post - modernizm üzerine
Posted 29-07-2007 at 12:42 by floyd
descartes'in vardığı, "dusunuyorum oyleyse varim" argümanı, rasyonalizmin kurucusu olan bu adamı, modernizmin de öncü düşünürü haline getirmiştir. descartes varligini sorgulamaktaydı. "ben gerçekten var mıyım? ya uyuyorsam? şu karşıda gördüğüm bina mavi renkli. ama ya sarıysa? şeytan benim onu sarı olarak görmemi sağlıyorsa?" gibi sorulardan yola çıkan descartes, bütün bu sorguların elbette aksini kanıtlayacak en ufak bir şey bulamadı. varlığı gayet de bir rüya olabilirdi, çünkü insan rüya gördüğünde, rüya gördüğünün farkında olmazdı; yahut karşısındaki binanın rengi algıladığından farklı olabilirdi, ancak gerçek ve sabit olan şuydu ki, descartes dusunuyordu. rüyasında da olsa, o an uyuyor da olsa düşünüyordu. ve "var"dı. zihinsel olarak varlığını böylece keşfetti descartes. sıra algıya, yani bedensel varlığı keşfetmeye gelmişti. descartesin bütün bunları yapmaktaki amacı, dünyadaki nesnelerin temelini oluşturan o "varlık(lar)"ı keşfetmek ve insanlığa bir "dogru bilgi" kaynağı sunmaktı. ve descartes bu binanın temeline zihinsel varlığını keşfettiği argüman olan, "cogito ergo sum"u koydu. ancak descartesin bedensel varlığını keşfi pek de kolay olmadı. "tanrı sonsuz bir güç ve iyi bir güç, bu yüzden bedeni yarattı" tarzında, ortaçağ skolastik düşünselliğinin bir ürünü argümandan hareket ederek bedeninin varlığını kavramaya çalıştı. ama başarılı olamadı.
işte descartesin temele koyduğu bu "cogito ergo sum" cümlesi, modernizmin temelini de teşkil etmiştir. ondan sonraki filozoflar bu binanın üzerine sürekli bilgiler yığmaya çalıştılar ancak başarılı olamadılar.
postmodernizme gelince...
ilk olarak Nietzsche'de görülür gibi olur postmodernizmin izleri. gerçeklerin bir yanilsamadan ibaret olduğunu söyler. yani dünya diye algıladığımız nesnelerin kendileri başlı başına bir yanılsamadır. postmodernizm, çevredeki nesnellikten varlığın kaynağını bulmaya gitmez. descartes, karşısında gördüğü mavi binadan yola çıkarak varlığını sorgularken, postmodernistler, o binanın mavi olmasını kişinin bir algılaması olarak kabul eder ve bu argümandan yola çıkarak varlığı sorgulamaya kalkmaz. postmodernizm bir açıdan, descartes'in üzerine gittiği, keşfetmeye çalıştığı, ancak başaramadığı ve halen daha başarılamayan doğru bilgileri keşfetmeye çalışmayı bırakır. bir anlamda vazgeçmişlik, yılmışlık gibi yorumlanabilir bu. gerçi felsefe de hiç cevaplanmayacak olanı aramaya koyulma ve yine sonuca varamamadır. postmodernistlere göre, düş ve düşünce olayın temelidir.
postmodernizm ilk olarak etkilerini mimaride göstermiştir. postmodernist mimari, görünüş itibariyle yeni, veya moderndir, ancak içinde tarihsel izler taşır. postmodernizm zamanla etkisini edebiyat, resim gibi alanlarda da göstermiştir.
postmodernist edebiyat, roman;
toplumcu-gercekci edebiyatın aksine bireysellik egemendir. yazar, toplumsal bir gerçeği dışavurmaktan ziyade, kendi "düşüncesi"nden yola çıkarak yazın üretir. kahramanlar genelde hayalidir, ama mutlaka gercekle bir bağlantıları olan, sembol tiplerdir. postmodernist romanda dil kaygısı yoktur. dil kaygısının olmadığı gibi zaman kaygısı da yoktur. örneğin 1948 yılının türkiyesinde geçen bir olayda, atatürkün hayatta olduğundan söz edebilir postmodernist roman. zaman kaydırabilir. hatta yüz yıl öteye de kaydırabilir. fantastik roman izleri taşır bu noktada. yüzüklerin efendisi'nde herşey kurmacadır; postmodernist romanda da kurmacadır, ancak özellikle kişiler yahut birtakım olaylar dediğim gibi okuyucuya gerçeği anımsatan sembolik tiplerdir. ve geçmiş belirli bir dönemde gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar da yer alır bu romanlarda. bu olayların esin kaynağı ise bugündür. örneğin einstein fiziğinin temelinden 1459 yılında bahsedilebilir. bu romanlarda yazar genellikle kendisinden izler taşıyan bir karakteri romana koyarak, olayın içine girer, ve onu yönlendirir. yazar kendi düşlerinden, hayal gücünden yola çıkarak, hayali ve gerçeğe uymayan bir metin yazar.
modernist roman, karakterlerin her birini ayrı ayrı konuşturur. çünkü modernizme göre gerçeğe ancak bu yolla gidilebilmektedir. ne kadar fazla karakter kendi dünyasını anlatırsa, o kadar gerçeğe yakınlaşılabilir. ancak posmodernist romanın böyle bir kaygısı yoktur. cunku gercek, yazarin dusledigidir. gerçek onun düşüncesinde vardır. onun algıladığı gibidir. modernist romana orhan pamuk'un sessiz ev'i, postmodernist romana, ki az önce bahsettiğim postmodernist roman nitelikleri bu romanda açıkça farkedilecektir, ihsan oktay anar'ın "puslu kitalar atlasi" örnek verilebilir.
siirde postmodernizm,
yine romana yakın nitelikleri taşımaktadır. nazim hikmet'in toplumcu-gerçekçiliği yoktur bu şiirlerde. "anlaşılmaz" derecede imgelerin kullanıldığı, tam olarak bilinmeyen ancak sadece mevzu bahis imgeler vasıtasıyla ancak teğet geçilebilen söz gruplarıyla oluşturulur şiir. bütün gerçekler yine şairin gerçekleridir, onun düşleridir. ikinci yenicilerden melih cevdet anday, edip cansever ve cemal sureya'nın bazı şiirlerinde postmodernizmin etkileri görülmektedir.
posmodernizmin, bireyciliğin 1990 sonrası ülkemizde katettiği uzun mesafenin ardından, toplumcu-gerçekçiliği tasfiye ederek, şiire ve romana girdiği kuşku götürmez bir gerçektir.
işte descartesin temele koyduğu bu "cogito ergo sum" cümlesi, modernizmin temelini de teşkil etmiştir. ondan sonraki filozoflar bu binanın üzerine sürekli bilgiler yığmaya çalıştılar ancak başarılı olamadılar.
postmodernizme gelince...
ilk olarak Nietzsche'de görülür gibi olur postmodernizmin izleri. gerçeklerin bir yanilsamadan ibaret olduğunu söyler. yani dünya diye algıladığımız nesnelerin kendileri başlı başına bir yanılsamadır. postmodernizm, çevredeki nesnellikten varlığın kaynağını bulmaya gitmez. descartes, karşısında gördüğü mavi binadan yola çıkarak varlığını sorgularken, postmodernistler, o binanın mavi olmasını kişinin bir algılaması olarak kabul eder ve bu argümandan yola çıkarak varlığı sorgulamaya kalkmaz. postmodernizm bir açıdan, descartes'in üzerine gittiği, keşfetmeye çalıştığı, ancak başaramadığı ve halen daha başarılamayan doğru bilgileri keşfetmeye çalışmayı bırakır. bir anlamda vazgeçmişlik, yılmışlık gibi yorumlanabilir bu. gerçi felsefe de hiç cevaplanmayacak olanı aramaya koyulma ve yine sonuca varamamadır. postmodernistlere göre, düş ve düşünce olayın temelidir.
