı ve mahkemeye çıkarıldı. Eski zamanlarda Sadem Kasabasında bir süre papazlık yapmış bir adamdı ve o dönemde kasaba sakinlerinin bir kısmi ile tabici özellikle Ana R. annesi ile pek geçinememişti ve bu da intikam için oldukça iyi bir yoldu. Onu ilk suçlayan Ana R., bir papazin kendisine imzalaması için defteri getirdiğini ve adinin ise Burroughs olduğunu söylediğini, bundan önce ise bir çok insani kurban ettiğini artık kendisinin cadi'dan bile üstün mertebede şeytana çok yakın bir varlık olduğunu anlattı. Senaryo birbirine çok iyi bağlanıyordu. Herkes Tituba'nin bahsettiği siyah cübbeli adamın bu olduğuna emin olmuştu.
Mahkeme cadı grubunun efendisini, şeytanin uşağını yakalamış olmakla müthiş bir gurur duymaya başladı ve tutuklanmalar son hızıyla devam etti. 1692 yılı Mayıs ayinin sonu geldiğinde küçük kızların suçlamaları yüzünden hapiste ve sorguda olmak üzere nerdeyse 95-100 kişi kadar tutuklanmıştı. Bazı yasal zorunluluklardan dolayı bu suçlular bir üst mahkemeye çıkana kadar beklemek zorundaydılar. Massachusetts'sen yetkili bir yargıç gelince asil davalar Haziran ayini buldu. Davası ilk sonuçlanan Bridget Bisholt oldu iki gün sonrada asildi. Bu arada Yargıçlardan birisi kızların mahkeme sırasında gördükleri hayaletlerin yeterli delil olusturmayacagini ve davaların düşmesi gerektiğini savunarak mahkeme heyetinden ayrıldı.
Tabi ki onun bu hareketi cadılıkla suçlanmasına sebep oldu. Masum (!) kızlar önlerinde hiçbir engel tanımıyorlardı. Bu hayalet görme olayları mahkeme heyetince de çeşitli uzun tartışmalara konu oldu ve sonuç olarak bunların tam bir delil teşkil edilemeyecigine karar verildi ve başka güvenilir yollar aramaya başladılar. Cadıları kızlara dokundurmaya karar verdiler ve bu da diğerinden farklı değildi.
Kızlar acı dolu çığlıklarla nöbetler geçirmeye devam ettiler ve sonuçta 20 Hazirana gelindiğinde 6 kişinin daha asılmasına karar verilmişti bile. Bu arada mahkeme sırasında ilginç bir lanet olayda oldu. Mahkeme başladığından beri cadı avcısı olarak bulunan Peder Noyes Sabah Good'u itiraf etmeye zorluyordu. Fakat Sabah kendisine "Ben senin bir büyücü olduğundan daha fazla cadı değilim. Eğer sen simdi canimi alırsan, bir gün Yüce Tanrı sana içmen için bolca kan verecek" diye haykırdı.
Peder Noyes olaylardan yaklaşık 25 yıl sonra büyük bir iç kanama geçirdi ve öldü. Kızlar artık kasaba içinde erişilmez bir güce sahip olmuşlardı. Bu arada komşu kasabadaki cadıları (!) tanımadıkları için isimlerini bilmiyorlar ve oradaki halktan bazılarını çağırıp dokunma testi yapıyorlardı. Bu arada bazı sanıklarda kendilerini idamdan kurtarabilmek için başkalarının isimlerini veriyor beni olaya bu zorladı, bana söyle yapmamı söyledi gibi yalanlarla davayı dallandırıp budaklandırıyorlardı.
Komşu kasabadan bir yargıç ve eski bir valinin oğlunu suçladılar, iŞin en ilginci ise ayni kasabadan iki köpekte bu suçlamalardan nasibini aldı. Yüzlerce insan yargılandı bir o kadarı dokunma testinden geçti. Ağustos ayına gelindiğinde 4 kişi daha darağacında sallandı. Peder Burroughs ise tam asılmadan önce yüksek sesle dua ederek izleyenler ve halkın arasında söylentilere neden oldu. Çünkü o zamanki inanışlara göre Şeytan ya da onun uşakları dua edemezlerdi. Ancak kızların bastırılamaz hırsları sayesinde o da asılmaktan kurtulamadı ve Hıristiyan adetlerine göre gömülmeyi haketmedigi için bir tepe üzerindeki sığ ve küçük mezara diğerlerinin yanına gömüldü.
