Ölü adam ( Dead man )
Posted 28-01-2008 at 15:56 by marlasinger
Mutluluk dolu gençlik, yaklaş yanıma.
Aydınlanan sabahı gör.
Yeni doğan gerçeğin görüntüsünü.
Kuşku yok oldu. Yok oldu, sebeplerin bulutları.
Karanlık kavgalar, yanıltıcı anlaşmazlıklar.
Delilik sonsuz bir labirenttir,
Birbirine dolanmış kökler yollarını bulamaz.
Ne çoğu düştü orada!
Tüm gece boyunca ölülerin kemikleri üzerinde
Tökezleyerek yürürler.
Bilmediklerini hissederek, ama özen göstererek.
Başkalarına yol göstermek isterler,
Kendilerine yol gösterilmesi gerekirken...
William Blake I Masumiyet ve deneyim şarkıları
Amerikan Bağımsız sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Jim Jarmusch’ dan hayat, ölüm, Amerika’ nın diğer yüzü ve daha pek çok şey üzerine 121 dakikalık siyah beyaz, minimalist ve büyüleyici bir başyapıt.
“Birbirine benzer şeyler, doğada birbirine benzemek için büyür ve konuşan kayalar uzun süre güneşe bakarak uzanırlar. Bazıları onların şimşekle birlikte indiklerine inanıyor ama ben yerde olduklarına ve aşağı doğru fırlatıldıklarına inanıyorum.”
** Dead Man’ de hikayeyi takip etmek adına diyalogların açıklayıcılığına pek de lüzum yok. Blake’ in silahından çıkan ölümcül şiirini Jarmusch da bir şiir gibi anlatmış. Bu şiirsellikte, akıllı, çekildiği dönemin favori kavramlarından “farkındalık” la gayet içli dışlı ama yine de sahici bir duygusallık var. Dead Man’ de gerçeküstü herhangi bir unsur bulunmamasına rağmen, filmden geriye gerçeküstü bir hissin kalması biraz da bundan. Filmi kare kare anlatılmış uzun bir hikayedense, atmosferinin yoğunluğuyla saklamanız daha büyük ihtimal. **
“Her gece ve her sabah, doğar bazıları acıya.Her sabah ve her gece doğar bazıları tatlı hazza. Doğar bazıları sonsuz geceye...”
William Blake sıradan, basit bir hayatı olan Cleveland’ lı birmuhasebecidir. Çantasında kendisine uygun bir iş olduğunu konfirme eden mektubu ve cebinde daha iyi bir iş hayaliyle tekinsiz kasaba Machine’ e gelir. Blake burada iş yerine suça bulaşır. Tek gecelik kaçamak sonucu beraber olduğu kadının sevgilisi tarafından göğsünden vurulur, kadının sevgilisi olan öldürdüğü adam ise iş görüşmesi için geldiği metal işetmesinin ve kasabanın tek hakimi olan acımasız Dickinson’ ın oğludur.
Dickinson, Blake’ in yakalanması ve cezalandırılması için yöredeki tüm azılı haydutları ve polisleri bu işe seferber eder ve Blake’ in başına yüklü miktarda bir para ödülü koyar. Bundan sonrasıysa Blake için yeni ve daha da tuhaf bir yolculuğun başlangıcı demektir.
“Kalbinin yanında beyaz adamın metali var.Kesip çıkarmaya çalıştım, ama çok derinde. Bıçak kalbini kesebilir ve ruhunu özgürleştirebilir, ap-tal beyaz adam...”
William Blake’ in bu sırada tesadüfen tanıştığı Nobody adlı sıra dışı ve bilge kızılderili, onun bu yabancı topraklardaki kaçış ve hesaplaşmasının rehberi olacaktır adeta. Gerçekten de bilgedir Nobody, hatta genç adamın ölü şair William Blake olduğuna inanacak kadar da hayat deneyimleri sonucu kendini yetiştirebilmiş bir kızılderilidir.
“ Seni sudan yapılmış bir köprüye götüreceğim. Sonra da dünyanın bir sonraki seviyesine götürüleceksin, William Blake’ in geldiği yer. Ruhunun ait olduğu yer. Denizin gökyüzüyle buluştuğu yerdeki aynadan geçtiğine emin olmalıyım.”
Nobody, Blake’ i son yolculuğuna kızılderili köklerinin kendine özgü ritüelleriyle hazırlarken, Jarmusch’ un gözünden de Blake’ in kendini bu sona bilinçli olarak veya farketmeden hazırlayışını görürüz. Nefes kesen siyah beyaz karelerde Blake ölü bir ceylanın yanına uzanır, doğal bir teslimiyet duygusu ve anne karnındaki cenin pozisyonuyla. Belki de filmin en anlamlı sahnesidir bu, Blake artık hazırdır.
“- Artık ayrılma zamanı William Blake. Geldiğin yere geri dönme zamanı.
- Cleveland’ a mı?
- Tüm ruhların geldiği ve geri döndüğü yere. Bu dünya artık seni ilgilendirmeyecek.”
Nobody, Blake’ i kendisi için sedir ağacından özel olarak yapılan kanosuna bindirir. Sakin nehirde ilerlerken kano, nehrin dingin yüzeyine akmaktadır hala Blake’ in kanı, bileğinden. Ve bu ıssız, ürküten coğrafyadaki macerası boyunca Blake’ in yakasını bırakmayan kötülük finalde de sürer. Son yolculuğunda onu yalnız bırakmayan Nobody, Blake’ in tetikçilerinden birinin son kurbanı olur. Blake ise elinden hiçbir şey gelmeden sadece izleyerek karşılar bu ölümü. Kaçınılmaz son burada da galip gelmiştir, hep olageldiği gibi. Ve Blake’ in bu dünyaya ait hafızasındaki son fotoğraf da bu olur, kano dingin nehirde sonsuza doğru yol alırken.
Kovboy filmlerine saygıda kusur etmezken, dokusundan karakterlerine dek şimdiye değin hiç görmediğimiz kadar gerçek ve ürküten bir kasaba atmosferiyle yüzleştiriyor ve beyazperdede bize pek gösterilmese de aslında halen varlığını sürdüren, Amerika’ nın bambaşka bir yüzüne götürüyor bizi Jim Jarmusch.
Bakir topraklardaki Western fonunda dışa kapalı ve tutucu, yabancı kavramına karşı tedirgin edici, neredeyse vahşi bir ihtiyatla yaklaşan ve içinde bulunmayı öyle her babayiğidin istemeyeceğine inandığım bağnaz Redneck kültürüyle içli dışlı bir kasabaya gelen yabancı, burada bir gecelik bir kaçamağa ve akabinde de suça bulaşıyor.
Görselliğine Western atmosferini yedirirken Jarmusch, Amerika’ nın kabullenemediği bir başka gerçeğiyle daha yüzleştiriyor bizi. Bu toprakların asıl sahipleri olan Kızılderililerin ve Kızılderili kültürünün iğdiş edilmesine, yok oluşuna karşı duyduğu hassasiyet Nobody’ nin neden Jarmusch’ un ölü adamının tek rehberi olduğunun cevabı belki de.
Kaçamağının bedelini göğsüne yediği ve bir türlü çıkmayan bir kurşunla ve peşine takılacak olan ödül avcılarına karşılık hayatıyla ödeyecektir William Blake. Suçlu oluştan kaçınılmaz sona dek geçecek olan süre içindeyse, Nobody’ nin de rehberliği ve bilgeliğiyle Blake, bambaşka bir ruh haliyle tamamlayacaktır bu kaçış yolculuğunu.
Gerçek yıldızlara sahip, Jarmusch’ un bağımsız Dead Man’ i…
Hep sıra dışı işlerden yana olan Johny Depp, Gary Farmer, tıpkı yıllar öncesine ait bir Kubrick filmindeki gibi ölmeden önceki son rolünde de yine tekinsiz, acımasız ve kötüyü oynayan Robert Mitchum, Sir. John Hurt, Gabriel Byrne,Crispin Glover, Iggy Pop, Billy Bob Thornton, Alfred Molina ve Milli Avital, Jim Jarmusch’ un Dead Man’ inin parlayan yıldızları.
Özellikle o vahşi ve bakir, henüz keşfedilmemiş ve ıssız coğrafyayı betimlediği anlardaki büyüleyici, tıpkı Ansel Adams fotoğraflarını andıran siyah beyaz kareleriyle yalın, heyecan verici sinematografi Roby Müller, tedirgin eden kasaba atmosferi ve filmin tüm yapım tasarımı ise Robert Zembicki imzalı.
