Madem sonunda herşey toprakla sonuçlanıyor... Nasıl yaşadığının ne önemi var?
Çocukluk
Mutlu günler! Evet,bir daha geri gelmeyecek çocukluğun o mutlu günleri! o günleri sevmemek yad etmemek mümkünmü?
Nefes nefese kalıncaya kadar koşup çay masasının önündeki yüksek iskemleye oturararak,geç vakitlerde,şekerli sütü içip çoktan bitirdiğim,uykunun ağırlığı neredeyse gözlerimi kapatırken yerimden kımıldamadan,oturduğum yerden yapılan sohbeti dinlerdim.Dinlememek mümkünmü?Annem birisiyle konuşuyordu... ses tonundaki canlılık ve içtenlikle...Söyleyeceği tek sözcük dahi yüreğimde yer ediyor.Uyku bürümüş gözlerle yüzüne bakar ,gözümde küçülür,küçülür...Minicik bir düğme gibi görünür.Ama yine de yüz hatlarının bütün ayrıntılarını,bana baktığını,gülümsediğini görürdüm.Onu bu şekilde öyle minicik görmek o kadar hoşuma giderdi ki! Gözlerimi daha fazla kısarak onu gözbebeklerimin görüntüsü kadar küçültürdüm.Ama en küçük hareketim bu büyüyü bozardı.Şimdi bu görüntüyü yeniden canlandırmak için gözlerimi kısıyorum ama boşuna!Çocukken annemde öğrendiğim duaları kekeleyerek yinelediğim sırada anneme ve tanrıya duyduğum sevgi tuhaf bir şekilde birbirine karışır,tek bir sevgi haline gelirdi.Bir kez daha herkesin mutluluğu,iyiliği ve yarın gezmeye gitmek için havanın güzel olmasını dileyerek dua ederdim.Çocukluğun verdiği o başıboş canlılık ,çocukluk sevgilerinin gücü,tasasızlık... Geri gelirmi bütün bunlar?yaşamımıza masum bir neşe ve sonsuz bir sevme gereksinimi lezzet katıyorsa bunların çocukluk çağından daha üstün olduğu bir dönem olabilirmi?Nerede şimdi o ateşli yakarışlar?nerede şimdi en değerli armağan,duygusallığın o tertemiz gözyaşları?koruyucu melekler gelip bu yaşları siler,çocuk ruhunun saflığında tatlı düşer uyandırırdı.Acaba yüreğimde bu gözyaşlarımı,kendimden geçerce duygulanmalarımı bir daha hissedemeyecek kadar derin izlermi bıraktı yaşam?yoksa bunların sadece düşleniyor olması mı güzel?
Bir sopayla ateş edilemeyeceğini,kuş vurulamayacağını bende biliyordum.Bir oyundu bu.Böyle düşününce tabureye oturup at koşturduğumuzu düşlemekte olanaksızdı.Yolda ne serüvenler yaşardık.Ne kadar neşeli,ne kadar çabuk geçerdi o uzun kış geceleri!gerçeklerle bir oyun oynamak mümkün değil ki!oyunlar olmasa da ne yapacaktık?
Tolstoyun benim için en anlamlı kitabı olan çocukluktan seçtim.Daha güzel anlatılamazdı ama zaman olur çocukluğa değilde çocukluk günlerine dönmek isterdim diyor yazar.Bu mümkün o zaman da ki arı zevkleri bir kere de olsa getiriyor yaşam görmesini bilene...
Nefes nefese kalıncaya kadar koşup çay masasının önündeki yüksek iskemleye oturararak,geç vakitlerde,şekerli sütü içip çoktan bitirdiğim,uykunun ağırlığı neredeyse gözlerimi kapatırken yerimden kımıldamadan,oturduğum yerden yapılan sohbeti dinlerdim.Dinlememek mümkünmü?Annem birisiyle konuşuyordu... ses tonundaki canlılık ve içtenlikle...Söyleyeceği tek sözcük dahi yüreğimde yer ediyor.Uyku bürümüş gözlerle yüzüne bakar ,gözümde küçülür,küçülür...Minicik bir düğme gibi görünür.Ama yine de yüz hatlarının bütün ayrıntılarını,bana baktığını,gülümsediğini görürdüm.Onu bu şekilde öyle minicik görmek o kadar hoşuma giderdi ki! Gözlerimi daha fazla kısarak onu gözbebeklerimin görüntüsü kadar küçültürdüm.Ama en küçük hareketim bu büyüyü bozardı.Şimdi bu görüntüyü yeniden canlandırmak için gözlerimi kısıyorum ama boşuna!Çocukken annemde öğrendiğim duaları kekeleyerek yinelediğim sırada anneme ve tanrıya duyduğum sevgi tuhaf bir şekilde birbirine karışır,tek bir sevgi haline gelirdi.Bir kez daha herkesin mutluluğu,iyiliği ve yarın gezmeye gitmek için havanın güzel olmasını dileyerek dua ederdim.Çocukluğun verdiği o başıboş canlılık ,çocukluk sevgilerinin gücü,tasasızlık... Geri gelirmi bütün bunlar?yaşamımıza masum bir neşe ve sonsuz bir sevme gereksinimi lezzet katıyorsa bunların çocukluk çağından daha üstün olduğu bir dönem olabilirmi?Nerede şimdi o ateşli yakarışlar?nerede şimdi en değerli armağan,duygusallığın o tertemiz gözyaşları?koruyucu melekler gelip bu yaşları siler,çocuk ruhunun saflığında tatlı düşer uyandırırdı.Acaba yüreğimde bu gözyaşlarımı,kendimden geçerce duygulanmalarımı bir daha hissedemeyecek kadar derin izlermi bıraktı yaşam?yoksa bunların sadece düşleniyor olması mı güzel?
Bir sopayla ateş edilemeyeceğini,kuş vurulamayacağını bende biliyordum.Bir oyundu bu.Böyle düşününce tabureye oturup at koşturduğumuzu düşlemekte olanaksızdı.Yolda ne serüvenler yaşardık.Ne kadar neşeli,ne kadar çabuk geçerdi o uzun kış geceleri!gerçeklerle bir oyun oynamak mümkün değil ki!oyunlar olmasa da ne yapacaktık?
Tolstoyun benim için en anlamlı kitabı olan çocukluktan seçtim.Daha güzel anlatılamazdı ama zaman olur çocukluğa değilde çocukluk günlerine dönmek isterdim diyor yazar.Bu mümkün o zaman da ki arı zevkleri bir kere de olsa getiriyor yaşam görmesini bilene...
Toplam Yorumlar 8
Yorumlar
-
Posted 31-07-2008 at 16:18 by Gocu
-
Posted 31-07-2008 at 16:23 by mandragora
-
Posted 31-07-2008 at 16:26 by Gocu
-
Posted 31-07-2008 at 16:27 by mandragora
-
Posted 31-07-2008 at 16:45 by Gocu
-
Posted 31-07-2008 at 16:50 by mandragora
-
Posted 31-07-2008 at 19:31 by marlasinger
-
Posted 03-08-2008 at 10:55 by Eliuzium
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0




