Eylül ayında ise ayni tepedeki mezarlara 8 kişi daha gönderildi. Yargılama sırasında suçlamaları asla kabul etmeyen zengin ve varlıklı Giles Cokey, dava sonucunda mal varlığına el konulacağını biliyordu. Bunun olmasını istemediği için davaya bakan mahkemeyi tanımadığını söyledi. Böylece mahkeme dayama bakamayacağı gibi mal varliginida korumuş olacaktı. Ancak Mahkemenin buna tepkisi hiçte Corey'in beklediği gibi olmadı. Sadem meydanında halka açık bir yerde Cokey yere zincirlendi ve üzerinde büyük bir tahta plaka konuldu. Bu plakanın üstü çok ağır bir tas yığını ile kapatıldı.
Cokey ezilmeye başlamıştı ancak yinede itiraf etmiyordu suçunu ve üstüne üstlük daha fazla tas koymaları için onlara bağırıyordu. Bir ara fazla basınçtan dili bile dışarıya fırlamıştı. Daha fazla tas konulduğu zaman Cokey dayanamadı ve öldü. Daha sonra olaya bir açıklık küçük Ann'iden geldi. Cokey Şeytanin defterini imzalarken asılarak ölmeyeceğine dair Şeytandan garanti almıştı. O dönemde kimse tarafından tam olarak bilinmese bile bunlar son idamlardı. Kızların suçlamaları tam bir histeri krizi durumuna ulaşmıştı ve en sonunda Mahkeme Heyeti Başkanı Phips'in karisini bile cadılıkla suçladılar. Bunun sonrasında 29 Ekim tarihinde Phisp mahkemeyi dağıttı, fakat hapishaneler cadılarla (!) doluydu. İşlemlerin bitirilmesi için umumi mahkemeler görevlendirildi, artık davalara Salem'de değil her cadının kendi yasadığı kasabada bakılıyordu.
Olayların sonuna doğru kızların gördüğü hayaletler mahkemece delil olarak kabul edilmeyince suçlamaların büyük bir kısmi düşmüş oldu. En son davaya ise Mayıs 1693 yılında bakıldı ve kalan diğer tüm sanıklar suçsuz bulundu. Böylece kabus artık sona eriyordu. Aslında olayların başlamasına sebep olduğuna inanılan Tituba serbest bırakıldı ve mahkeme masraflarının karşılanabilmesi için bir köle tacirine satıldı. (Mahkemeye Özel Not: O dönemlerde sanıkların çoğu suçlamaları inkar ettikleri için tutukluluk süreleri ve davaları uzun sürmüştü ve tabici işkence gördüklerime katılırsa ortaya çıkan tüm masraflar sanıklara ödettirildi.)
O dönemlerde yaşanan olaylar bu güne kadar video film piyasalarında bulunan bir çok filme konu olmuştur ve hala Sadem kasabasına bir çok turist çekiyor. Cadıların (!) gömüldükleri o sığ mezarların bulunduğu tepe aslında çoktan yüksek binalarla kaplanmış durumda ama söylentilere göre hala asılanların hayaletleri ortalıklarda dolanmaktadır...
İngiliz kolonilerinin yasadığı Massachusetts yakınlarında bulunan Salem Kasabasının önde gelen tüccarlarından, Samuel Paris, bir dönem Barbados'la ticaret yapmış, oradan gelirken de yanında esine ev islerinde yardımcı olabileceklerini düşündüğü bir çift köle getirmişti;John ve Tituba.
Tituba, Paris'lerin 9 yasındaki kızı Betty ve 11 yasındaki yeğenleri Abegail'in bakıcılığını yapıyordu. Özellikle kisin soğuk havalarda kızlar evin dışına çıkamıyorlar ve vakitlerinin çoğunu Tituba'nin yanında geçiriyorlardı. O da onlara can sıkıntılarını atmaları için bir sürü vudu büyücüleri ve büyüleri içeren Barbados hikayeleri anlatıyordu. Onları sok edebilecek kadar ilginç ve kötü öğeler içeren bu hikayelerden etkilenmeye başlayan kızlar, çok geçmeden Tituba'dan aldıkları bilgilerle kasabadaki yaşıtları olan diğer kızlarla birlikte karanlık islerle uğraşmaya başladılar. İlk zamanlar bir bardak içindeki suya yumurta akı koymak suretiyle ilkel olarak oluşturdukları kristal kürelerde birbirilerinin fallarına baktılar, birbirlerinin kocalarının neye benzeyeceği konusunda yorumlar getiriyorlar ve eğleniyorlardı. Ancak eğlenceli ve can sıkıntısını gideren bir oyun gibi devam eden olay, bir kabusa dönüşmeye başladı.
