<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Ayyas - Blogs</title>
		<link>http://www.ayyas.com/blogs/</link>
		<description>Muzik , Edebiyat , Felsefe , Sinema ve anime uzerine tartisma forumu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 14 May 2008 17:00:10 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>1440</ttl>
		<image>
			<url>http://www.ayyas.com/summer/misc/rss.jpg</url>
			<title>Ayyas - Blogs</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Primal Fear</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/marlasinger/primal-fear-1594/</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 15:38:30 GMT</pubDate>
			<description>Yapım : 1996, ABD 
Tür : Dram / Gerilim / Polisiye 
Yönetmen : Gregory Hoblit 
Senaryo : William...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yapım : 1996, ABD <br />
Tür : Dram / Gerilim / Polisiye <br />
Yönetmen : Gregory Hoblit <br />
Senaryo : William Diehl <br />
Oyuncular : Edward Norton, Laura Linney, Richard Gere, Steven Bauer, Maura Tierney, Andre Braugher, John Mahoney <br />
Yapımcı : Gary Lucchesi <br />
Görüntü Yönetmeni : Michael Chapman <br />
Müzik : James Newton Howard <br />
<br />
<br />
Edward Norton'un ilk filmi, Richard Gere  babacan bir avukat rolünde. Edward Norton bu filme seçilmek için 3000 kişiyi elemiş.Film hakkında tek kelime etmek istemiyorum fakat Edward hayatımın aşkı hep aynı değişen bişey yok.Müziklerde süper:D<br />
<br />
 Kasap çocuk-Masum:hihi:</div>


<!-- attachments -->
	<div style="margin-top:10px">

		
			<fieldset class="fieldset">
				<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
				<div style="padding:3px">
				<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=111&amp;d=1210779478" rel="Lightbox" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=111&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210779478" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  799bscap0000.jpg
Görüntüleme: 1
Boyut:  16.2 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=112&amp;d=1210779485" rel="Lightbox" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=112&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210779485" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  1546bscap0009.jpg
Görüntüleme: 1
Boyut:  14.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=113&amp;d=1210779492" rel="Lightbox" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=113&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210779492" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  4324bscap0001.jpg
Görüntüleme: 2
Boyut:  18.9 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=114&amp;d=1210779499" rel="Lightbox" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=114&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210779499" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  4598bscap0003.jpg
Görüntüleme: 1
Boyut:  14.0 KB" /></a>
&nbsp;
				</div>
			</fieldset>
		
		
		
		

	</div>
<!-- / attachments -->
]]></content:encoded>
			<dc:creator>marlasinger</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/marlasinger/primal-fear-1594/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adi yazılar yazan kalitesiz yazar</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/dave/adi-yazilar-yazan-kalitesiz-yazar-1593/</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 04:40:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA["Bir Alman gazetecisi çıksa... Dese ki, "Adolf Hitler ile Eva Braun aşk yaşıyorlardı"... Herkes...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>&quot;Bir Alman gazetecisi çıksa... Dese ki, &quot;Adolf Hitler ile Eva Braun aşk yaşıyorlardı&quot;... Herkes güler. Kimileri de &quot;çüş&quot; derler adama. Hitler'e laf ettiği için değil, ilkokul öğrencilerinin bile bildiği bu son derece sıradan gerçekten başka yazacak şey bulamadığı için.<br />
<br />
Bir Fransız gazetecisi çıksa... &quot;Napoleon Josephine'i seviyordu&quot; dese, yayına bile koymazlar, &quot;git dişe dokunur bir şey yaz da getir&quot; derler.Haaa, bakınız, &quot;Josephine'in minik köpeği, seviştikleri ilk gece Napoleon'un poposunu ısırmıştı&quot; yazarsanız bu da gerçektir, ama hiçbir Fransız okuyucusu &quot;bu adam koskoca Napoleon'a hakaret ediyor&quot; diye düşünmez.<br />
<br />
Türkiye'de, en bilinen gerçekler bile bilinmez kılınmışlardır.Yazarsanız, hem yadırgatır, hem de küfür yersiniz.<br />
<br />
Türkiye, yalan ve kafasızlıkla yürütülmektedir.Çünkü Türkiye hem bilmez, hem bilmek istemez, hem de bildirene kızar köpürür.Bu kafayla da Avrupa Birliği'ne falan değil, cehennemin dibine doğru yol almaktadır.<br />
<br />
Emre Aköz'den öğrendiğime göre Atatürk'ün bir üvey babasının ve üvey kardeşlerinin bulunduğunu, annesiyle de arasının pek iyi olmadığını yazmam( <a href="http://www.ayyas.com/blogs/dave/ataturk-annesini-sever-miydi-1580/" target="_blank">Atatürk annesini sever miydi?</a> ), iyi niyetli okuyucularda şaşkınlık yaratmış. Oysa daha önce çok yazmıştım başka gazetelerde...Okuyucunun ahmak kesimi de Atatürk'e hakaret ettiğimi düşünüyor ve kızıyormuş...<br />
<br />
Onlara laf anlatmak mümkün değildir. Sözüm temiz ve dürüst insanlara ve de Atatürk'e tapanlara değil, Atatürk'ü anlayanlara ve sevenleredir: Faşistler, Atatürk'ü putlaştırmakla ona en büyük kötülüğü ettiler.Onu &quot;uzaydan gelmiş insanüstü bir yaratık&quot; olarak tanıtmaları için de en başta &quot;insani&quot; yanlarını yoketmeleri gerekiyordu.<br />
<br />
Atatürk içki içmez, üşümez, yorulmaz ve acıkmazdı. Bırakın anayı babayı, bir kız kardeşi olduğu bile unutturulmak istendi.Silinmek, yokedilmek istenen, Atatürk'ün gençliğiyle ve özel hayatıyla birlikte, bütün bir yakın tarihimizdi aynı zamanda.<br />
<br />
19 Mayıs 1919 günü Samsun'a gökten zembille inmişti sanki! <br />
<br />
Peki Çanakkale'de hangi ordunun subayıydı acaba? Yoksa ayrı bir Osmanlı ordusu, bir de ondan ayrı ve bağımsız Türk ordusu mu vardı? &quot;Gazi Mustafa Kemal Paşa&quot; demek bile allerji yaratıyor bazı çevrelerde...Bu ünvan, Sakarya savaşından sonra ona Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin vermiş olduğu &quot;resmi&quot; ünvandır. Bu bile istenmiyor, herif çıkıyor, &quot;ne demek efendim Mustafa Kemal&quot; diye homurdanıyor...&quot;1934 Soyadı Kanunu'ndan önce Atatürk diye bir kimse yoktu, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa vardı&quot; deyince çıldırıyor, bu basit ve &quot;banal&quot; gerçek bile rahatsızlık yaratıyor... Sanki biz soyadı kanununu kaldıralım demişiz gibi! <br />
<br />
Türkiye, bu kafada giden insanların elinde felakete sürüklenmektedir.Aklımızı başımıza toplamazsak Türkiye batacaktır.<br />
<br />
Türkiye'yi şeriatçılar değil, kendini Atatürkçü sanan, &quot;Atatürk ticareti&quot; yapan faşistler batıracak. Türkiye, diktayla yönetilen, uygar dünyadan dışlanmış, üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi olacak. &quot;Fakir ama onurlu&quot; olduğumuzu sanacağız ama onur da elden gidecek.<br />
<br />
Sonra, &quot;adi yazılar yazan kalitesiz yazar&quot; söylemedi demeyin! <br />
<br />
Evet, Aydın Doğan'ın adamları da bana böyle diyorlar.Sağolsunlar. Ben gerçekleri yazayım da, kalitesi eksik kalsın.&quot;<br />
<br />
Engin ARDIÇ<br />
14 Mayıs 2008<br />
Sabah Gazetesi</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Dave</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/dave/adi-yazilar-yazan-kalitesiz-yazar-1593/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İlk Sayım -  Part Tu - Rivenc Of Dı Kapak</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/ilk-sayim-part-tu-rivenc-of-1592/</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 17:34:34 GMT</pubDate>
			<description>Image: http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/kapak_17.jpg 

*Bu da can sıkıntısına yaptığım...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/kapak_17.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/kapak_17.jpg\', 539);" /><br />
<br />
<b><div align="center">Bu da can sıkıntısına yaptığım yeni sayı kapak çalışması ve uçaklar :mal:</div></b><br />
<img src="http://www.ayyas.com/uyeler/thunderpeak/album/dor-lomin-24/yeni-sayi-calismasi-901.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/uyeler/thunderpeak/album/dor-lomin-24/yeni-sayi-calismasi-901.jpg\', 539);" /></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/ilk-sayim-part-tu-rivenc-of-1592/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Küçük Emrah Ruhu</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/lizard-king/kucuk-emrah-ruhu-1591/</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 13:10:21 GMT</pubDate>
			<description>*Dediler ki:* Fenerbahçede ruh yok! Galatasaray ruhuyla şampiyon oldu...