Büyük ölçüde sessiz bu Jim Jarmusch başyapıtının tek sesiyse, doğaçlama gelişen ve filmin genel havası gibi ruha seslenen Neil Young imzalı ağır başlı, güçlü gitar partisyonları. Öyle ki yaşananın, anlatılanın bir filmden ziyade bir arınma, tamamlanma ve bir ruh yolculuğu hikayesi olduğunu hissettiren, derinden kopup gelen, hüzün tonu yüksek bir film müziği bu.
Jarmusch filmografisinin belki de en güçlü, Kanal D Video’ nun Jim Jarmusch koleksiyonunun ise ilk filmi, Dead Man. İçeriğinde hiçbir ekstranın olmayışı, teknik ve görsel anlamdaki tüm Dvd içerik ve sunumunu onaylayan yönetmenin bizzat kendi isteğiymiş ama keşke bu Jarmusch başyapıtının en azından trailerı da yer alabilseydi Dvd de.
Bir itiraz da menü tasarımına.. Keşke tüm filmle aynı karakterde, siyah beyaz ve daha estetik bir menü tasarımına sahip olsaydı Dead Man Dvd si. Film ne kadar dinginse, Dvd menüsü de rengiyle bir o kadar “bağırıyor”…
Bağımsız sinema kavramının sürreal ve şiirsel referanslarından biriyle karşı karşıyayız. Zaman duygusundan bağımsız ve tanımsız, yoğun empati duygusu sayesinde izleyeni de bu ruh yolculuğunun bir parçası yapan özel bir hikayeden çıkmış spiritüel bir başyapıt, Jim Jarmusch’ un Dead Man’i…
Aydınlanan sabahı gör.
Yeni doğan gerçeğin görüntüsünü.
Kuşku yok oldu. Yok oldu, sebeplerin bulutları.
Karanlık kavgalar, yanıltıcı anlaşmazlıklar.
Delilik sonsuz bir labirenttir,
Birbirine dolanmış kökler yollarını bulamaz.
Ne çoğu düştü orada!
Tüm gece boyunca ölülerin kemikleri üzerinde
Tökezleyerek yürürler.
Bilmediklerini hissederek, ama özen göstererek.
Başkalarına yol göstermek isterler,
Kendilerine yol gösterilmesi gerekirken...
William Blake I Masumiyet ve deneyim şarkıları
Amerikan Bağımsız sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Jim Jarmusch’ dan hayat, ölüm, Amerika’ nın diğer yüzü ve daha pek çok şey üzerine 121 dakikalık siyah beyaz, minimalist ve büyüleyici bir başyapıt.
“Birbirine benzer şeyler, doğada birbirine benzemek için büyür ve konuşan kayalar uzun süre güneşe bakarak uzanırlar. Bazıları onların şimşekle birlikte indiklerine inanıyor ama ben yerde olduklarına ve aşağı doğru fırlatıldıklarına inanıyorum.”
** Dead Man’ de hikayeyi takip etmek adına diyalogların açıklayıcılığına pek de lüzum yok. Blake’ in silahından çıkan ölümcül şiirini Jarmusch da bir şiir gibi anlatmış. Bu şiirsellikte, akıllı, çekildiği dönemin favori kavramlarından “farkındalık” la gayet içli dışlı ama yine de sahici bir duygusallık var. Dead Man’ de gerçeküstü herhangi bir unsur bulunmamasına rağmen, filmden geriye gerçeküstü bir hissin kalması biraz da bundan. Filmi kare kare anlatılmış uzun bir hikayedense, atmosferinin yoğunluğuyla saklamanız daha büyük ihtimal. **
“Her gece ve her sabah, doğar bazıları acıya.Her sabah ve her gece doğar bazıları tatlı hazza. Doğar bazıları sonsuz geceye...”
William Blake sıradan, basit bir hayatı olan Cleveland’ lı birmuhasebecidir. Çantasında kendisine uygun bir iş olduğunu konfirme eden mektubu ve cebinde daha iyi bir iş hayaliyle tekinsiz kasaba Machine’ e gelir. Blake burada iş yerine suça bulaşır. Tek gecelik kaçamak sonucu beraber olduğu kadının sevgilisi tarafından göğsünden vurulur, kadının sevgilisi olan öldürdüğü adam ise iş görüşmesi için geldiği metal işetmesinin ve kasabanın tek hakimi olan acımasız Dickinson’ ın oğludur.
