martı
Anton Çehov 'un güzel bir oyunudur martı... Bu oyunda ilk dikkat çeken unsur iletişimsizliktir.Zülal Arslan adlı şahıs oyunda ki iletişimsizlik unsurlarını çok güzel yakalamış 
MEDVEDENKO: Neden hep karalar giyersiniz siz?
MÂŞA: Hayatımın yasını tutuyorum. Mutsuzum.
MEDVEDENKO: Neden ama? (Düşünceli) Aklım ermiyor. Sağlığınız yerinde. Babanız zengin değil ama,durumu hiç de kötü sayılmaz. Bir de beni düşünün. Ayda topu topu yirmi üç ruble geçiyor elime,emeklilik kesintisi de caba,ama yine de yas tuttuğum yok.
(Otururlar.)
MÂŞA: Para... Ne önemi var paranın? İnsan yoksulken de mutlu olabilir.
MEDVEDENKO: Evet,teoride öyle... Ama işin pratiğinde nasıl oluyor bakın: Ben,annem,iki kız bir de erkek kardeşim topu topu yirmi üç rubleyle geçinmek zorundayız. İnsan dediğin yiyip içer, öyle değil mi? Sonra çay,şeker? Tütün? Çık bakalım işin içinden çıkabilirsen...
MÂŞA (iç sahneye bakarak): Gösterinin başlamasına az kaldı."
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
"MEDVEDENKO: Evet, Zareçnaya oynaycak. Oyunun yazarı ise Konstantin Gavriloviç. Birbirlerine âşıklar ve bugün gönülleri tek ve aynı sanatsal görüntüyü yaratmak arzusunda kaynaşacak. Bizim gönüllerimizde ise ortak dokunma noktaları yok. Oysa seviyorum sizi Mâşa. Hasretimden evde duramıyorum. Her gün altı verst yaya olarak buraya geliyor,aynı yolu yine yaya olarak gerisin geri dönüyorum da, soğuk bir umursamazlıktan başka bir şey göremiyorum sizde. Evet,anlıyorum tabi. Züğürdün tekiyim,elime bakan koca bir aile var... Kendi karnını doyurmaktan aciz birinin ardından niye gitmeli ki...
MÂŞA: Saçma. (Enfiye çeker.) Aşkınız duygulandırıyor beni ama,karşılık veremiyorum,hepsi bu. (Tabakayı uzatır.) Buyurmaz mısınız?
MEDVEDENKO: İstemem...
(Sessizlik...) "
.........................................................................................................
"TREPLEV: Yeni biçimlere gereksinim var. Yeni biçimler bulunamıyorsa eğer,hiçbirşey olmasın daha iyi. (Saatine bakar.) Annemi seviyorum, hem de çok. Fakat anlamsız bir yaşam sürdürüyor,adı ayyuka çıktı şu yazarla birlikte,gün geçmiyor ki gazetelerin dedikodu sayfalarında ondan söz edilmesin. Bu da bıktırdı beni. Bazen de sıradan bir ölümlünün bencilliğini duyuyorum içimde; annemin ünlü bir aktris olmasına üzülüyorum,herhangi bir kadın olsaydı daha mutlu olurdum gibi geliyor bana. Kimi zaman ünlü kişilerle tepeleme dolu olurdu evimiz; aktörler,aktrisler,yazarlar... Aralarında hiçbir değeri bulunmayan bir ben olurdum sadece,sırf onun oğlu olduğum için varlığına katlanılan... Dayı, insanı bundan daha çok ezen, bundan daha aptalca bir durum olabilir mi?.. Kimim ben? Neyim? Üniversitenin üçüncü sınıfından, hani derler ya elde olmayan nedenlerle ayrılmak zorunda kalmış, yeteneksiz, meteliksiz, nüfus kağıdıma göre de Kiev doğumlu, aşağı orta tabakadan biri... Gerçekten de, ünlü bir aktördü ama, Kiev'in aşağı orta tabakasındandı babam... Böyle işte... Annemin konuk salonunda tüm bu sanatçılar,yazarlar,yücegönüllü ilgilerini bana yönelttiklerinde, bakışlarıyla hiçliğimi ölçüyorlarmış gibi gelir,düşüncelerini okur,alçalmışlığımın acısı altında ezilirdim.
SORİN: Hazır sözü açılmışken, şu yazar nasıl bir adam allasen? Anlamak güç. Susuyor hep."
.........................................................................................................
TREPLEV: Peki, ben size gelsem, Nina? Tüm gece boyunca, sabaha kadar, bahçede durup pencerenize bakmak için.
NİNA: Olmaz, bekçi görür. Köpek de alışkın değil size,havlar.
TREPLEV: Seviyorum sizi.
NİNA: Şşş..."
.........................................................................................................
"NİNA: Sizin oyununuzda oynamak güç birşey. Canlı kişiler yok.
TREPLEV: Canlı kişiler! Hayatı olduğu ya da olması gerektiği gibi değil, hayalimizde canlandırdığımız gibi betimlemek gerekir.
NİNA: Çok az hareket var oyunumuzda, sadece okuma. Oysa bir oyunda bence mutlaka aşk olmalı... (Birlikte sahne arkasına giderler.)"
.........................................................................................................
"NİNA: Tuhaf bir oyun öyle değil mi?
TRİGORİN: Hiçbir şey anlamadım. Ama yine de zevkle izledim. Öyle içten oynuyordunuz ki. Dekor da çok güzeldi. (Sessizlik...) Bu gölde balık bol olsa gerek.
.........................................................................................................
"DORN - Konstantin Gavriloviç, çok sevdim oyununuzu. Biraz tuhaf bir şey, sonra sonunu da izleyemedik, a-ma yine de güçlü bir etki uyandırdı bende. Yetenekli bir insansınız siz, bırakmayın bu işin ardını.
(Treplev kuvvetle sıkar Dorn 'un elini ve tutkuyla kucaklar.)
DORN - Ne kadar sinirlisiniz böyle! Gözlerden yaşlar fışkırdı fışkıracak... Bakın, ne diyeceğim: Konunuzu soyut düşünceler oluşturuyor. Öyle de olması gerekir. Çünkü bir sanat yapıtı mutlaka büyük bir düşünceyi dile getirmelidir. Ancak ciddi olan şey güzel olabilir. Ne kadar solgunsunuz?
TREPLEV - Demek yazmayı sürdürmeliyim sizce?
DORN - Evet... Fakat sadece önemli ve kalıcı olanı betimleyin. Biliyor musunuz, oldukça renkli bir ömür sürdüm ben. Hayatımdan hoşnuttum. Fakat sanatçıların yaratıcılık anında duydukları o ruh yücelmesini duymuş olsaydım, öyle geliyor ki bana, maddi olan her şeyi küçümserdim ve ruhum kanatlanmışçasma yükselirdi.
TREPLEV - Özür dilerim, Zareçnaya nerede?
DORN - Bir şey daha söylemek istiyorum bakın: Biryapıt, açık, kesin, belirli bir düşünceyi içermelidir. Belirli bir amaç olmadan yola çıkarsanız, ya yolunuzu şaşırırsınız, ya da yeteneğiniz yok eder, sizi.
TREPLEV (Sabırsız.) - Zareçnaya nerede?
DORN - Evine döndü.
TREPLEV (Ümitsiz.) - Ne yapmalı şimdi? Görmeliyim onu... Mutlaka görmeliyim.. Gidiyorum oraya... (Maşa girer.)"
.........................................................................................................
ŞAMRAYEV - Herkescikler burada! Günaydın! (Arkadina 'nın, sonra Nina 'nın elini öper.) Sizi böyle iyigördügüme pek memnun oldum. (Arkadina 'ya.) Bugün karımla şehre gitmeye niyetliymişsiniz hanımefendi, doğru mu bu?
ARKADlNA - Evet, niyetim var.
ŞAMRAYEV - Hımm... Harika, fakat ne ile gideceğinizi sorabilir miyim çok sayın hanımefendi? Çavdar kaldırılıyor bugün, işçilerin hepsi çalışıyor. Sonra, hangi atlarla gideceğinizi sorabilir miyim?
