Kitap yazıyorum...
Arkadaşlar fantastik kurgu bir kitap yazmanın gayesindeyim
Hafiftende başladım olaya,alttaki örenektir eğer zaman ayırıp okuyup yorumlarınızı yaparsanız çok sevinirim.Yazım hataları mevcut yazıda daha sonra düzelteceğim.onlara takılmayalım yani 
Başlangıç
Tüm ihtişamıyla gölgelerin içinde oturmuş yarına bakıyordu.Gördükleri hiç hoş şeyler değildi.Yarın yıkım ve zulümdü ama elinden ne gelirdiki,düşmanını göremiyordu bile.Nasıl bir kudret onun görüsünden saklanabilirdi hiç anlamıyordu.Bu yaratık her ney ise çok kısa bir zaman içinde bilinen dünyanın sonunu getirecekti.Arbael artık tek çaresi olanı yapmayı çare görüyordu.
Yaratıcı Elmed orda olsaydı acaba odamı aynını yapardı,bilemiyordu.Elmed yeni dünyalar yaratmaya gitmiş ve Albaer e bilinen dünyaya gözkulak olma görevini vermişti.Ona dünyaya hiç bir surette karışmaması gerektiği öğüdünü vermişti ama Elmed bu günü önceden görememişti.Dünya gücü tarafından yokeldiği bir varlığın pençesindeydi.
Albaer elinden gelse hemen Elmed'e haber ulaştırır yardım isterdi,ama yapamazdı en azından sözünü Elmede ulaştırmaya yeticek kudreti yoktu.Albaer yapmayı planladığı şeyi yapmalımıydı bilemiyordu,Elmedin ilk oğlunu dünyaya salı vermekti aklındaki.
İlk oğul adı,Sandor olan kötü karakteri ve kişiliği yüzünden bizzat Elmedin kendi tarafından İlnaurun (Elmedin evinin) zindanlarına kapatılmıştı.Sandor çok kudretliydi ama babası onu bir oyuncakmış gibi alıp zindana tıkmıştı.Albaer gidip sadece onunla görüşeceğim diye geçirdi aklından eğer istediğimi yapıcağına beni ikna ederse onu salarım dedi kendine,
İçindeki bi ses ona saçmaladığını,yapmaması gerektiğini söylüyorduysa bile O o sesi duymuyor aklında ki Sandorla pazarlık fikrince büyülenmiş gibi zindana gidiyordu.
"Merhaba Albaer sen buralara gelirmiydin." dedi karanlıkların içinden sıradan bir insanın kine benzeyen ama kudret dolu bir ses.Albaer sanki ses bir sivri sineğinkiymiş gibi davranmaya çalıştı ama yapamadı bu varlığın karşısında titrememek için zor tuttu kendini,hem sonuçta Elmedin sözleriyle mühürlenmiş kapı sadece dıştan açılabilirdi,Sandor,Albaer kapıyı açmadığı sürece zararsız bir sesti sadece.
Albaer "Sandor seni uzun zamandır görmüyorum karanlıklardan sıyrıl ve güzel yüzünü eski dostun Albaer'e göster." dedi.Sandor'un görüntüsü değşet vericiydi.Bir insan ne kadar çarpık bir şekilde sırıtabilirse o on katı daha pis bir sırıtışa sahipti.Yüzünden hayinlik ve kötülük fışkırıyordu ama o an nedense asırlarca yaşamış olan Albaer,çoğu kişinin yüce diye hitab ettiği Albaer,Sandorun yüzündeki pisliği göremedi.
Albaerin gördüğü şekliyle Sandor kocaman bir gülümsemeyle karşıladı onu.Üstelik Albaer'e göre Sandor'un öyle naif bir hali vardıki yaptıklarından pişman olmuş olmalıydı.Albaer "Dünyayı bir illet kavuruyor Sandor,baban burda değil ve benim gücüm o illet her ney ise onu görmeye bile yetmiyor,babana ulaşamıyorum bu yaratık her ne ise,dünyayı yoketmeküzere"
Sandorun gülümsemesi bir kat daha çarpıldı ama Albaer'e göre Sandor bu olanlar karşısında çok hüzünlenmişti.Sandor sanki çok hüzünlüymüşcesine "Elimden ne gelirki bunu bana işkence yapmak içinmi söylüyorsun Albaer.Biliyorsunki burda hapisim ve elimden hiç bir şey gelmez." dedi. Bu duydukları Albaer'i sevindirmişti aklından işte Sandor ıslah olmuş ve dünyanın kurtuluşunun anahtarı o diye geçirdi,eğer o geçirmediyse bile birşey bunun aklından geçmesine sebep oldu.
"Sandor seni salarsam Elmed aşkına dünyayı kurtarırmısın,hem bu babanında hoşuna gider,belki seni affedebilirbile." dedi Albaer. Sandor bunun,yani babasının onu affetme olasılığının sıfır olduğunu biliyordu ama "Gerçekten babamın gözünde yükselirim ve beni affeder"dedi.
Biraz daha konuşmanın ardından Albaer kapıyı açtı,daha açtığı anda nasıl bir hata yaptığını anlamış olsa bile artık çok geçti.Sandor kapının arasından rüzgar gibi İlnaura süzüldü.Havayı içine çekti ve "Özgürüm"dedi.Artık Albaere gösterdiği yüzünü tutmasına gerek yoktu.Albaerde onu çarpıklığıyla net bişekilde görebiliyor ve yere kapanıp ağlayıp sızlanmamak için kendini zor tutuyordu.Sandor oyununa biraz daha devam etmekte sakınca görmedi üstelik Albaer herşeyin farkındayken bu çok daha keyifli olucaktı.
