blog blog blog
küçükken...
Posted 03-08-2007 at 15:27 by jenijen
küçükken dediğim kreş ve ilkokul 3'e kadar falan. 5-6-7-8 yaşlar. kreşte en geriye doğru hatırladığım belli tarih 1994 yılını kutladığımızdı yuvamızda. şimdi sevgili dostlarım sıkıcı gelecek belki belki de aralarda kendinizden bir şeyler bulacağınız küçük basamaklar olan, bir sonraki basamağı bulmak için hızlı hızlı okuyacağınız bir yazı yazacağım. bol betimlemeyle basitçe olayları anlatmaya çalışacağım ki, çok da sıkıcı olmasın.
işte o yılbaşı kafamda koni şeklinde, üstünde ince ince gümüş renk şeritlerden yapılmış kuyruklar ponponlar olan kartondan bir şapka vardı. havaya bakıp çevredeki neşeyi tutmaya çalışıyordum. 1994 yılı kutlu olsun falan diyorduk ama ben zaten daha önce 1993 yılında olduğumuzun farkında değildim yıllar sadece yılbaşındaki olaylardan ibaretti benim için.
1994 yılından sonra hatırladığım kadarıyla ptt'nin o kreşinde çok yavşak bir bebeydim. aşırı bir özgüvenim vardı gidip güzel bulduğum kız olan gökçen taşbaş'ı öpmüştüm hiçbi şey yapmamış gitmişti. sonra bunu öğretmenine söylediğinde kadın gökçen'e "sen de git ona tokat at" demiş, o da bunu aynen uygulamıştı. evet, filmlerde gördüğümüz tacizler sonrası kızlar tarafından yapılan ve yapılması gereken şey tokat atmaktı ve o da bundan geri kalmadı.
diğer bir hatırladığım şey ise benim gibi fırlama olan ilkay ile kocaman minderlerle birbirimize vurup ittirmeye çalışırken onun koyduğu bir minder darbesi sonrası uçarak kafamı radyatöre çarpmam ve birkaç saat içinde doktor abdurrahman (çok şeker adamdı çok severdim) tarafından pansuman yapılmamdı. genellikle bu tip şeylerden en çok zararlı çıkan ben oluyordum çünkü ayaklarım hiç yere basmıyordu, kendimi de çok akıllı zannediyordum.
ilkokulda da değişmedim, sınıftaki oyun oynamaya bayılan çocuklar arasında bir mafya çekişmesi vardı. bir grup benim rakibim nezihi isimli dallamanın çetesindeyken daha küçük bir grubu kendi çeteme bağlamayı başarmıştım. çeteler arası dengeyi belirleyen ise ilyas isimli dinci aile çocuğuydu. o çocukta ne vardı bilmiyorum ama onun geçtiği çeteye arkasından bir sürü çocuk geliyordu ve o nezihi'nin çetesindeydi. bir keresinde onu ayartıp kendi çeteme kattım ama fazla uzun sürmedi. çünkü nezihi acayip derecede parlak bir çocuktu beyaz bir yüzü vardı çok hızlı konuşuyordu ve benden kurnazdı. bir keresinde sınıftaki küçük ve fakir çocuklardan birine bir tane patlatmış, çocuk tam ağlamaya başlayacakken sarılıp özür dilerim özür dilerim diye gönlünü almış bunun neticesinde çocuk nezihi'ye saygı duymuş çok sevmeye başlamıştı. gerçekten inanılmaz.
bir de umutcan vardı tabi ve o gerçek bir anarşistti. en çok yaramazlığı o yapardı hepimizden uzun boyluydu biz çetelerimizle beraber onu bahçede kovalarken o kimseyle ittifak yapmaz başının çaresine bakardı. hepimiz tek başımıza onunla dövüşmekten korkardık. birkaç kez korkuyu yenmeye çabaladıysam da yapamamıştım. umutcan'ı bir keresinde iki çete birlikte bahçedeki bir çukura attığımızı hatırlıyorum.
nezihi'ye de çok pis bir plan kurduğumu hatırlıyorum. sınıfta öğretmen bize seçimleri anlatırken başbakan olmak isteyenler çıkıp sınıf önünde vaatlerini sıralıyordu. ben çıkmamıştım ama nezihi ve ilyas'ın çıktıklarını hatırlıyorum. ilyas (dinci çocuk) iddialı değildi öylesine katılmış vaatlerinde yolları yaptırırım falan filan demişti. nezihi ise çıktığında bile tezahuratla karşılanmış "önce bir okul yaptırırım" gibi tırt bir vaadine bile alkış tutulmuştu sanırım o doğuştan kazanan bir veletti. neyse planıma geleyim paragrafa müthiş planımdan bahsederek giriş yaptım çünkü. teneffüste nezihiyi kaldırıp taşımaya çalışan coşkulu kalabalığa ben de katılmış ve ayaklarından kollarından tuttuğumuz nezihi'yi sallarken biraz abartmış, bu eğlenceli olaya herkesin katılmasını sağlamış ve onu fırlatmaya yöneltmiştim kitleyi. nezihi çok korktu ama inmeye çalıştıkça biz daha hızlı sallıyorduk en sonunda hızlıca bir hareket ettirip yavaşça yere bıraktık. fırlatıp canını yaksaydık kötü olurdu ama bu müthiş planla bu şekilde nezihi'yi biraz gözden düşürmeyi başarmıştım.
daha sonra ne oldu işte çayım soğudu amk gidip yenisini ısıtacağım buna da sonra devam ederim.
işte o yılbaşı kafamda koni şeklinde, üstünde ince ince gümüş renk şeritlerden yapılmış kuyruklar ponponlar olan kartondan bir şapka vardı. havaya bakıp çevredeki neşeyi tutmaya çalışıyordum. 1994 yılı kutlu olsun falan diyorduk ama ben zaten daha önce 1993 yılında olduğumuzun farkında değildim yıllar sadece yılbaşındaki olaylardan ibaretti benim için.