ARKADİNA - Hangi atlarla? Hangileriyle olacağını
ben nereden bileyim!
SORİN - Arabanın atları var ya.
ŞAMRAYEV (Sinirlenerek.) - Arabanın atları mı? Fakat arabanın atlarına hamut nereden bulayım? Hamut nereden bulayım? Şaşılacak şey! Akıl almaz şey! Çok yüce hanımefendi! Bağışlayın, yeteneğinizin hayranıyım, size hayatımın on yılını vermeye hazırım, ama at veremem!
ARKADİNA - Fakat ya zorunluysa gitmem, ne olacak? Tuhaf şey!
ŞAMRAYEV - Çok sayın hanımefendi! Sizin çiftlik yönetimi demlen şeyden haberiniz yok!
ARKADİNA (Parlar.) - Hep aynı eski hikâye! Bugünden tezi yok Moskova'ya dönüyorum ben de. Benim için köyden at kiralatın yoksa istasyona yayan giderim!
ŞAMRAYEV (Parlar.) - Ben de istifa ediyorum! Kendinize başka bir kâhya bulun! (Çıkar.)
ARKADÎNA - Her yaz aynı şey, her yaz hakarete uğ-ruyorum burada! Bir daha ayağımı basmayacağım buraya! (Soldan, göle girme yerinin bulunduğu varsayılan yönden çıkar, az sonra, elinde oltalar ve kova taşıyan Trigo-rin arkasında olmak üzere, eve girdiği görülür.)"
.........................................................................................................
POLİNA ANDREYEVNA: Arabanın atlarını da tarlaya gönderdi. Gün geçmiyor ki böyle bir tatsızlık çıkmasın. Bilseniz nasıl üzüyor beni bunlar! Hasta gibi oluyorum... Nasıl titriyorum bakın... Kabalıklarına dayanamıyorum artık onun. (Yalvarır.) Yevgeni, canım benim, sevgilim, ne olur birlikte yaşayalım... Zamanımız geçiyor, genç değiliz artık, hiç değilse ömrümüzün son deminde, gizlisiz saklısız, yalansız yaşayalım...
(Sessizlik...)
DORN - Elli beş yaşındayım ben, yaşama tarzımı değiştirmem için çok geç.
POLİNA ANDREYEVNA - Beni neden reddettiğinizi biliyorum,yakınlık duyduğunuz başka kadınlar da var. Hepsiyle birlikte yaşayamazsınız tabii. Anlıyorum. Özür dilerim... Başınızı ağrıttım..."
.........................................................................................................
"TREPLEV: (Şapkasız, elinde bir tüfek ve vurulmuş bir martıyla girer.) - Yalnız mısınız burada?
NİNA : Evet, yalnızım.
(Treplev, Nina 'nın ayakları dibine bırakır martıyı.)
NİNA : Bu da ne demek oluyor?
TREPLEV : Bugün bu martıyı öldürmek alçaklığında bulundum. Onu ayaklarınızın dibine bırakıyorum.
NİNA : Neyiniz var sizin? (Kaldırıp bakar martıya.)
TREPLEV (Bir sessizlikten sonra.): Yakında kendimi de böyle öldüreceğim.
NİNA : Sizi tanıyamıyorum.
TREPLEV : Doğru, ama ben de sizi tanıyamamaya başladıktan sonra. Bana karşı değiştiniz, bakışlarınız yabancı, varlığım sıkıyor sizi.
NİNA : Son zamanlarda çok alıngan oldunuz. Söyledikleriniz de anlaşılmaz bir takım şeyler, simgeler. Bakın işte, bu martı da bir simge olsa gerek, ama bağışlayın, anlamıyorum onu... (Martıyı kaldırıp bankın üzerine koyar.) Sizi anlayabilmek için fazla basitim.
TREPLEV : Oyunumun öyle aptalca başarısızlığa uğradığı akşam başladı bu. Kadınlar başarısızlığı bağışlamazlar. Hepsini yaktım onun, hepsini, tek bir kırpıntı kalmamacasına. Ne kadar mutsuz olduğumu bilseniz! Bana karşı bu soğukluğunuz öyle korkunç, öyle akıl almaz birşey ki!.. Sanki bir gün kalkıp da bu gölün kuruduğunu ya da toprağın içine süzülüp gittiğini görüyor muşum gibi. Az önce beni anlayabilmek için fazla basit olduğunuzu söylediniz. Oh, ne var anlamayacak burada? Oyunum beğenilmedi, sanatımdan nefret ediliyor, beni sürüsüne bereket, sıradan değersiz biri olarak görüyorsunuz... (Ayağını yere vurarak.) Ne kadar iyi anlıyorum bunu, nasıl anlıyorum! Beynime bir burgu gibi işleyen bu düşünceye de, kanımı bir yılan gibi emen gururuma da lanet olsun... (Bir kitap okuyarak gelen Trigorin 'i görür.) İşte gerçek yetenek geliyor: Yürüyüşü Hamlet gibi, elinde de kitapla! (Oynar.) "Sözcükler... Sözcükler... Sözcükler..." Güneş henüz ulaşmadı size ama, gülümsüyorsunuz şimdiden, bakışlarınız onun ışınlarında erimeye başladı bile.. Size engel olmayayım. (Hızla çıkar.) "
.........................................................................................................
"ARKADİNA - Dinle beni Petruşa, evde kal...
SORİN - Siz gittikten sonra burada yaşayamam.
ARKADİNA - Kentte ne var peki?
SORİN -Özel bir şey yok, ama yine de... (Güler.)'Belediye Konağı'nın temel atma töreni var falan filan... Birkaç saatliğine de olsa şu durgun hayattan kurtulmak istiyor insan, zifir bağlamış hurda bir ağızlık gibi bir köşede yatıp durmaktan usandım... Atları saat birde getirmelerini emrettim, böylece yola aynı zamanda çıkacağız.
ARKADİNA (Bir sessizlikten sonra.) - Burada kal sen, sıkıntıya kaptırma kendini, üşütme. Oğluma göz kulak ol. Gözün onun üzerinden eksik olmasın. Doğru yolu göster ona. (Bir sessizlikten sonra.) Gidiyorum işte. Kons-tantin'in kendini neden vurduğunu öğrenemeden. Bence başlıca neden kıskançlık. Bu yüzden de Trigorin'le birlikte buradan ne kadar çabuk gidersem o kadar iyi.
SORİN - Nasıl söylemeli bilmem, ama başka nedenler de var. anlaşılmayacak bir şey değil; aklı başında genç bir adam, burada, bu ıssız köy hayatını yaşıyor. Ne parası, ne toplumda bir yeri, ne geleceği var. Belli başlı bir işi yok. Başı boşluğundan utanıyor ve korkuyor. Çok severim onu, o da bana bağlıdır, ama yine de, ne de olsa, yerinin burası olmadığını biliyor, başkalarının merhametiyle yaşayan bir besleme, bir asalak gibi hissediyor kendini. Şaşacak bir şey yok bunda, gururlu bir insan.
ARKADÎNA - Beni çok tasalandırıyor... (Düşünceli.) Bir işe mi girmeli acaba?
SORÎN (Islıkla bir ezgi çalar, sonra kararsızca.) -Bence... Ona biraz para vermen yapılacak en iyi şey olurdu. Bir kere doğru dürüst giyinmesi gerek, vesselam... Baksana üç yıldır aynı ceketi taşıyor sırtında, paltosu da yok... (Güler.) Sonra biraz gezip tozması da fena olmazdı delikanlının... Yurtdışına gitmesi filan... Çok para tutmaz bu.
ARKADİNA - Tutmaz olur mu... Kostüm için bir şeyler yapabilirim belki, fakat yurtdışı olmaz... Yok, şu sıra kostüm de olmaz. (Kararlı.) Param yok!
(Sorin güler.)
ARKADİNA - Yok!"
.........................................................................................................
"TREPLEV - Anne, sargımı değiştirir misin? Bu işi çok iyi yaparsın sen.
