Nominalizm-sembolizm
"Türkiye toplumu felsefede nominalizm, sanatta sembolizm 'mesleklerine' mensuptur.Bunların her ikisi de, gerçekte 'resmi' olma kararlılığının sonucudur.
Şu 'harekât' günlerinde iki tarafın verdiği genç insan kayıplarını bir yerime sindiremediğim için, kullandığımız yüksek teknoloji ürünü silahlara baktığımda veya ses 'efektleri'ni duyduğumda bundan herhangi bir zevk alamadığım için, olaylara baktıkça ben de böyle şeyler düşünerek oyalanıyorum.
'İsim'ler ve 'fiiller' arasındaki kopmaz bağlantılara takıyorum örneğin. 87 PKK'lının öldürülmesi ve beş şehit vermemiz gibi ismin fiili belirlediği durumlar. Bazı özneler ancak 'ölebiliyor', ötekiler ancak 'şehit düşebiliyor'. Fiilleri 'ölmek' şeklini alanları, birileri, 'etkisizleştirebiliyor'. Yani yalnız özneler ancak bazı fiilleri yerine getirmekle kalmıyor, bazı nesnelere yapılanlar başka nesnelere yapılamıyor. Örneğin 'bizimkiler' genel başlığı altında toparladıklarımız 'şehit düşüyor' ama 'etkisizleştirilemiyor'.
Bu 'nominalizm'dir. Dünyanın, bizim adlandırdığımız gibi olma durumu.
Böyle özetlenince mantıksız gibi görünebilir, ama bizim Ortadoğu'nun tektanrıcı dinleri bu felsefe üstünde oturur: Yehova, 'Işık olsun' demiştir (yani adını söylemiştir) ve ışık 'olmuştur'.
Onun için bizim düşmanlarımıza ne ad vereceğimiz çok önemlidir. 12 Mart'ta sosyalistler, onların silahlı mücadele yolunu seçmiş olanları kendilerine 'gerilla' diyorlardı ama devlet onlara 'anarşist' ya da 'şehir eşkiyası' demeyi daha uygun bulmuştu. Devletin radyosunda kimin hangi adla anılacağına da devlet karar verdiği için, 'resmi' düzeyde bu denildi.
Aradan 35 yıldan fazla zaman geçti. Bugün o dönemlerde olanları konuşanlar 'şehir eşkiyası, Deniz Gezmiş'ten ya da 'anarşist Ulaş Bardakçı'dan söz etmiyor- böyle bir terminoloji yok. Demek bu 'resmi söylem' somut insanların gerçek dili haline gelmiyor, gelemiyor. Ama ne gam! Yürüdüğü sürece sen öyle de. Hiç değilse kendini Yehova gibi hissetmene yarar.
Şimdi de Kürtler çarpışan çocuklarına 'gerilla' diyorlar; 'resmi' düzey 'terörist' diyor. Sanki asıl savaşın sürdüğü yer burası: 'resmi' kanallardan 'teröristler' yayınını sürdürdükçe, savaşı biz kazanıyoruz, biz kazandık gibi hissedebiliyoruz.
Bir de 'sembolizm' var: örneğin 'türban' adıyla anılan örtü, bir 'gericilik simgesi'. Simge olduğuna göre, onu 'üniversite' gibi, 'hakiki mürşit ilim'in yuvası sayılan yere sokmamamız gerekiyor. Gericiliğin kendisi üniversitelerimize girebilir, zaten fena halde ve bütün kollarıyla girmiştir. Faşizmin kendisi bütün kollarıyla girebilir ve zaten girmiştir. Ama simge giremez, çünkü biz ilericiler, 'çağdaş'lar, onu içeri sokmayız. Aynı şekilde düşünen ikilinin erkek olanı, başında bir bağ olmadığı için, üniversiteye girer. Kadın olanı giremez.
Bu kahramanca savaş sayesinde ve sonrasında, göğsümüz kıvançtan kabararak, 'Gericiliğin simgesini mürşitin yuvasına sokmadık' deriz ve rahatlarız. Ülkede tartışacak, ideolojik mücadeleye girecek zihniyetler yoktur, üniversitelerin başında darbe isteyen profesörler olması da önemli değildir. Burada 'tez-antitez-sentez' yoktur, 'bez-antibez-senbez' vardır.
Çünkü biz her şeyden önce 'resmi' ve 'şekli'yizdir. Düğmelerin ilikli olacak, başında resmiyetin tensip buyurduğu 'correct' serpuş olacak. Ayağını kaç gün yıkamadın da kokuttun, önemli değil, postalın boyası yerinde olduktan sonra."