"Eski dostum,beni yarını gösteren havuzun yanına götür."dedi kıkırdıyarak.Albaer çaresiz ona zaten çok iyi bildiği yolda rehperlik etti.Havuzun başına geldiler,görü netti havuzun içindeki suda kırmızı bir rüzgar dünyayı kavuruyor Grosekler çivili zırhlarıyla goblinlere liderlik ediyorlar,şehirleri yakıp yıkyorlardı.Albaer Ordunun gerisinde bir karaltı gördü sanki o kırmızı kirli havanın kaynağıydı o karaltı.Büyülü gücüyle suda karaltıya doğru ilerledi.
İçinden Elmede yalvarıyordu "Lütfen beklediğim olmasın O olmasın" diyordu. Ama korktuğu oldu,görüntü netleşince çarpık gülümsemesiyle Sandor çıktı karşısına,bian dondu Albaer.Sonra sudaki yüz Albaere çevrildi ve beni sen saldın diyerek kocaman ve kötülük dolu bir kahkaha patlattı.
Albaer elinden gelebilecek tek şeyi denedi,yaşlı elini bir çitanın çevikliğinde cüppesinin içine soktu vehızla hançerini Sandora savurdu,bunun başarısız bir deneme olucağını biliyordu ama yinede denedi.Elini sanki bir çocuğun vuruşunun yakalarmış gibi yakaladı Sandor,ona dudak bükerek baktı ve "Eski dostum Albaer beni öldürmek istemiş olmazsın değilmi?" dedi.Hemen ardından gözleri delilikle onkat daha dolan Sandor,Albaeri duvardan duvara vurmaya başladı,bunu büyüsüyle yapıyordu ve bi yandanda kahkalar atıyordu.
Uzunca bir süre Albaer'i hırpaladıktan sonra "Şimdi dünyaya gidiyoruz eski dostum" dedi.Sadece bir kelime söyledi ve döz açıp kapama süresinde dünyaya vardılar.Albaer harap olmuştu ağzından burnundan kal geliyordu ve kesik kesik nefes alabiliyordu."Nasıl" dedi Albaer "nasıl". Dünyada hiç bir yıkım izi yoktu herşey yerli yerindeydi bahar tüm güzelliğiyle sarmıştı çevreyi,yemyeşil çimenlerin üzerinde duruyorlardı."Eski dostum herşey sana küçük bir oyunumdu.Aslında dünyada henüz bir savaş bile yok,ama pek yakında olucak sen beni salıverdinya pek yakında olucak"dedi Sandor.
Albaer hıçkıra hıçkıra ağladı yalvardı O'na ama Sandor sadece sırıttı.Albaer ona bişey yapamayacağını bilsede hareketinin onun ölümü olacağını bilsede ona birdaha saldırdı.Sandorda onu bir böceği öldürüyormuşçasına basit bir şekilde öldürdü.Sandor "Aptal" dedi ve kocaman bir kahkaha patlattıktan sonra özgürlüğünün tadını çıkarmak amacıyla uzaklaştı ordan,bir kadına dokunmayalı nekadar oldu diye geçiriyordu aklından.
Dagorlara dair
Ve işte tahtında oturuyordu dagorların kralı Durail.Derinlere dalmıştı,bir zamanlar çocukların koşuştuğu koca salonu şimdi bomboştu.Gözlerinde uzun zaman yer etmiş olan delilik şimdide ordaydı.O günü tekrar yaşıyordu eve dönüşü yıkımı görüşünü daha ilk an herşeyin değişmesini.Nasılda salak gibi terketmişti kalesini kuzeydeki cücelere bir ders vermek için sefere çıkmıştı.Muzaffer döndü ülkesine ama ülke hiçte beklediği gibi değildi
surlar yanıyordu çok uzaklardan görmüştü bunu atını dörtnala sürmüştü.
Surun yıkılmış ana kapısından içeri daldı,son hız. Heryer yıkımdı kadınlar,çocuklar
ve o anda ülkede bulunan bir avuç asker cansız bedenleriyle her taraftaydı.Kendi dairesine koşarak çıktığında güzel karısını elinde bir sopayla oğlunun ölü bedenin yanında cansız buldu.
Yere serildi bedeni daha önce hiç bit savaşında yıkılamamış olan kral şimdi yerdeydi ağlıyordu.Uzun süre acıyla yattı orda sonra ölüm uykusu bir gün sona erdi.
Yasta olan ordularını toparladı.Ozamanlar Ogmaharın güneyinde yaşayan burnu havada insan ırkı Malaranın üzerine sürdü atını.Bütün gücüyle vurdu karşısına çıkan her insanı yoketmeye an ve an yemin ederek biçti onları.Bazıları Durainin gazabından gemilerle kaçmayı başardı ama o durmadı peşlerine takıldı.Onları Oryilitte kendi adasının güneyinde koca bir adada yakaladı.
Adada daha önceden yaşayan insanlar yani Hourdenliler Malaranlı insanlara bu tanımadıkları ırka karşı yardım etti.Yıkım sonsuzdu iki taraf binlerce kayıp verdi.Dagorlar karşılarına çıkan her insandan ailelerinin öcünü aldılar ama sayıları azdı.Büyük yıkım ve katliam getirselerde bütün bu kıtaya karşı savaşmak imkansızdı.Ozaman insanların Kralı olan Or-Hadon güneye kaçtı ve orda güçlendi.
Dönüp dagorlara vurduğunda dagorlar geri çekilmek zorunda kaldı.Gittiler ama köleleri yaptıkları goblinlerle onlarca kez geri geldiler.
Kral Durain bu düşüncelerle boğuşurken içeri bir asker girdi.Kralın karşısında durup kendisine söz vermesini bekledi.Bu bekleyiş kısa bir süre aldıktan sonra kral adama konuşmasını ima eden bir harekette bulundu.Adam"Kralım emrettiğiniz gibi herşey hazır artık ordular yürüyebilir.Hava deniz yolculuğumuz için tam kıvamında."dedi.Kral ancak aklını yitirmiş bir adamın sahip olabileceği bir sırıtışın yüzüne yayılmasına izin verdi.