*Demezler mi adama:* Bu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Dediler ki:</b> Fenerbahçede ruh yok! Galatasaray ruhuyla şampiyon oldu...<br />
<b>Demezler mi adama:</b> Bu ruh Almanyada Leverkusenden 5 yerken&#8218; gurbetçiye başını önüne eğdirirken neredeydi? Nereye tüymüştü? Madem maç kazanan futbolcu değil&#8218; ruhtur; son iki UEFA Kupası şampiyonu Sevillayı yenenlerinki ruh değil de neydi?<br />
<br />
<b>Dedi ki: (Hasan Şaş)</b> 11 Fenerbahçeli bizi anlayamaz. Arkadaşlarıma bunu söyledim ve onlar da çıktılar Feneri yendiler...<br />
<b>Demezler mi adama:</b> Yumurta göbek yapıp&#8218; doğru dürüst iki maç oynamadığın halde şampiyonluktan kendine pay çıkarmaya çalışmanın başka yolunu bulamadın mı?<br />
<br />
<b>Dediler ki:</b> Yıllar önce Fak-Fuk Fonundan verilen paranın şimdi gündeme getirilmesinde art niyet vardır...<br />
<b>Demezler mi adama:</b> Ama fakirlik edebiyatı yapıp&#8218; Küçük Emrah tadı verip&#8218; şampiyonluğunun imkansızlıklara rağmen elde edildiğini söyleyebiliyorsun... Üstüne üstlük&#8218; Fenerbahçenin bonservis bedeli toplamı 92&#8218; seninki de ondan aşağı kalmazcasına tam 84 milyon euroyken!..<br />
<br />
<b>Dediler ki:</b> Yüzde yüz yerliyiz?<br />
<b>Demezler mi adama:</b> Tabii millet keriz!.. (Kontenjanındaki 7 yabancını Floryadaki çamaşırhanede mi çalıştırıyorsun?)...<br />
<br />
Kusura bakma İslam abi...FENERBAHÇENİNKİ başka bir büyüklüktür evet... Ama adı konulur bu büyüklüğün... Tarif edilebilir bu büyüklük... Hem de rahatlıkla... İnadına sevebilmektir tarifi...<br />
<br />
İnadına çubuklu formasını giyip&#8218; o gece sokaklara çıkabilenler koymuştur artık adını... Şampiyonluğu garantilemeden formasını giymeye cesaret edemeyenlere inat&#8218; kupasız geçen bir sezonda bile evinin balkonuna bayrağını asanlardır&#8218; bu büyüklüğün isim sahibi...<br />
<br />
Çoğunuzu dikkatini çekmiştir&#8218; benim gibi; cumartesi gecesi ve ertesi sabah Fenerbahçe formalarıyla sokaklarda dolaşanlar... Yüreğinize tarifi düşmüştür o an mutlaka&#8218; Fenerbahçe sevgisinin... Adını koymuştur sizin de kalbiniz&#8218; Fenerbahçenin büyüklüğünün...<br />
<br />
Kusura bakma İslam abi... Fenerbahçe büyüklüğünün bir adı vardır... Adı inadına aşktır; inadına sarı&#8218; inadına lacivert...Yine de kutlanmalı...<br />
<br />
FENERBAHÇE Spor Kulübü bu yazının sayfaya girdiği dakikaya kadar&#8218; henüz Galatasarayın şampiyonluğunu kutlayan bir mesaj yayınlamadı... Ama büyüklüğünün bir gereği olarak bunu en kısa sürede yapmalı...<br />
<br />
Mesela şöyle bir ifadeyle: Ezeli rakibimiz ebedi dostumuz Galatasarayın şampiyonluğunu kutlarız. Ülkemizi gelecek sezon Avrupa kupasında başarıyla temsil etmesini temenni ederiz... Gerçi bu durumda Avrupada başarı temennisinden bir mesaj çıkarılıp&#8218; lüzumsuz bir polemik yaratılabilir... O da bu polemiği yaratanların küçüklüğünün gereği olarak tarihe geçer...<br />
<br />
10 yılda 6 başkan...<br />
<br />
BAŞKAN Aziz Yıldırım görev süresi içinde 6. Galatasaray şampiyonluğunu gördü... En çok Galatasaray şampiyonluğu gören başkan oldu... Yıldırıma vurmanın en moda yollarından birisi bu şimdi...<br />
<br />
Ama... Aynı hesabın içinde bir hesap daha var ki&#8218; nedense kimse onu görmek istemez... Yıldırım 10. görev yılı içinde... 4 kez şampiyonluk gördü ki&#8218; asıl mesele bu değil... 10 yılda tam 6 ezeli rakip başkanı gördü Yıldırım!.. Galatasarayda Faruk Süren&#8218; Mehmet Cansun&#8218; Özhan Canaydın ve Adnan Polat... Beşiktaşta Serdar Bilgili ile Yıldırım Demirören... Tam 6 başkan... Şimdi siz yapın&#8218; başarının ya da başarısızlığının hesabını... <br />
<br />
Ahmet Konanç</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Lizard King</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/lizard-king/kucuk-emrah-ruhu-1591/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Baskı Devre Yapımı</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/3-5-2/baski-devre-yapimi-1590/</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2008 21:42:06 GMT</pubDate>
			<description>Aslında bu yazıyı arkası gelecek bir kaç farklı yazı için bir giriş olarak düşünüyorum. Hobi olarak...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Aslında bu yazıyı arkası gelecek bir kaç farklı yazı için bir giriş olarak düşünüyorum. Hobi olarak elektronikle uğraşmak isteyenler varsa belki ileriki konularda ve bunda işlerine yarayacak şeyler olabilir. <br />
<br />
Giriş babında baskı devre denen şeyin ütüyle transfer yöntemiyle nasıl yapılacağını açıklamaya çalışacağım. Aslında bunun için birkaç farklı yol var tabii ancak ben ütülü olanını anlatmakla yetineceğim. Fotoğraf makinem olmadığından nette hali hazırda bulunan fotoğraflardan yararlanacağım anlatırken. <br />
<br />
İlk önce baskı devrenin ne olduğunu anlatayım; PCB(Printed Circuit Board) şema olarak çizdiğiniz devrenizi çalıştırmak için atmanız gereken ilk adımdır. Esasında PCB yi görebileceğiniz bir dolu yer var, elektronik aletlerin içleri mesela.:bakirkoy:<br />
<br />
Şuna benzer birşey;<br />
<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=107&amp;d=1210622797" target="_blank"><img src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=107&amp;thumb=1&amp;d=1210622797" class="thumbnail" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  pcb.jpg
Görüntüleme: 6
Boyut:  112.3 KB" style="margin: 2px" /></a><br />
<br />
Aşama aşama sayarsak;<br />
- Baskı devre şemasının çizimi<br />
- Bu şemayı lazer yazıcıyla kağıda aktarma (Asetat kağıdı veya kuşe kağıt)<br />
- Kağıttaki çizimi bakır plakete aktarma.<br />
- Kimyasal işlemle bakır plaketi eritme.<br />
- Bakır plaketi devre elemanlarının bacaklarını yerleştirecek şekilde delme.<br />
- Devre elemanlarını yerleştirip lehimleme.<br />
<br />
Şimdi bunları da sırayla açıklayalım.<br />
1 - Baskı devre şeması şudur;<br />
<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=108&amp;d=1210623500" target="_blank"><img src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=108&amp;thumb=1&amp;d=1210623500" class="thumbnail" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  devre.JPG
Görüntüleme: 5
Boyut:  52.1 KB" style="margin: 2px" /></a><br />
<br />
Bu şemanın aynı boyutlarda bakır plakete çıkarılması gerekir, bu şema ise Ares veya Eagle OrCad vb. gibi programlarla çizilebilir. Ben Ares'i yani Proteus u öneririm. Devrenizi çizdikten sonra -pek karışık değilse- baskı devresini çizmek basittir. <br />
<br />
2 - Sonrasında bu şemayı, bir kırtasiyeciden veya lazer yazıcısı olan herhangi bir yerden kuşe kağıt veya asetat kağıt üzerine bastırmanız gerekli(Aydinger kağıdı, faks kağıdı vs de olur). Ben burada asetat kağıdı öneririm:bakirkoy:. <br />
<br />
3 - Kağıttaki çizimi bakır plakete aktarma kısmında ise işin içine ütü giriyor. Baskı devreyi bastığınız asetat kağıdını bakır plaka üzerine uygunca (basılı taraf bakıra bakacak şekilde) yerleştirip köşelerinden bantlamamız gerekiyor zira ütülerken kaymaması lazım. Ütülemekteki amaç kağıt üzerindeki mürekkebin bakır plaket üzerine çıkması ve kimyasal işlem sırasında boyalı olan yerdeki bakırın erimemesi ve devre elemanları arasındaki yolların oluşturulmasıdır. Neyse şemayı plakete bantladıktan sonra ütüyü tercihen pamuklu sıcaklığına alarak 7-10 dk arası ütülemeniz gerekmekte, bu işlem sırasında mürekkebin/tonerin plakete çıkıp çıkmadığını kontrol edin. Tatmin olduğunuzda işiniz bitmiş demektir:D<br />
<br />
4 - Kimyasal işlem ise şu şekilde, ilk evvela bir eczane veya bulunan herhangi bir yerden perhidrol alınır, buna ilaveten bir yerdende tuz ruhu bulunur. Plastik bir kap içerisinde 4 ölçek tuz ruhuna 1 ölçek perhidrol katılır ve üzerine şema basılmış plaket içerisine atılır. Bunu açık havada yapmanızı tavsiye ederim çünkü bu <b>işlem sırasında açığa çıkan gazı kesinlikle solumamanız gerekir ayrıca karışıma elinizi sokmamanız ve üstünüze değdirmemeniz lazım.</b> Mümkünse plastik eldiven kullanın, işlemin hızlanması için kabı sallayabilirsiniz, yollar açığa çıktığında ve geri kalan bakır eridiğinde plaketi karışımdan çıkarıp yıkayın. Unutmadan karışıma metal olan birşeyle de dokunmayın. Ve plakayı yıkadıktan sonra zımpara veya kolonya veya bulaşık deterjanı yardımıyla plaketteki toneri silin.<br />
<br />
5 - Artık elimizde şu şekilde bir devre olması gerekir;<br />
<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=109&amp;d=1210626225" target="_blank"><img src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=109&amp;thumb=1&amp;d=1210626225" class="thumbnail" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  pcb_blnk.jpg
Görüntüleme: 6
Boyut:  73.7 KB" style="margin: 2px" /></a><br />
Tabii, bu fotoğraftaki deliklerin olmadığını düşünün tabii:bakirkoy: :mal:<br />
<br />
6 - Eh işte, bu kısımı da yaparsanız tam olarak yukarıdaki fotodaki gibi bir şey elde etmeniz gerekir. Bu kısım plaketi delme kısmı, plaketi; üzerine bastığınız şemaya göre 1mm çaplı bir matkap ile devre elemanlarının bağlantı noktalarından delmeniz lazım. Bu iş için özel ufak matkapları elektronikçilerde bulabilirsiniz.<br />
<br />
7 - Delme işlemi de tamamlandıktan sonra elemanların ayaklarını deldiğiniz yerlere şemadaki gibi sokun yani elemanları monte edin:bakirkoy:. Son olarak gereken şey ise havya ve lehim, devre elemanlarını plakete lehimlemeniz gerekiyor, basit devreler için lehim pastasının gerekli olduğunu sanmıyorum. Her neyse, devre elemanlarını lehimlemeden evvel havyayı bir süre parçaya dokunduruyoruz ki ısınsın ve lehimi tutsun, sonra lehimi ısınan havyaya değdirerek eriyen lehimle devre elemanının ayağı ile bakır yol bir biriyle iletim halinde olacak şekilde lehimliyoruz. Aslında bu biraz tecrübe işi, yaptıkça ustalaşıyor insan, lehim sırasında duman açığa çıkabilir, solumayın. Bitirdiğinizde elinizde şöylece bir devre olacak;<br />
<a href="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=110&amp;d=1210628287" target="_blank"><img src="http://www.ayyas.com/blog_attachment.php?attachmentid=110&amp;thumb=1&amp;d=1210628287" class="thumbnail" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  pcb2.jpg
Görüntüleme: 5
Boyut:  190.3 KB" style="margin: 2px" /></a><br />
<br />
Bundan sonraki konularda, artık işe yarar birkaç devrenin nasıl yapılacağını ve belki nasıl çalıştırılacağını anlatmayı düşünüyorum. Misal, Boss DS1 pedal(ımsı*) gitar çalan arkadaşların işine yarayabilir. Ve işe yarar birkaç şey daha şimdi tam birşeye karar vermedim.:kepceozy:</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>3-5-2</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/3-5-2/baski-devre-yapimi-1590/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hastasıyım... Serisi - 2</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/recnes/hastasiyim-serisi-2-1589/</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2008 15:04:35 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* İzmir Kordon'da çimlere yayılıp gün batımını seyretmenin
* Konak'tan Alsancak'a deniz kenarından...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><ul><li>İzmir Kordon'da çimlere yayılıp gün batımını seyretmenin</li>
<li>Konak'tan Alsancak'a deniz kenarından yürümenin</li>
<li>Ağaç dikmenin (tahmin ediyorumki 60'a yakın dikili ağacım var ve bunların bir çoğunu kendi ellerimle diktim.)</li>
<li>Yeni doğan civcivlerin annelerinin kanatlarının altından kafalarını çıkardıkları anın</li>
<li>Yüzüme dokunan meltemin</li>
<li>Taze malzemeyle yapılmış salatanın</li>