1692 yılının Ocak ayından sonra, kızlar sara gibi nöbetler geçirmeye, garip sesler çıkarmaya, yerlerde ve çukurlar içinde sürünmeye, acı içinde vücutlarının eğip bükmeye başladılar. Kızlar, Tituba'nin büyüleriyle olan ilgilerini gizlemek için mi yoksa gerçekten büyülenmiş olabileceklerinden korktuklarından mi bilinmez; kasabada o güne kadar bu tür olaylarla hiç adları geçmemiş cadıları (!) suçladılar.
O dönemlerde cadı büyülerinin hastalık ve ölüm sebebi olduğuna ve cadıların güçlerini Seytan'in kendisinden aldıklarına inanılırdı. Bu sebeple bu acılar içindeki masum (!) görünüşlü kızların acılarının sona erdirilmesi için onları bu hale koyan cadıların bulunmasına karar verildi. Soruşturma sırasında kendi yaptıklarının ortaya çıkmasından korkan kızlar bazı isimler vermeye başladılar. Soruşturmadan hemen önce, Mary'nin teyzesi cadıları bulmak için büyüden yararlanmak istedi ve Tituba'ya tarifi eski İngiliz reçetelerinden alınan bir Cadı Pastası yapmasını emretti. Çavdar ve büyülenmiş kızların çisleriyle yapılacak olan pasta, bir köpeğe yedirilecekti. Sonrasında da köpek ya çıldıracaktı ya da gidip yeni sahibi olan cadıyı bulacaktı. Paris, Seyhan'dan kurtulmak için Seyhan'dan fayda bekleyen bu kadına çok kızmıştı, fakat artık olanlar olmuştu. Paris kilisede; "Aramızda Şeytan geziniyor, Öfkesi yıkıcı ve korkunç olacak ve en kötüsü ne zaman susturulabileceğini ancak ve ancak Tanrı bilir" diye konuşma yaptı.
İlk suçlananlar; Tituba, kocasının yokluğu zamanında ailesiyle tek basına kalan Sabah Good ve uşağı ile evlenmeden ayni evde nikahsız yasayan yaslı kadın Sabah Osborne oldular ve bu üç kadın hemen tutuklanarak mahkemeye çıkarıldılar. Kadınların sorguları esnasında ise küçük kızlar (Cadılar) sara nöbetleri geçirmeye başladılar ve cadıların hayaletlerinin mahkeme salonunda dolaştıklarını, onlara; saldırıp tırnakladıklarını, ısırdıklarını söylediler. Mahkeme heyeti tarafından bunları yaptırmamaları konusunda uyarı alan Sabah Good ve Sabah Osborne masum olduklarını ve olaylarla bir ilgileri olmadıklarını yinelediler. Cadı pastası olayından bu yana sürekli olarak Paris'ten dayak yiyen ve küçük kızlara anlattığı hikayelerin ortaya çikmasindna korkan Tituba, cadı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Kendisini kurtarmak için ise; kapkara bir köpeğin onu tehdit ettiğini ve kızlara işkence yapması için zorladığını, biri kırmızı diğeri siyah iki kedinindi onu emri altına almış olduğunu söyledi. Ayrıca geceleri her iki Sabah ve onların hayvanları ile birlikte cadı toplantılarına uçarak gittiklerini anlattı. Bununla birlikte onu evvelki gece küçük Ann'iye saldırmak için zorladıklarını söyledi. Bu itiraflar sırasında "Bir evvelki gece cadılar benim kafamı kesmeye çalıştılar" diyerek bağırdı Ana. Bunun üzerine küçük Ann'iden de tasdik gelince kadınların üçünündü cadı (!) olduklarına kesinlik getirildi. Tituba ölüme gideceğini anlayınca esas büyük darbeyi Sadem Kasabasına indirmeye karar verdi ve cadıların üç kişiyle sinirli olmadığını açıkladı. Ona göre Salem'de 6-7 kişilik bir cadı grubu vardı ve bu grup uzun boylu, beyaz saçlı ve hep siyah cübbeler giyen gizemli bir adam tarafından yönetiliyordu. Sonraki günlerdeki sorgularında Tituba siyahlar içindeki bu adamın gelip kendisine defalarca Seytan'in defterini imzalatmaya çalışmıştı ve o arada defterde Salem'de yasayan 9 kişiye ait imzayı gördüğünü anlattı. Kızların üzerinden hayaletleri çekmesi için uyarılan kadınlardan yaslı olan Sarah Osborne ağır zincirlere dayanamadı ve öldü. Bu dava içindeki ilk ölümdü. Böylece ilk iki Cadı (!) Boston hapishanesine gönderilirken mahkeme heyeti diğer cadıların peşine düşmeye karar verdi.
