Anadolu Azizleri
Acace
† ( Diyarbakır 450)
"Roma İmparatorluğunun başında Theodose le Jeune (408-450) bulunurken episkoposunun adı da Acace idi.Perslilerle Romalılar arasındaki savaştan Romalılar 700.000 tutsak almışlardı. Savaşın kısa bir süre durmasına karşın Romalılar tutsakları ne geri veriyor ne de onların bakımını sağlamaya yanaşıyorlardı. Tutsakların yaşamı bir felaketti. Bu durum Acace'i üzdü.Gözünde bir tek şey önemliydi o da: insanlar acı çekiyordu ve acilen bir şeyler yapmak lazımdı. Acace din adamlarını topladı ve onlara şu konuşmayı yaptı: "Tanrı'ya hizmet için ne altın gümüşten kapkacağa ne de değerli mobilyalara gereksinim var. Onun için kilisenin bunları satması doğru olacak. Böylece bu parayla tutsakları satın alabilir ya da onların karınlarını doyurabiliriz".Kiliselerin hepsi bu öneriyi kabul etti ve birlikte harekete geçtiler. Acace, bu sayede çok sayıdaki tutsağı doyurup bir kısmını da satın alıp ülkelerine dönmelerini sağladı.
Anastasius
† (Antakya 609)
Anastasius Filistin'de doğdu. Sina dağında keşiş olarak yaşadı. 559 yılında Antakya episkoposu oldu.Anastasius ortodoksluğun büyük bir savunucusu olmuştur. Bu durum imparator II. Justinus'un hoşuna gitmediğinden onu Kudüs'e sürgüne gönderdi. Anastasius sürgünde olmasından yararlanarak, "Çok Kutsal Teslis - Enkarnasyon - Mesih İsa'nın Çektiği Istıraplar ve Dirilişi" hakkında birçok eser yazdı.
Andronıcus,Probus,Tharacus
† (Anavarza/Adana 304)
Bu üç aziz bir zamanlar Cilicie bölgesinin (günümüzdeki İskenderun-Mersin arası) en ünlü iman şehitleriydi.Vali Maxime'in karşısına Pompeiopolis'de (Viranşehir - Mersin'e 13 kilometre) tutuklanmış üç Hıristiyanı çıkardılar. Tharacus 65 yaşındaydı ve Claudopolis'te (Mut) doğmuş. Hıristiyan olduğu için orduyu terketmişti. Tüm zulümlere rağmen imanını inkar etmemişti. Probus ise Side'de doğmuştu. Korkunç bir şekilde dövülmüş olmasına karşın Hıristiyanlığı reddetmemişti. Andronicus, Efes'in soylu ailelerinden gelen bir gençti. Uğradığı onca işkenceye karşın Hıristiyanlığı savunmaya devam ediyordu. İnatçılığa varan bu direniş karşısında her üçü de hapse atıldı.
Halka eğlence olması için Maxime üçünü de vahşi hayvanlar tarafından parçalanmak üzere arenaya sürdü. Ne var ki hayvanlar bu üç adama dokunmadılar. En sonunda Tharacus'u, Probus'u ve Andronicus'u gladyatörler öldürdüler. Geceleyin büyük bir fırtına koptu, bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Bunu fırsat bilen Anazarbeli Hıristiyanlar üç şehidin cesedini alıp dağdaki bir mağaraya götürdüler. Yakapınar episkoposu Auxentius, bu üç iman şehidi adına bir bazilika inşa ettirdi ve Anazarbe(Anavarza) kentinden azizlerin birkaç kalıntısını tedarik etti.
Anfilochio
† (Konya, 403)
Aziz Anfilochio, Konya'da yaşamış ve episkopos olarak hizmet etmiştir.
Asterius
† (Amasya, 400)
Asterius, Amasya episkoposu idi. Zamanının en önemli vaizlerinden ve moralistlerinden biri olmuştur.
Asya
† (Antakya -)
Çok sayıda hasta iyileştirdiği bilinmektedir. Ölmeden önce Antakya'da bulunmuştu.
Barbara
† (İzmit,300)
Barbara, İzmit'te doğmuştur; babası Dioscurus, Roma İmparatorluğu’nun yüksek bir memuruydu.Babası Barbara’nın Hristiyan olduğunu öğrenir ve çok öfkelenir. Çok çetin işkencelerin ardından Azize Barbara başı kesilerek şehit edilir.
Basilius
† (Kayseri, 379)
Koyu Hıristiyan bir ailedendi.Aile bir azizler ailesiydi. Basilius, Kayseri'de, İstanbul'da ve Atina'da okudu.Atina'da okuduğu sırada Julianus (geleceğin imparatoru) ve Gregorius (geleceğin Nazianz episkoposu) ile sınıf arkadaşı oldu. Basilius ancak 357 yılında, 28 yaşındayken vaftiz olmuştur. Ablası Macrina'nın etkisiyle, yavaş yavaş manastır hayatına yöneldi. Doğuda iki yıl süren bir geziden sonra Kapadokya'ya geri dönüp ibadet, etüd ve bedensel çalışma içeren bir toplu manastır hayatı başlattı. 364 yılında Basilius, Kayseri'de rahip oldu.368 yılında Kapadokya'da kıtlık vardır. Basilius, ihtiyaç içinde olan Hıristiyan ve Yahudilere yiyecek dağıtabilmek için topraklarını satar.Basilius, tüm Hıristiyanlar için bir tinsel hoca olmuştur.