ARKADİNA (Haç dolabından tentürdiyot ve içinde sargı gereçleri bulunan bir kutu çıkarır.) Doktor da gecikti.
TREPLEV - Onda geleceğini söylemişti, öğle oldu.
ARKADİNA - Otur. (Oğlunun başındaki sargıyı çözer.) Sanki sarık. Dün mutfakta bir yolcu senin hangi milletten olduğunu soruyordu. Fakat yaran iyileşmiş hemen hemen. Kuruması gereken küçük bir yer kalmış sadece. (Oğlunun başını öper.)
Ben yokken silahla oynamayacaksın bir daha, değil mi?
TREPLEV - Yok, anne. Kendimi denetleyemediğim çılgınca bir umutsuzluk anıydı o. Bir daha olmayacak. (Annesinin ellerini öper.) Ellerin büyülüdür senin. Hiç unutmam, devlet tiyatrosunda çalıştığın sırada, ben küçük bir çocuktum, bizim avluda bir kavga çıkmıştı da kiracılardan bir çamaşırcı kadını fena halde hırpalamışlardı. Anımsadın mı? Kadını kaldırıp götürdüklerinde baygındı... iyileşinceye kadar ziyaretine gitmiştin onun, ilaç götürmüştün, çocuklarını çamaşır teknesinde yıkamıştın. Yoksa anımsamıyor musun?
ARKADÎNA - Hayır! (Yeni bir sargı sarar oğlunun başına.)
TREPLEV - Oturduğumuz binada iki de balerin vardı... Sana kahve içmeye gelirlerdi...
ARKADlNA - Bunu anımsıyorum.
TREPLEV - Çok dindar kişilerdi. (Bir sessizlik.) Son zamanlarda, şu son günlerde, tıpkı çocukluğumdaki gibi seviyorum, öyle içten, bütün kalbimle... Senden başka kimsem kalmadı artık. Fakat neden, neden bu adamın etkisinden kurtulamıyorsun?
ARKADlNA - Onu anlayamıyorsun Konstantin... Çok soylu bir insandır o...
TREPLEV - Öyleyse kendisini düelloya çağıracağımı öğrendiğinde, soyluluğu bir korkak gibi davranmasına neden engel olmadı? Gidiyor. Yüz kızartıcı bir kaçış bu.
ARKADÎNA - Ne saçma şey! Ona buradan gitmesini rica eden benim.
TREPLEV - Çok soylu bir insanmış gerçekten de! Biz burada onun yüzünden neredeyse kavga ederken, o bir yerlerde, parkta ya da salonda üstümüze gülüyordur şimdi... Nina'yı çözümlüyor, dahi bir yazar olduğu konusunda onu kuşkuya yer kalmayacak biçimde ikna etmeye çalışıyor-
dur...
ARKADlNA - Bana bu çirkin şeyleri söylemekten özel bir zevk duyuyorsun. Sözünü ettiğin kişiye saygım var ve rica ederim benim yanımda onun için kötü şeyler söyleme.
TREPLEV - Ama benim saygım yok. Senin istediğin, benim de onu bir dahi olarak görmem. Fakat, bağışla, yalan söylemeyi beceremem ben, yazdıklarından bana usanç geldi artık.
ARKADÎNA - Basit bir kıskançlık olayı bu. Yeteneği olmayıp da hevesi olanların gerçek yeteneklere çamur atmaktan başka yapacakları bir şey yoktur çünkü. Ne denir, bu da bir çeşit avuntu işte!
TREPLEV - (Alaycı.) Gerçek yetenekler! (Öfkeyle.) Sizin topunuzdan çok daha yetenekliyim ben, madem öyle! (Başındaki sargıyı çekip çıkarır.) Siz, tutucular, sanat alanında su başlarını tutmuşsunuz bir kere, kendi dışmız-dakilere yaşama hakkı tanımıyorsunuz. Sadece kendi yaptıklarınızı kurala uygun ve gerçek sayıyorsunuz! Sanatçı saymıyorum sizi! Ne seni, ne de onu!
ARKADÎNA - Dekadan!
TREPLEV - Sen sevgili tiyatrona git de, o açması, beş para etmez oyunlarında oyna!
ARKADİNA - Öyle oyunlarda hiçbir zaman oynamadım ben! Bana dil uzatma! Uyduruk bir operet bile yazacak yeteneğin yok senin. Kievli sonradan görme, türedi seni! Asalak!
TREPLEV-Cimri! ARKADİNA - Kılıksız! (Treplev oturur ve sessizce ağlar.)
ARKADlNA - Beş para etmezsin! (Üzüntü ve öfkeyle gezinir.) Ağlama... Ağlama diyorum... (Kendisi de ağlar.) Ağlama diyorum sana... (Oğlunu kucaklar, yüzünü, saçlarını öper.) Sevgili yavrum benim, bağışla günahkâr anneni. Bağışla bu bahtsız kadını.
TREPLEV - (Annesini kucaklayarak.) Ah bilseydin! Her şeyimi yitirdim! Beni sevmiyor, yazamaz oldum artık, tüm umutlarım yok oldu...
ARKADİNA - Umutsuzluğa kapılma... Her şey düzelecek... O gidince Nina seni sevecektir yine... (Oğlunun gözyaşlarını kurular.) Yeter. Barıştık artık, değil mi?
TREPLEV - (Annesinin ellerini.öper.) Evet anne.
ARKADİNA - (Sevecen.) Onunla da barış. Vazgeç düellodan... olmaz mı?
TREPLEV - Peki... Ama izin ver, görmeyeyim onu. Bana ağır geliyor bu. Gücümün üstünde bir şey... (Trigorin girer.) İşte... Gidiyorum ben... (ilaçlan çabucak dolaba koyar.) Sargıyı doktor sarar artık...
TRİGORİN (Kitapta aranarak.) 121. sayfa... 11 ve 12. satırlar... Tamam... (Okur.) "Eğer bir gün hayatım sana gerekecek olursa gel ve al onu..."
(Treplev sargıyı yerden alıp çıkar.)"
.........................................................................................................
TREPLEV (Yazmaya hazırlanır, daha önce yazdıklarını gözden geçirir.) Yeni biçimler konusunda çok söz et
tim, ama yavaş yavaş kendimin de basmakalıp bir söyleyişe kaydığını hissediyorum... (Okur.) "Duvardaki afişte deniyor ki...", "Koyu, siyah saçlarla çerçevelenmiş solgun bir yüz..." Deniliyordu ki... çerçevelenmiş... (Karalar.) Bayat sözler bunlar. Kahramanın, yağmurun sesiyle uyanmasıy-la başlayacağım, geri kalan her şey dışarı! Mehtaplı gece tasviri, uzun ve özentili. Trigorin için kolay bunlar, kendi yöntemini elde etmiş o... Su bendinde kırık bir şişe ağzının parlaması ve değirmen taşının gölgesi mehtaplı bir gecenin tasviri için yetiyor ona. Bana ise titrek ışıklar, yıldızların yumuşak parıltısı, bir piyanonun uzaklardan gelen ve güzel kokularla dolu dingin havada yitip giden ezgileri gerekli... Ne işkence! (Bir sessizlik). Biçimin eskiliğinde ya da yeniliğinde değil iş, yazdığın şeyi hangi biçimde olduğunu düşünmeden yazmanda, çünkü sözler özgürce akmaktadır ruhundan, bunu gitgide daha iyi anlıyorum... (Birisi masaya en yakın pencereyi tıklatır dışardan.) O da ne? (Pencereden dışarı bakar.) Karanlıktan başka bir şey görünmüyor. (Camlı kapıyı açıp bahçeye bakar.) Basamaklardan aşağı koşuyordu biri. (Seslenir.) Kim var orada? (Çıkar. Terasta hızlı hızlı yürüdüğü duyulur. Yarım dakika sonra Nina Za-reçnaya ile döner.) Nina! Sizdiniz demek, Nina! (Nina başını göğsüne dayar onun, sessizce ağlar.)