Kasabada yasayan cadı grubunun haberini alan mahkeme kızları daha fazla isim vermeleri için zorlayınca, Ana R. daha önceden intikam duygusuyla dolu olan annesinindi zoruyla kasabanın kongre üyelerinden birisinin karisi olan Martça Corey'i suçladı. Martça küçük Ann'iyi bu saçma suçlamadan vazgeçirmek için onu ailesinin yanında ziyarete gitti. Ancak Ana korkunç nöbetler geçirmeye başladı ve onun hayaletinin bir adamı kazan içinde pişirirken gördüğünü söyledi. Kızlardan Merci ise, başka cadılarında ona katıldığını ve kendisini Seytan'in defterini imzalaması için zorladıklarını anlattı. Marta Corey mahkemede kendisini savunurken oldukça basarili idi. Ne vaki kızlar onun savunması sırasında derin acılar içindeydiler ve mahkemeye ısırık izlerini gösteriyorlardı. Kasaba Heyetinden olan Kocası bile onu itiraf etmesi için zorlamıştı. Bir sonraki sanık ise bölgenin önde gelen isimlerinden Rebecca Nursa idi. İlk mahkeme sırasında eğer bu iki kadın suçlanmış olsalardı sanırız ki mahkeme heyeti kızları yalancılıkla suçlayacaktı. Ancak olaylar öyle bir hal almıştı ki herkes kızların ağızlarından çıkacak isimlere bakıyordu. Rebbeca'yida yine Ana R. annesi suçlamıştı. Diğer kızların da kendilerini tasdikleşesi üzerine aslında kilise mensubu olan bu kadında okkanın altına gitti. Bu arada Sabah Good'un 4 yasındaki kizida bu suçlamalardan nasibini aldı ve annesi ile birlikte çalışmaktan suçlandı. Bu karambol esnasında Mary'nin yanlarında hizmetçi olarak çalıştığı Procten ailesi (Ki bu aile eğer nöbetler geçirmeye devam ederse Mary'i çok kötü döveceklerini söylemişlerdi ve bu da bir nevi cadılık sayılırdı), Rebbeca'nin kizkardesi (çünkü ablasının asilsiz olarak suçlandığını iddia ediyordu) ve tabici meşhur Tituba'nin herselden habersiz kocası John tutuklandılar. Kızlardan Abegail ise Mary'i defteri imzalamış olmakla suçladı (Çünkü Marj yanında çalıştığı aileden korkmuş ve yaptığı suçlamaları geri çekmek zorunda kalmıştı). Böyle küçük kızlar kendi aralarında bir oto kontrol mekanizmasını oluşturdular. Ya cadı olarak birilerini suçlamak zorundaydılar ya da kendileri cadı olarak suçlanacaklardı. Marj ile Martha'nin kocası olan Giles, uzun yıllardır Sadem Kasabasında yasayan ve Sansasyonel partiler veren Bridget Bishotl ve zaten akli yerinde olmayan ve cadı suçlamasını seve kabul eden Abegail Hobes'ta tutuklandılar.