Dagorlar
Dagorlar başlarda dünyanın en güzel ırkıydı,güzel yüzleri,geniş omuzları uzun boyları ve çoğunlukla renkli gözleriyle dünyaya ayrı bir güzellik katarlardı.Yüz hatları insanı andırırdı ama en güzel insan bile en çirkin dagor kadar güzel değildi.Tanrılar dagorlara sonsuz bir hayat bağşetmişti.Bu sonsuz hayatı nimet sayan dagorlar onu çok iyi korur ve sakınırlardı.
Ama bu kutsal hediye Yıkım savaşından sonra bir lanete dönüştü.Sonsuz hayatlarının her sabahına nefretle ve kinle uyandılar.İntikam için ellerinden geleni yaptılar.Zamanla içlerinde aşka yer kalmadığı için üremez çoğalmaz oldular.Şimdilerde dagorların sayısı bini geçmez ama emirlerinde envayi çeşit yaratık vardır onları güçleriyle kontrol eder komutaları altında bin bir savaşa sokarlar.
Eskiden binbir güzellikle yanan iç ışıkları şimdilerde bir ölünün mezardan çıkmış halini anımsatır insana.Tenleri bembeyazdır tamamen zırhlara bürünmüş bir vaziyette her daim savaşa hazır yaşarlar.Eskilerde o narin eller şimdilerde pençemsi garip şekiller almıştır.Bedenleri kastan bir duvardır adeta.Ve içlerinde en güçlü olan Duraildir.
Küçük bir karşılaşma
Hourden'in kıyı sehri Tiyannada işler her zamankinden farksız olağan sıradanlığıyla ilerlemekteydi.Gün solmuş gece kapıya dayanmıştı.Daha yeni subaylığa ulaşmış olan Erbdan peşisıra ilerleyen bir tabur askeriyle rapor edilen kavgayı bastırmak üzere limana doğru hızla ilerliyordu.Düşüncelerini biraz sonra karşı karşıya gelicekleri olaya odaklamaya çalışsa da bu güne kadarki olayları sorgulamaktan alamıyordu kendini.
O alt tabakadandı babası bir işçiydi,annesi ise daha varlıklı ailelerin temizlik işlerini yapardı.Bir gün buralara geleceğini hiç düşünmemişti.Fakirlikten sıkıldığı için daha çok genç yaşta orduya katılmıştı,üstün başarı göstermiş ve rütbeleri teker teker atlamıştı.Sanki daha dün onbaşı olmuştu.Şimdi tam otuz yaşındaydı ve 12 yıldır orduya hizmet ediyordu zekası ve savaş alanındaki başarıları onu subaylığa yükseltmişti eğitiminide bir askerken tamamlamıştı.Ailesi onu bu şekilde görsün çok isterdi ama onları beş yıl önce ard arda kaybetmişti.
Bir anda düşüncelerinden sıyrıldı kılıç sesleri duymaya başlamıştı,askerlerini hızlandırdı. Artık hızlı adamların yerini koşar adımlar almıştı.Evlerin arasından limanın boşluğuna çıkan köşeyi gördüğünde birkaç denizcinin birbirine hırlaştığını arada bir bir iki tanesinin kılıç çarpıştırdığını gördü.Olaya anında müdahele etmek niyetindeydi.Öylede yaptı "Durum bakalım lağım fareleri ne oluyor burda." diye seslendi. Denizciler durup ona baktı peşinde on adam vardı denizciler sayıca çok kalabalıktı ve iki ayrı tarafa bölünmüşlerdi.
Görüntü çok netti muhtemelen iki geminin tayfaları bir husustan hırlaşmış ve kavgaya tutuşmuştu.Tayfalar bu koca adamın halkından değildi,dışardan iş için bir gemiyle gelmişlerdi her hallerinden belliydi bu.Bir anlık durgunluktan sonra denizciler bu küçük asker gurubunu fazlada umursamamaları gerektiği fikrine kapıldı.Ve hırlaşmalara itişip kakışmalar yeniden başladı. Erbdan bu durumdan hiç ama hiç hoşlanmadı.
Koca bedeninden patlar gibi dolgun kuvetli bir ses fırlayıp sarstı ortalığı"Derdiniz nedir ? Üstelik burda Hourden'in bir subayına saygısızlık yapıyorsunuz sırf bu yüzden sizi zindana kapattırabilirim.Durun bakalım anlatın derdinizi bir çare buluruz" dedi.Sağ taraftaki denizcilerin arasından bir tanesi sıyrılarak Erbdan'a yanaştı.Suratı bir sıçanı anımsatıyordu hani bir insanın tipi kendini bukadar el verebilir.Adamın suratından sinsilik hayinlik akıyordu.Erbdan'a yaklaştı küçümserce bakıyordu.
"Ben Sayruyuf'un halkından Zerkusum bunlar tayfalarım ve hiç bir süslü kokanaya hesap vermem"dedi.Erbdanda bunu daha önce düşünmüştü yani subay kıyafeti biraz "aşırı" süslüydü sanki.Ama adamı cezasız bırakamazdı bu oteritesinin sarsar hatta onurunu kırardı.Koca yumruğunu hiç düşünmeden hızla adamın suratının ortasına patlattı.Adam gerisin geri yere yapıştı,burnundan kan geliyordu.