Cesaire
† (Aksaray,-)
Episkopos Gregorius, Nonna adlı bir kadın ile evliydi. Bunların üç çocuğu oldu: Gorgonie, Gregorius ve Cesaire. Cesaire eğitim çağına gelince, o zamanın ünlü bilim yuvası İskenderiye'ye daha sonra da İstanbul episkoposu olan kardeşi Gregorius'un yanına gitti. Cesaire, imparatorluğun başkentinde özellikle tıp konusunda çok önemli bilgiler edindi. Sarayda çalıştı. Zamanın imparatorları Julien ve Valens Kilise'ye karşı bir tutum içindeydiler. Cesaire onların kendisine karşı cömert davranmaları yüzünden sarayda çalışmaya devam etti. Kendisi, bir episkopos oğlu ve kardeşi olmasına ve Hıristiyan olduğunu söylemesine karşın henüz vaftiz edilmemişti. Böyle bir tutum kardeşi Gregorius'un tatlı itirazlarına neden oldu: "Daha namuslu ve daha güvenilir bir tarafı tut! Onurlu ve özgürce bir yaşam sürmek için yeterince mal varlığımız var... İki şeyden birini seçmeni söyleyeceğim: Ya karanlıkta yaşamayı bırakıp Hıristiyan olacaksın ya da biraz boş duman ya da daha beterini elde etmek pahasına kendini beğenmişlik mesleğini seçeceksin!" Cesaire kardeşinin tenkitlerine karşı duyarlıydı ve halka Hıristiyan olduğunu açıklamakla işe başladı. Bu onun sarayı terketmesine ve Nicee(İznik)'ye idare memuru olarak atanmasına neden oldu. Ciddiyeti ve iyiliği ile görevindeki başarısıyla herkesin takdirini kazandı.Ancak hala vaftiz olmayı reddediyordu.398 yılında yılında korkunç bir deprem İznik kentini yerle bir etti. Cesaire yıkıntılar arasındaki ölümü yakından gördü. Zenginliğinin büyük bir bölümünü de yitirdi. Yaşadığı olaylar Cesaire'e yaşamını değiştirme kararı aldırdı. Görevini bırakarak Nazianz'a(Aksaray-Bekarlar) ailesinin yanına döndü ve orada vaftiz oldu. Karısı ve çocukları olmadığı için yoksulları mirasçısı yaptı.
Daniel
† (Antakya, 493)
Samosate (Adıyaman'ın bucağı Samsat) yakınlarındaki Maratha'da Fırat kıyılarında doğdu. Annesi adağı olduğu için onu 5 yaşındayken bölgedeki bir manastıra verdi. Daniel 12 yaşındayken rahip oldu.Halep yakınlarında bulunan Symeon'u(Simeon Stilit) çok görmek istiyordu. Bir toplantı için Antakya'ya gitmekte olan başrahip onu da yanına aldı. Toplantı dönüşünde yollarını değiştirerek bir sütun üzerinde yaşayan Symeon'u görmeye gittiler. Daniel'e sütuna çıkma ayrıcalığı tanındı. Orada Symeon'la söyleşide bulundu ve onun tarafından kutsandı. Aradan günler geçti. Daniel bulunduğu manastırın başrahibi oldu. Symeon'un yanına döndü, onunla 15 gün geçirdi sonra Kudüs'e doğru yola çıktı. Yolda giderken karşısına Symeon'a benzeyen yaşlı bir adam çıktı ve kendisine "Yeni Kudüs" olan Constantinople'a gitmesinin daha doğru olacağını söyledi. Bunun üzerine Daniel yolunu değiştirerek Boğaz'ın batı yakasında bulunan Anaplous'taki Aziz Michel manastırına gitti ve orada 9 yıl kaldı. Yeni ölmüş Symeon'un ruhu ona görünerek kendisinin halefi olmasını istedi. O andan itibaren gelen halk artık Daniel'in vaazlarını dinliyor, Daniel aracılığıyla mucizeler ve iyileşmeler oluyordu. Daniel aynı zamanda İmparator I. Leon'un (457-471) ve Zenon'un (474-491) akıl hocalığını da yaptı. Aziz Symeon'un kalıntıları Antakya'dan Daniel'in sütunun yanına inşa edilmiş kiliseye, Daniel'in isteği üzerine İmparator Leon tarafından getirildi. Kilise devamlı olarak zorbacı İmparator Basilisque tarafından zulme uğradı. Kentteki 7 episkoposun ricası üzerine Daniel ilk ve son defa olmak üzere sütunundan aşağı indi, ama yürüyemiyordu. Halk onu büyük bir coşku ile Hebdomen'in imparatorluk sarayına kadar taşıdı. Kortej askerler tarafından durduruldu. Saray muhafızları ona geri dönmesini söylediler. O sırada saraydaki bir kule çöktü. Daniel simgesel bir işaretle giysisinin tozunu silker gibi yapıp halka yarım tur attırdı. Basilisque'i bir korku aldı ve kiliseye hatırı sayılır bir bağışta bulundu. Daniel yeniden sütununa çıktı, Basilisque de bir yıl sonra öldü! O devirde Tanrıbilimsel ve politik birçok tartışmalar yapılıyordu. Tüm bu fırtınaların ortasında Daniel daima ılımlı ve bilge olmasını bildi. Sonunun yaklaştığını hisseden Daniel rahiplerini, halkı ve episkoposu bir araya topladı. Sonra sütunun yüzeyine yavaşça yığıldı kaldı. 493 yılının 11 Aralık Cumartesi günüydü. Daniel 84 yaşındaydı, 33 yıl sütun üzerinde yaşadı.