Nisan ayında mahkeme, bu akli bozuk kadinin suçlamalarına dayanarak kasabadan 9 kişiyi daha tutukladı. (Çok yaslı bir adam olan Nenemi ah, kendi anne ve babası, Birdget'in oğlu ve karisi, Rebbeca'nin diğer kardeşi Marj Esti, Zenci bir köle, Sabah Wilds ve Zengin bir tüccarın karisi olan Lika English). Artık mahkemeye sanık olarak sadece Sadem Kasabasındakiler değil komşu kasabadakiler bile çağrılır hale gelmişti olaylar. Sanıklar sürekli iddiaları reddediyor, kızlar ise ısrarla nöbet ve çiğlik krizleri ile birlikte onları suçlamaya devam ediyorlardı. Yeni sanıklardan ise sadece Nenemiah'in bir cadı olmadığını açıkladılar. Bu hesaplarına göre onlar; yaslı, savunmasız ve suçsuz insanları suçlamayacak kadar masum (!) ve acı çeken zavallı (!) kızlardı. Diğerleri ise tutuklandılar. Olaylar çok kısa süre içinde gelişiyordu. Nisan ayinin sonuna gelindiğinde ise 6 cadı (!) daha tutuklandı. Artık sanıklar ve hikayeleri o kadar çok artmıştı ki herkes olayın baslangini bile unutmaya başlıyordu nerdeyse.
Bu hikayeler içinde en ilginç olanlardan birisi ise söyle gelişmişti: Maine'de oturan George Burroughs tutuklandı ve mahkemeye çıkarıldı. Eski zamanlarda Sadem Kasabasında bir süre papazlık yapmış bir adamdı ve o dönemde kasaba sakinlerinin bir kısmi ile tabici özellikle Ana R. annesi ile pek geçinememişti ve bu da intikam için oldukça iyi bir yoldu. Onu ilk suçlayan Ana R., bir papazin kendisine imzalaması için defteri getirdiğini ve adinin ise Burroughs olduğunu söylediğini, bundan önce ise bir çok insani kurban ettiğini artık kendisinin cadi'dan bile üstün mertebede şeytana çok yakın bir varlık olduğunu anlattı. Senaryo birbirine çok iyi bağlanıyordu. Herkes Tituba'nin bahsettiği siyah cübbeli adamın bu olduğuna emin olmuştu.
Mahkeme cadı grubunun efendisini, şeytanin uşağını yakalamış olmakla müthiş bir gurur duymaya başladı ve tutuklanmalar son hızıyla devam etti. 1692 yılı Mayıs ayinin sonu geldiğinde küçük kızların suçlamaları yüzünden hapiste ve sorguda olmak üzere nerdeyse 95-100 kişi kadar tutuklanmıştı. Bazı yasal zorunluluklardan dolayı bu suçlular bir üst mahkemeye çıkana kadar beklemek zorundaydılar. Massachusetts'sen yetkili bir yargıç gelince asil davalar Haziran ayini buldu. Davası ilk sonuçlanan Bridget Bisholt oldu iki gün sonrada asildi. Bu arada Yargıçlardan birisi kızların mahkeme sırasında gördükleri hayaletlerin yeterli delil olusturmayacagini ve davaların düşmesi gerektiğini savunarak mahkeme heyetinden ayrıldı.
Tabi ki onun bu hareketi cadılıkla suçlanmasına sebep oldu. Masum (!) kızlar önlerinde hiçbir engel tanımıyorlardı. Bu hayalet görme olayları mahkeme heyetince de çeşitli uzun tartışmalara konu oldu ve sonuç olarak bunların tam bir delil teşkil edilemeyecigine karar verildi ve başka güvenilir yollar aramaya başladılar. Cadıları kızlara dokundurmaya karar verdiler ve bu da diğerinden farklı değildi.
Kızlar acı dolu çığlıklarla nöbetler geçirmeye devam ettiler ve sonuçta 20 Hazirana gelindiğinde 6 kişinin daha asılmasına karar verilmişti bile. Bu arada mahkeme sırasında ilginç bir lanet olayda oldu. Mahkeme başladığından beri cadı avcısı olarak bulunan Peder Noyes Sabah Good'u itiraf etmeye zorluyordu. Fakat Sabah kendisine "Ben senin bir büyücü olduğundan daha fazla cadı değilim. Eğer sen simdi canimi alırsan, bir gün Yüce Tanrı sana içmen için bolca kan verecek" diye haykırdı.
Peder Noyes olaylardan yaklaşık 25 yıl sonra büyük bir iç kanama geçirdi ve öldü. Kızlar artık kasaba içinde erişilmez bir güce sahip olmuşlardı. Bu arada komşu kasabadaki cadıları (!) tanımadıkları için isimlerini bilmiyorlar ve oradaki halktan bazılarını çağırıp dokunma testi yapıyorlardı. Bu arada bazı sanıklarda kendilerini idamdan kurtarabilmek için başkalarının isimlerini veriyor beni olaya bu zorladı, bana söyle yapmamı söyledi gibi yalanlarla davayı dallandırıp budaklandırıyorlardı.