</ul><div align="right">...hastasıyım<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Recnes</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/recnes/hastasiyim-serisi-2-1589/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Greensleeves</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/sleepless/greensleeves-1588/</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2008 14:16:22 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İngiliz halk türküsü :mal: Greensleeves'in 2 farklı tonda 3 kanal kayıt denemesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İngiliz halk türküsü :mal: Greensleeves'in 2 farklı tonda 3 kanal kayıt denemesi :mal:<br />
<br />
<a href="ftp://91.93.33.150/greensleeves.wma" target="_blank">Greensleeves v1</a><br />
<a href="ftp://91.93.33.150/Greensleeves1.wma" target="_blank">Greensleeves v2</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Sleepless</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/sleepless/greensleeves-1588/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Şüphe ediyorum...</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/recnes/suphe-ediyorum-1587/</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2008 12:21:57 GMT</pubDate>
			<description>* İnsanların evrimleşip üst seviye bir zeka+mantığa kavuşacağından
* Vatanımın geleceğinden
*...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><ul><li>İnsanların evrimleşip üst seviye bir zeka+mantığa kavuşacağından</li>
<li>Vatanımın geleceğinden</li>
<li>Küresel ısınmanın bundan sonra durdurulabileceğinden</li>
<li>Bundan sonra dikili ağaçlara zarar verenleri ikaz etmekle yetineceğimden</li>
<li>Yarın savaş çıkmayacağından</li>
<li><b>Benden nefret edipte hala adımı ağzına alan ve benim hakkımda konuşan insaların kişiliklerinden</b></li>
<li>Bu kişilerin aklını başına devşireceğinden</li>
</ul><div align="right">...şüphe ediyorum.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Recnes</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/recnes/suphe-ediyorum-1587/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kriz</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/dave/kriz-1586/</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2008 12:18:32 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA["Ülkemizde son 20 yıldır egemen olan ekonomik, siyasal, toplumsal sistem çöküyor. Bu çöküş...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>&quot;Ülkemizde son 20 yıldır egemen olan ekonomik, siyasal, toplumsal sistem çöküyor. Bu çöküş sürecinin nedenlerinin, sonuçlarının, iç ilişkilerinin ayrı ayrı ve ayrıntılı olarak analiz edilmesi gerekiyor. Fakat durum saptaması yapmak için yeterli veri / gösterge var: Sistem çöküyor.<br />
<br />
Bu çökmüş sistem, &#8220;yerel&#8221; düzeyde paçavraya dönmüş bir siyasal yapı, normal durumu bile kriz olan bir ekonomi, çürümüş bir toplumsal doku yarattı. &#8220;Global&#8221; düzeyde ise geride, görünürdeki siyasal bağımsızlığı bile tartışmalı olan, dörtte üç sömürge bir ülke kaldı.<br />
<br />
Kurulan siyasal yapı, halkın ve (mesleki, demokratik, sendikal v.b.) kitle örgütlerinin, örgütlenmesini ve karar alma süreçlerine katılımını engelleyen; siyaseti sadece &#8220;profesyonel siyasetçilerin&#8221; pazarlık alanına indirgeyen, demokrasiyi yapılan seçimlerde parti simgelerine mühür basmak olarak gören bir yapıydı. Bu yapı herkesin bildiği fakat bir kez daha sıralamakta da bir zarar görmediğimiz aşağıdaki sonuçları üretti:<br />
<br />
-Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri kendi içlerinde ve birbirleriyle kavga eden kurumlara döndü. <br />
<br />
-Özellikle halkın egemenliğinin temel güvencesi olduğu varsayılan Yasama organımızı oluşturan milletvekilleri, parti başkanlarının talimatlarını onaylayan, kendi ve çevrelerine çıkar sağlamayı amaçlayan, hemen hemen tüm anketlerde en güvenilmez kişiler arasında sayılan kişilere dönüştü. <br />
<br />
-Ülke yurttaşlarının siyasete katılmasının araçları olduğu varsayılan partiler, hiçbiri -konulan tüm engellere karşın kazara örgütlenen ve belirli bir kitle tabanı bulanların sisteme pürüz çıkarmaması için konan - % 10 barajını geçemeyen parti liderlerinin sultasının sürdüğü çıkar birlikleri ve sistem payandalarına döndü. <br />
<br />
-Özellikle, 1980 döneminde siyasal yapının kurallarını koyan ordu, siyasete dilediği zaman dilediği ölçülerde müdahale eden, &#8220;balans ayarı&#8221; ya da &#8220;postmodern&#8221; darbeler yapan, politikanın içinde olan ama tanımında olmayan bir kuruma dönüştü. <br />
<br />
-Bu süreçte, özellikle PKK&#8217;nın organize ettiği kürt hareketi de bahane edilerek, hem bu hareket hem de sistem dışı muhalefet gerektiğinde &#8220;derin devlet&#8221; gerektiğinde &#8220;sığ devlet&#8221; eliyle kanla bastırıldı.<br />
<br />
Bu siyasal yapıya uygun düşen ekonomik politika da son yirmi yıldır esas olarak tartışmasız ve alternatifsiz uygulandı: Ekonomik politika, bir yanıyla ülkeyi &#8220;karşılıklı bağımlılık&#8221; gereği emperyalizmin at koşturduğu bir alana dönüştürmeyi, diğer yandan üretimin tamamıyla gözardı edildiği bir rant ekonomisini temel alıyordu.<br />
<br />
Ve sistemleri; küçük, büyük, işli, işsiz, hırlı, hırsız tüm insanlarının bir yıllık tüm gelirlerinin toplamına eşit bir borcu olan bir ekonomi, kişi başına düşen gelir sıralamasında, 20 yıl önce aynı düzeyde olduklarının 1/5&#8217;i mertebesine kadar yoksullaşmış bir halk, en yüksek gelire sahip % 5&#8217;in en az gelire sahip % 40&#8217;ın geliriyle eşdeğer bir gelir aldığı dengesizlikte uçurumların oluştuğu bir ülkeyi yarattı.Siyasal yapıları ve ekonomik politikaları en büyük tahribatı toplumsal dokuda yaptı:<br />
<br />
-Bu yarı köylü, yarı vahşi, zevki incelmemiş, cahil halkın ve gençliğinin sicili zaten kötüydü. 1965-1980 döneminde, şehirlerin gecekondularında, fabrikalarda, okullarda bir araya gelmeye başladıklarında, ne olduklarını bilmeksizin, birkaç kitap okumuş gençlerin ya da dışarıdan beslenen örgütlerin etkisinde de kalarak, kendi hayatlarına müdahale etmeye kalkmışlar, yerli yersiz, anlamlı anlamsız seslerini yükseltmişler, örgütlenmeye çalışmışlar, politikaya karışıp taraf olmaya başlamışlardı. Hatta, 1974-1980 arasında &#8220;derin devlet&#8221;in ve sivil işbirlikçilerinin silahlı saldırıları bile buna engel olamamıştı. Kendi kaderlerine razı olmalarını ve ses çıkarmamalarını sağlamak için siyasal yapıda iki kez herşeyi askıya alarak restorasyon yapmak ve kafalarına şiddetli biçimde vurmak gerekmişti. Ama neyseki yeni yapıda örgütlenmelerini engelleyecek &#8220;yasal&#8221; önlemler alınmış ve her adımlarını izleyebilecek organizasyon, yetenek ve birikim kazanılmıştı.<br />
<br />
-Eskiden, parasız eğitim, sağlık, ihtiyarlık gibi toplumda ortak kaygılar ve kabuller vardı; tıpkı yerli malı haftaları gibi bunların da modası geçmişti. Herşeyin bir bedeli olduğu gibi, eğitimin, sağlığın, yaşlılığın da bir bedeli vardı; parası olan okur, sağlıklı olan yaşar, ihtiyarlığında güvencesi olurdu. Parası yoksa eğitimsiz kalır, en fazla ölürdü. Aslında artık eğitimin de bir önemi yoktu; parayı bulmak için eğitimli olmanın dışında çok daha iyi yollar ve olanaklar vardı.<br />
<br />
-Bu dünyaya bir defa gelinirdi; o halde dünya nimetlerinden yararlanılmalıydı. Nimetler ise ülke içinde olmasa bile ülke dışında üretiliyordu. Bu nimetleri alıp tüketmek için global köyün muhtarlarının dümen suyunda gitmek yeterliydi. Onlar hem borç veriyorlar hem de koşullar çok hoşlarına gidiyorsa nimetleri gelip bizim bahçemizde üretiyorlardı. Borçtan ise korkmamak gerekirdi; &#8220;borç yiğidin kamçısıydı&#8221;.<br />
<br />
Politik alanı profesyonelleştirmenin ve toplumsal alanda &#8220;köşeyi dönmek için her yol mübahtır&#8221; anlayışını yerleştirmenin, tüketimi körüklemenin ve tek değeri paraya indirgemenin sistemin sürekliliği açısından ne kadar uygun bir yöntem olduğunu, Türkiye&#8217;deki son yirmi yıl; belki de dünyada hiçbir dönemde ve hiçbir ülkede görülmeyen biçimde kanıtladı. Hem &#8220;başarı&#8221; hem başarısızlık sistemin sürekliliğini güvence altına alıyordu: Hiçbir dönemde gerçekleşmedi ama başarı durumunda zaten sorun çıkmayacaktı, fakat asıl güvence başarısızlık durumunda sağlanıyordu. Madem tek değer paraydı, o halde politika da paraya dayanıyordu. Politik alan da böylece, zor ile değil, kendiliğinden, sadece parası olanlara ya da parası olanlara güvence verenlere kalıyordu. <br />
<br />
Bu süreçte iki meslek grubu da oldukça önemli işlevler üstlendi: Medyacılar ve ekonomistler.<br />
<br />
Sistemin kendisine yüklediği misyonu anladıkça palazlanan, palazlandıkça başta bankacılık olmak üzere tüm sektörlere el atmaya başlayan ve tekelleşen medya sektöründe, toplumun haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkının gereklerini yerine getirme misyonunu üstlenen medyacıların ve ekonomistlerin çoğu &#8220;her yolla edinilmesi mübah&#8221; olan para uğruna, içinde oldukları grupların çıkarlarına hizmet eden haber, yorum ve teorileri üreten, danışmanlık satan kişilere dönüştüler.<br />
<br />
Dayanışma, birlikte hareket etme, örgütlenme, karar alma süreçlerine katılma v.b. araç ve yöntemlerin toplum hayatından çıkarılması doğal olarak partilere de yansıdı. Partiler, hangi yöntemle olursa olsun başa geçen liderlerinin tek belirleyici olduğu sultanlıklara dönüştü.<br />
<br />
Böylece politik alan giderek tüm saygısını ve güvenirliğini yitirdi; kedilerin ciğer savaşı olarak görülen bu alan kedilere terkedildi. Artık bir taşla birkaç kuş vurulabiliyordu. Hem sistemin diğer mekanizmaları saygınlık ve güvenirliklerini göreceli olarak koruyorlar ve sistem tıkandığında sadece politik mekanizmayı değiştirmek yetiyor, hem de geniş kitlelerin politikaya yönelmesi kendiliğinden önleniyordu. Ek olarak, bu güven ve saygı yoksunu ortamda, politikacılara dayanmayan çözümleri ya da teknokratları devreye sokmak, &#8220;dışarıdan&#8221; bilenleri ithal etmek son derece kolaylaşıyordu.<br />
<br />
Şimdi sistemin bu kez gerçekten bittiği tüm ağızlardan belirtiliyor; topluma şimdiye kadar yaşamadığımız düzeyde bir kriz yaşadığımız herşeyin çok daha kötü olabileceği konusunda yoğun bir propaganda yapılıyor ve toplumdan şimdiye kadar görülmediği ölçüde fedakarlık yapması da isteniyor. <br />
<br />
Öncelikle fedakarlık; fedakarlığı ister istemez yapacağız. Yaklaşık bir yıllık tüm geliri kadar borcu olan bir ülkenin yurttaşları olarak, sistemin kendisi iflas ettiğini itiraf ettiğine göre ister zorunlu ister gönüllü fedakar olacağız. İşsiz, aşsız ve umutsuz olacağız. Özellikle en alttaki % 40 çok daha kötü koşullarda yaşayacak, daha doğrusu hayatta kalmaya -ölmemeye- çabalayacak. <br />
<br />
Önümüzdeki süreçte, ayakları bu ülke toprağına basan ve geleceğini bu yurdun geleceği ile birleştirmiş herkesi gerçekten çok kötü koşullar bekliyor; fakat bu kriz döneminde Haluk Şahin'in sözcükleriyle ya &quot;bu dibe vuruşu, köhneleşmiş yapıları ve kadroları tasfiye ederek ileriye fırlamanın trampleni haline&quot; getireceğiz ya da &quot;gelmesi kaçınılmaz dev dalgalar vurdukça su yutarak debeleneceğimiz uzun bir dönem&quot;i yaşayacağız.&quot;<br />
<br />
Sosyal Araştırmalar Vakfı sitesinden derlenmiştir.<br />
<br />
<a href="http://www.sav.org.tr/kriz150301.htm" target="_blank">Kriz</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Dave</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/dave/kriz-1586/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>bir aşktan geriye kalanlar...</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/moruk/bir-asktan-geriye-kalanlar-1585/</link>
			<pubDate>Mon, 12 May 2008 06:29:19 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[What can I say... 