Denizciler bir an sessizleşti sonra mırıldanmalar,akabinde gelen serzenişler ve en sonunda olay hiddetli küfürlere döndü.Denizciler Erbdan ve askerlerine doğru küfürler savurarak ilerlemeye başladı hepsinin eli kılıçlarındaydı bir kaçı kılıç değilde sopa,bıçak,zincir gibi bir takım zarar verici aletler taşıyordu.Erbdan çok şaşırdı hiç böyle bir hareket beklemiyordu bu adamlar nasıl bir ülkedeyken o ülkenin subayına ve askerine böyle davranabilirlerdi.Bu çok yürek isteyen bir aptallıktan başka bir şey değildi.
Erbdan düşündü eğer orda kalırsa muhtemel bir dövüş söz konusuydu.Ama çekilmek hem yakışık almaz hemde subaylığını sona erdirirdi.Son bir şans belki adamlara bulundukları yeri hatırlatabilirim dşüncesiyle tekrar bağırındı, "Sizi sersemler nerde olduğunuzun farkında değilsiniz sanırım buradan ölüp gitmekmi istiyorsunuz".
Adamlar pek oralı değildi aslında gözleri parıl parıldı bu adamlar savaş aleviyle kavruluyordu.Solda duran denizci gurubu olayın farkındaydı ve beladan kaçınmak için uzaklaşmaya başladı.Sağdakiler ise doğrudan Erbdan ve askerlerine geliyordu.Erbdan tek bir hareketiyle askerlerini hizzaya soktu.Kalkanlar kaldırıldı kılıçlar çekildi denizciler hiç korkmuş görünmeden ilerlemeye devam ettiler.
Burun buruna gelince iki tarafta durdu.Denizcilerin lideri burnuna bir bez bastırmış ve diğer eliylede kılıcını çekmişti.Denizciler Erbdanın askerlerinin iki katıydı ve iyi dövşçülere benziyorlardı kaslı,çevik ve deneyimliydiler belliki.Erbdanın adamları pek deneyimli sayılmazdı ama iyi eğitimliydiler.Denizcilerden biri sırf hor görüde bulunmak için kılıcını askerlerden birinin kalkanına vurdu ama askerin tepkisi sertti.Anında kılıcını kalkanının yanında ileri uzatarak adamın omzunu deldi ve kavga böylece başladı.Dövüşün sesleri çevredeki bir kaç askeri daha olay yerine çekti.
Başlarda asker gurubu sıralı duruyor konumunu bozmuyor öyle dövüşüyordu bu bir avantaj sağlıyordu.Denizciler onları eksiltemiyordu birkaç denizcide yere düşmüştü.Bu çok uzun sürmedi denizciler bir an çekilip sonra şimşek gibi çarptılar kalkanlara Erbdanın gurubu dağıldı düzensiz karman çorman bir dövüşe dönüldü.Erbdan bir anda kendini üç iri kıyım adama karşı tek buldu.Bu kazanması zor bir dövüş olucaktı ama şansı vardı.İlk adamın hamlesini ustaca karşıladı adamı geri iteledi.Sonra diğeri saldırdı ve diğeri üçüde Erbdana hamleler savuruyordu dengesi iyice bozulmuştu bu karşıdan bakan biri için pek çaresiz bir dövüş gibi görüne bilirdi.
Buna izin veremezdi bu sıçanlar onu öldüremezdi bu onursuz bir ölüm olurdu.Kendini toparladı.Bu sefer o saldırıyordu adamları geriletmeye başladı biri geri geri giderken ayağı takıldı ve yere düştü,Erbdanda diğerlerini iki hızlı kılıç hareketiyle bir iki adım daha gerileterek kendi hamlesine olanak sağladı.Daha tam toparlanamamış olan denizcinin karnına saplayı verdi kılıcı.İki denizci şimdi bu adamla dövüşmek konusunda daha az hevesliydi.Ama genede geri çekilmediler.Kılıçlar tokuşurken Erbdan karşısındaki adamlardan birinin karnından bir kılıç ucu ve akabinde kan çıktığını gördü.Askerlerden biri adamı arkadan deşmişti.Erbdanda hızla diğer denizcinin gırtlağını biçti.
Ve atnalları inletti ortalığı denizciler gemiye doğru kaçmayı denediler ama çoğu biçildi kaln 3 tanede teslim oldu.Erbdan hemen çavuşundan durum raporu istedi kendi askerlerinin gepsi yaşıyordu ama çok yaralanan vardı.Dövüşe sonradan dahil olan askerlerdense ikisi ölmüştü bu üzücü ve hesabının verilmesi gerek bir konuydu.Ama yinede savaşın coşkusu vardı içinde çoğu insan savaştan nefret etsede verdiği amansız sert duygudan zevk alırdı Erbdan.
Hafiftende başladım olaya,alttaki örenektir eğer zaman ayırıp okuyup yorumlarınızı yaparsanız çok sevinirim.Yazım hataları mevcut yazıda daha sonra düzelteceğim.onlara takılmayalım yani 
Başlangıç
Tüm ihtişamıyla gölgelerin içinde oturmuş yarına bakıyordu.Gördükleri hiç hoş şeyler değildi.Yarın yıkım ve zulümdü ama elinden ne gelirdiki,düşmanını göremiyordu bile.Nasıl bir kudret onun görüsünden saklanabilirdi hiç anlamıyordu.Bu yaratık her ney ise çok kısa bir zaman içinde bilinen dünyanın sonunu getirecekti.Arbael artık tek çaresi olanı yapmayı çare görüyordu.
Yaratıcı Elmed orda olsaydı acaba odamı aynını yapardı,bilemiyordu.Elmed yeni dünyalar yaratmaya gitmiş ve Albaer e bilinen dünyaya gözkulak olma görevini vermişti.Ona dünyaya hiç bir surette karışmaması gerektiği öğüdünü vermişti ama Elmed bu günü önceden görememişti.Dünya gücü tarafından yokeldiği bir varlığın pençesindeydi.