postmodernizm ilk olarak etkilerini mimaride göstermiştir. postmodernist mimari, görünüş itibariyle yeni, veya moderndir, ancak içinde tarihsel izler taşır. postmodernizm zamanla etkisini edebiyat, resim gibi alanlarda da göstermiştir.
postmodernist edebiyat, roman;
toplumcu-gercekci edebiyatın aksine bireysellik egemendir. yazar, toplumsal bir gerçeği dışavurmaktan ziyade, kendi "düşüncesi"nden yola çıkarak yazın üretir. kahramanlar genelde hayalidir, ama mutlaka gercekle bir bağlantıları olan, sembol tiplerdir. postmodernist romanda dil kaygısı yoktur. dil kaygısının olmadığı gibi zaman kaygısı da yoktur. örneğin 1948 yılının türkiyesinde geçen bir olayda, atatürkün hayatta olduğundan söz edebilir postmodernist roman. zaman kaydırabilir. hatta yüz yıl öteye de kaydırabilir. fantastik roman izleri taşır bu noktada. yüzüklerin efendisi'nde herşey kurmacadır; postmodernist romanda da kurmacadır, ancak özellikle kişiler yahut birtakım olaylar dediğim gibi okuyucuya gerçeği anımsatan sembolik tiplerdir. ve geçmiş belirli bir dönemde gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar da yer alır bu romanlarda. bu olayların esin kaynağı ise bugündür. örneğin einstein fiziğinin temelinden 1459 yılında bahsedilebilir. bu romanlarda yazar genellikle kendisinden izler taşıyan bir karakteri romana koyarak, olayın içine girer, ve onu yönlendirir. yazar kendi düşlerinden, hayal gücünden yola çıkarak, hayali ve gerçeğe uymayan bir metin yazar.
modernist roman, karakterlerin her birini ayrı ayrı konuşturur. çünkü modernizme göre gerçeğe ancak bu yolla gidilebilmektedir. ne kadar fazla karakter kendi dünyasını anlatırsa, o kadar gerçeğe yakınlaşılabilir. ancak posmodernist romanın böyle bir kaygısı yoktur. cunku gercek, yazarin dusledigidir. gerçek onun düşüncesinde vardır. onun algıladığı gibidir. modernist romana orhan pamuk'un sessiz ev'i, postmodernist romana, ki az önce bahsettiğim postmodernist roman nitelikleri bu romanda açıkça farkedilecektir, ihsan oktay anar'ın "puslu kitalar atlasi" örnek verilebilir.
siirde postmodernizm,
yine romana yakın nitelikleri taşımaktadır. nazim hikmet'in toplumcu-gerçekçiliği yoktur bu şiirlerde. "anlaşılmaz" derecede imgelerin kullanıldığı, tam olarak bilinmeyen ancak sadece mevzu bahis imgeler vasıtasıyla ancak teğet geçilebilen söz gruplarıyla oluşturulur şiir. bütün gerçekler yine şairin gerçekleridir, onun düşleridir. ikinci yenicilerden melih cevdet anday, edip cansever ve cemal sureya'nın bazı şiirlerinde postmodernizmin etkileri görülmektedir.
posmodernizmin, bireyciliğin 1990 sonrası ülkemizde katettiği uzun mesafenin ardından, toplumcu-gerçekçiliği tasfiye ederek, şiire ve romana girdiği kuşku götürmez bir gerçektir.
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
floyd ait Blog Başlıkları
- post - modernizm üzerine (29-07-2007)
- kemalizm ve düşünce özgürlüğü üzerine (29-07-2007)
- medya - bilinç ilişkisi üzerine (29-07-2007)
- kuyrukluyıldız (29-07-2007)