I'm lost... 

I thought a lot... 

I was hurt... 

I was depressed...  I'm...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="justify"><font face="Trebuchet MS"><font size="2">What can I say... <br />
<br />
I'm lost... <br />
<br />
I thought a lot... <br />
<br />
I was hurt... <br />
<br />
I was depressed...  I'm still depressed...<br />
<br />
Because there is nothing I can do to let you stay when you want to go with clear heart to your own future, that is separate to mine...<br />
<br />
<br />
But I need to thank you...<br />
<br />
Thank you for your friendship that starts in the year 2005... <br />
<br />
Thank you for that true-life emails &amp; photos you sent me... <br />
<br />
Thanks for a long midnight online conversations... <br />
<br />
Thanks for coffee that you drank for me...<br />
<br />
Thanks for our meeting in Istanbul... <br />
<br />
Thanks for holding my hand while we were crossing the street...<br />
<br />
Thanks for your fingers that are so similar to mine... <br />
<br />
Thanks for sitting in a cafe full of chocolates...<br />
<br />
Thanks for that delightful promenade under rain... <br />
<br />
Thanks for sitting &amp; smoking hubble&amp;bubble under Galata Bridge... <br />
<br />
Thanks for playing guitar for me...<br />
<br />
Thanks for that unforgettable night in candle lights...  <br />
<br />
Thanks for kisses that were so tender &amp; passionate...<br />
<br />
Thanks for long kisses in silence...<br />
<br />
Thanks for let me kiss your face...<br />
<br />
Thank for your listening for my &quot;I love you&quot; to your left ear...<br />
<br />
Thanks for sleeping together...<br />
<br />
Thanks for phonecalls &amp; videochats that made me incredibly happy...<br />
<br />
Thanks for all of your smiles to me...<br />
<br />
Thanks for minutes of significant quietness we spend together... <br />
<br />
Thanks for giving me that miracle hope of our future life together! Because I lived in this dream &amp; it keeps me alive when everything was going bad in my life here... Really for the last 5 months all my life was looking like Existance only: work-studying-courses-work-medical conferences-work-studying-getting ill because of stress-work-studying-etc... I haven't seen my friends for this time, I didn't make calls, I didn't write emails... because when I got home I could only sleep... Now, finally, my courses are finished &amp; I hope I'll have a little time for Life, for connection with people I care... But all this time you didn't write anything... I thought that you are so busy... But I still can't understand: don't u even have time for sms? Even sms online as you did before... You did some things that made me worry but you asked me to trust you... When I saw that you don't write me anything I understood that if you'll continue like this it means you are not interested in me anymore... I wanted to remind Me to you... I wrote in MSN &quot;I miss u...&quot; I hoped you will look at this &amp;... remember that I am... I added new photos in Space... I wanted to attract your attention to Me... But it was useless...<br />
<br />
&amp; now summer is coming... Summer that I dreamed about... Summer holidays together...<br />
<br />
Last 3 days showed me that you don't care about Us... Maybe it's because Us were only in my imagination... It's painful... <br />
<br />
But... <br />
<br />
Thanks for beeing in my life...<br />
<br />
Thank you, My Love!<br />
<br />
We spend so little time together but it was really happy time in my life. I was incredibly happy. I will never forget it.<br />
Anyway with a time running I'll forget everything failed in our relationships &amp; I will remember only the best things connected to u. That's how human's memory works... &amp; I hope you'll keep good memories about me. <br />
<br />
I was sincere to you. There is no sin for me I can be blamed. I loved you with all my heart. I tryied to do my best to support our relationships. But it's not enough to keep us together... Last year I lost 4 friends, 4 girls I spent my good &amp; bad times together... But I was so sure in you... I didn't expect I can loose you...<br />
<br />
My Yoga teacher said: &quot;True Love is not like 2 souls join together when they make love but True Love is when One soul is separated by 2 bodies&quot;... I thought we have one soul...<br />
<br />
I know I will feel heartache everytime I'll heard &quot;Bury me deep inside&quot; &amp; of course that turkish song... &quot;Olurum hasretinle&quot;...  it wiIl remind about that happy love that will never happen. &amp; when I see &quot;DHL&quot; I'll remember about you &amp; coffee that you wanted to send to me...<br />
<br />
I wish you the best of everything. I wish you every success in your life. I wish a good health to your parents &amp; sister.<br />
I wish you a lovely girlfriend, finally wife &amp; cute children. I know: there will be no girl or woman in your life who will love you as much as I loved you. <br />
<br />
Because Nobody will Never love you like I do... I do...</font></font></div><br />
...................................................................................................<br />
<font size="2">onun kadar temiz bir yüreğim yoktu biliyorum... bu aşk fazlaydı benim gibi bir ruhsuz için... zaten insana seven değil .iken yaranırmış o da ayrı konu... :kir:<br />
</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>moruk</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/moruk/bir-asktan-geriye-kalanlar-1585/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>James Hetfield</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/james-hetfield-1584/</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2008 20:23:49 GMT</pubDate>
			<description>Image: http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/hetfield_revisited_by_maggotmaster.jpg 
Image:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/hetfield_revisited_by_maggotmaster.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/hetfield_revisited_by_maggotmaster.jpg\', 539);" /><br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/metallica_by_amylas.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/metallica_by_amylas.jpg\', 539);" /><br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/jameshetfieldwien07_1.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/jameshetfieldwien07_1.jpg\', 539);" /><br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/james_hetfield_591394w.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/james_hetfield_591394w.jpg\', 539);" /><br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/metallica.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/metallica.jpg\', 539);" /><br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/james_hetfield.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/james_hetfield.jpg\', 539);" /><br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/james217.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/james217.jpg\', 539);" /></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/james-hetfield-1584/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türklerin işkenceyle müslümanlaştırılması</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/serenity/turklerin-iskenceyle-muslumanlastirilmasi-1583/</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2008 16:30:50 GMT</pubDate>
			<description>Türklerin Müslümanlığı Kabulü Hakkında Ne Biliyoruz?

Bu konuda pek fazla birşey bildiğimiz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Türklerin Müslümanlığı Kabulü Hakkında Ne Biliyoruz?<br />
<br />
Bu konuda pek fazla birşey bildiğimiz söylenemez. Çünkü Türklerin müslüman oluşuyla ilgili olarak ne okullarda, ne tarih kitaplarında ayrıntılı bilgi verilmez. Verilen bilgilerden ise sanki İslam'ı duyan-dinleyen Türklerin akın akın müslüman oldukları ima edilir. Bu gerçek değildir. Gerçeğin bilinmesi istenmez.<br />
<br />
Bakın Diyanet bu konuda ne diyor:<br />
<br />
Türklerin İslâm dinine girmesi, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmuş, müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur.<br />
<br />
Türkler, İslâm dinini hiç bir zorlama olmadan kendi istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:<br />
<br />
1) İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü.<br />
<br />
2) İslâma girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının İslâm inancına yakın olması ve İslâmın getirdiği üstün prensiplerin Türk milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi.<br />
<br />
" Hiç bir zorlama olmadan " ifadesi büyük bir yalandır. Bunu aşağıdaki dökümanı sabırla sonuna kadar okuyabildiğinizde göreceksiniz.<br />
<br />
Türkçü Turancı çizgide siyaset yapanların ise bu konuda gerçeği gizlemeleri çok ilginçtir. Hem Türkçü geçinip hem de Türklerin tarihinde uğradıkları en büyük vahşet ve katliamdan bahsetmemelerine anlam vermek mümkün değildir.<br />
<br />
Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir.<br />
<br />
Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670&#8217;li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740&#8217;lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir.<br />
<br />
İslam''ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670&#8217;lerden başlayarak 740&#8217;lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi, bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..<br />
<br />
Arapların Türklere İlk Saldırıları<br />
<br />
Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir.. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamukdan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı.. Bu üretimlerinin yanı sıra altın madenleri çalıştırıyorlardı..Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant&#8217;ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir. Bu zenginlik öteden beri talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı.. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam&#8217;ı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane&#8217;ye kadar girdiyse de Türkler tarafından yok edilmişlerdi.. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan&#8217;ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu..<br />
<br />
Buhara''nın Talan Edilmesi<br />
<br />
Horasan&#8217;ın kendileri tarafından tamamen işgal edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye&#8217;nin ilk Horasan valisi olan, Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara&#8217;yı kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım isterse de bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara&#8217;yı işgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler.. Daha sonra, Muaviye&#8217;nin ikinci Horasan Valisi, Halife Osman&#8217;ın oğlu Said&#8217;de Buhara&#8217;ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, Said&#8217;le anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said&#8217;e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara&#8217;daki Türk asilzadelerinden rehinler verir. ( Bu sayı kimi tarihçilere göre 50 kimine göre de 80&#8217; dir. ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant&#8217;a saldırır.. Semerkant&#8217;ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan&#8217;a getirir.. Said daha sonra Kibac Hatun&#8217;dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü....( Said&#8217;i öldürdükten sonra dağa kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said&#8217;den sonra, Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan&#8217;da Muaviye&#8217;nin oğlu Yezid&#8217;e bağlıdır.. Ziyad&#8217;da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler.. Bu sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır.. Daha sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan ederler. Bu talandan her Arap 2400 dirhem alır.. ( Bir kölenin satış fiyatı 300 ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir..)<br />
<br />
Haccac ve Rutbil<br />
<br />