Albaer elinden gelse hemen Elmed'e haber ulaştırır yardım isterdi,ama yapamazdı en azından sözünü Elmede ulaştırmaya yeticek kudreti yoktu.Albaer yapmayı planladığı şeyi yapmalımıydı bilemiyordu,Elmedin ilk oğlunu dünyaya salı vermekti aklındaki.
İlk oğul adı,Sandor olan kötü karakteri ve kişiliği yüzünden bizzat Elmedin kendi tarafından İlnaurun (Elmedin evinin) zindanlarına kapatılmıştı.Sandor çok kudretliydi ama babası onu bir oyuncakmış gibi alıp zindana tıkmıştı.Albaer gidip sadece onunla görüşeceğim diye geçirdi aklından eğer istediğimi yapıcağına beni ikna ederse onu salarım dedi kendine,
İçindeki bi ses ona saçmaladığını,yapmaması gerektiğini söylüyorduysa bile O o sesi duymuyor aklında ki Sandorla pazarlık fikrince büyülenmiş gibi zindana gidiyordu.
"Merhaba Albaer sen buralara gelirmiydin." dedi karanlıkların içinden sıradan bir insanın kine benzeyen ama kudret dolu bir ses.Albaer sanki ses bir sivri sineğinkiymiş gibi davranmaya çalıştı ama yapamadı bu varlığın karşısında titrememek için zor tuttu kendini,hem sonuçta Elmedin sözleriyle mühürlenmiş kapı sadece dıştan açılabilirdi,Sandor,Albaer kapıyı açmadığı sürece zararsız bir sesti sadece.
Albaer "Sandor seni uzun zamandır görmüyorum karanlıklardan sıyrıl ve güzel yüzünü eski dostun Albaer'e göster." dedi.Sandor'un görüntüsü değşet vericiydi.Bir insan ne kadar çarpık bir şekilde sırıtabilirse o on katı daha pis bir sırıtışa sahipti.Yüzünden hayinlik ve kötülük fışkırıyordu ama o an nedense asırlarca yaşamış olan Albaer,çoğu kişinin yüce diye hitab ettiği Albaer,Sandorun yüzündeki pisliği göremedi.
Albaerin gördüğü şekliyle Sandor kocaman bir gülümsemeyle karşıladı onu.Üstelik Albaer'e göre Sandor'un öyle naif bir hali vardıki yaptıklarından pişman olmuş olmalıydı.Albaer "Dünyayı bir illet kavuruyor Sandor,baban burda değil ve benim gücüm o illet her ney ise onu görmeye bile yetmiyor,babana ulaşamıyorum bu yaratık her ne ise,dünyayı yoketmeküzere"
Sandorun gülümsemesi bir kat daha çarpıldı ama Albaer'e göre Sandor bu olanlar karşısında çok hüzünlenmişti.Sandor sanki çok hüzünlüymüşcesine "Elimden ne gelirki bunu bana işkence yapmak içinmi söylüyorsun Albaer.Biliyorsunki burda hapisim ve elimden hiç bir şey gelmez." dedi. Bu duydukları Albaer'i sevindirmişti aklından işte Sandor ıslah olmuş ve dünyanın kurtuluşunun anahtarı o diye geçirdi,eğer o geçirmediyse bile birşey bunun aklından geçmesine sebep oldu.
"Sandor seni salarsam Elmed aşkına dünyayı kurtarırmısın,hem bu babanında hoşuna gider,belki seni affedebilirbile." dedi Albaer. Sandor bunun,yani babasının onu affetme olasılığının sıfır olduğunu biliyordu ama "Gerçekten babamın gözünde yükselirim ve beni affeder"dedi.
Biraz daha konuşmanın ardından Albaer kapıyı açtı,daha açtığı anda nasıl bir hata yaptığını anlamış olsa bile artık çok geçti.Sandor kapının arasından rüzgar gibi İlnaura süzüldü.Havayı içine çekti ve "Özgürüm"dedi.Artık Albaere gösterdiği yüzünü tutmasına gerek yoktu.Albaerde onu çarpıklığıyla net bişekilde görebiliyor ve yere kapanıp ağlayıp sızlanmamak için kendini zor tutuyordu.Sandor oyununa biraz daha devam etmekte sakınca görmedi üstelik Albaer herşeyin farkındayken bu çok daha keyifli olucaktı.
"Eski dostum,beni yarını gösteren havuzun yanına götür."dedi kıkırdıyarak.Albaer çaresiz ona zaten çok iyi bildiği yolda rehperlik etti.Havuzun başına geldiler,görü netti havuzun içindeki suda kırmızı bir rüzgar dünyayı kavuruyor Grosekler çivili zırhlarıyla goblinlere liderlik ediyorlar,şehirleri yakıp yıkyorlardı.Albaer Ordunun gerisinde bir karaltı gördü sanki o kırmızı kirli havanın kaynağıydı o karaltı.Büyülü gücüyle suda karaltıya doğru ilerledi.
İçinden Elmede yalvarıyordu "Lütfen beklediğim olmasın O olmasın" diyordu. Ama korktuğu oldu,görüntü netleşince çarpık gülümsemesiyle Sandor çıktı karşısına,bian dondu Albaer.Sonra sudaki yüz Albaere çevrildi ve beni sen saldın diyerek kocaman ve kötülük dolu bir kahkaha patlattı.
Albaer elinden gelebilecek tek şeyi denedi,yaşlı elini bir çitanın çevikliğinde cüppesinin içine soktu vehızla hançerini Sandora savurdu,bunun başarısız bir deneme olucağını biliyordu ama yinede denedi.Elini sanki bir çocuğun vuruşunun yakalarmış gibi yakaladı Sandor,ona dudak bükerek baktı ve "Eski dostum Albaer beni öldürmek istemiş olmazsın değilmi?" dedi.Hemen ardından gözleri delilikle onkat daha dolan Sandor,Albaeri duvardan duvara vurmaya başladı,bunu büyüsüyle yapıyordu ve bi yandanda kahkalar atıyordu.