TREPLEV (Çok duygulanmış.) - Nina! Sizsiniz bu, Nina!.. İçime doğmuştu, bütün gün bir sıkıntı kemirip duruyordu içimi... (Şapkasını ve pelerinini çıkarmasına yardım eder). Oh, biriciğim benim, güzelim, sevgilim! Geldi sonunda! Ama ağlamayalım ne olur!
NİNA - Biri var burada!
TREPLEV - Yok kimse.
NÎNA - Kapıları kilitleyin, içeri giren olur.
TREPLEV - Yok, girmez kimse.
NÎNA - İrina Nikolayevna'nın burada olduğunu biliyorum. Kapıları kilitleyin.
(...)
NİNA - Ağlayayım, bırakın. Böylece ferahlıyorum biraz, iki yıldır hiç ağlamadım, dün akşam geç vakit tiyat-
romuz yerinde mi diye bahçeye bakmaya geldim. Baktım, duruyor orada! iki yıldan sonra ilk kez ağladım. İçim açıldı, ferahladım. Bakın, ağlamıyorum artık. (Treplev 'in elini tutar.) Demek, yazar oldunuz. Siz yazar, ben aktrist... Böylece biz de bir girdaba yuvarlandık... Oysa bir çocuk sevinciyle yaşıyordum burada... Sabahları uyanınca bir şarkı tutturuyor, sizi seviyor, şöhret düşleri kuruyordum; ya şimdi? Yarın sabah erkenden üçüncü mevkide köylülerin arasında Yeletz'e gidip kültürlü görünme meraklısı tüccarların yapışkan iltifatlarına katlanmam gerekecek...
TREPLEV - Neden gidiyorsunuz Yeletz'e?
NİNA - Bütün kış angajmanım var. Vakti geldi.
TREPLEV - Nina, nefret ettim, sizden, lanetler yağdırdım; mektuplarınızı, fotoğraflarınızı yırtıp attım. Ama her an, bütün benliğimin, size sonsuzca bağlı olduğunu biliyordum. Sizi sevmemek elimde değil Nina. Sizi yitirdiğim, yazdıklarımın yayımlanmaya başladığı zamandan beri, hayat dayanılmaz bir şey oldu benim için... Sanki ansızın koparıldım gençliğimden ve bazen bu dünyada doksan yıldır yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Size sesleniyor, ayaklarınızın bastığı toprakları öpüyor; nereye baksam yüzünüzü, hayatımın en güzel yıllarında bana ışıldayan o sevgili gülümsemenizi görüyorum...
NİNA (Şaşırmış.) - Neden söylüyor bunları bana, neden?..
TREPLEV - Yapayalnızım, beni ısıtacak hiçbir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarım da soğuk, yavan, bulanık... Nina, yalvarırım burada kalın, ya da bırakın sizinle geleyim...
(Nina aceleyle şapkasını ve pelerinini giyer.) •
TREPLEV - Nina, neden? Ne olur, Nina... (Onun giyinmesine bakar. Bir sessizlik.)
NİNA - Arabam bahçe kapısı önünde bekliyor... Gelmenize gerek yok... Ben giderim... (Gözyaşları arasından.) Bir bardak su verir misiniz?
TREPLEV (Suyu verir.) - Şimdi nereye gideceksiniz?
NİNA - Şehire (Bir sessizlik.) İrina Nikolayevna burada mı?
TREPLEV - Evet... Perşembe günü dayım kötüleşti birden, telgraf çektik gelmesi için.
NİNA - Neden bastığım topraklan öptüğünü söyledin bana? Beni öldürmek gerek. (Masaya eğilir.) Öyle yorgunum ki! Dinlenebilsem, birazcık dinlenebilsem!.. (Başım kaldırır.) Bir-martıyım ben... Yok, değil, Aktristim. Ah, evet! (Arkadina ve Trigorin 'in gülüşmelerini duyarak kulak kabartır. Sonra soldaki kapıya doğru koşarak anahtar deliğinden bakar.) O da burada demek!.. (Treplev 'e dönerek.) Eh, iyi.. Ne yapalım... Evet... Tiyatroya inanmıyor, hayallerimle alay ediyordu... Böylece ben de inancımı yitirdim yavaş yavaş, hevesim kalmadı... Sonra aşkın getirdiği sorunlar, kıskançlıklar, yavrum için duyduğum sürekli korku... Ufaldım, zavallılaştım, boş bir kalıp gibi oynamaya başladım sahnede... Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyor, ayakta düzgün durmayı beceremiyor, sesimi denetle-yemiyordum... İnsanın çok berbat oynadığını hissetmesi ne korkunç şeydir bilemezsiniz! Bir martıyım ben. Yok, değil. Anımsıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz. Günün birinde bir adam geliyor, görüyor onu ve yapacak başka bir işi olmadığından kıyıyor ona... Küçük bir hikaye konusu... Yok,-bu da değildi söylemek istediğim... (Alnım ıığuşturur.) Ne diyordum?.. Sahneden söz ediyordum, evet. Şimdi öyle değilim artık... Şimdi gerçek bir aktristim, zevk duyarak, coşkuyla oynuyorum; kendimden geçiyorum sahnede ve çok güzel olduğumu hissediyorum... Burada olduğum şu günlerde de yürüyorum hep, yürüyor ve düşünüyorum.. . İçimdeki bir gücün gelişip büyüdüğünü hissediyorum git gide... Kostya, yazmışız, ya da sahnede oynamışız, fark etmez, anlıyorum ki bizim bu işlerde başta gelen şey, parıltı, şöhret filan gibi benim hayal ettiğim o şeyler değil, sabredebilme yeteneğidir... Kaderine katlanmasını bil ve inançlı ol.. İnanıyorum ben ve o kadar çok acı çekmiyorum şimdi... Bir görevim, bir amacım olduğunu düşündüğümde, hayattan korkmuyorum...
TREPLEV (Kederli.) - Siz yolunuzu bulmuşsunuz, nereye gittiğinizi biliyorsunuz... Bense, kime, neye gerekli olduğunu bilmeden, hülyaların, görüntülerin kargaşasında sürükleniyorum... Bir inancım yok. Görevimin, amacımın ne olduğunu da bilmiyorum.
NİNA (Kulak kabartarak.) - Şşş... Şimdi gidiyorum ben. Hoşça kalın. Büyük bir aktrist olduğumda görmeye gelin beni. Söz mü? Ama şimdi... (Elini sıkar.) Geç oldu. Ayakta duracak halim yok... Yorgunum, karnım da çok acıktı...
TREPLEV - Durun, yiyecek bir şeyler getireyim size...
NİNA - Yok, yok... Geçirmeye gelmeyin beni, kendim giderim... Arabam uzakta değil... Demek onu da kendisiyle getirdi? Eh, iyi... Ne yapalım... Trigorin'e bir şey söylemeyin gördüğünüzde... Onu seviyorum... Hatta eskisinden de daha çok seviyorum... Küçük bir hikaye konusu...Bütün kalbimle seviyorum, umutsuzca... Kostya, ne güzeldi o günler! Anımsıyor musunuz? Hayatımız nasıl da aydınlık, sıcacık, sevinç dolu ve tertemizdi! İnce, narin çiçeklere benzeyen ne duygulardı onlar!.. (Ezberden okur.) "İnsanlar, aslanlar, kartallar ve keklikler, boynuzlu geyikler, kazlar, örümcekler, derin sulann suskun balıklan, de-. niz yıldızları ve gözle görülmesi olanaksız varlıklar; tek sözcükle, tüm canlılar, yaşamlarının kederli çemberini tamamlayıp söndüler... Artık binlere yüzyıldır yeryüzü tek bir canlı varlık taşımıyor üzerinde ve bu zavallı ay boşu boşuna yakıyor fenerini. Çayırlarda çığnşarak uyanan turna kuşları yok artık ve ıhlamur korulannda mayısböceklerinin vızıltılan işitilmiyor..."
.........................................................................................................
KAYNAKÇA
1) Anton Çehov, Martı, Ataol Behramoğlu çevirisi
Zülâl ARSLAN

MEDVEDENKO: Neden hep karalar giyersiniz siz?