Efrem
† (Nusaybin/Mardin, 373)
Efrem Kutsal Kitabın yaklaşık tümünün yorumunu yapmıştı.Hıristiyanlık inancı ve İsa’nın giz dolu yaşamı üzerine sayısız ilahi yazdı.Tüm yaşamını Kilise’nin uğruna yazı yazarak, dua ederek ve yoksulluk içinde geçirdi.Aziz Efraim'in hayatını, 9. ilahisinden bir alıntıyla noktalayalım: "Bu dünyada gözlerini ne kadar arı kılabilmişsen Yüce Tanrı'nın Mutluluğunu o kadar görebileceksin! Burada kulaklarını ne kadar açmışsan Tanrı'nın Bilgeliğini o kadar alabileceksin! Burada yüreğini ne kadar genişletirsen Tanrı'nın hazinelerini o kadar alabilirsin! Çünkü sınırsız Tanrı her yaratığa gereksinimi olduğu kadarını verir, Vizyonunun görüntüsünü gözlerimize, Sesini kulaklarımıza uydurur! Kutsaması da dilimize yanıt verir! İyilikleri lütfundan taşacaktır"
Eleuterio ve İzmit'li arkadaşları
† (İzmit, 250)
Aziz Eleuterio ve Nicomedia'lı Aziz arkadaşları,İzmit'te- Nicomedia'da imparatorun sarayında çıkan yangından sonra ilk defa açıkça öldürülen hıristiyan gruba aittirler.
Espedit
† (Malatya,300)
Aziz Espedit hakkında çok fazla bilgi olmamasına rağmen onun bir Romalı asker olduğunu bilinir, inancı uğruna Malatya’da şehit olmuştur.
Eufemia
† (Kadıköy, 303)
Ayia Eufemia terzi oldugu için o gün kiliselerde cemaate igne dağıtılır. Her 11 Temmuz sabah ayininde, azizenin mumyasının bulundugu tabut törenle açılır.
Eutichio
† (Marmara Ereğlisi,582)
Trakya bölgesinde Marmara Ereğlisi'nde Episkopos olarak hizmet etmiş ve şehit edilmiştir.
Gallıope
† (Antalya, 250)
Koca, bir senatördü ve zengindi, eşi Theoclie ise akıllı ve erdemli bir kadındı. Tek eksikleri vardı o da bir türlü çocukları olmuyordu. Ancak bir gün Theoclie hamile kaldı, böylece bu çiftin mutlulukları da tamamlanmış oldu. Ne var ki bu mutluluk pek uzun sürmedi, onca arzulanan bebeğin dünyaya gelmesine az bir süre kala Theoclie'nin kocası öldü. Tüm aile derin bir yasa büründü. Theoclie bir erkek çocuk doğurdu, çocuğa Galliope adını verdiler!
Galliope vaftiz edildi. Çocuk hem dini hem de genel eğitimini annesi Theoclie'den aldı. Daha sonra Kutsal Kitaplar konusunda daha iyi eğitim almak için Perge'ye gitti. Dini eğitimin yanısıra, duaya ve oruca dayalı sağlam bir tinsel yaşam tarzı da edindi. İmparator Diocletien zamanında Hıristiyanlara karşı hareketi destekleyen bir ferman yayınlandı. Theoclie oğlunun yaşamından kaygı duymaya başladı. Galliope'a altın, zengin giysiler ve uşaklar vererek onu Pompeiopolis'e (Viranşehir, Mersin ve Silifke arasında) gönderdi. Amacı oğlunu korumaktı. Ancak bu kentte tanık olduğu kutsal zevk ve eğlence alemleri genç Galliope'yi açıkça bunları onaylamadığını belirtmek zorunda bıraktı. Bu şekilde Hıristiyan kimliğini de açıklamak zorunda kaldı. Eyalet valisi Maxime'e onu ihbar ettiler. Tutuklandı ve mahkeme huzuruna çıkarıldı. Valinin kendi kimliği hakkında sorduğu soruyu basitçe şöyle yanıtladı: "Pamphilie'de (Antalya yöresi) doğdum, babam senatördü ve soylular sınıfındanım. Ancak benim daha soylu bir kimliğim var, ben Hıristiyanım!" Eyalet valisi inancını reddederse ve tanrılara kurban sunarsa kendi kızıyla evlenmesine izin vereceğini söyledi. Galliope'nin yanıtı nazik ama kesin oldu: "Evlenmek isteseydim, kızınızın eşim olmasından büyük bir onur duyardım. Dinimi inkar edemem, ayrıca vücudumla ruhumu İsa'ya adamayı tercih ediyorum". Bu yanıta kızan vali Galliope'ye işkence edilmesini ve hapse atılmasını buyurdu. Galliope başaşağı haça gerildi.
Giuliana
† (İzmit,305)
İzmit’te 285 yılında doğdu. Ailesi içinde tek hıristiyan o idi. Onun babası dindar bir putperestti. Dokuz yaşında iken babası tarafından, şehrin valisi Eleusio ile evlendirilmek istendi. Valinin ve onun ailesinin arasındaki anlaşmaya göre evliliği tam olarak 18 yapılacaktı. Kutlama günü geldiğinde Azize Giuliana, Vali Eleusio vaftiz olmayı kabul ederse, onunla evlenebileceğini söyledi. Daha sonra vali tarafından mahkemeye verilerek hapse atıldı. Hapishanedeyken ölüm cezasına çarptırıldığında da bu kararından vazgeçmedi. 305 yılı, İmparator Maximian zamanında başı kesilerek şehit oldu.
Gregorius
† (Kapadokya, 395)
371 yılında Nissa (Nevşehir) episkoposu olur.Gregorius ünlü bir hatiptir. Yazılı eserleri büyük bir yer tutar. Bütün eserlerinin ortak özelliğini büyük bir düşünce derinliği oluşturmaktadır. Aziz Gregorius'un güçlü bir teolojisi vardır: Teolojik düşüncesinin hareket noktasını Allah, Mutlak, oluşturmaktadır. İnsan Allah'ın suretinde, Allah tarafından ve Allah için yaratılmıştır. Fakat özgürlüğünden yararlanarak, gözlerini Allah'tan ayırmayacak yerde, yeryüzüne dikmiştir. Bu tüm beşer tabiatının izlediği "asıl" günahtır. Nissa'lı Gregorius, Kutsal Üçlü-Birlik ve Enkarnasyon konularının da büyük ilahiyatçısıdır. Ayrıca büyük bir mistiktir. Mistik teolojinin gerçek kurucusudur denilebilir. Keşişliğe tinsel bir doktrin kazandırmıştır.
Gregorius
† (Aksaray,390)
361 yılında Gregorius, "babasına olan saygısından dolayı" rahip oldu. Yine kendisi istemediği halde, Kayseri episkoposu olan dostu Basilius tarafından Sasimes (Kapadokya) episkoposu yapıldı. 378 yılında Gregorius, İstanbul'daki küçük Katolik cemaatinin episkoposu olmayı kabul etti. Bu devirde İstanbul Kilisesi Ariyanların elindedir. Bu kimseler Gregorius'u sürekli olarak rahatsız edeceklerdir. 381 yılında, İstanbul Konsilinde, Antakyalı Meletius'un ölümünden sonra, Gregorius, konsil başkanı episkopos olur. Fakat bazı episkoposların entrikaları ve iftiraları karşısında, İstanbul episkoposluğunu bırakmak zorunda kalır. İki yıl süreyle önce Nazianz'a daha sonra Arinze'ye çekilip buralarda yalnız başına bir hayat sürer. 390 yılında ölür. Gregorius derin bir kutsallık, gizem ve Allah'ın yüceliği duygusuna sahipti.
Juliette
† (Kayseri, 303)
Dul ve zengin bir kadındı. Kentin ileri gelenlerinden biri, zengin olmak amacıyla hileli yollarla Juliette'in zenginliğini sömürmeye başlamıştı. Juliette akıllı bir kadın olduğundan bunun farkına vardı. Bu önemli kişiyi çalındığını ispat ettiği sağlam delillerle mahkemeye verdi. Adam kaybedeceğini anlayınca mahkum olmamanın yollarını aradı. İmparator Diocletien'in 24 Şubat 303 yılında yayınladığı Hıristiyanlara karşı hareket bildirgesi bu hırsızın işine yaradı. Mahkeme günü mahkemeye gelen Juliette'e karşı hırsız şu savları ileri sürdü: "Karşı taraf beni dava edemez, çünkü dava açmaya yetkisi yoktur. İmparatorluktaki tanrılara kurban vermeyi reddederek kendisi hukukun dışına çıkmıştır". Mahkeme başkanı hemen oracığa, taşınabilir bir sunak ile buhur getirtti. Ve Juliette'ten hiç olmazsa tanrılara bir parça buhur sunmasını, bunu yaparsa mahkemeyi kazanacağını belirtti. Juliette Hıristiyanlık inancını reddetmek anlamına gelen bu hareketi yapmaktansa tüm mal varlığını kaybetmeyi tercih etti: "Elveda yaşam, elveda zenginliklerim. Beni yaratan Tanrımı inkar etmektense ölmeyi yeğlerim. Mesih İsa'nın kuluyum ve öyle kalmaya devam edeceğim!" Juliette yakılarak ölüme mahkum edildi. Odun yığınının üstünde öldü, ancak alevler vücudunu yok edemediler. Birkaç yıl sonra, Büyük Vasil (Kayseri episkoposu 330-379) zamanında Kayserinin en güzel kilisesi azize Juliette'e vakfedildi. Odun yığınının bulunduğu yerden şifalı bir kaynak suyu çıktı.