Uzunca bir süre Albaer'i hırpaladıktan sonra "Şimdi dünyaya gidiyoruz eski dostum" dedi.Sadece bir kelime söyledi ve döz açıp kapama süresinde dünyaya vardılar.Albaer harap olmuştu ağzından burnundan kal geliyordu ve kesik kesik nefes alabiliyordu."Nasıl" dedi Albaer "nasıl". Dünyada hiç bir yıkım izi yoktu herşey yerli yerindeydi bahar tüm güzelliğiyle sarmıştı çevreyi,yemyeşil çimenlerin üzerinde duruyorlardı."Eski dostum herşey sana küçük bir oyunumdu.Aslında dünyada henüz bir savaş bile yok,ama pek yakında olucak sen beni salıverdinya pek yakında olucak"dedi Sandor.
Albaer hıçkıra hıçkıra ağladı yalvardı O'na ama Sandor sadece sırıttı.Albaer ona bişey yapamayacağını bilsede hareketinin onun ölümü olacağını bilsede ona birdaha saldırdı.Sandorda onu bir böceği öldürüyormuşçasına basit bir şekilde öldürdü.Sandor "Aptal" dedi ve kocaman bir kahkaha patlattıktan sonra özgürlüğünün tadını çıkarmak amacıyla uzaklaştı ordan,bir kadına dokunmayalı nekadar oldu diye geçiriyordu aklından.
Dagorlara dair
Ve işte tahtında oturuyordu dagorların kralı Durail.Derinlere dalmıştı,bir zamanlar çocukların koşuştuğu koca salonu şimdi bomboştu.Gözlerinde uzun zaman yer etmiş olan delilik şimdide ordaydı.O günü tekrar yaşıyordu eve dönüşü yıkımı görüşünü daha ilk an herşeyin değişmesini.Nasılda salak gibi terketmişti kalesini kuzeydeki cücelere bir ders vermek için sefere çıkmıştı.Muzaffer döndü ülkesine ama ülke hiçte beklediği gibi değildi
surlar yanıyordu çok uzaklardan görmüştü bunu atını dörtnala sürmüştü.
Surun yıkılmış ana kapısından içeri daldı,son hız. Heryer yıkımdı kadınlar,çocuklar
ve o anda ülkede bulunan bir avuç asker cansız bedenleriyle her taraftaydı.Kendi dairesine koşarak çıktığında güzel karısını elinde bir sopayla oğlunun ölü bedenin yanında cansız buldu.
Yere serildi bedeni daha önce hiç bit savaşında yıkılamamış olan kral şimdi yerdeydi ağlıyordu.Uzun süre acıyla yattı orda sonra ölüm uykusu bir gün sona erdi.
Yasta olan ordularını toparladı.Ozamanlar Ogmaharın güneyinde yaşayan burnu havada insan ırkı Malaranın üzerine sürdü atını.Bütün gücüyle vurdu karşısına çıkan her insanı yoketmeye an ve an yemin ederek biçti onları.Bazıları Durainin gazabından gemilerle kaçmayı başardı ama o durmadı peşlerine takıldı.Onları Oryilitte kendi adasının güneyinde koca bir adada yakaladı.
Adada daha önceden yaşayan insanlar yani Hourdenliler Malaranlı insanlara bu tanımadıkları ırka karşı yardım etti.Yıkım sonsuzdu iki taraf binlerce kayıp verdi.Dagorlar karşılarına çıkan her insandan ailelerinin öcünü aldılar ama sayıları azdı.Büyük yıkım ve katliam getirselerde bütün bu kıtaya karşı savaşmak imkansızdı.Ozaman insanların Kralı olan Or-Hadon güneye kaçtı ve orda güçlendi.
Dönüp dagorlara vurduğunda dagorlar geri çekilmek zorunda kaldı.Gittiler ama köleleri yaptıkları goblinlerle onlarca kez geri geldiler.
Kral Durain bu düşüncelerle boğuşurken içeri bir asker girdi.Kralın karşısında durup kendisine söz vermesini bekledi.Bu bekleyiş kısa bir süre aldıktan sonra kral adama konuşmasını ima eden bir harekette bulundu.Adam"Kralım emrettiğiniz gibi herşey hazır artık ordular yürüyebilir.Hava deniz yolculuğumuz için tam kıvamında."dedi.Kral ancak aklını yitirmiş bir adamın sahip olabileceği bir sırıtışın yüzüne yayılmasına izin verdi.
Dagorlar
Dagorlar başlarda dünyanın en güzel ırkıydı,güzel yüzleri,geniş omuzları uzun boyları ve çoğunlukla renkli gözleriyle dünyaya ayrı bir güzellik katarlardı.Yüz hatları insanı andırırdı ama en güzel insan bile en çirkin dagor kadar güzel değildi.Tanrılar dagorlara sonsuz bir hayat bağşetmişti.Bu sonsuz hayatı nimet sayan dagorlar onu çok iyi korur ve sakınırlardı.
Ama bu kutsal hediye Yıkım savaşından sonra bir lanete dönüştü.Sonsuz hayatlarının her sabahına nefretle ve kinle uyandılar.İntikam için ellerinden geleni yaptılar.Zamanla içlerinde aşka yer kalmadığı için üremez çoğalmaz oldular.Şimdilerde dagorların sayısı bini geçmez ama emirlerinde envayi çeşit yaratık vardır onları güçleriyle kontrol eder komutaları altında bin bir savaşa sokarlar.