MÂŞA: Hayatımın yasını tutuyorum. Mutsuzum.
MEDVEDENKO: Neden ama? (Düşünceli) Aklım ermiyor. Sağlığınız yerinde. Babanız zengin değil ama,durumu hiç de kötü sayılmaz. Bir de beni düşünün. Ayda topu topu yirmi üç ruble geçiyor elime,emeklilik kesintisi de caba,ama yine de yas tuttuğum yok.
(Otururlar.)
MÂŞA: Para... Ne önemi var paranın? İnsan yoksulken de mutlu olabilir.
MEDVEDENKO: Evet,teoride öyle... Ama işin pratiğinde nasıl oluyor bakın: Ben,annem,iki kız bir de erkek kardeşim topu topu yirmi üç rubleyle geçinmek zorundayız. İnsan dediğin yiyip içer, öyle değil mi? Sonra çay,şeker? Tütün? Çık bakalım işin içinden çıkabilirsen...
MÂŞA (iç sahneye bakarak): Gösterinin başlamasına az kaldı."
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
"MEDVEDENKO: Evet, Zareçnaya oynaycak. Oyunun yazarı ise Konstantin Gavriloviç. Birbirlerine âşıklar ve bugün gönülleri tek ve aynı sanatsal görüntüyü yaratmak arzusunda kaynaşacak. Bizim gönüllerimizde ise ortak dokunma noktaları yok. Oysa seviyorum sizi Mâşa. Hasretimden evde duramıyorum. Her gün altı verst yaya olarak buraya geliyor,aynı yolu yine yaya olarak gerisin geri dönüyorum da, soğuk bir umursamazlıktan başka bir şey göremiyorum sizde. Evet,anlıyorum tabi. Züğürdün tekiyim,elime bakan koca bir aile var... Kendi karnını doyurmaktan aciz birinin ardından niye gitmeli ki...
MÂŞA: Saçma. (Enfiye çeker.) Aşkınız duygulandırıyor beni ama,karşılık veremiyorum,hepsi bu. (Tabakayı uzatır.) Buyurmaz mısınız?
MEDVEDENKO: İstemem...
(Sessizlik...) "
.........................................................................................................
"TREPLEV: Yeni biçimlere gereksinim var. Yeni biçimler bulunamıyorsa eğer,hiçbirşey olmasın daha iyi. (Saatine bakar.) Annemi seviyorum, hem de çok. Fakat anlamsız bir yaşam sürdürüyor,adı ayyuka çıktı şu yazarla birlikte,gün geçmiyor ki gazetelerin dedikodu sayfalarında ondan söz edilmesin. Bu da bıktırdı beni. Bazen de sıradan bir ölümlünün bencilliğini duyuyorum içimde; annemin ünlü bir aktris olmasına üzülüyorum,herhangi bir kadın olsaydı daha mutlu olurdum gibi geliyor bana. Kimi zaman ünlü kişilerle tepeleme dolu olurdu evimiz; aktörler,aktrisler,yazarlar... Aralarında hiçbir değeri bulunmayan bir ben olurdum sadece,sırf onun oğlu olduğum için varlığına katlanılan... Dayı, insanı bundan daha çok ezen, bundan daha aptalca bir durum olabilir mi?.. Kimim ben? Neyim? Üniversitenin üçüncü sınıfından, hani derler ya elde olmayan nedenlerle ayrılmak zorunda kalmış, yeteneksiz, meteliksiz, nüfus kağıdıma göre de Kiev doğumlu, aşağı orta tabakadan biri... Gerçekten de, ünlü bir aktördü ama, Kiev'in aşağı orta tabakasındandı babam... Böyle işte... Annemin konuk salonunda tüm bu sanatçılar,yazarlar,yücegönüllü ilgilerini bana yönelttiklerinde, bakışlarıyla hiçliğimi ölçüyorlarmış gibi gelir,düşüncelerini okur,alçalmışlığımın acısı altında ezilirdim.
SORİN: Hazır sözü açılmışken, şu yazar nasıl bir adam allasen? Anlamak güç. Susuyor hep."
.........................................................................................................
TREPLEV: Peki, ben size gelsem, Nina? Tüm gece boyunca, sabaha kadar, bahçede durup pencerenize bakmak için.
NİNA: Olmaz, bekçi görür. Köpek de alışkın değil size,havlar.
TREPLEV: Seviyorum sizi.
NİNA: Şşş..."
.........................................................................................................
"NİNA: Sizin oyununuzda oynamak güç birşey. Canlı kişiler yok.
TREPLEV: Canlı kişiler! Hayatı olduğu ya da olması gerektiği gibi değil, hayalimizde canlandırdığımız gibi betimlemek gerekir.
NİNA: Çok az hareket var oyunumuzda, sadece okuma. Oysa bir oyunda bence mutlaka aşk olmalı... (Birlikte sahne arkasına giderler.)"
.........................................................................................................
"NİNA: Tuhaf bir oyun öyle değil mi?
TRİGORİN: Hiçbir şey anlamadım. Ama yine de zevkle izledim. Öyle içten oynuyordunuz ki. Dekor da çok güzeldi. (Sessizlik...) Bu gölde balık bol olsa gerek.
.........................................................................................................
"DORN - Konstantin Gavriloviç, çok sevdim oyununuzu. Biraz tuhaf bir şey, sonra sonunu da izleyemedik, a-ma yine de güçlü bir etki uyandırdı bende. Yetenekli bir insansınız siz, bırakmayın bu işin ardını.
(Treplev kuvvetle sıkar Dorn 'un elini ve tutkuyla kucaklar.)
DORN - Ne kadar sinirlisiniz böyle! Gözlerden yaşlar fışkırdı fışkıracak... Bakın, ne diyeceğim: Konunuzu soyut düşünceler oluşturuyor. Öyle de olması gerekir. Çünkü bir sanat yapıtı mutlaka büyük bir düşünceyi dile getirmelidir. Ancak ciddi olan şey güzel olabilir. Ne kadar solgunsunuz?
TREPLEV - Demek yazmayı sürdürmeliyim sizce?
DORN - Evet... Fakat sadece önemli ve kalıcı olanı betimleyin. Biliyor musunuz, oldukça renkli bir ömür sürdüm ben. Hayatımdan hoşnuttum. Fakat sanatçıların yaratıcılık anında duydukları o ruh yücelmesini duymuş olsaydım, öyle geliyor ki bana, maddi olan her şeyi küçümserdim ve ruhum kanatlanmışçasma yükselirdi.
TREPLEV - Özür dilerim, Zareçnaya nerede?
DORN - Bir şey daha söylemek istiyorum bakın: Biryapıt, açık, kesin, belirli bir düşünceyi içermelidir. Belirli bir amaç olmadan yola çıkarsanız, ya yolunuzu şaşırırsınız, ya da yeteneğiniz yok eder, sizi.
TREPLEV (Sabırsız.) - Zareçnaya nerede?
DORN - Evine döndü.
TREPLEV (Ümitsiz.) - Ne yapmalı şimdi? Görmeliyim onu... Mutlaka görmeliyim.. Gidiyorum oraya... (Maşa girer.)"
.........................................................................................................
ŞAMRAYEV - Herkescikler burada! Günaydın! (Arkadina 'nın, sonra Nina 'nın elini öper.) Sizi böyle iyigördügüme pek memnun oldum. (Arkadina 'ya.) Bugün karımla şehre gitmeye niyetliymişsiniz hanımefendi, doğru mu bu?
ARKADlNA - Evet, niyetim var.
ŞAMRAYEV - Hımm... Harika, fakat ne ile gideceğinizi sorabilir miyim çok sayın hanımefendi? Çavdar kaldırılıyor bugün, işçilerin hepsi çalışıyor. Sonra, hangi atlarla gideceğinizi sorabilir miyim?
ARKADİNA - Hangi atlarla? Hangileriyle olacağını
ben nereden bileyim!
SORİN - Arabanın atları var ya.