Lucien
† (İzmit, 312)
12 yaşındayken yetim kaldı.Şanlı Urfa'da Lucien çok çileli bir yaşam sürdü.Kutsal Kitaplar hakkındaki geniş bilgisini sessizliğe, duaya ve kafa çalıştırmasına borçluydu.Bilinmeyen nedenlerden İzmit'e geçti.Tam o sırada İmparator Diocletien Hıristiyanlara karşı bir kararname yayınlamış bulunuyordu. Lucien ele verildi, tutuklandı ve o bölgedeki birçok Hıristiyan gibi hapse atıldı. Lucien yıllar boyunca hapiste kaldı. Sonra Lucien bir kez daha mahkemeye çıkarıldı. Ona Hıristiyanlık konusunda sorular sordular. Lucien bunu fırsat bilerek Hıristiyan dinini savundu ve ne kadar güzel bir din olduğunu göstermeye çalıştı. İki haftalığına aç ve susuz kalmaya mahkum edildi. Lucien açlıktan ölürken cellatları ona putlara kurban edilmiş yiyecekten getiriyorlardı. Kötü durumuna karşın Lucien tabakların hiçbirine elini bile sürmedi. Lucien yeniden mahkemeye çıkarıldı. Çünkü en sonunda dininden vazgeçirebileceklerine inanıyorlardı. Kendisine yöneltilen her soruya Lucien "Ben Hıristiyanım!" diye yanıt veriyordu. Ocak 312'de, kafası kesildi.
Macrine
† (Kapadokya, 379)
Macrine 12 yaşındayken, nişanlandırıldı, ancak genç adam bir süre sonra öldü. Bundan sonra Macrine kardeşlerinin eğitiminde annesine yardım etmeye başladı.Çocuklar büyüyüp okullarını bitirince Macrine ile annesi Emmilion, Annesi (Ayvacık) yakınlarındaki İris nehri (Yeşilırmak) kıyılarında inzivaya çekildiler. Sade bir manastır yaşamı sürdüler.Macrine yaşamış olduğu şahane şeyler için Tanrı'ya şükredip Rabbe güveninin tam olduğunu belirten şu sözleri söyledi: "Rabbim, ruhum lekesiz ve ayıpsız bir şekilde buhur gibi ellerine kabul edilsin!" Ağzı, gözleri ve yüreği üzerine haç işareti yaptı. Bir sessizlik oldu. Uykuya dalar gibi ruhunu teslim etti.
Mammes
† (Kayseri, 275)
Mammes, 270 yıllarında Kapadokya'nın Kayseri yöresinde yaşıyor ve çobanlık yapıyordu. Ne eğitimi ne de serveti vardı. Tüm serveti çoban değneği ile heybesi idi. Keçilerinin sütüyle geçiniyordu. Mammes dindar bir Hıristiyandı.270-275 yılları arasında imparatorluk Aurelien tarafından yönetildi. Kendisi güneşe tapanların ileri gelenlerindendi ve bu dinin yayılmasına çalışıyordu. Hatta bir ara bu dini Roma'nın en önemli dini durumuna sokmak istedi. Bu projeye karşı çıkan Hıristiyanlara karşı da yeni bir bildiri yayınlattı. Ama uygulamaya geçilmedi. Bununla birlikte İmparatorluğun kimi valileri İmparatorun istekleri doğrultusunda resmen uygulamaya konmayan bu fermanı uygulamaya koydular. Kapadokya'nın yerel valisi Güneş tanrısına ve Roma'nın öteki tanrılarına kurban vermeleri için Hıristiyanları zorlamayı bir görev bildi. Genç çoban Mammes bu baskınların birinde yakalandı, Hıristiyan dinini inkar etmediği için öldürüldü. Kayseri'de gömüldü.
Maximus
† (Kayseri, 300)
Aziz Massimo günümüz Türkiye'sinde Kapadokya bölgesinde yaşamış, başepiskopos olarak hizmet etmis ve şehit edilmiştir.
Pontus Şehitleri
† (Karadeniz,300)
İmparator Maximian zamanında Pontus’daki bütün sehitlere yapılan zulümleri anma günü. Bazılarının üzerine kaynar kurşun dökerek, bazılarına ise tırnaklarına sivri kamışlar batırarak aralıksız işkence ettiler. Yüce baglılıkları sayesinde Tanrı tarafından övgü ile taçlandırıldılar.
Romano
† (Antakya, 3.yy)
İmparator Diocleziano zamaninda giristiyanlara karsi yapilan zulümlerle karsi karsiya kalan aziz, putlarin tapinagina yapilan ibadetlere itaat etmesi için zorlanmis, bunun sonucunda da kendi imanini yüksek bir sesle ilan etmis, imanini sonuna kadar savunmustur. Bunun sonunda da korkunç iskenceler görmüs dili kesilmistir, hapiste bir kemerle bogularak öldürülmüştür.