İslam&#8217;da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile başlar.. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kan dökücü zalim olan Haccac&#8217;ı kendisine yardımcı seçerek başlar. Abdülmelik önce civar halkların dillerini Arapçalaştırdı.. Haraç karşılığı önceden bazı hakları kabul edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı.. Bu arada Haccac&#8217;ı Irak genel valiliğine atadı.. Haccac&#8217;ın Irak&#8217;a genel vali atanmasından sonra Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu.. Haccac ilk olarak Ubeydullah ibni Ebi Bekri&#8217;yi Sicistan&#8217;a, Muhalleb ibni Ebi Sufra&#8217;yi da Horasan&#8217;a vali yapar.. O tarihte, Sicistan&#8217;ın Türk Hükümdarı Rutbil&#8217;dir ve Araplara vergi vermektedir.. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah&#8217;ı Rutbil&#8217;in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister.. Rutbil önce bu teklifi kabul etmek istemez.. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil&#8217;in üzerine yürür. Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır. Ubeydullah, Rutbil&#8217;den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de Rutbil kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok kızan Haccac 40.000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında Rutbil&#8217;in üzerine gönderir.. Rutbil&#8217;i yenemiyeceğini anlayan Esas, bu sefer onunla anlaşır. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas&#8217;ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas&#8217;ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra&#8217;ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas&#8217;ın ordusu dağılır ve Esas Rutbil&#8217;e sığınır.. Bunun üzerine Haccac, Esas&#8217;ı kendisine vermesi için Rutbil&#8217;i tehdit eder.. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler.. Türk şehirlerinin tekrar bir savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da düşünerek Haccac&#8217;ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac&#8217;a teslim eder.. Ancak, Rutbil Haccac&#8217;a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır.. Haccac Rutbil&#8217;den Esas&#8217;ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk şehirlerinin üzerine gönderir.. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef&#8217;i ele geçirirsede Türkler direnirler.. Horasan valiliğine Muhelleb&#8217;in oğlu Yezid gelir.. Yezid ibni Muhelleb&#8217;de Türk şehirlerini talan eder.Yezid&#8217;in savaşçıları, Harzem&#8217;den ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar.. Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip şehirlerini talan ettilersede kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı..<br />
<br />
Kuteybe ibni Müslim<br />
<br />
705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer. Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim&#8217;in Horasan&#8217;a vali atanması olur. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir.<br />
<br />
Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur. Vali olduğu andan itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok güçlü bir ordu kurmaya başlar. Merv&#8217;de askerleri toplayarak,<br />
<br />
" Allah kendi dininin aziz olmasi için size bu toprakları helal kıldı " der. Kuteybe ilk olarak Baykent&#8217;i kuşatır. Diğer Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent&#8217;in savunmasına yardıma gelirler. İki ay süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. Başlarına gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent&#8217;de karışıklıklar başlar. Bunun üzerine Kuteybe Baykent&#8217;e tekrar gelerek ne kadar silahlanan Türk varsa hepsini öldürtür. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan aşağı yağmalar..<br />
<br />
Taberi&#8217;nin anlatımlarına göre, Kuteybe&#8217;nin aldığı ganimetlerin haddi hesabı yoktur. Taberi, bütün Horasan&#8217;ı işgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler.<br />
<br />
Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan&#8217;da Merv&#8217;e getirilmiş olan Arap aileleri, Merv&#8217;den getirilerek Baykent&#8217;e yerleştirilir. Muhafız birlikleri oluşturulur. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplar&#8217;dan oluşturulur. Türklerin Budist ve Zerdüşt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır. Bunlar, Enfal suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah&#8217;ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır. Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin onarımı da gene Türklere kalmıştır. Bundan sonra sıra gelir Buhara&#8217;nın tamamen işgal edilip Müslümanlaştırılmasına..<br />
<br />
Buhara'nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı<br />
<br />
Kuteybe Merv&#8217;de büyük bir hazırlık yapar.. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır.. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe&#8217;ye karşı Türklerin başına geçer.. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan&#8217;a saldırır ve buraları kolayca istila eder.. Demirkapı önlerinde Vardan&#8217;la çarpışırlar.. Vardan savaşı kaybeder ve Buhara&#8217;ya doğru çekilir.. Ancak Kuteybe&#8217;de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara&#8217;yı alamadan Merv&#8217;e geri döner.. Haccac bunu başarısızlık olarak kabul eder ve, Buhara&#8217;yı mutlaka almasi için Kuteybe&#8217;ye emir verir..Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara&#8217;yı kuşatır.. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar.. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder.. Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler..Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar.. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler.. Araplardan oluşan yeni bir idari kurumlaşma yapılır.. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara Melikesi Hatun&#8217;un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır.. Tuğ Sad tarihe hain bir işbirlikçi olarak geçer.. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi Kuteybe&#8217;nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar.. Etkili bir kolonizasyon yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar.. Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünseler de bu dini kabul etmek istemezler..Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir..Bu yönteme göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde bire bir kontrol altına alınırlar.. İslami kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar..<br />
<br />
( Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin İslam''ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkca ifade ederler..Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.. )<br />
<br />
Kuteybe&#8217;nin bu zorlamaları karşısında, halkdan bazı direnişçiler çıkar.. Gizlice silahlanırlar..Bu durum karşısında Araplar camiye dahi silahsız gidemez olurlar..Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür.. Bu arada yeni vergi yasaları getirir.. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac&#8217;a da 10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır.. Bunun dışında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar.. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar.. Buhara Türkleri bu yıllarda dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar.. Kuteybe&#8217;nin getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap&#8217;lar, Türklerin o zamana kadar yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar.. İste Tek din İslam oluncaya kadar savaşın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı yaratmıştır..Allah dini dedikleri İslam, Ahzab Suresi / 50 de olduğu gibi, savaşta gasp edilen Türk kızlarını da ganimet olarak görür, ve Araplara cariye olmalarını helal kılar..Cuma namazı zorunlu hale getirilir.. Genede Türkerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır.. Bu uygulama nispeten başarılı olur.. Fakir halktan para için camiye gidenler olur..<br />
<br />
1. Büyük Katliam - TALKAN KATLİAMI<br />
<br />
Buhara&#8217;da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar.. Sogd meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır.. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir.. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun&#8217;a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır.. Bu olaylarda Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır.. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar.. Tohoristan&#8217;a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır.. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek&#8217;den gelir..Tarhan&#8217;ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe&#8217;nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe&#8217;nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe&#8217;nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır.. bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır..<br />
<br />
Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman&#8217;a girer.. erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.. Daha sonra Kes ve Nesef&#8217;de aynı şeyleri yapar.. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab&#8217;a yönelir ve Faryab&#8217;ın teslim olmasını ister.. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar.. Erkekleri dövüşerek ölürler.. Bütün şehir yakılır.. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab&#8217;dan sonra, Tarhan&#8217;ın çekildiği kale Bazgis&#8217;i kuşatır.. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez.. Bu arada kış yaklaşır..Kuteybe&#8217;nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur.. Tarhan&#8217;ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir.. Muhammed ibni Selim Tarhan&#8217;ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir.. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan&#8217;ın Kuteybe&#8217;nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur.. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan&#8217;ı hemen öldürmez.. Haccac&#8217;a haber göndererek ne yapacağını sorar.. Haccac Tarhan için, &#8220; O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür&#8221; der.. Kuteybe önce Tarhan&#8217;ın iki oğlunu, Tarhan&#8217;ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür.. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan&#8217;ın ve halkın gözü önünde kestirir.. Tarhan&#8217;ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac&#8217;a gönderilir.<br />
<br />
Tarhan&#8217;ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü&#8217;nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür.. Harzem&#8217;de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır.. Kuteybe Caygan&#8217;la işbirliği yapar.. Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür.. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar.. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe&#8217;nin emri üzerine öldürülürler..<br />
<br />
Bu olay, Ziya Kitapçı''nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır ;<br />
<br />
Bu harblerden birinde, et-Taberi''nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe''ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman''ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,<br />
<br />
&#8221;Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.<br />
<br />
Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.&#8221;<br />
<br />
Harzem&#8217;de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan&#8217;ı öldürür..Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem&#8217;i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir.. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem&#8217;deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır.. &#8220;Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü.. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı..Harzem&#8217;i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür..Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister.. Taşkent ve Fergane&#8217;den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe&#8217;nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler..Semerkant, kuşatılır.. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar.. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır..Bu anlaşmaya göre,<br />
<br />
1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..<br />
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir..<br />
3.Şehirde Cami yapılacaktır..<br />
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..<br />
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe&#8217;ye teslim edilecektir..<br />
<br />
Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv&#8217;e geri döner.. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim&#8217;i Semerkant&#8217;ın başına vali olarak bırakır..<br />
<br />
Kuteybe&#8217;nin Merv&#8217;e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar.. Zaman zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.. Haccac Kuteybe&#8217;ye Taşkent ve Fergana&#8217;yi işgal etmesi talimatını verir.. Kuteybe Taşkent&#8217;e gider fakat başarılı olamaz.. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe&#8217;ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler.. Kuteybe bu sefer Kasgar&#8217;a doğru yola çıkar.. Tam Kasgar&#8217;ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur.. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür.. Çünkü Kuteybe&#8217;nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir..<br />
<br />
2. Büyük Katliam - CURCAN KATLİAMI<br />
<br />
Kuteybe ve Haccac&#8217;ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik yapmamıştır.. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe&#8217;den sonra da aynı şekilde Türk yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir.. Kuteybe&#8217;nin öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan&#8217;a vali atanır.. İlk iş olarak Dağıstan&#8217;ı işgal eder.. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit&#8217;e karşı uzun süre dayanır.. Sonunda Dağıstan düşer.. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür..Dağıstan&#8217;dan sonra Curcan&#8217;a yönelir.. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.. Yezid, Curcan&#8217;a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan&#8217; a doğru yola koyulur.. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar.. İsfehbed savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha ederler.. Yezid öfkeye kapılır, Curcan&#8217;lı Türkleri yendiğinde kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah&#8217;a yemin eder.. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür.. Curcan beyi, şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer.. Curcan beyi öldürülür.. Kaledeki askerler esir alınır.. Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler.. Burada da aynı şekilde Kuteybe&#8217;nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır.. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır.. Allah&#8217;a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk&#8217;ü, Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız Türkleri öldürtür.. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire akıtır.. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah&#8217;a verdiği sözü yerine getirir.. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet olarak paylaştırılır..<br />
<br />
Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık 40.000 Türk&#8217;ün öldürüldüğünü söylerler..<br />
<br />
717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla geçer.. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde istediği yardım kendisine verilmemişti.. Sonra o yardımı göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler.. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz.. 717 yılında Ömer ibni Abdulaziz halife olur..İki yıl sonra hastalanır yerine, 719&#8217;da, Yezid ibni Abdülmelik geçer.. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb&#8217;in arası iyi değildir.. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra&#8217;da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik&#8217;e karşı ayaklanır.. 721&#8217;de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır.. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur.. Yezit&#8217;in kafası kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik&#8217;e yollanır.. Mesleme, Mehleb&#8217;in yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb&#8217;in oğlu olan, Muaviye ibni Yezid&#8217;de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir.. Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter&#8230; Mesmele, Mehleb&#8217;den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem&#8217;e satar..Bu arada, Yezid ibni Mehleb&#8217;in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan&#8217;ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsada başarılı olamaz..<br />
<br />
Kuteybe&#8217;nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır.. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir duraksama içine girer.. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam&#8217;ın kuvvetlendirilmesine çalışır.. Kendisine bağlı yöneticilere, &#8220; Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın&#8221; demiştir.. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin Müslümanlıklarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.. Bu arada Horasan&#8217;da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır..<br />
<br />
Hakan Sulu''nun Göktürk Boylarının Başına Geçmesi<br />
<br />
Türkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin&#8217;den yardım isteyerek sürdürürler.. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister.. Çin, Türklere yardım göndermez.. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720 yılında Sogd&#8217;daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir.. Sulu&#8217;nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd&#8217;a gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant&#8217;a doğru yürür.. Arap Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant&#8217;a çekilir.. Ancak Türkler Semerkant&#8217;ı kuşatamazlar.. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında Horasan&#8217;a Said ibni Harasi atanır.. 722&#8217;de Hisam Halife olur, Said ibni Harasi&#8217;yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said&#8217;i atar.. Müslim ilk olarak Afşin&#8217;i haraca bağlar.. Seyhun&#8217;u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler.. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim&#8217;in üzerine yürür.. Sulu&#8217;nun üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar.. Seyhun nehri yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur.. Bir yandan yukardan Sulu&#8217;nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant&#8217;a çekilir.. Bu yenilgi üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır..Esed ilk olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar.. Ancak, Turgis Hakanının Müslim&#8217;i kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır.. 726 yılında Turgis Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed&#8217;in üzerine yürür.. Huttal&#8217;da çarpışırlar.. Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727&#8217;de Esed&#8217;de görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır..<br />
<br />
Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim kurabileceğini düşünürsede başarılı olamaz.. Bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis&#8217;lerden yardım isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara&#8217;yı zapteder.. Bu arada Esres&#8217;in yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer..Araplar Semerkant&#8217;a çekilir..Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar.. Açlıktan ölme noktasına gelen Araplar Kemerce&#8217;den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim olanlar Debusia&#8217;ya gönderilirler.. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant&#8217;ı kuşatır.. Semerkant&#8217;ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman&#8217;dan yardım ister.. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında savaşırlar.. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant&#8217;ın Arap Karargah komutanı Savra bu savaşta ölür.. Halife Hisam, Kufe ve Basra&#8217;dan 20000 kişilik ek bir kuvveti Cüneyd ibni Abdurrahman&#8217;a gönderir.. Hakan Sulu 732&#8217;de Buhara&#8217;yı terk ederek çekilir.. 734&#8217;de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer, bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer..<br />
<br />
Hakan Sulu''nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti<br />
<br />
Hakan Sulu, 737 yılında Halid&#8217;in üzerine yürür.. Araplar zayiat vererek Ceyhun&#8217;un güneyine çekilir.. Türkler Ceyhun nehrini geçerek Arapları Belh&#8217;e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Arap&#8217;larla birleşerek Hakan Sulu&#8217;nun ülkesine çekilmesine sebep olur.. Göründüğü kadarı ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu&#8217;nun ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti.. Hakan Sulu ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştığı Kur-Sul tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür..<br />
<br />
Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve tarihte Çin&#8217;in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür.. Hakan Sulu&#8217;nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır.. Öyle ki Horasan Valisi Araplara Hakan&#8217;ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister.. Haberi Halife Hisam&#8217;a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister.. Hakan Sulu&#8217;nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar.. Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner.. Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler.. Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır.. Cizye olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır.. Buraya kadar ki tarihte Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim, Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan Sulu&#8217;nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi&#8217;dir.. Kur-Sul&#8217;da, Turgis Hakanı Sulu&#8217;yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur..<br />
<br />
Kur-Sul''un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması<br />
<br />
Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar&#8217;ın valiliğe gelmesi ile birlikte Güney Türkistan&#8217;da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar. Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır. 739 yılında Araplar Semerkant&#8217;a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini geçmeye çalışırlarsada, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından durdurulurlar.. Sayı olarak Kur-Sul&#8217;un ordusundan daha kalabalık olmalarına rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler.. Ancak bu arada Araplar için hiç beklemedikleri bir gelişme olur.. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine yakalanır.. Nasır, Kur-Sul&#8217;u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır.. Bu manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar karşısında dağılır.. Taşkent ve Fergana da teslim olur.. Nasır,bundan sonra Arap hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür.. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir.. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir.. İslam&#8217;ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbiri alınır.. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir.. Türk topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam&#8217;ı kabul ettirtmeyi başarmıştır..<br />
<br />
Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir.<br />
749&#8217;da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar.. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam uygulanır.. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslam''ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir.. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır.<br />
<br />
Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir. Araplar arası kavgada azat edimiş köleler de belli bir önem kazanırlar..<br />
<br />
Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri köleleri kendi taraflarına çekmek isterler.. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam karşısında kölelerin durumu belirsizdir.. Köleler eşitliği öngören İslam adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar.. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas&#8217;ın soyu, Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır.. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın iktidarı sorumlu tutulur..<br />
<br />
Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır<br />
<br />
Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslam''a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar.. Ancak tek neden bu değildir..<br />
<br />
Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı''nın Yeni İslam Tarihi ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır.. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür.<br />
<br />
Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı<br />
<br />
a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği<br />
<br />
Arapları, Orta Asya&#8217;yı fethe zorlayan bir diğer faktörde harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakr-u zaruret içinde çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslam&#8217;ın ilk devirlerinde harbeden askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu''nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya''ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine''ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani''nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu.<br />
<br />
Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran''a değil, Türkistan''ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüda Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara''ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan''ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir.<br />
<br />
b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı<br />
<br />
Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistan&#8217;ı fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen geçim sıkıntısıdır..Nitekim, el-Mesudi''nin en güzel kitap olarak tavsif ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objektif kriterler içinde ele alan ilk tarihçilerimizden Belazuri''nin Fütuhu''l Büldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır.<br />
<br />
Taberi Anlatımları<br />
<br />
Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.<br />
<br />
Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)<br />
<br />
Her kim Türk&#8217;lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk&#8217;lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk&#8217;leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv&#8217;e geldiler.<br />
<br />
Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan&#8217;a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe&#8217;nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan&#8217;a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe&#8217;nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.<br />
<br />
Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd&#8217;e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)<br />
<br />
Kuteybe dedi: - Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )<br />