Eskiden binbir güzellikle yanan iç ışıkları şimdilerde bir ölünün mezardan çıkmış halini anımsatır insana.Tenleri bembeyazdır tamamen zırhlara bürünmüş bir vaziyette her daim savaşa hazır yaşarlar.Eskilerde o narin eller şimdilerde pençemsi garip şekiller almıştır.Bedenleri kastan bir duvardır adeta.Ve içlerinde en güçlü olan Duraildir.
Küçük bir karşılaşma
Hourden'in kıyı sehri Tiyannada işler her zamankinden farksız olağan sıradanlığıyla ilerlemekteydi.Gün solmuş gece kapıya dayanmıştı.Daha yeni subaylığa ulaşmış olan Erbdan peşisıra ilerleyen bir tabur askeriyle rapor edilen kavgayı bastırmak üzere limana doğru hızla ilerliyordu.Düşüncelerini biraz sonra karşı karşıya gelicekleri olaya odaklamaya çalışsa da bu güne kadarki olayları sorgulamaktan alamıyordu kendini.
O alt tabakadandı babası bir işçiydi,annesi ise daha varlıklı ailelerin temizlik işlerini yapardı.Bir gün buralara geleceğini hiç düşünmemişti.Fakirlikten sıkıldığı için daha çok genç yaşta orduya katılmıştı,üstün başarı göstermiş ve rütbeleri teker teker atlamıştı.Sanki daha dün onbaşı olmuştu.Şimdi tam otuz yaşındaydı ve 12 yıldır orduya hizmet ediyordu zekası ve savaş alanındaki başarıları onu subaylığa yükseltmişti eğitiminide bir askerken tamamlamıştı.Ailesi onu bu şekilde görsün çok isterdi ama onları beş yıl önce ard arda kaybetmişti.
Bir anda düşüncelerinden sıyrıldı kılıç sesleri duymaya başlamıştı,askerlerini hızlandırdı. Artık hızlı adamların yerini koşar adımlar almıştı.Evlerin arasından limanın boşluğuna çıkan köşeyi gördüğünde birkaç denizcinin birbirine hırlaştığını arada bir bir iki tanesinin kılıç çarpıştırdığını gördü.Olaya anında müdahele etmek niyetindeydi.Öylede yaptı "Durum bakalım lağım fareleri ne oluyor burda." diye seslendi. Denizciler durup ona baktı peşinde on adam vardı denizciler sayıca çok kalabalıktı ve iki ayrı tarafa bölünmüşlerdi.
Görüntü çok netti muhtemelen iki geminin tayfaları bir husustan hırlaşmış ve kavgaya tutuşmuştu.Tayfalar bu koca adamın halkından değildi,dışardan iş için bir gemiyle gelmişlerdi her hallerinden belliydi bu.Bir anlık durgunluktan sonra denizciler bu küçük asker gurubunu fazlada umursamamaları gerektiği fikrine kapıldı.Ve hırlaşmalara itişip kakışmalar yeniden başladı. Erbdan bu durumdan hiç ama hiç hoşlanmadı.
Koca bedeninden patlar gibi dolgun kuvetli bir ses fırlayıp sarstı ortalığı"Derdiniz nedir ? Üstelik burda Hourden'in bir subayına saygısızlık yapıyorsunuz sırf bu yüzden sizi zindana kapattırabilirim.Durun bakalım anlatın derdinizi bir çare buluruz" dedi.Sağ taraftaki denizcilerin arasından bir tanesi sıyrılarak Erbdan'a yanaştı.Suratı bir sıçanı anımsatıyordu hani bir insanın tipi kendini bukadar el verebilir.Adamın suratından sinsilik hayinlik akıyordu.Erbdan'a yaklaştı küçümserce bakıyordu.
"Ben Sayruyuf'un halkından Zerkusum bunlar tayfalarım ve hiç bir süslü kokanaya hesap vermem"dedi.Erbdanda bunu daha önce düşünmüştü yani subay kıyafeti biraz "aşırı" süslüydü sanki.Ama adamı cezasız bırakamazdı bu oteritesinin sarsar hatta onurunu kırardı.Koca yumruğunu hiç düşünmeden hızla adamın suratının ortasına patlattı.Adam gerisin geri yere yapıştı,burnundan kan geliyordu.
Denizciler bir an sessizleşti sonra mırıldanmalar,akabinde gelen serzenişler ve en sonunda olay hiddetli küfürlere döndü.Denizciler Erbdan ve askerlerine doğru küfürler savurarak ilerlemeye başladı hepsinin eli kılıçlarındaydı bir kaçı kılıç değilde sopa,bıçak,zincir gibi bir takım zarar verici aletler taşıyordu.Erbdan çok şaşırdı hiç böyle bir hareket beklemiyordu bu adamlar nasıl bir ülkedeyken o ülkenin subayına ve askerine böyle davranabilirlerdi.Bu çok yürek isteyen bir aptallıktan başka bir şey değildi.
Erbdan düşündü eğer orda kalırsa muhtemel bir dövüş söz konusuydu.Ama çekilmek hem yakışık almaz hemde subaylığını sona erdirirdi.Son bir şans belki adamlara bulundukları yeri hatırlatabilirim dşüncesiyle tekrar bağırındı, "Sizi sersemler nerde olduğunuzun farkında değilsiniz sanırım buradan ölüp gitmekmi istiyorsunuz".
Adamlar pek oralı değildi aslında gözleri parıl parıldı bu adamlar savaş aleviyle kavruluyordu.Solda duran denizci gurubu olayın farkındaydı ve beladan kaçınmak için uzaklaşmaya başladı.Sağdakiler ise doğrudan Erbdan ve askerlerine geliyordu.Erbdan tek bir hareketiyle askerlerini hizzaya soktu.Kalkanlar kaldırıldı kılıçlar çekildi denizciler hiç korkmuş görünmeden ilerlemeye devam ettiler.