Simeon Stilit
† (Antakya, 459)
Symeon, yedi yaşına basınca o bölgede bulunan Pila'daki bir manastıra girdi. Çocuk ruhsallıkta ve ağırbaşlılıkta hızla ilerleme kaydetti. Pila manastırı yakınlarında Jean lakaplı bir rahip bir sütun üzerinde yaşıyordu! Genç Symeon onu örnek almaya karar verdi ve kendisine rahip Jean'ınkinin yanına küçük bir sütun yaptı sonra da üzerine yerleşti. Kısa sürede halk, akın akın onu ziyaret etmeye başladı. Hastaları iyileştirme yeteneği daha çok insanı kendine çekiyordu. İlerleyen yaşlarda Symeon ıssız, daha doğrusu daha ulaşılmaz bir yere çekilmeye karar verdi ve bunun için de 500 metre yüksekliğindeki Admirable Dağı'nı seçti. Bu ağaçlık dağ günümüzde Antakya ile Samandağ köprüsü arasında bulunur. Orada 10 yıl boyunca, yalnızlık içinde dua edip, çile çekerek yaşadı. Ne var ki yandaşlarının sayısı gün geçtikçe artıyordu. Ona gelip Tanrı'ya kendileri için dua etmesini istiyorlardı. O sıralar Symeon, Admirable Dağı'nda Kutsal Üçlü Birlik adına üç apsisli büyük bir kilise inşa ettirdi. Her zamanki narteksin yerinde sekizgen biçiminde 16 metre yüksekliğinde ve 4 metre genişliğinde, üzerinde yaşayacağı bir sütun yaptırdı. Sütunun bulunduğu yere "Mandra pneumatike" "Mistik çit" denildi. Tüm bu Mistik - Manastır kompleksinin kutsanacağı gün büyük bir bayram yapıldı. Admirable Dağı'nın zirvesinde büyük bir tören düzenlendi. Symeon'un annesi töreni, önde haçı taşıyarak açtı, onun arkasından gelen kalabalık bir topluluk, Seleucie episkoposu, rahipler korteji ve Symeon izledi. Symeon yeni sütununun üzerine tırmandı. Orada kırk yıl yaşadı. 40 yılını dua ederek, çile çekerek aynı zamanda kendisine gelenleri karşılayarak geçirdi. Azizden öğüt, iyileşme ve tinsel lütuflar dilemeye gelen hacıların sayısı epey çoktu. Symeon, ziyaretçilerine çok özen gösteriyordu. Onu yakından tanıyanlar Symeon'un hastaları uzaktan bile iyileştirebildiğini söylüyorlardı. Hastanın herhangi bir eşyasına dokunması dahi hastanın iyileşmesine yetiyordu. Symeon, bulunduğu yüksek sütunun üzerinden son bir kez yandaşlarını yüreklendirdikten sonra öldü.
Sivaslı Kırk İman Şehidi
† (Sivas, 320)
313 yılında Roma İmparatorluğunun başında iki imparator vardı. Bunlardan Constantin Batı'yı, Licinius ise Doğu'yu idare ediyordu. Bir süre sonra iki imparator anlaşmazlığa düştü. Constantin Kilisenin savunucusu olduğu izlenimini verdi. Licinius ise Hıristiyanları, rakibinin partisiyle karıştırdı, böylelikle onları suçladı. Licinius Doğu'da imparatorken Agrippa da Kapadokya eyaletinin valisi durumundaydı. Durmadan putlara tapınmayanların çok büyük cezalara çarptırılacağı ile ilgili imparatorluk fermanları yayınlanıyordu. Bu fermanlar Sivas'a da geldi ve oradaki askerlere de açıklandı. Sivas yöresinde konuşlandırılmış ve değişik yörelerden gelmiş 40 Hıristiyan asker bulunuyordu. Askerlerin komutanı putlara kurbanlar sunulmasını istedi, ancak Hıristiyan askerler bu isteği derhal reddettiler. Bu itaatsizlik valiliği zor durumda bıraktı. Buyruğa karşı gelen bu 40 askere, putlara kurban sunarlarsa ödüllendirilecekleri söylendi. Aldıkları yanıt şöyle oldu: "Boşuna boş vaatlerde bulunmayın bizi Diri Tanrı'nın davasından döndüremezsiniz. Bizlere sunduğunuz her şey gerçekte geçici. Biz Tanrı'yı sevmeye ve Hıristiyan inancında kalmaya kararlıyız". Bu itaatsizlik karşısında vali sert tedbirlere başvurmaya karar verdi. Mevsim kıştı ve o yörede kış çok sert geçer. Bu 40 Hıristiyan asker soyunduruldu ve donmuş gölün kıyısında nöbet tutmak üzere gönderildi. Sabah olduğunda 40 askeri de ölü buldular. Ölmüş olduklarından emin olmak için ayaklarını da kırdılar. Vali daha sonra cesetlerin yakılmasını buyurdu. Bu olay 320 yılının kışında oluyordu. Bu 40 iman şehidinin bazılarının adları şöyleydi: Quiron, Candide, Donnus, Meliton, Domitien, Eunoique, Sisinnius, Heraclius, Acace, Vibien, Elie, Theodule, Aleandre, Jean, Claude, Athanase, Valens, Elien, Editius, Cyrille, Flavius, Svrien, Philoctinon, Aetius, Nicolas, Lysimaque, Theophile, Antheas, Auzin, Leonce, Hesyche, Caius ve Gorgon. Cesetler yanmış olsa da kemikler olduğu gibi kaldı. O yöredeki Hıristiyanlar bu kemikleri kutsal kalıntılar olarak korudular.