Bunun üzerine Neyzek&#8217;i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman&#8217;dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac&#8217;a gönderdiler.(Syf-347)<br />
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)<br />
<br />
Ganimet malının beşte birini Haccac&#8217;a gönderip Semerkant&#8217;ın fethini de ilan etti. Haccac da bu haberi işitip sevindi. Kuteybe tekrar Merv&#8217;e döndü. Kardeşi Abdullah&#8217;ı Semerkant&#8217;a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip, Abdullah&#8217;a dedi: Kafirlerden hiç kimseyi Semerkant&#8217;a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.(Syf-353)<br />
<br />
Kuteybe&#8217;nin Havarizem Şehrine Gitmesi Haberi<br />
<br />
Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad adlı bir kardeşi vardı. Çaygan&#8217;ın üzerine galebe etmiş idi ve onun bütün işini tutmuş idi. İşitse ki Çaygan&#8217;ın eline güzel bir cariye girmiş, yahut bir nefis bir kumaş almış derhal adam gönderip aldırırdı. Yine işitse ki bir kişinin güzel kızı var yahut güzel bir avreti var derhal mecal vermez,çekip alırdı. Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan&#8217;a ondan şikayet etseler ben ona bir şey diyemem, derdi. Çaygan da onun elinden bunalmış idi. Bu işi bu şekilde uzatınca Çaygan&#8217;ın tahammül etmeye takatı kalmadı. El altından Kuteybe&#8217;ye adam gönderdi. Havarizem şehirlerinden üç şehrin kilitlerini bile gönderdi.<br />
<br />
Ve Kuteybe&#8217;ye dedi: Havarizem&#8217;e gelip kardeşimi öldürürsen her ne dilersen vereyim,dedi. Lakin bu haberi hiç kimseye bildirmedi. Bu haber Kuteybe&#8217;ye ulaşınca gaza vaktı idi. Kuteybe kavmine Segat gazasına varırız diye bildirdi. Çaygan&#8217;ın adamını geri gönderdi. Havarizad&#8217;e haber verdiler ki Kuteybe Segad&#8217;a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine bildirdi ki bu yıl cenkten eminsiniz,zira Kuteybe segad&#8217;a gidermiş. Ve bizde iş&#8217;e meşkul olalım dedi. Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada Kuteybe ansızın bin atlı ile Medinet-ül Fil ki Havarizem&#8217;in ulu ve muazzam şehridir. Zira Havarizem ülkesi üç şehirdir. Ondan ulusu yoktur. Kuteybe çıkıp geldi. Havarizem halkı Kuteybe&#8217;yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan&#8217;ın yanına geldi. Ve Havarizad&#8217;a haber verdiler ki ne gafil durursun işte Kuteybe erişip alemi fesada verdi. Havarizad anladı ki bu iş Çaygan&#8217;ın başı altındadır. Diledi ki Çaygan&#8217;ı öldüre.Lakin fırsat ve mecal bulamadı. İmdi hazır bulunan sipahi ile sürüp Medinetil Fil&#8217;e geldi. Çaygan o üç şehri Kuteybe&#8217;ye verip kendisi de Kuteybe&#8217;nin yanına geldi. Ve Havarizad şaşkına döndü. Nihayet Kuteybe&#8217;ye adam gönderip aman diledi.<br />
<br />
Kuteybe dedi: Amanı kardeşinden dile eğer o aman verirse benden emin ol.Havarizad dedi: -İmdi bildim ki benim ölmem lazım. Zira benim kardeşime boyun eğmem ölmek demektir. Belki ölmek muti olmaktan iyidir, dedi. Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu.Kuteybe&#8217;ye getirdiler. Kuteybe dedi: Kendini nasıl görürsün.<br />
<br />
Havarizad dedi: -Ey emir, beni melamet etme ki ben kılıca eli onun için vurdum ki seninle benim aramda bir hüküm zahir ola. İmdi fırsat senin oldu,bana ne öğünmek gerek, ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe buyurdu. Dışarı çıkıp boynunu vurdular. Çaygan dedi: -Ey emir, henüz gönlüm şifa bulmadı.<br />
Kuteybe dedi: -Daha ne dilersin?<br />
<br />
Çaygan Dedi: -Dilerim ki onunla bile olan kimselerin hepsini öldüresin.<br />
Kuteybe dedi: -İmdi sen benim yanıma topla, ben öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi. Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını aldı. Çaygan şöyle şart etmiş idi ki: Bin baş esir ve nice bin kumaş vere. İmdi Kuteybe Medinetül File girip o malı Çaygan&#8217;dan aldı.<br />
<br />
Çaygan Kuteybe&#8217;den yardım diledi. Zira Camhüd meliki daima gelip Çaygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan&#8217;ı gayet incitirdi. Kuteybe Abdurrahman&#8217;ı ona yardıma gönderdi. Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş esir aldılar. Kuteybe buyurdu. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)<br />
<br />
-Şaş askeri bize gece baskın etmek dilermiş, imdi varın onların yolunda filan yerde pusuda durun.Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine sürünüz. Ola ki bir fetih edesiniz, dedi. Muslih b.Müslim&#8217;i bunlara kumandan tayin etti. Muslih de gelip o 700 adamı üç bölük etti. Bir bölüğünü yolun sağ yanına, bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerine durdu. Gece yarısı geçince Şaş askeri çıkıp geldiler. Muslih&#8217;i yol üzerinde görünce cenge meşgul oldular.Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip aç kurdun koyuna girdiği gibi kafirleri tarumar ettiler. Gazilerde Şübe adlı bir bahadır yiğit vardı. Kendisini Şaş güruhuna ve kalabalığına vurdu.Onların ortalarında bir melikzadeleri vardı.Yetişip Şübe onu kulağı tözünden kılıç ile çaldı. Öyle bir çaldıkı başı top gibi havaya uçtu. Şaş askeri bu heybeti gördüklerinde hepsi bozguna uğradılar. Müslümanlar ardına düşüp onları hesapsız kırdılar. Onlardan kurtulan pek az oldu. Ve onların ekserisi Melikzadeler idi. Ziynetli ve silahlı kimselerdi. Onların başlarını ve silahlarını ve elbiselerini hepsini aldılar geri dönüp Sürür ile Kuteybe&#8217;nin yanına geldiler. Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar.<br />
<br />
Gavrek Kuteybe&#8217;ye adam gönderip dedi: -Bu ettiğin harbi öyle zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin belki acemden benim kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Yoksa harbe arapları gönder. Gör ki biz de neler ederiz,dedi. Kuteybe bu sözü işitip gazaba geldi ve münadilere çağırttı. Müslüman mübarizleri toplanıp kafirlerin üzerine yürüyüş ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döğe döğe yıktılar. Ve Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikçe kafirlerden bir bahadır er gelip o gedikte durdu her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü. Müslümanlarda silahşörler çok idi. Kuteybe onları çağırtıp dedi ki: Sizden kim ki o şahsı ok ile vurursa ben ona on bin dirhem veririm. O silahşörlerden biri ileri yürüyüp ok ile o şahsı atıp gözünden vurdu ve ensesinden çıktı. Derhal düştü. O kişi Kuteybe&#8217;nin yanına gelip on bin dirhemi aldı.(Syf-351-352)<br />
<br />
Bu 70 yıl süren Türk-arap savaşlarının en önemli noktaları ve sonuçları:<br />
<br />
1- 100.000'in üstünde Türk katledilmiştir.<br />
2- 50.000'in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.<br />
3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir.<br />
4- Tüm zenginlikler , tarihi eserler yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır.<br />
5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan "Talkan Katliamında" 40.000 Türkün kesilerek<br />
24 km yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.)<br />
6- Aynı şekilde "Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk'ün nehir kenarında kafaları<br />
kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır.<br />
7- "Teslim olursanız canınız bağışlanacak" sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş ,<br />
"Şeriat söz tanımaz" denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir.<br />
8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet elde etmişlerdir.<br />
9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden dahi görmemişlerdir.<br />
10-Bu tarihi gerçekler "islam etkilenmesin" düşüncesiyle gizlenmekte , bahsedilmemektedir.<br />
Türkçü siyasetçiler dahi konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir. <br />
<br />
kaynak: <a href="http://www.islamiyetgercekleri.org/turklernasil.html" target="_blank">Com.org - Only the best links ...</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Serenity</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/serenity/turklerin-iskenceyle-muslumanlastirilmasi-1583/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dance Of The Bad Angels ..</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/serenity/dance-of-the-bad-angels-1582/</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2008 12:17:34 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[James grubundan tanıdığımız Tim Booth ve film müzikleri yapan Angelo Badalementi'nin birlikte...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>James grubundan tanıdığımız Tim Booth ve film müzikleri yapan Angelo Badalementi'nin birlikte kaydettiği bir parça..<br />
<br />
What a journey<br />
So hard to describe<br />
Your harbour so small<br />
The ocean so wide<br />
Spin the wheel, spin the wheel<br />
Go wherever she spins<br />
Surrender to this wave that's rolling in<br />
<br />
Homing fingers<br />
Starting to dig<br />
Raising expectations<br />
Lifting the lid<br />
There's a show going down<br />
Going deeper within<br />
I long to lose myself<br />
Inside your skin<br />
<br />
What a feeling under the stars<br />
My body's rotating from Venus through Mars<br />
There's a war going on<br />
Between my head and my heart<br />
I wonder how they grew<br />
So far apart<br />
<br />
I'm so shaken, about to explode<br />
The myth of kissing princes is they turn into toads<br />
There's a war going on<br />
Between the sun and the moon<br />
Before they come to terms, we'll be consumed<br />
<br />
Oh my God<br />
Please take me now<br />
I'm ready for ascension<br />
If I only knew how<br />
Give me wings, give me wings<br />
Now I'm stuck on the ground<br />
Receive this blood and bones<br />
I'm homeward bound<br />
<br />
See the statue growing wings<br />
This singer was a virgin<br />
Until he conceived<br />
God is love, God is love<br />
And her lover I'll be<br />
I long to leave the world in ecstasy<br />
<br />
Dance with me around this fire<br />
The dance of bad angels who'd love to fly higher<br />
God is love, God is love<br />
And her lover I'll be<br />
I long to lead the world in ecstasy<br />
<br />
<script language='javascript' src='http://update.videoegg.com/js/Player.js'></script><script language='javascript'>var api=VE_getPlayerAPI('1.1');api.embedPlayer('hi5.101.download.videoegg.com/gid370/cid1275/UB/VP/1182976956LxRiGL1pYU9HPkynm9NF', 450, 340, false, '', 'FFFFFF',false, 'transparent');</script></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Serenity</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/serenity/dance-of-the-bad-angels-1582/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hastasıyım... Serisi - 1</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/recnes/hastasiyim-serisi-1-1581/</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2008 11:47:53 GMT</pubDate>
			<description>* Taze nanenin (Cacığın üzerine zeytin yağı gezdirip taze nane ile süslemek. Sade haliyle dalından...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><ul><li>Taze nanenin (Cacığın üzerine zeytin yağı gezdirip taze nane ile süslemek. Sade haliyle dalından bir çimdik alıp çiğnemek ve nefes tazelemek)</li>
<li>Mandalina bahçemdeki yegane ceviz ağacının geniiişş kolları arasına asılı salıncağa enlemesine kurulup, öğle sıcağında serin serin kestirmenin (O ceviz ağacının altı öyle bir yer ki, dünya ile bağlantısı yoktur. o gölgeye adımını attın mı dünya dışında bir yere gitmiş gibi olursun. Rüzgar estikçe yapraklarının hışırtısı ve etrafta ötüşen kuşların cıvıltısı nasıl bir büyü oluşturur öyle tarif edemem.)</li>
<li>Yedigün Mojo'nun buz gibi soğutulmuş Orman Meyveli'sinin</li>
<li>Kışın tarçınlı kurabiye ve sıcak şarabın</li>
<li>Plaja yağan karın ve plajdaki iskeleden, uçsuz bucaksız gri gök yüzünü ve göremediğim ufuk çizgisini,  denize düşen beyaz kar tanelerini, yer yer tipinin arasında uçuşan martı silüetlerini ve izlemenin (Geçen kış Burhaniye/Ören plajında öyle bir manzara ile karşılaştım. Pazar günü sabah kalktığımda kar yağmaya başlamıştı. İki saatte sokaklar bembeyaz olmuştu. Hemen kuzenle hızlıca kahvaltı yapıp attık kendimiz plaja. Plaja vardığımızda kumların üzerindeki kar ayak bileğime geliyordu. Yaklaşık olarak 7-8 saat plajda takıldık. Genelde tipi vardı ama şişe şişe şarap errittiğimiz için tipi işlemedi o gün. Ancak bir ara kot pantolonumun donduğunu farkettim ve hemen yakındaki arkadaşların barına girdik. Isındıktan sonra tekrar attık kendimizi plaja. :D)</li>
</ul><br />
<div align="right">...Hastasıyım.<br />
</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Recnes</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/recnes/hastasiyim-serisi-1-1581/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Atatürk annesini sever miydi?</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/dave/ataturk-annesini-sever-miydi-1580/</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2008 08:22:59 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA["Severdi herhal, kim sevmez? Fakat aralarında ciddi bir çatışma olduğu da gerçektir.Çünkü gümrük...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>&quot;Severdi herhal, kim sevmez? Fakat aralarında ciddi bir çatışma olduğu da gerçektir.Çünkü gümrük memuru Ali Rıza Bey'in erken ölümü üzerine Zübeyde Hanım yeniden evlenmiş, küçük Mustafa ile küçük Makbule'ye üvey baba gelmişti... Selanik Gümrük Başmüdürü Ragıp Bey... Babalarının amiri! <br />