Dickinson, Blake’ in yakalanması ve cezalandırılması için yöredeki tüm azılı haydutları ve polisleri bu işe seferber eder ve Blake’ in başına yüklü miktarda bir para ödülü koyar. Bundan sonrasıysa Blake için yeni ve daha da tuhaf bir yolculuğun başlangıcı demektir.
“Kalbinin yanında beyaz adamın metali var.Kesip çıkarmaya çalıştım, ama çok derinde. Bıçak kalbini kesebilir ve ruhunu özgürleştirebilir, ap-tal beyaz adam...”
William Blake’ in bu sırada tesadüfen tanıştığı Nobody adlı sıra dışı ve bilge kızılderili, onun bu yabancı topraklardaki kaçış ve hesaplaşmasının rehberi olacaktır adeta. Gerçekten de bilgedir Nobody, hatta genç adamın ölü şair William Blake olduğuna inanacak kadar da hayat deneyimleri sonucu kendini yetiştirebilmiş bir kızılderilidir.
“ Seni sudan yapılmış bir köprüye götüreceğim. Sonra da dünyanın bir sonraki seviyesine götürüleceksin, William Blake’ in geldiği yer. Ruhunun ait olduğu yer. Denizin gökyüzüyle buluştuğu yerdeki aynadan geçtiğine emin olmalıyım.”
Nobody, Blake’ i son yolculuğuna kızılderili köklerinin kendine özgü ritüelleriyle hazırlarken, Jarmusch’ un gözünden de Blake’ in kendini bu sona bilinçli olarak veya farketmeden hazırlayışını görürüz. Nefes kesen siyah beyaz karelerde Blake ölü bir ceylanın yanına uzanır, doğal bir teslimiyet duygusu ve anne karnındaki cenin pozisyonuyla. Belki de filmin en anlamlı sahnesidir bu, Blake artık hazırdır.
“- Artık ayrılma zamanı William Blake. Geldiğin yere geri dönme zamanı.
- Cleveland’ a mı?
- Tüm ruhların geldiği ve geri döndüğü yere. Bu dünya artık seni ilgilendirmeyecek.”
Nobody, Blake’ i kendisi için sedir ağacından özel olarak yapılan kanosuna bindirir. Sakin nehirde ilerlerken kano, nehrin dingin yüzeyine akmaktadır hala Blake’ in kanı, bileğinden. Ve bu ıssız, ürküten coğrafyadaki macerası boyunca Blake’ in yakasını bırakmayan kötülük finalde de sürer. Son yolculuğunda onu yalnız bırakmayan Nobody, Blake’ in tetikçilerinden birinin son kurbanı olur. Blake ise elinden hiçbir şey gelmeden sadece izleyerek karşılar bu ölümü. Kaçınılmaz son burada da galip gelmiştir, hep olageldiği gibi. Ve Blake’ in bu dünyaya ait hafızasındaki son fotoğraf da bu olur, kano dingin nehirde sonsuza doğru yol alırken.
Kovboy filmlerine saygıda kusur etmezken, dokusundan karakterlerine dek şimdiye değin hiç görmediğimiz kadar gerçek ve ürküten bir kasaba atmosferiyle yüzleştiriyor ve beyazperdede bize pek gösterilmese de aslında halen varlığını sürdüren, Amerika’ nın bambaşka bir yüzüne götürüyor bizi Jim Jarmusch.
Bakir topraklardaki Western fonunda dışa kapalı ve tutucu, yabancı kavramına karşı tedirgin edici, neredeyse vahşi bir ihtiyatla yaklaşan ve içinde bulunmayı öyle her babayiğidin istemeyeceğine inandığım bağnaz Redneck kültürüyle içli dışlı bir kasabaya gelen yabancı, burada bir gecelik bir kaçamağa ve akabinde de suça bulaşıyor.