ŞAMRAYEV (Sinirlenerek.) - Arabanın atları mı? Fakat arabanın atlarına hamut nereden bulayım? Hamut nereden bulayım? Şaşılacak şey! Akıl almaz şey! Çok yüce hanımefendi! Bağışlayın, yeteneğinizin hayranıyım, size hayatımın on yılını vermeye hazırım, ama at veremem!
ARKADİNA - Fakat ya zorunluysa gitmem, ne olacak? Tuhaf şey!
ŞAMRAYEV - Çok sayın hanımefendi! Sizin çiftlik yönetimi demlen şeyden haberiniz yok!
ARKADİNA (Parlar.) - Hep aynı eski hikâye! Bugünden tezi yok Moskova'ya dönüyorum ben de. Benim için köyden at kiralatın yoksa istasyona yayan giderim!
ŞAMRAYEV (Parlar.) - Ben de istifa ediyorum! Kendinize başka bir kâhya bulun! (Çıkar.)
ARKADÎNA - Her yaz aynı şey, her yaz hakarete uğ-ruyorum burada! Bir daha ayağımı basmayacağım buraya! (Soldan, göle girme yerinin bulunduğu varsayılan yönden çıkar, az sonra, elinde oltalar ve kova taşıyan Trigo-rin arkasında olmak üzere, eve girdiği görülür.)"
.........................................................................................................
POLİNA ANDREYEVNA: Arabanın atlarını da tarlaya gönderdi. Gün geçmiyor ki böyle bir tatsızlık çıkmasın. Bilseniz nasıl üzüyor beni bunlar! Hasta gibi oluyorum... Nasıl titriyorum bakın... Kabalıklarına dayanamıyorum artık onun. (Yalvarır.) Yevgeni, canım benim, sevgilim, ne olur birlikte yaşayalım... Zamanımız geçiyor, genç değiliz artık, hiç değilse ömrümüzün son deminde, gizlisiz saklısız, yalansız yaşayalım...
(Sessizlik...)
DORN - Elli beş yaşındayım ben, yaşama tarzımı değiştirmem için çok geç.
POLİNA ANDREYEVNA - Beni neden reddettiğinizi biliyorum,yakınlık duyduğunuz başka kadınlar da var. Hepsiyle birlikte yaşayamazsınız tabii. Anlıyorum. Özür dilerim... Başınızı ağrıttım..."
.........................................................................................................
"TREPLEV: (Şapkasız, elinde bir tüfek ve vurulmuş bir martıyla girer.) - Yalnız mısınız burada?
NİNA : Evet, yalnızım.
(Treplev, Nina 'nın ayakları dibine bırakır martıyı.)
NİNA : Bu da ne demek oluyor?
TREPLEV : Bugün bu martıyı öldürmek alçaklığında bulundum. Onu ayaklarınızın dibine bırakıyorum.
NİNA : Neyiniz var sizin? (Kaldırıp bakar martıya.)
TREPLEV (Bir sessizlikten sonra.): Yakında kendimi de böyle öldüreceğim.
NİNA : Sizi tanıyamıyorum.
TREPLEV : Doğru, ama ben de sizi tanıyamamaya başladıktan sonra. Bana karşı değiştiniz, bakışlarınız yabancı, varlığım sıkıyor sizi.
NİNA : Son zamanlarda çok alıngan oldunuz. Söyledikleriniz de anlaşılmaz bir takım şeyler, simgeler. Bakın işte, bu martı da bir simge olsa gerek, ama bağışlayın, anlamıyorum onu... (Martıyı kaldırıp bankın üzerine koyar.) Sizi anlayabilmek için fazla basitim.
TREPLEV : Oyunumun öyle aptalca başarısızlığa uğradığı akşam başladı bu. Kadınlar başarısızlığı bağışlamazlar. Hepsini yaktım onun, hepsini, tek bir kırpıntı kalmamacasına. Ne kadar mutsuz olduğumu bilseniz! Bana karşı bu soğukluğunuz öyle korkunç, öyle akıl almaz birşey ki!.. Sanki bir gün kalkıp da bu gölün kuruduğunu ya da toprağın içine süzülüp gittiğini görüyor muşum gibi. Az önce beni anlayabilmek için fazla basit olduğunuzu söylediniz. Oh, ne var anlamayacak burada? Oyunum beğenilmedi, sanatımdan nefret ediliyor, beni sürüsüne bereket, sıradan değersiz biri olarak görüyorsunuz... (Ayağını yere vurarak.) Ne kadar iyi anlıyorum bunu, nasıl anlıyorum! Beynime bir burgu gibi işleyen bu düşünceye de, kanımı bir yılan gibi emen gururuma da lanet olsun... (Bir kitap okuyarak gelen Trigorin 'i görür.) İşte gerçek yetenek geliyor: Yürüyüşü Hamlet gibi, elinde de kitapla! (Oynar.) "Sözcükler... Sözcükler... Sözcükler..." Güneş henüz ulaşmadı size ama, gülümsüyorsunuz şimdiden, bakışlarınız onun ışınlarında erimeye başladı bile.. Size engel olmayayım. (Hızla çıkar.) "
.........................................................................................................
"ARKADİNA - Dinle beni Petruşa, evde kal...
SORİN - Siz gittikten sonra burada yaşayamam.
ARKADİNA - Kentte ne var peki?
SORİN -Özel bir şey yok, ama yine de... (Güler.)'Belediye Konağı'nın temel atma töreni var falan filan... Birkaç saatliğine de olsa şu durgun hayattan kurtulmak istiyor insan, zifir bağlamış hurda bir ağızlık gibi bir köşede yatıp durmaktan usandım... Atları saat birde getirmelerini emrettim, böylece yola aynı zamanda çıkacağız.
ARKADİNA (Bir sessizlikten sonra.) - Burada kal sen, sıkıntıya kaptırma kendini, üşütme. Oğluma göz kulak ol. Gözün onun üzerinden eksik olmasın. Doğru yolu göster ona. (Bir sessizlikten sonra.) Gidiyorum işte. Kons-tantin'in kendini neden vurduğunu öğrenemeden. Bence başlıca neden kıskançlık. Bu yüzden de Trigorin'le birlikte buradan ne kadar çabuk gidersem o kadar iyi.
SORİN - Nasıl söylemeli bilmem, ama başka nedenler de var. anlaşılmayacak bir şey değil; aklı başında genç bir adam, burada, bu ıssız köy hayatını yaşıyor. Ne parası, ne toplumda bir yeri, ne geleceği var. Belli başlı bir işi yok. Başı boşluğundan utanıyor ve korkuyor. Çok severim onu, o da bana bağlıdır, ama yine de, ne de olsa, yerinin burası olmadığını biliyor, başkalarının merhametiyle yaşayan bir besleme, bir asalak gibi hissediyor kendini. Şaşacak bir şey yok bunda, gururlu bir insan.
ARKADÎNA - Beni çok tasalandırıyor... (Düşünceli.) Bir işe mi girmeli acaba?
SORÎN (Islıkla bir ezgi çalar, sonra kararsızca.) -Bence... Ona biraz para vermen yapılacak en iyi şey olurdu. Bir kere doğru dürüst giyinmesi gerek, vesselam... Baksana üç yıldır aynı ceketi taşıyor sırtında, paltosu da yok... (Güler.) Sonra biraz gezip tozması da fena olmazdı delikanlının... Yurtdışına gitmesi filan... Çok para tutmaz bu.
ARKADİNA - Tutmaz olur mu... Kostüm için bir şeyler yapabilirim belki, fakat yurtdışı olmaz... Yok, şu sıra kostüm de olmaz. (Kararlı.) Param yok!
(Sorin güler.)
ARKADİNA - Yok!"
.........................................................................................................
"TREPLEV - Anne, sargımı değiştirir misin? Bu işi çok iyi yaparsın sen.
ARKADİNA (Haç dolabından tentürdiyot ve içinde sargı gereçleri bulunan bir kutu çıkarır.) Doktor da gecikti.
TREPLEV - Onda geleceğini söylemişti, öğle oldu.