<br />
Ali Rıza Bey'in bir dönem memurluğu bırakıp kereste ticaretiyle iştigal ettiği de bilinir.Hani şu son yıllarda kamuoyumuzda dağları taşları inleten Fikriye Hanım var ya, Atatürk'ün üvey babasının kardeşinin kızıdır! Yani hısımıdır, üvey kuzini sayılır...<br />
Atatürk'ün bu olaydan dolayı Zübeyde Hanım'ı &quot;hiç affetmediği&quot; ve evden kaçarak askeri okula yatılı öğrenci yazıldığı da bilinir.<br />
<br />
Sonra da ara ara, az görüştüler... İzinli çıktığı sıralarda...<br />
<br />
Suriye cephesinden döndüğünde de Atatürk, annesinin Akaretler'deki evinde kısa bir süre kaldı.Oradan annesiyle &quot;tartışarak&quot; ayrıldığı, arkadaşı Salih Fansa'nın Tepebaşı'ndaki evine geçtiği, birkaç gün de o evin tam karşısında yer alan Pera Palas'ta kalıp Fansa'nın eşinin bulduğu bir kiralık eve, Şişli'de dul bayan Madam Kasapyan'ın evine çıktığı bilinir. Ünlü ev...Bahçe içinde, &quot;müstakil&quot;, kirası çok yüksek, tam on dört lira! (Bahçe bugün kaldırım.) <br />
<br />
Ev sahibesi bazı kaynaklarda Madam Osepyan, bazı yerlerde &quot;Rum madam&quot; olarak da geçer. (Atatürk'ün bir Ermeni'nin evinde oturduğunun bilinmesi istenmemiş galiba!) Bu dönemin bilgileri epey karışıktır, &quot;bilinçli&quot; olarak mı karıştırılmıştır, ahmaklıktan dolayı mı, emin değilim.<br />
<br />
Annesini ve kız kardeşini de Şişli'ye, yanına almıştı, sonra Samsun'a gitti (Zübeyde ve Makbule Hanımlar tekrar Akaretler'e döndüler, çünkü oranın kirası bir liraydı), annesini ancak üç yıl sonra görebildi. Bu kez Ankara'ya aldırdı. Zübeyde Hanım orada da fazla oturamadı, İzmir'in kurtarılışından hemen sonra İzmir'e (biraz da &quot;kız bakmaya&quot;, yani Latife Hanım'ı yakından tanımaya) gitti... Bu İzmir gezisine de sonradan &quot;sağlık nedenleriyle&quot; diye bir kulp takılmıştır, bu kez Latife Hanım'ı tarihten silmek için...<br />
<br />
Fakat oğlunun evlendiğini göremeden vefat etti. Atatürk, Zübeyde Hanım'ın ölümünden on beş gün sonra Latife Hanım'la evlendi. Her şey çok çabuk olup bitmişti.Ertesi yıl da Fikriye Hanım intihar etti. <br />
<br />
Eskiden bunlar konuşulamaz, yazılıp çizilemezdi bu ülkede...<br />
<br />
En basit bir tarih kitabından bile kolaylıkla okunabilecek bu basit bilgiler unutturulmak isteniyordu, çünkü Atatürk &quot;uzaydan gelmişti&quot; ...<br />
<br />
Küçük yaşta kuşpalazından ölmüş Fatma, Ahmet ve Ömer adlı bir ablasıyla iki ağabeyi, bir de veremden ölmüş küçük kız kardeşi (Naciye) olduğu bile titizlikle saklandı yeni kuşaklardan! <br />
<br />
Eee, bunları bilmek ya da hatırlamak neyi değiştirir? <br />
<br />
Atatürk'ü daha çok sevmemizi sağlar. <br />
<br />
Gerçi Atatürk hayatının ilk döneminin fazla kurcalanmasını istememiş, Nutuk'ta her şeyi 19 Mayıs 1919 günü başlatmıştır ama, üvey baba getirdiği için anasına kızan bir yetim çocuk, bana çok daha sevimli, çok daha sıcak geliyor. <br />
<br />
İçki içen, seven, sevilen, yürekler yakan, evlenen, boşanan bir Atatürk, İNSAN ATATÜRK'tür.Olimpos (pardon, Çankaya) dağında oturan bir tanrı değil, sabaha karşı üst kattan eşinin &quot;çok içtin Kemal, yat artık&quot; diye seslendiği bir önder benim önderimdir.Çünkü bizim hanım da bana öyle diyor! <br />
<br />
Hele durun bakalım, insanlar, Selanik'te &quot;Atatürk'ün doğduğu ev&quot; olarak yutturulan o evin aslında üvey babası Ragıp Bey'in evi olduğunu öğrenince ne yapacaklar? <br />
<br />
Böyle böyle soğuttunuz insanları Atatürk'ten be! Yalan üzerine kurulu her şey bu ülkede.&quot; <br />
<br />
Engin ARDIÇ<br />
11 Mayıs 2008<br />
Sabah Gazetesi</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Dave</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/dave/ataturk-annesini-sever-miydi-1580/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yanardağ ve Yıldırım</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/yanardag-ve-yildirim-1579/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 21:45:16 GMT</pubDate>
			<description>Image: http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoUPI_800x531.jpg 
Image:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoUPI_800x531.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoUPI_800x531.jpg', 539);" /><br />
<img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoUPI1_800x514.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoUPI1_800x514.jpg', 539);" /><br />
<img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/Volcano3AP_800x600.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/Volcano3AP_800x600.jpg', 539);" /><br />
<img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/Volcano2PS_800x523.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/Volcano2PS_800x523.jpg', 539);" /><br />
<div align="center"><img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcano_468x370.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcano_468x370.jpg', 539);" /><br />
<img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoAP_468x532.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/volcanoAP_468x532.jpg', 539);" /><br />
<img src="http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/Volcano4G_468x706.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05_02/Volcano4G_468x706.jpg', 539);" /></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/yanardag-ve-yildirim-1579/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>1927 Solvay Konferansı - SuperScience Team</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/1927-solvay-konferansi-superscience-team-1578/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 21:08:44 GMT</pubDate>
			<description>Image: http://ginasiomental.com/016.jpg</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://ginasiomental.com/016.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://ginasiomental.com/016.jpg', 539);" /></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/1927-solvay-konferansi-superscience-team-1578/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sonic Youth - Superstar</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/marlasinger/sonic-youth-superstar-1577/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 15:00:45 GMT</pubDate>
			<description>Fooooo | Sonic Youth - Superstar | 04:19...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://en.fooooo.com/watch.php?id=d1573b9f6430b3fa637ff88abdb63bc2" target="_blank">Fooooo | Sonic Youth - Superstar | 04:19</a><br />
<br />
Long ago<br />
and oh so far away<br />
I fell in love with you<br />
before the second show<br />
your guitar<br />
it sounds so sweet and clear<br />
but you're not really there<br />
it's just the radio<br />
<br />
don't you remember you told me you love me baby<br />
you said you'd be coming back this way again baby<br />
baby baby baby baby oh baby<br />
I love you, I really do<br />
<br />
loneliness, is such a sad affair<br />
and I can hardly wait<br />
to be with you again<br />
what to say<br />
to make you come again<br />
come back to me again<br />
and play your sad guitar<br />
<br />
don't you remember you told me you love me baby<br />
you said you'd be coming back this way again baby<br />
baby baby baby baby oh baby<br />
I love you, I really do<br />
<br />
don't you remember you told me you love me baby<br />
you said you'd be coming back this way again baby<br />
baby baby baby baby oh baby<br />
I love you, I really do<br />
<br />
:melankoli:</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>marlasinger</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/marlasinger/sonic-youth-superstar-1577/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>68 Kuşağı Üzerine Yanlışlar</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/68-kusagi-uzerine-yanlislar-1576/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 06:54:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*68 kuşağı, Deniz Gezmiş ile Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan&#8217;ın ölüm yıldönümleri nedeniyle yeniden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>68 kuşağı, Deniz Gezmiş ile Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan&#8217;ın ölüm yıldönümleri nedeniyle yeniden gündemde..</b><br />
<i>Yazar</i>: <b><i>Sina Çıladır</i></b><br />
Proleter devrimcilikte anı yazma geleneği yoktur. Çünkü proleter devrimcilik kesintisiz bir süreçtir; yaşam noktalanıncaya kadar sürer... Anı geleneği, ununu eleyip eleğini duvara asmış &#8220;geçici yol arkadaşları&#8221;na özgü bir fantezidir. Devrimciler, yolunu anıların ışığında değil, devrimci pratiğin ışığında bulur, yönlerini öyle tayin ederler...<br />
TV&#8217;lerde, gazetelerde Deniz&#8217;leri, buradan kalkarak 68 kuşağını anlatanlara, o dönemi tartışanlara bakıyorum.. Hemen hepsi ununu eleyip eleğini duvara asmış emekliler ile döneklerden oluşuyor!..<br />
Bundan olacak, anlattıkları ya gerçeklere tam uymuyor; ya da dönemi ve kişileri bugünkü kafalarına göre yorumlayıp yanlış yansıtıyorlar..<br />
Ben bu yıl da TV&#8217;lerdeki, gazetelerdeki &#8211;özellikle&#8211; dönek şovlarında üç yanlış yakaladım:<br />
Birincisi, başta Deniz Gezmiş olmak üzere 68 kuşağının eylemci önderlerine yakıştırılan Atatürkçülüktü..<br />
68 kuşağı, Gazi&#8217;ye ve Cumhuriyet Devrimi&#8217;ne büyük saygı duyan; Gazi&#8217;yi; &#8220;Türkiye&#8217;nin yetiştirdiği en büyük devrimci&#8221; olarak anan/kutsayan bir kuşaktı..<br />
Ama, &#8220;Atatürkçü&#8221; değildi.. Marksist-Leninist&#8217;ti! Nitekim, Gezmiş, idam sehpasında bunu dile getirmiş; &#8220;Yaşasın Marksizm-Leninizm &#8221; diye haykırmıştı..<br />
Bakıyorum.. Dönekler, ola ki bugünkü imajlarına zarar verir diye bunu saklıyorlar...<br />
İkincisi, 68 kuşağı, &#8220;dış mihraklar tarafından provoke edilmiş&#8221; bir kuşak da değildi..<br />
Dış etki yok muydu hiç peki?<br />
Şu anlamda vardı:<br />
60&#8217;lı yılların sonlarında Avrupa gençliği dev bir devrimci dalga halinde düzene başkaldırmıştı.. İkinci büyük savaşın yaralarını sarmaya çalışan yaşlı kıtayı yönetenler başta öğrenci-gençlik olmak üzere emekçi gençliğe karşı acımasızdı.. Gençlik, geleceğini karanlık görüyordu.. Yaşam koşulları da kötüydü..<br />
Avrupa gençliği kaynıyor, daha adil bir düzen, sosyalist düzen istiyordu..<br />
Fransa&#8217;da, Jean Paul Sartre gibi aydınlar gençliği destekliyor; eylemci gençlere sırtını dönen, De Gaulle iktidarı ile işçi ücretlerinin arttırılması için pazarlığa oturan sendikalar ile Komünist Partisi&#8217;ni devrime ihanetle suçluyorlardı..<br />
Türkiye&#8217;deki 68 kuşağı tabii ki Avrupa&#8217;daki gençlik ayaklanmasından etkilenmişti.. Ama sadece onlardan değil.. Latin Amerika&#8217;daki devrimci kalkışmalar, bu arada önceki devrim kuramlarını altüst eden Küba Devrimi, Türkiye&#8217;deki 68 hareketine ivme  kazandırmıştı..<br />
68&#8217;liler, milli ve demokratik aşamalardan geçecek bir sosyalist devrimi öngörüyordu.. Tam bağımsızlık.. Feodalizmin tümüyle tasfiyesi ve sosyalizm!..<br />
68&#8217;lilerin asgari ve nihai  programı buydu..<br />
Üçüncü yanlış; 68 kuşağını berrak bir kurama ve siyasal çizgiye sahip olmadan alelacele yola çıkan &#8220;avunturistler&#8221; olarak gören iddiaydı..<br />
Bu da doğru değil. Tamam, &#8220;İlk ben başlatacağım&#8221; acelesi vardı; ama, 68&#8217;lilerin &#8220;pervaneler gibi kendilerini ateşe atan yiğit, ama romantik maceracılar&#8221; olduğu  savı da saçma!..<br />
O döneme ait kuramsal yazılar ve tartışmalar ile örneğin, Mahir Çayan&#8217;ın, benim de katkım olan &#8220;Kesintisiz Devrim&#8221; çalışması  buna tanıktır.. Buna mahkemelerdeki savunmalar da eklenebilir..<br />
Bugünkü  genç kuşakların en büyük talihsizliği; efsanevi 68 kuşağını daha çok döneklerden öğreniyor (!) olmalarıdır!..<br />
Bazen kendi kendime; &#8220;Proleter devrimcilikte keşke anı geleneği de olsaydı&#8221; diyorum..<br />
Ne yazık yok!..<br />
<br />
Sina Çıladır; şu anda çalışmakta olduğum Demokrat Medya Grubunun yayınladığı Demokrat Gazetesinin Yazı İşleri Müdürüdür.<br />
<img src="http://www.ereglidtv.net/icerikbolumuimajlar/kunye/Sina_Ciladir.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ereglidtv.net/icerikbolumuimajlar/kunye/Sina_Ciladir.jpg', 539);" /></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/thunderpeak/68-kusagi-uzerine-yanlislar-1576/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni bir çalışma</title>
			<link>http://www.ayyas.com/blogs/sleepless/yeni-bir-calisma-1574/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2008 21:03:31 GMT</pubDate>
			<description>Evet bugün yine işten eve erken geldim ve biraz kayıt yapayım dedim. Altyapıyı kaydettim fakat...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Evet bugün yine işten eve erken geldim ve biraz kayıt yapayım dedim. Altyapıyı kaydettim fakat soloda takıldım. Bu noktada Zephyrune devreye girdi ve boş boş oturmaktansa güzelinden bir solo attıverdi üstüne :D<br />
<br />
<a href="ftp://91.93.33.150/Noname.wma" target="_blank">İndirmek için tıklayınız</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Sleepless</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/blogs/sleepless/yeni-bir-calisma-1574/</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