Görselliğine Western atmosferini yedirirken Jarmusch, Amerika’ nın kabullenemediği bir başka gerçeğiyle daha yüzleştiriyor bizi. Bu toprakların asıl sahipleri olan Kızılderililerin ve Kızılderili kültürünün iğdiş edilmesine, yok oluşuna karşı duyduğu hassasiyet Nobody’ nin neden Jarmusch’ un ölü adamının tek rehberi olduğunun cevabı belki de.
Kaçamağının bedelini göğsüne yediği ve bir türlü çıkmayan bir kurşunla ve peşine takılacak olan ödül avcılarına karşılık hayatıyla ödeyecektir William Blake. Suçlu oluştan kaçınılmaz sona dek geçecek olan süre içindeyse, Nobody’ nin de rehberliği ve bilgeliğiyle Blake, bambaşka bir ruh haliyle tamamlayacaktır bu kaçış yolculuğunu.
Gerçek yıldızlara sahip, Jarmusch’ un bağımsız Dead Man’ i…
Hep sıra dışı işlerden yana olan Johny Depp, Gary Farmer, tıpkı yıllar öncesine ait bir Kubrick filmindeki gibi ölmeden önceki son rolünde de yine tekinsiz, acımasız ve kötüyü oynayan Robert Mitchum, Sir. John Hurt, Gabriel Byrne,Crispin Glover, Iggy Pop, Billy Bob Thornton, Alfred Molina ve Milli Avital, Jim Jarmusch’ un Dead Man’ inin parlayan yıldızları.
Özellikle o vahşi ve bakir, henüz keşfedilmemiş ve ıssız coğrafyayı betimlediği anlardaki büyüleyici, tıpkı Ansel Adams fotoğraflarını andıran siyah beyaz kareleriyle yalın, heyecan verici sinematografi Roby Müller, tedirgin eden kasaba atmosferi ve filmin tüm yapım tasarımı ise Robert Zembicki imzalı.
Büyük ölçüde sessiz bu Jim Jarmusch başyapıtının tek sesiyse, doğaçlama gelişen ve filmin genel havası gibi ruha seslenen Neil Young imzalı ağır başlı, güçlü gitar partisyonları. Öyle ki yaşananın, anlatılanın bir filmden ziyade bir arınma, tamamlanma ve bir ruh yolculuğu hikayesi olduğunu hissettiren, derinden kopup gelen, hüzün tonu yüksek bir film müziği bu.
Jarmusch filmografisinin belki de en güçlü, Kanal D Video’ nun Jim Jarmusch koleksiyonunun ise ilk filmi, Dead Man. İçeriğinde hiçbir ekstranın olmayışı, teknik ve görsel anlamdaki tüm Dvd içerik ve sunumunu onaylayan yönetmenin bizzat kendi isteğiymiş ama keşke bu Jarmusch başyapıtının en azından trailerı da yer alabilseydi Dvd de.
Bir itiraz da menü tasarımına.. Keşke tüm filmle aynı karakterde, siyah beyaz ve daha estetik bir menü tasarımına sahip olsaydı Dead Man Dvd si. Film ne kadar dinginse, Dvd menüsü de rengiyle bir o kadar “bağırıyor”…
Bağımsız sinema kavramının sürreal ve şiirsel referanslarından biriyle karşı karşıyayız. Zaman duygusundan bağımsız ve tanımsız, yoğun empati duygusu sayesinde izleyeni de bu ruh yolculuğunun bir parçası yapan özel bir hikayeden çıkmış spiritüel bir başyapıt, Jim Jarmusch’ un Dead Man’i…
Toplam Yorumlar 2
Yorumlar
| | jim jarmush'un hastayısım!!!film çok güzeldi..2 kez izledim denk geldi bi daha izlerim hiç gocunmam buarada mystery train'i de öneriorum..o da çok şeker bi film ![]() |
| Posted 28-01-2008 at 17:14 by chubamba |
| | gözüm çıktı okuyana kadar.. |
| Posted 28-01-2008 at 21:40 by cinnet |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
marlasinger ait Blog Başlıkları
- George Baker Selection - Little Green Bag (06-07-2008)
- Piramit (01-07-2008)
- Anouk - Nobody´s wife (26-06-2008)
- KT Tunstall - Saving My Face (25-06-2008)
- Let the sunshine (24-06-2008)











buarada mystery train'i de öneriorum..o da çok şeker bi film 