ARKADİNA - Otur. (Oğlunun başındaki sargıyı çözer.) Sanki sarık. Dün mutfakta bir yolcu senin hangi milletten olduğunu soruyordu. Fakat yaran iyileşmiş hemen hemen. Kuruması gereken küçük bir yer kalmış sadece. (Oğlunun başını öper.)
Ben yokken silahla oynamayacaksın bir daha, değil mi?
TREPLEV - Yok, anne. Kendimi denetleyemediğim çılgınca bir umutsuzluk anıydı o. Bir daha olmayacak. (Annesinin ellerini öper.) Ellerin büyülüdür senin. Hiç unutmam, devlet tiyatrosunda çalıştığın sırada, ben küçük bir çocuktum, bizim avluda bir kavga çıkmıştı da kiracılardan bir çamaşırcı kadını fena halde hırpalamışlardı. Anımsadın mı? Kadını kaldırıp götürdüklerinde baygındı... iyileşinceye kadar ziyaretine gitmiştin onun, ilaç götürmüştün, çocuklarını çamaşır teknesinde yıkamıştın. Yoksa anımsamıyor musun?
ARKADÎNA - Hayır! (Yeni bir sargı sarar oğlunun başına.)
TREPLEV - Oturduğumuz binada iki de balerin vardı... Sana kahve içmeye gelirlerdi...
ARKADlNA - Bunu anımsıyorum.
TREPLEV - Çok dindar kişilerdi. (Bir sessizlik.) Son zamanlarda, şu son günlerde, tıpkı çocukluğumdaki gibi seviyorum, öyle içten, bütün kalbimle... Senden başka kimsem kalmadı artık. Fakat neden, neden bu adamın etkisinden kurtulamıyorsun?
ARKADlNA - Onu anlayamıyorsun Konstantin... Çok soylu bir insandır o...
TREPLEV - Öyleyse kendisini düelloya çağıracağımı öğrendiğinde, soyluluğu bir korkak gibi davranmasına neden engel olmadı? Gidiyor. Yüz kızartıcı bir kaçış bu.
ARKADÎNA - Ne saçma şey! Ona buradan gitmesini rica eden benim.
TREPLEV - Çok soylu bir insanmış gerçekten de! Biz burada onun yüzünden neredeyse kavga ederken, o bir yerlerde, parkta ya da salonda üstümüze gülüyordur şimdi... Nina'yı çözümlüyor, dahi bir yazar olduğu konusunda onu kuşkuya yer kalmayacak biçimde ikna etmeye çalışıyor-
dur...
ARKADlNA - Bana bu çirkin şeyleri söylemekten özel bir zevk duyuyorsun. Sözünü ettiğin kişiye saygım var ve rica ederim benim yanımda onun için kötü şeyler söyleme.
TREPLEV - Ama benim saygım yok. Senin istediğin, benim de onu bir dahi olarak görmem. Fakat, bağışla, yalan söylemeyi beceremem ben, yazdıklarından bana usanç geldi artık.
ARKADÎNA - Basit bir kıskançlık olayı bu. Yeteneği olmayıp da hevesi olanların gerçek yeteneklere çamur atmaktan başka yapacakları bir şey yoktur çünkü. Ne denir, bu da bir çeşit avuntu işte!
TREPLEV - (Alaycı.) Gerçek yetenekler! (Öfkeyle.) Sizin topunuzdan çok daha yetenekliyim ben, madem öyle! (Başındaki sargıyı çekip çıkarır.) Siz, tutucular, sanat alanında su başlarını tutmuşsunuz bir kere, kendi dışmız-dakilere yaşama hakkı tanımıyorsunuz. Sadece kendi yaptıklarınızı kurala uygun ve gerçek sayıyorsunuz! Sanatçı saymıyorum sizi! Ne seni, ne de onu!
ARKADÎNA - Dekadan!
TREPLEV - Sen sevgili tiyatrona git de, o açması, beş para etmez oyunlarında oyna!
ARKADİNA - Öyle oyunlarda hiçbir zaman oynamadım ben! Bana dil uzatma! Uyduruk bir operet bile yazacak yeteneğin yok senin. Kievli sonradan görme, türedi seni! Asalak!
TREPLEV-Cimri! ARKADİNA - Kılıksız! (Treplev oturur ve sessizce ağlar.)
ARKADlNA - Beş para etmezsin! (Üzüntü ve öfkeyle gezinir.) Ağlama... Ağlama diyorum... (Kendisi de ağlar.) Ağlama diyorum sana... (Oğlunu kucaklar, yüzünü, saçlarını öper.) Sevgili yavrum benim, bağışla günahkâr anneni. Bağışla bu bahtsız kadını.
TREPLEV - (Annesini kucaklayarak.) Ah bilseydin! Her şeyimi yitirdim! Beni sevmiyor, yazamaz oldum artık, tüm umutlarım yok oldu...
ARKADİNA - Umutsuzluğa kapılma... Her şey düzelecek... O gidince Nina seni sevecektir yine... (Oğlunun gözyaşlarını kurular.) Yeter. Barıştık artık, değil mi?
TREPLEV - (Annesinin ellerini.öper.) Evet anne.
ARKADİNA - (Sevecen.) Onunla da barış. Vazgeç düellodan... olmaz mı?
TREPLEV - Peki... Ama izin ver, görmeyeyim onu. Bana ağır geliyor bu. Gücümün üstünde bir şey... (Trigorin girer.) İşte... Gidiyorum ben... (ilaçlan çabucak dolaba koyar.) Sargıyı doktor sarar artık...
TRİGORİN (Kitapta aranarak.) 121. sayfa... 11 ve 12. satırlar... Tamam... (Okur.) "Eğer bir gün hayatım sana gerekecek olursa gel ve al onu..."
(Treplev sargıyı yerden alıp çıkar.)"
.........................................................................................................
TREPLEV (Yazmaya hazırlanır, daha önce yazdıklarını gözden geçirir.) Yeni biçimler konusunda çok söz et
tim, ama yavaş yavaş kendimin de basmakalıp bir söyleyişe kaydığını hissediyorum... (Okur.) "Duvardaki afişte deniyor ki...", "Koyu, siyah saçlarla çerçevelenmiş solgun bir yüz..." Deniliyordu ki... çerçevelenmiş... (Karalar.) Bayat sözler bunlar. Kahramanın, yağmurun sesiyle uyanmasıy-la başlayacağım, geri kalan her şey dışarı! Mehtaplı gece tasviri, uzun ve özentili. Trigorin için kolay bunlar, kendi yöntemini elde etmiş o... Su bendinde kırık bir şişe ağzının parlaması ve değirmen taşının gölgesi mehtaplı bir gecenin tasviri için yetiyor ona. Bana ise titrek ışıklar, yıldızların yumuşak parıltısı, bir piyanonun uzaklardan gelen ve güzel kokularla dolu dingin havada yitip giden ezgileri gerekli... Ne işkence! (Bir sessizlik). Biçimin eskiliğinde ya da yeniliğinde değil iş, yazdığın şeyi hangi biçimde olduğunu düşünmeden yazmanda, çünkü sözler özgürce akmaktadır ruhundan, bunu gitgide daha iyi anlıyorum... (Birisi masaya en yakın pencereyi tıklatır dışardan.) O da ne? (Pencereden dışarı bakar.) Karanlıktan başka bir şey görünmüyor. (Camlı kapıyı açıp bahçeye bakar.) Basamaklardan aşağı koşuyordu biri. (Seslenir.) Kim var orada? (Çıkar. Terasta hızlı hızlı yürüdüğü duyulur. Yarım dakika sonra Nina Za-reçnaya ile döner.) Nina! Sizdiniz demek, Nina! (Nina başını göğsüne dayar onun, sessizce ağlar.)
TREPLEV (Çok duygulanmış.) - Nina! Sizsiniz bu, Nina!.. İçime doğmuştu, bütün gün bir sıkıntı kemirip duruyordu içimi... (Şapkasını ve pelerinini çıkarmasına yardım eder). Oh, biriciğim benim, güzelim, sevgilim! Geldi sonunda! Ama ağlamayalım ne olur!