1994 yılından sonra hatırladığım kadarıyla ptt'nin o kreşinde çok yavşak bir bebeydim. aşırı bir özgüvenim vardı gidip güzel bulduğum kız olan gökçen taşbaş'ı öpmüştüm hiçbi şey yapmamış gitmişti. sonra bunu öğretmenine söylediğinde kadın gökçen'e "sen de git ona tokat at" demiş, o da bunu aynen uygulamıştı. evet, filmlerde gördüğümüz tacizler sonrası kızlar tarafından yapılan ve yapılması gereken şey tokat atmaktı ve o da bundan geri kalmadı.
diğer bir hatırladığım şey ise benim gibi fırlama olan ilkay ile kocaman minderlerle birbirimize vurup ittirmeye çalışırken onun koyduğu bir minder darbesi sonrası uçarak kafamı radyatöre çarpmam ve birkaç saat içinde doktor abdurrahman (çok şeker adamdı çok severdim) tarafından pansuman yapılmamdı. genellikle bu tip şeylerden en çok zararlı çıkan ben oluyordum çünkü ayaklarım hiç yere basmıyordu, kendimi de çok akıllı zannediyordum.
ilkokulda da değişmedim, sınıftaki oyun oynamaya bayılan çocuklar arasında bir mafya çekişmesi vardı. bir grup benim rakibim nezihi isimli dallamanın çetesindeyken daha küçük bir grubu kendi çeteme bağlamayı başarmıştım. çeteler arası dengeyi belirleyen ise ilyas isimli dinci aile çocuğuydu. o çocukta ne vardı bilmiyorum ama onun geçtiği çeteye arkasından bir sürü çocuk geliyordu ve o nezihi'nin çetesindeydi. bir keresinde onu ayartıp kendi çeteme kattım ama fazla uzun sürmedi. çünkü nezihi acayip derecede parlak bir çocuktu beyaz bir yüzü vardı çok hızlı konuşuyordu ve benden kurnazdı. bir keresinde sınıftaki küçük ve fakir çocuklardan birine bir tane patlatmış, çocuk tam ağlamaya başlayacakken sarılıp özür dilerim özür dilerim diye gönlünü almış bunun neticesinde çocuk nezihi'ye saygı duymuş çok sevmeye başlamıştı. gerçekten inanılmaz.
bir de umutcan vardı tabi ve o gerçek bir anarşistti. en çok yaramazlığı o yapardı hepimizden uzun boyluydu biz çetelerimizle beraber onu bahçede kovalarken o kimseyle ittifak yapmaz başının çaresine bakardı. hepimiz tek başımıza onunla dövüşmekten korkardık. birkaç kez korkuyu yenmeye çabaladıysam da yapamamıştım. umutcan'ı bir keresinde iki çete birlikte bahçedeki bir çukura attığımızı hatırlıyorum.
nezihi'ye de çok pis bir plan kurduğumu hatırlıyorum. sınıfta öğretmen bize seçimleri anlatırken başbakan olmak isteyenler çıkıp sınıf önünde vaatlerini sıralıyordu. ben çıkmamıştım ama nezihi ve ilyas'ın çıktıklarını hatırlıyorum. ilyas (dinci çocuk) iddialı değildi öylesine katılmış vaatlerinde yolları yaptırırım falan filan demişti. nezihi ise çıktığında bile tezahuratla karşılanmış "önce bir okul yaptırırım" gibi tırt bir vaadine bile alkış tutulmuştu sanırım o doğuştan kazanan bir veletti. neyse planıma geleyim paragrafa müthiş planımdan bahsederek giriş yaptım çünkü. teneffüste nezihiyi kaldırıp taşımaya çalışan coşkulu kalabalığa ben de katılmış ve ayaklarından kollarından tuttuğumuz nezihi'yi sallarken biraz abartmış, bu eğlenceli olaya herkesin katılmasını sağlamış ve onu fırlatmaya yöneltmiştim kitleyi. nezihi çok korktu ama inmeye çalıştıkça biz daha hızlı sallıyorduk en sonunda hızlıca bir hareket ettirip yavaşça yere bıraktık. fırlatıp canını yaksaydık kötü olurdu ama bu müthiş planla bu şekilde nezihi'yi biraz gözden düşürmeyi başarmıştım.
daha sonra ne oldu işte çayım soğudu amk gidip yenisini ısıtacağım buna da sonra devam ederim.
Toplam Trackbacks 0