Tarasio
† (İstanbul, 806)
Aziz Tarasio, yardım ve hizmet için birçok dernek ve manastır kurdu. Mülteciler için, onların korunma ve daha rahat bir yerde yaşayabilme şansı sağladı. Ayrıca o, hıristiyan ahlakının temel kurucularındandır, özellikle evlilik ve aile yaşamına büyük önem vermiştir.
Theodorus
† (Amasya, 310)
Theodorus doğuda Roma askeriydi. İmparator Galerius Maximianus zamanında askeri lejyonu ile birlikte Türkiye’de Amasya’ya gönderildi. İmparatordan, tanrılara sunu sunulması için bir emir geldi. Theodorus hıristiyandı, komutanından ve diğer askerlerden gelen ısrar ve baskılara rağmen bunu reddeti ve inancından vazgeçmedi.Çıkartılan bir mahkeme sonrası işkence edilerek hapse atılıp aç bırakıldı.306-311 tarihleri arasında canlı canlı yakılarak öldürülmesine karar verildi.
Theophilus
† (Antakya,180)
Kendi kitaplarından öğrendiğimize göre Fırat nehri yakınlarında, Pagan bir ana babadan doğmuş ve helen etkisinde bir eğitim almıştır. Erişkin yaşa geldiğinde, uzun süre düşünüp, Kutsal Yazıları derinlemesine inceledikten sonra Hıristiyan olmuştur. MS. 180 yılını takip eden dönemde üç ciltlik bir eser yazmıştır. Bu eser günümüze kadar gelmiştir. Ermogenes ve Marcion'a karşı eserleri kaybolmuş bulunmaktadır.
Trasea
† (İzmir,-)
İzmir'de yaşayan aziz Trasèa, episkopos olarak hizmet etmiş ve şehit edilmiştir.
Trofimo
† (Frigya,-)
Frigya bölgesinde yaşamış ve şehit edilmiştir.
Trophimus
† (İzmir,-)
Aziz Trofimos Efes'liydi, Aziz Pavlus'un Efes'e yaptığı 3. hizmet gezisinde eşlik etmiştir.
Yuhanna Chrysostomus
† (İstanbul, 407)
Olağanüstü söylev yeteneği, yapıtları ve konuşmaları ile antik Yunan edebiyatının son başyapıtlarını veren, bu yüzden de "Altın Ağız" anlamına gelen "Krizostomos" adı ile anılan Yuhanna, imparatorluğun Roma ve İskenderiye'den sonra, üçüncü büyük kenti, metropolü olan Antakya'da kısa fakat yoğun bir keşişlik deneyiminden sonra rahiplik yaptı.Yuhanna, halkı günlük yaşamın çok sayıdaki ayartmalarından, sirk oyunlarından ve putperest gösterilerden, lüksten ve sapkınlıktan uzaklaştırarak Hıristiyanca yaşamaya teşvik ediyordu."
Burada adı anılmayan daha birçok aziz, Anadolu topraklarında yaşamıştır; verilen isimler sadece haklarında bilgi sahibi olunanlardır.
Kaynak: http://www.theofilos.org/
† ( Diyarbakır 450)
"Roma İmparatorluğunun başında Theodose le Jeune (408-450) bulunurken episkoposunun adı da Acace idi.Perslilerle Romalılar arasındaki savaştan Romalılar 700.000 tutsak almışlardı. Savaşın kısa bir süre durmasına karşın Romalılar tutsakları ne geri veriyor ne de onların bakımını sağlamaya yanaşıyorlardı. Tutsakların yaşamı bir felaketti. Bu durum Acace'i üzdü.Gözünde bir tek şey önemliydi o da: insanlar acı çekiyordu ve acilen bir şeyler yapmak lazımdı. Acace din adamlarını topladı ve onlara şu konuşmayı yaptı: "Tanrı'ya hizmet için ne altın gümüşten kapkacağa ne de değerli mobilyalara gereksinim var. Onun için kilisenin bunları satması doğru olacak. Böylece bu parayla tutsakları satın alabilir ya da onların karınlarını doyurabiliriz".Kiliselerin hepsi bu öneriyi kabul etti ve birlikte harekete geçtiler. Acace, bu sayede çok sayıdaki tutsağı doyurup bir kısmını da satın alıp ülkelerine dönmelerini sağladı.