NİNA - Biri var burada!
TREPLEV - Yok kimse.
NÎNA - Kapıları kilitleyin, içeri giren olur.
TREPLEV - Yok, girmez kimse.
NÎNA - İrina Nikolayevna'nın burada olduğunu biliyorum. Kapıları kilitleyin.
(...)
NİNA - Ağlayayım, bırakın. Böylece ferahlıyorum biraz, iki yıldır hiç ağlamadım, dün akşam geç vakit tiyat-
romuz yerinde mi diye bahçeye bakmaya geldim. Baktım, duruyor orada! iki yıldan sonra ilk kez ağladım. İçim açıldı, ferahladım. Bakın, ağlamıyorum artık. (Treplev 'in elini tutar.) Demek, yazar oldunuz. Siz yazar, ben aktrist... Böylece biz de bir girdaba yuvarlandık... Oysa bir çocuk sevinciyle yaşıyordum burada... Sabahları uyanınca bir şarkı tutturuyor, sizi seviyor, şöhret düşleri kuruyordum; ya şimdi? Yarın sabah erkenden üçüncü mevkide köylülerin arasında Yeletz'e gidip kültürlü görünme meraklısı tüccarların yapışkan iltifatlarına katlanmam gerekecek...
TREPLEV - Neden gidiyorsunuz Yeletz'e?
NİNA - Bütün kış angajmanım var. Vakti geldi.
TREPLEV - Nina, nefret ettim, sizden, lanetler yağdırdım; mektuplarınızı, fotoğraflarınızı yırtıp attım. Ama her an, bütün benliğimin, size sonsuzca bağlı olduğunu biliyordum. Sizi sevmemek elimde değil Nina. Sizi yitirdiğim, yazdıklarımın yayımlanmaya başladığı zamandan beri, hayat dayanılmaz bir şey oldu benim için... Sanki ansızın koparıldım gençliğimden ve bazen bu dünyada doksan yıldır yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Size sesleniyor, ayaklarınızın bastığı toprakları öpüyor; nereye baksam yüzünüzü, hayatımın en güzel yıllarında bana ışıldayan o sevgili gülümsemenizi görüyorum...
NİNA (Şaşırmış.) - Neden söylüyor bunları bana, neden?..
TREPLEV - Yapayalnızım, beni ısıtacak hiçbir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarım da soğuk, yavan, bulanık... Nina, yalvarırım burada kalın, ya da bırakın sizinle geleyim...
(Nina aceleyle şapkasını ve pelerinini giyer.) •
TREPLEV - Nina, neden? Ne olur, Nina... (Onun giyinmesine bakar. Bir sessizlik.)
NİNA - Arabam bahçe kapısı önünde bekliyor... Gelmenize gerek yok... Ben giderim... (Gözyaşları arasından.) Bir bardak su verir misiniz?
TREPLEV (Suyu verir.) - Şimdi nereye gideceksiniz?
NİNA - Şehire (Bir sessizlik.) İrina Nikolayevna burada mı?
TREPLEV - Evet... Perşembe günü dayım kötüleşti birden, telgraf çektik gelmesi için.
NİNA - Neden bastığım topraklan öptüğünü söyledin bana? Beni öldürmek gerek. (Masaya eğilir.) Öyle yorgunum ki! Dinlenebilsem, birazcık dinlenebilsem!.. (Başım kaldırır.) Bir-martıyım ben... Yok, değil, Aktristim. Ah, evet! (Arkadina ve Trigorin 'in gülüşmelerini duyarak kulak kabartır. Sonra soldaki kapıya doğru koşarak anahtar deliğinden bakar.) O da burada demek!.. (Treplev 'e dönerek.) Eh, iyi.. Ne yapalım... Evet... Tiyatroya inanmıyor, hayallerimle alay ediyordu... Böylece ben de inancımı yitirdim yavaş yavaş, hevesim kalmadı... Sonra aşkın getirdiği sorunlar, kıskançlıklar, yavrum için duyduğum sürekli korku... Ufaldım, zavallılaştım, boş bir kalıp gibi oynamaya başladım sahnede... Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyor, ayakta düzgün durmayı beceremiyor, sesimi denetle-yemiyordum... İnsanın çok berbat oynadığını hissetmesi ne korkunç şeydir bilemezsiniz! Bir martıyım ben. Yok, değil. Anımsıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz. Günün birinde bir adam geliyor, görüyor onu ve yapacak başka bir işi olmadığından kıyıyor ona... Küçük bir hikaye konusu... Yok,-bu da değildi söylemek istediğim... (Alnım ıığuşturur.) Ne diyordum?.. Sahneden söz ediyordum, evet. Şimdi öyle değilim artık... Şimdi gerçek bir aktristim, zevk duyarak, coşkuyla oynuyorum; kendimden geçiyorum sahnede ve çok güzel olduğumu hissediyorum... Burada olduğum şu günlerde de yürüyorum hep, yürüyor ve düşünüyorum.. . İçimdeki bir gücün gelişip büyüdüğünü hissediyorum git gide... Kostya, yazmışız, ya da sahnede oynamışız, fark etmez, anlıyorum ki bizim bu işlerde başta gelen şey, parıltı, şöhret filan gibi benim hayal ettiğim o şeyler değil, sabredebilme yeteneğidir... Kaderine katlanmasını bil ve inançlı ol.. İnanıyorum ben ve o kadar çok acı çekmiyorum şimdi... Bir görevim, bir amacım olduğunu düşündüğümde, hayattan korkmuyorum...
TREPLEV (Kederli.) - Siz yolunuzu bulmuşsunuz, nereye gittiğinizi biliyorsunuz... Bense, kime, neye gerekli olduğunu bilmeden, hülyaların, görüntülerin kargaşasında sürükleniyorum... Bir inancım yok. Görevimin, amacımın ne olduğunu da bilmiyorum.
NİNA (Kulak kabartarak.) - Şşş... Şimdi gidiyorum ben. Hoşça kalın. Büyük bir aktrist olduğumda görmeye gelin beni. Söz mü? Ama şimdi... (Elini sıkar.) Geç oldu. Ayakta duracak halim yok... Yorgunum, karnım da çok acıktı...
TREPLEV - Durun, yiyecek bir şeyler getireyim size...
NİNA - Yok, yok... Geçirmeye gelmeyin beni, kendim giderim... Arabam uzakta değil... Demek onu da kendisiyle getirdi? Eh, iyi... Ne yapalım... Trigorin'e bir şey söylemeyin gördüğünüzde... Onu seviyorum... Hatta eskisinden de daha çok seviyorum... Küçük bir hikaye konusu...Bütün kalbimle seviyorum, umutsuzca... Kostya, ne güzeldi o günler! Anımsıyor musunuz? Hayatımız nasıl da aydınlık, sıcacık, sevinç dolu ve tertemizdi! İnce, narin çiçeklere benzeyen ne duygulardı onlar!.. (Ezberden okur.) "İnsanlar, aslanlar, kartallar ve keklikler, boynuzlu geyikler, kazlar, örümcekler, derin sulann suskun balıklan, de-. niz yıldızları ve gözle görülmesi olanaksız varlıklar; tek sözcükle, tüm canlılar, yaşamlarının kederli çemberini tamamlayıp söndüler... Artık binlere yüzyıldır yeryüzü tek bir canlı varlık taşımıyor üzerinde ve bu zavallı ay boşu boşuna yakıyor fenerini. Çayırlarda çığnşarak uyanan turna kuşları yok artık ve ıhlamur korulannda mayısböceklerinin vızıltılan işitilmiyor..."
.........................................................................................................
KAYNAKÇA
1) Anton Çehov, Martı, Ataol Behramoğlu çevirisi
Zülâl ARSLAN
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
mandragora ait Blog Başlıkları
- tirad (06-05-2008)
- uzakdoğu korku sineması (03-05-2008)
- Night Of The Living Dead 1968 (01-05-2008)
- neşet ertaş (28-04-2008)
- in heaven everything is fine (27-04-2008)