Komşu kasabadan bir yargıç ve eski bir valinin oğlunu suçladılar, iŞin en ilginci ise ayni kasabadan iki köpekte bu suçlamalardan nasibini aldı. Yüzlerce insan yargılandı bir o kadarı dokunma testinden geçti. Ağustos ayına gelindiğinde 4 kişi daha darağacında sallandı. Peder Burroughs ise tam asılmadan önce yüksek sesle dua ederek izleyenler ve halkın arasında söylentilere neden oldu. Çünkü o zamanki inanışlara göre Şeytan ya da onun uşakları dua edemezlerdi. Ancak kızların bastırılamaz hırsları sayesinde o da asılmaktan kurtulamadı ve Hıristiyan adetlerine göre gömülmeyi haketmedigi için bir tepe üzerindeki sığ ve küçük mezara diğerlerinin yanına gömüldü.
Eylül ayında ise ayni tepedeki mezarlara 8 kişi daha gönderildi. Yargılama sırasında suçlamaları asla kabul etmeyen zengin ve varlıklı Giles Cokey, dava sonucunda mal varlığına el konulacağını biliyordu. Bunun olmasını istemediği için davaya bakan mahkemeyi tanımadığını söyledi. Böylece mahkeme dayama bakamayacağı gibi mal varliginida korumuş olacaktı. Ancak Mahkemenin buna tepkisi hiçte Corey'in beklediği gibi olmadı. Sadem meydanında halka açık bir yerde Cokey yere zincirlendi ve üzerinde büyük bir tahta plaka konuldu. Bu plakanın üstü çok ağır bir tas yığını ile kapatıldı.
Cokey ezilmeye başlamıştı ancak yinede itiraf etmiyordu suçunu ve üstüne üstlük daha fazla tas koymaları için onlara bağırıyordu. Bir ara fazla basınçtan dili bile dışarıya fırlamıştı. Daha fazla tas konulduğu zaman Cokey dayanamadı ve öldü. Daha sonra olaya bir açıklık küçük Ann'iden geldi. Cokey Şeytanin defterini imzalarken asılarak ölmeyeceğine dair Şeytandan garanti almıştı. O dönemde kimse tarafından tam olarak bilinmese bile bunlar son idamlardı. Kızların suçlamaları tam bir histeri krizi durumuna ulaşmıştı ve en sonunda Mahkeme Heyeti Başkanı Phips'in karisini bile cadılıkla suçladılar. Bunun sonrasında 29 Ekim tarihinde Phisp mahkemeyi dağıttı, fakat hapishaneler cadılarla (!) doluydu. İşlemlerin bitirilmesi için umumi mahkemeler görevlendirildi, artık davalara Salem'de değil her cadının kendi yasadığı kasabada bakılıyordu.
Olayların sonuna doğru kızların gördüğü hayaletler mahkemece delil olarak kabul edilmeyince suçlamaların büyük bir kısmi düşmüş oldu. En son davaya ise Mayıs 1693 yılında bakıldı ve kalan diğer tüm sanıklar suçsuz bulundu. Böylece kabus artık sona eriyordu. Aslında olayların başlamasına sebep olduğuna inanılan Tituba serbest bırakıldı ve mahkeme masraflarının karşılanabilmesi için bir köle tacirine satıldı. (Mahkemeye Özel Not: O dönemlerde sanıkların çoğu suçlamaları inkar ettikleri için tutukluluk süreleri ve davaları uzun sürmüştü ve tabici işkence gördüklerime katılırsa ortaya çıkan tüm masraflar sanıklara ödettirildi.)
O dönemlerde yaşanan olaylar bu güne kadar video film piyasalarında bulunan bir çok filme konu olmuştur ve hala Sadem kasabasına bir çok turist çekiyor. Cadıların (!) gömüldükleri o sığ mezarların bulunduğu tepe aslında çoktan yüksek binalarla kaplanmış durumda ama söylentilere göre hala asılanların hayaletleri ortalıklarda dolanmaktadır...
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
-
Bunu duymuştum. Yani vampir olduğumdan o zamanlar anlatmışlardı böyle böyle oldu diye. Ortaçağda her şey daha iyiydi şimdi herkes özenti olmuş.Posted 22-10-2007 at 00:03 by nacre
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0
