Burun buruna gelince iki tarafta durdu.Denizcilerin lideri burnuna bir bez bastırmış ve diğer eliylede kılıcını çekmişti.Denizciler Erbdanın askerlerinin iki katıydı ve iyi dövşçülere benziyorlardı kaslı,çevik ve deneyimliydiler belliki.Erbdanın adamları pek deneyimli sayılmazdı ama iyi eğitimliydiler.Denizcilerden biri sırf hor görüde bulunmak için kılıcını askerlerden birinin kalkanına vurdu ama askerin tepkisi sertti.Anında kılıcını kalkanının yanında ileri uzatarak adamın omzunu deldi ve kavga böylece başladı.Dövüşün sesleri çevredeki bir kaç askeri daha olay yerine çekti.
Başlarda asker gurubu sıralı duruyor konumunu bozmuyor öyle dövüşüyordu bu bir avantaj sağlıyordu.Denizciler onları eksiltemiyordu birkaç denizcide yere düşmüştü.Bu çok uzun sürmedi denizciler bir an çekilip sonra şimşek gibi çarptılar kalkanlara Erbdanın gurubu dağıldı düzensiz karman çorman bir dövüşe dönüldü.Erbdan bir anda kendini üç iri kıyım adama karşı tek buldu.Bu kazanması zor bir dövüş olucaktı ama şansı vardı.İlk adamın hamlesini ustaca karşıladı adamı geri iteledi.Sonra diğeri saldırdı ve diğeri üçüde Erbdana hamleler savuruyordu dengesi iyice bozulmuştu bu karşıdan bakan biri için pek çaresiz bir dövüş gibi görüne bilirdi.
Buna izin veremezdi bu sıçanlar onu öldüremezdi bu onursuz bir ölüm olurdu.Kendini toparladı.Bu sefer o saldırıyordu adamları geriletmeye başladı biri geri geri giderken ayağı takıldı ve yere düştü,Erbdanda diğerlerini iki hızlı kılıç hareketiyle bir iki adım daha gerileterek kendi hamlesine olanak sağladı.Daha tam toparlanamamış olan denizcinin karnına saplayı verdi kılıcı.İki denizci şimdi bu adamla dövüşmek konusunda daha az hevesliydi.Ama genede geri çekilmediler.Kılıçlar tokuşurken Erbdan karşısındaki adamlardan birinin karnından bir kılıç ucu ve akabinde kan çıktığını gördü.Askerlerden biri adamı arkadan deşmişti.Erbdanda hızla diğer denizcinin gırtlağını biçti.
Ve atnalları inletti ortalığı denizciler gemiye doğru kaçmayı denediler ama çoğu biçildi kaln 3 tanede teslim oldu.Erbdan hemen çavuşundan durum raporu istedi kendi askerlerinin gepsi yaşıyordu ama çok yaralanan vardı.Dövüşe sonradan dahil olan askerlerdense ikisi ölmüştü bu üzücü ve hesabının verilmesi gerek bir konuydu.Ama yinede savaşın coşkusu vardı içinde çoğu insan savaştan nefret etsede verdiği amansız sert duygudan zevk alırdı Erbdan.
Toplam Yorumlar 8
Yorumlar
| | Bu arada ayyas her paragrafı otomatik başa çekiyor buda biraz yorucu görüntü oluşturmuş kusura kalmayın. |
| Posted 06-03-2008 at 12:03 by Gocu |
| | dikkat et senden önce kitabını çalıp korsan basmasınlar |
| Posted 06-03-2008 at 14:58 by Serenity |
| | abla eğer okuduysanda bu yorumu yaptıysan demek fena sıçmışım |
| Posted 06-03-2008 at 15:10 by Gocu |
| | ben ilk kısmını okumuştum güzeldi, ve evet ikinci kısmıda okudum, benim hoşuma gitti, güzel akıcı bi yazı olmuş. Ama madem bunu bir kitap haline getirmeyi düşünüyorsun daha çok detaya girip daha fazla betimleme yapman gerekecek. Örneğin ilk kısımdaki konuşmaları yazabilirsin. Veya denizcilerle geçen konuşmalar daha ağdalı(duruma göre tabii) ve uzun olabilir. Bence böyle giderse bundan hikaye olur. Ve esas oğlan veya kız var mı? Durail'i öldürmeye çalışacak kişiler olacak mı? Yoksa esas adamımız Durail mi? Herneyse ben bunun gerisini de bekliyorum anlayacağın. ![]() |
| Posted 07-03-2008 at 00:44 by 3-5-2 Updated 07-03-2008 at 22:37 by 3-5-2 |
| | sanki girişi bana Ilidianı hatırlattı tamam sen yazmaya devam et, bende sen bitirene kadar zaten büyük adam olur, çok para kazanır basarım kitabını ![]() |
| Posted 07-03-2008 at 00:57 by MojoRisin |
| | gerisini burda yayınlamıycam iyi diyosanız devam ederim bitince yollarım. Ilidian bilmiyorum bu arada :malyapmaktangınageldi: |
| Posted 07-03-2008 at 01:05 by Gocu |
| | Bu tarz sevmediğim için okuyamadım |
| Posted 07-03-2008 at 12:36 by mandragora |
| | teşekkürler lan biri yazdığıma iltifat edince ne mayıştım |
| Posted 07-03-2008 at 12:45 by Gocu |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Gocu ait Blog Başlıkları
- Ammada pis bişey. (02-07-2008)
- Pazar gününü sevmek... (22-06-2008)
- Yaşasın yemek,yemek. (18-06-2008)
- Yazmak ya da yazmamak işte tüm mesele bu... (27-05-2008)
- Artık zamanı gelmişti... (23-05-2008)