Murat Belge
Radikal Gazetesi
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=248808
Şu 'harekât' günlerinde iki tarafın verdiği genç insan kayıplarını bir yerime sindiremediğim için, kullandığımız yüksek teknoloji ürünü silahlara baktığımda veya ses 'efektleri'ni duyduğumda bundan herhangi bir zevk alamadığım için, olaylara baktıkça ben de böyle şeyler düşünerek oyalanıyorum.
'İsim'ler ve 'fiiller' arasındaki kopmaz bağlantılara takıyorum örneğin. 87 PKK'lının öldürülmesi ve beş şehit vermemiz gibi ismin fiili belirlediği durumlar. Bazı özneler ancak 'ölebiliyor', ötekiler ancak 'şehit düşebiliyor'. Fiilleri 'ölmek' şeklini alanları, birileri, 'etkisizleştirebiliyor'. Yani yalnız özneler ancak bazı fiilleri yerine getirmekle kalmıyor, bazı nesnelere yapılanlar başka nesnelere yapılamıyor. Örneğin 'bizimkiler' genel başlığı altında toparladıklarımız 'şehit düşüyor' ama 'etkisizleştirilemiyor'.
Bu 'nominalizm'dir. Dünyanın, bizim adlandırdığımız gibi olma durumu.
Böyle özetlenince mantıksız gibi görünebilir, ama bizim Ortadoğu'nun tektanrıcı dinleri bu felsefe üstünde oturur: Yehova, 'Işık olsun' demiştir (yani adını söylemiştir) ve ışık 'olmuştur'.
Onun için bizim düşmanlarımıza ne ad vereceğimiz çok önemlidir. 12 Mart'ta sosyalistler, onların silahlı mücadele yolunu seçmiş olanları kendilerine 'gerilla' diyorlardı ama devlet onlara 'anarşist' ya da 'şehir eşkiyası' demeyi daha uygun bulmuştu. Devletin radyosunda kimin hangi adla anılacağına da devlet karar verdiği için, 'resmi' düzeyde bu denildi.
Aradan 35 yıldan fazla zaman geçti. Bugün o dönemlerde olanları konuşanlar 'şehir eşkiyası, Deniz Gezmiş'ten ya da 'anarşist Ulaş Bardakçı'dan söz etmiyor- böyle bir terminoloji yok. Demek bu 'resmi söylem' somut insanların gerçek dili haline gelmiyor, gelemiyor. Ama ne gam! Yürüdüğü sürece sen öyle de. Hiç değilse kendini Yehova gibi hissetmene yarar.
Şimdi de Kürtler çarpışan çocuklarına 'gerilla' diyorlar; 'resmi' düzey 'terörist' diyor. Sanki asıl savaşın sürdüğü yer burası: 'resmi' kanallardan 'teröristler' yayınını sürdürdükçe, savaşı biz kazanıyoruz, biz kazandık gibi hissedebiliyoruz.
Bir de 'sembolizm' var: örneğin 'türban' adıyla anılan örtü, bir 'gericilik simgesi'. Simge olduğuna göre, onu 'üniversite' gibi, 'hakiki mürşit ilim'in yuvası sayılan yere sokmamamız gerekiyor. Gericiliğin kendisi üniversitelerimize girebilir, zaten fena halde ve bütün kollarıyla girmiştir. Faşizmin kendisi bütün kollarıyla girebilir ve zaten girmiştir. Ama simge giremez, çünkü biz ilericiler, 'çağdaş'lar, onu içeri sokmayız. Aynı şekilde düşünen ikilinin erkek olanı, başında bir bağ olmadığı için, üniversiteye girer. Kadın olanı giremez.
Bu kahramanca savaş sayesinde ve sonrasında, göğsümüz kıvançtan kabararak, 'Gericiliğin simgesini mürşitin yuvasına sokmadık' deriz ve rahatlarız. Ülkede tartışacak, ideolojik mücadeleye girecek zihniyetler yoktur, üniversitelerin başında darbe isteyen profesörler olması da önemli değildir. Burada 'tez-antitez-sentez' yoktur, 'bez-antibez-senbez' vardır.
Çünkü biz her şeyden önce 'resmi' ve 'şekli'yizdir. Düğmelerin ilikli olacak, başında resmiyetin tensip buyurduğu 'correct' serpuş olacak. Ayağını kaç gün yıkamadın da kokuttun, önemli değil, postalın boyası yerinde olduktan sonra."
Murat Belge
Radikal Gazetesi
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=248808
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Dave ait Blog Başlıkları
- Psych Download (Part II) (06-07-2008)
- Türk faşistlerine iki çift laf (04-07-2008)
- Goralı Tost (30-06-2008)
- Yecüc ile Mecüc Türkler mi? (28-06-2008)
- Çekistan (18-06-2008)










