description
Bu Başlığı Değerlendirin

Devletin gayrimüslim fobisi suçu davet ediyor

Posted 28-03-2008 at 21:55 by Dave
Updated 28-03-2008 at 22:05 by Dave
"CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ fazlasıyla gecikmiş, ama yine de hayırlı bir iş yaptılar. TBMM Başkanlığı’na verdikleri önergede Rahip Andrea Santoro başta olmak üzere son iki yılda Türkiye’deki Hıristiyan din adamlarına ve diğer gayrimüslimlere yönelik saldırıların araştırılmasını istediler.

Ergenekon tartışmalarındaki tavrı dut yemiş bülbül misali olan CHP açısından bir ‘ilk’ti bu. Zira Öymen ve Elekdağ, önergelerinde bu cinayetlerle devlet arasında bir ilişki olabileceğine de dikkat çektiler.Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri, Malatya’daki Zirve Kitabevi katliamı, Samsun ve İzmir’de iki rahibe bıçaklı saldırı olaylarını ele alan önergenin şu satırları önemli:

“Her olayda faillerin veya azmettiricilerin devlet içinde bağlantılarının bulunması, saldırılardan önce bu devlet görevlileri ile fail veya azmettiriciler arasında telefon görüşmeleri yapılması, soruşturmayı yapma sorumluluğu olan bazı görevlilerin kanıtların toplanmasında ciddi kuşkular uyandıran ihmalleri ve davanın seyrini etkileyecek girişimlerde bulunmalarıdır.”

* * *

İlginçtir, Öymen ve Elekdağ’ın TBMM’nin bu saldırılarla ilgili bir araştırma komisyonu isteyen önergeleriyle eş zamanlı bir başka girişim de, CHP’nin Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’ten geldi.

Ateş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle sunduğu soru önergesinde, bir Türkçe internet sitesini şikâyet edip yayınının durdurulmasını istedi. Türkiye genelindeki Ermeni, Rum ve Yahudi okulları, ibadethaneleri ve yayın kuruluşlarının açık adreslerine yer veren bu sitede bomba yapımı, uyuşturucu imalatı, askeri eğitim, sorgu teknikleri vs. konularında ayrıntılı bilgiler de var.

* * *

Türkiye’deki gayrimüslimlerin hissettiği sürekli tehdit ve bu tehdidin hayata geçtiği korkunç saldırılar konusunda CHP’lilerin nihayet parlamenter refleks göstermesini, olası saikleri üzerinde fazla düşünmeden ve gecikmişliğine rağmen önemsiyorum.

Bu devletçi partinin, devletçi jargona son dönemde hararetle sahip çıkan milletvekilleri Öymen ve Elekdağ’ın “canilerin devlet içindeki bağlantılarını” gündeme getirmesi azımsanmamalı.

Ancak bu cinayetlerin tekrarlanmaması, gayrimüslim vatandaşlarımızın kendilerini güvende ve ‘birinci sınıf vatandaş’ olarak hissedebilmeleri için, başta ‘devletçi’ CHP olmak üzere TBMM’deki tüm siyasi partilere de, bu devletin bürokratlarına da çok daha büyük görev düşüyor. Parlamentoda ve devlet dairelerinde sağduyunun, demokratik ahlakın harekete geçirilmesi gerekiyor.

Bir yandan, gayrimüslimlere yönelik saldırıların doğrudan devletin ‘derininde’ planlanmış olma ihtimalinin üzerine gitmek ve Dink, Santoro, Malatya dosyalarıyla bağlantısından kuşkulanılan Ergenekon çetesinin halen günışığına çıkmamış olan koca gövdesinin tasfiyesi yönünde kararlı siyasi tavır almak gerekiyor.

Diğer yandan, bu ülkede en ‘devletçi’ siyasetçilerin ve Yüksek Yargı başta olmak üzere bürokrasinin kullandığı milliyetçi ve gayrimüslim-fobik söylemin bu saldırıları teşvik ettiğini anlamamız şart. “Her apartmanda bir kilise açılıyor. Misyonerlik aldı yürüdü” ya da “Yahudiler GAP bölgesinde satın almadık köşe bırakmadı” diye feryat edebilen “demokratik sol” etiketli siyasetçilerin çıktığı bir ülkede; Yargıtay’ın gayrimüslim vatandaşları ‘yabancı’ statüsüne koyan kararlar açıklayabildiği bir ülkede; siyasi parti genel başkanlarının Rum Patrikhanesi’nden ‘Vatikan olmak istiyor’ ihbarıyla söz ettiği bir ülkede; milletvekillerinin ‘Ermeni’ sözünü küfür diye kullanabildiği bir ülkede yaşarken bu tavırları açıkça sorgulamayan her siyasetçinin ve bürokratın da birer suç ortağına dönüştüğünü görmezden gelemeyiz.

* * *

Bir de, tabii devletin gözlerini gayrimüslimlere dikmiş, milliyetçilikle birlikte gayrimüslim fobisini de sürekli üretip sirküle eden bir Büyük Birader gibi davrandığını unutmamalıyız. Bu tavrı artık açıkça sorgulayan, parçası olmayı reddeden siyasetçiler ve bürokratlar yetişmedikçe, devletin ‘derin’ karanlığının karanlıkta kalacağını bilmeliyiz.

Düşünün ki, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün 5 Şubat 2006’da öldürülen Rahip Santoro’yu, cinayetten birkaç ay önce dinlemeye aldığını öğrendik önceki gün. Gerekçesi, Santoro’nun Doğu Karadeniz bölgesinde Pontus devleti kurma amaçlı bölücü etkinliklerin parçası olmasıymış.

“Karadenizli kargalar bile güler” diyeceğim ama biliyorum ki, Pontusçuluk devletimizin Milli Güvenlik Belgesi’ne bile girmiş bir ‘tehdit algısı’ olduğuna göre, kargaların kahkahasının sadece Trabzon Emniyeti’ne değil, Ankara’nın sivil-asker tepe bürokrasisine de çevrilmesi gerekecek.

Santoro’nun katledilmiş olması, bu kara mizahtaki mizahı unutturup kara’yı pekiştiriyor. Santoro’yu katleden kişinin sadece verilen görevi yerine getiren bir profesyonel değil, kafası bizzat devletin beslediği vehimlerle kararıp suça meyyal hale gelmiş bir zavallı olduğu düşüncesi boğazına düğümleniyor insanın.

Sonra masamdaki Malatya Zirve Katliamı dosyasına bakıyorum. Malatya Valiliği’ne İl Emniyet Müdürlüğü’nce katliamdan bir yıl önce yazılmış yazıda, ildeki gayrimüslimlerin nasıl tek tek fişlenmiş olduğunu okuyorum.

Sonra CHP’li Ateş’in Meclis gündemine getirdiği ‘suça davet’ sitesindeki gayrimüslim adreslerinin neden ve nasıl derlendiği sorusunu soruyorum kendime. Yutkunamıyorum."

Yasemin Çongar
TARAF GAZETESİ
22.02.2008

Görüntüleme 90 Yorumlar 0 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 0

Yorumlar

Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks