Ayna
Gecede başlayan sersemlik.Kafamın içi öylesine dolu ve bu öylesine doluluk o kadar rastgele ki...
Acıyorum kendime,bize..
Nasıl diye sorduğumda kendi kendime,cevap verecek dahi dermanım olmadığını farkedip susuyorum.
Biliyorum cevap veremeyeceğimi,cevabın olmadığını da...Oysa isterdim eskiden;biri cevap versin,ben sorayım o anlatsın nedeni,nasılı..
Oysa yeterince zaman geçirdikten sonra anlaşılıyormuş.
İşin kötüsü "Anladın mı?" diye soran bir öğretmen de yok karşımızda.
Kötü mü dedim?Yo,bu işin dramatize edilmiş yanı sadece,yoksa dam üstünde saksağan misali duruyor karşımda sorunun cevabı ve işin diğer bir kötü yanı şu ki ben saksağanlara çok gülerim.
Neden bilmiyorum..Peki ya şu zamana kadar hiç saksağan görmediğimi söylesem?Belki bu yüzden...
"E efendi,hiç dam da mı görmedin?"diye yükselir sesleri birilerinin;
"Damı gördükten sonrası sana kalmış,hiç mi hayalgücün yok be adam?Unutma,insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik vs..."diye devam eder ve sonsuzlukta yankılanır sesleri.
Sonsuzluk mu dedim?Hah işte,en büyük gaflardan birinin altına imzamı atmış oldum o zaman.
Aman,hemen konuyu kapatıp geçiyorum sonsuzluktan.Yoksa birden istemsiz olarak çenem yukarı kalkmaya başlayıverir,ellerim garip devinimler sergileyerek söylediklerime ve söyleyeceklerime
inandırıcılık katmaya çalışır ve gözlerim..Gözlerim karşımda belirsiz bir hedefe yönelmiş tutku dolu sözlerle size sonsuzluğu anlatmaya başlayıveririm.
Kendim inanmadığım bir şeye sizleri nasıl inandırırım a dostlar?Oysa dost olmadığınızı bile biliyorken neye inanayım veya inanmıyorken neyi anlatayım size?Hem siz kimsiniz?
-"Karşındaki camı fazla ciddiye alıyorsun"dedi beriki,"oysa sen olmasan işlevi ne ki basit bir cam parçasının?"
-"Beride durma" dedi öteki;"gel,gel sen de bak."
-"Ne var yahu,ne buluyorsun şunda anlamıyorum"dedi yanındaki.
-"Yanımda durma da önüme geç,geç de kendin bak,bak da gör.Hepiniz neden böyle yapıyorsunuz? Daha karşısına geçmeden binbir türlü bahane ile isyan ediyor,aşağılıyor,reddediyorsunuz."
Berideki yanına gelse,yandan öne geçse de arkadakinin gördüğü değildir gördüğü...
Acıyorum kendime,bize..
Nasıl diye sorduğumda kendi kendime,cevap verecek dahi dermanım olmadığını farkedip susuyorum.
Biliyorum cevap veremeyeceğimi,cevabın olmadığını da...Oysa isterdim eskiden;biri cevap versin,ben sorayım o anlatsın nedeni,nasılı..
Oysa yeterince zaman geçirdikten sonra anlaşılıyormuş.
İşin kötüsü "Anladın mı?" diye soran bir öğretmen de yok karşımızda.
Kötü mü dedim?Yo,bu işin dramatize edilmiş yanı sadece,yoksa dam üstünde saksağan misali duruyor karşımda sorunun cevabı ve işin diğer bir kötü yanı şu ki ben saksağanlara çok gülerim.
Neden bilmiyorum..Peki ya şu zamana kadar hiç saksağan görmediğimi söylesem?Belki bu yüzden...
"E efendi,hiç dam da mı görmedin?"diye yükselir sesleri birilerinin;
"Damı gördükten sonrası sana kalmış,hiç mi hayalgücün yok be adam?Unutma,insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik vs..."diye devam eder ve sonsuzlukta yankılanır sesleri.
Sonsuzluk mu dedim?Hah işte,en büyük gaflardan birinin altına imzamı atmış oldum o zaman.
Aman,hemen konuyu kapatıp geçiyorum sonsuzluktan.Yoksa birden istemsiz olarak çenem yukarı kalkmaya başlayıverir,ellerim garip devinimler sergileyerek söylediklerime ve söyleyeceklerime
inandırıcılık katmaya çalışır ve gözlerim..Gözlerim karşımda belirsiz bir hedefe yönelmiş tutku dolu sözlerle size sonsuzluğu anlatmaya başlayıveririm.
Kendim inanmadığım bir şeye sizleri nasıl inandırırım a dostlar?Oysa dost olmadığınızı bile biliyorken neye inanayım veya inanmıyorken neyi anlatayım size?Hem siz kimsiniz?
-"Karşındaki camı fazla ciddiye alıyorsun"dedi beriki,"oysa sen olmasan işlevi ne ki basit bir cam parçasının?"
-"Beride durma" dedi öteki;"gel,gel sen de bak."
-"Ne var yahu,ne buluyorsun şunda anlamıyorum"dedi yanındaki.
-"Yanımda durma da önüme geç,geç de kendin bak,bak da gör.Hepiniz neden böyle yapıyorsunuz? Daha karşısına geçmeden binbir türlü bahane ile isyan ediyor,aşağılıyor,reddediyorsunuz."
Berideki yanına gelse,yandan öne geçse de arkadakinin gördüğü değildir gördüğü...
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
| | ... |
| Posted 13-10-2007 at 20:06 by mandragora Updated 07-03-2008 at 10:57 by mandragora |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
JosefK ait Blog Başlıkları
- Edvard Grieg-peer gynt suit no:2 op.55 solveig's song (08-12-2007)
- Lestat Playing Franz Joseph Haydn's Piano Sonata... (29-10-2007)
- rüzgar (10-10-2007)
- Biz (08-10-2007)
- Ayna (08-10-2007)