Anastasius
† (Antakya 609)
Anastasius Filistin'de doğdu. Sina dağında keşiş olarak yaşadı. 559 yılında Antakya episkoposu oldu.Anastasius ortodoksluğun büyük bir savunucusu olmuştur. Bu durum imparator II. Justinus'un hoşuna gitmediğinden onu Kudüs'e sürgüne gönderdi. Anastasius sürgünde olmasından yararlanarak, "Çok Kutsal Teslis - Enkarnasyon - Mesih İsa'nın Çektiği Istıraplar ve Dirilişi" hakkında birçok eser yazdı.
Andronıcus,Probus,Tharacus
† (Anavarza/Adana 304)
Bu üç aziz bir zamanlar Cilicie bölgesinin (günümüzdeki İskenderun-Mersin arası) en ünlü iman şehitleriydi.Vali Maxime'in karşısına Pompeiopolis'de (Viranşehir - Mersin'e 13 kilometre) tutuklanmış üç Hıristiyanı çıkardılar. Tharacus 65 yaşındaydı ve Claudopolis'te (Mut) doğmuş. Hıristiyan olduğu için orduyu terketmişti. Tüm zulümlere rağmen imanını inkar etmemişti. Probus ise Side'de doğmuştu. Korkunç bir şekilde dövülmüş olmasına karşın Hıristiyanlığı reddetmemişti. Andronicus, Efes'in soylu ailelerinden gelen bir gençti. Uğradığı onca işkenceye karşın Hıristiyanlığı savunmaya devam ediyordu. İnatçılığa varan bu direniş karşısında her üçü de hapse atıldı.
Halka eğlence olması için Maxime üçünü de vahşi hayvanlar tarafından parçalanmak üzere arenaya sürdü. Ne var ki hayvanlar bu üç adama dokunmadılar. En sonunda Tharacus'u, Probus'u ve Andronicus'u gladyatörler öldürdüler. Geceleyin büyük bir fırtına koptu, bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Bunu fırsat bilen Anazarbeli Hıristiyanlar üç şehidin cesedini alıp dağdaki bir mağaraya götürdüler. Yakapınar episkoposu Auxentius, bu üç iman şehidi adına bir bazilika inşa ettirdi ve Anazarbe(Anavarza) kentinden azizlerin birkaç kalıntısını tedarik etti.
Anfilochio
† (Konya, 403)
Aziz Anfilochio, Konya'da yaşamış ve episkopos olarak hizmet etmiştir.
Asterius
† (Amasya, 400)
Asterius, Amasya episkoposu idi. Zamanının en önemli vaizlerinden ve moralistlerinden biri olmuştur.
Asya
† (Antakya -)
Çok sayıda hasta iyileştirdiği bilinmektedir. Ölmeden önce Antakya'da bulunmuştu.
Barbara
† (İzmit,300)
Barbara, İzmit'te doğmuştur; babası Dioscurus, Roma İmparatorluğu’nun yüksek bir memuruydu.Babası Barbara’nın Hristiyan olduğunu öğrenir ve çok öfkelenir. Çok çetin işkencelerin ardından Azize Barbara başı kesilerek şehit edilir.
Basilius
† (Kayseri, 379)
Koyu Hıristiyan bir ailedendi.Aile bir azizler ailesiydi. Basilius, Kayseri'de, İstanbul'da ve Atina'da okudu.Atina'da okuduğu sırada Julianus (geleceğin imparatoru) ve Gregorius (geleceğin Nazianz episkoposu) ile sınıf arkadaşı oldu. Basilius ancak 357 yılında, 28 yaşındayken vaftiz olmuştur. Ablası Macrina'nın etkisiyle, yavaş yavaş manastır hayatına yöneldi. Doğuda iki yıl süren bir geziden sonra Kapadokya'ya geri dönüp ibadet, etüd ve bedensel çalışma içeren bir toplu manastır hayatı başlattı. 364 yılında Basilius, Kayseri'de rahip oldu.368 yılında Kapadokya'da kıtlık vardır. Basilius, ihtiyaç içinde olan Hıristiyan ve Yahudilere yiyecek dağıtabilmek için topraklarını satar.Basilius, tüm Hıristiyanlar için bir tinsel hoca olmuştur.
Cesaire
† (Aksaray,-)
Episkopos Gregorius, Nonna adlı bir kadın ile evliydi. Bunların üç çocuğu oldu: Gorgonie, Gregorius ve Cesaire. Cesaire eğitim çağına gelince, o zamanın ünlü bilim yuvası İskenderiye'ye daha sonra da İstanbul episkoposu olan kardeşi Gregorius'un yanına gitti. Cesaire, imparatorluğun başkentinde özellikle tıp konusunda çok önemli bilgiler edindi. Sarayda çalıştı. Zamanın imparatorları Julien ve Valens Kilise'ye karşı bir tutum içindeydiler. Cesaire onların kendisine karşı cömert davranmaları yüzünden sarayda çalışmaya devam etti. Kendisi, bir episkopos oğlu ve kardeşi olmasına ve Hıristiyan olduğunu söylemesine karşın henüz vaftiz edilmemişti. Böyle bir tutum kardeşi Gregorius'un tatlı itirazlarına neden oldu: "Daha namuslu ve daha güvenilir bir tarafı tut! Onurlu ve özgürce bir yaşam sürmek için yeterince mal varlığımız var... İki şeyden birini seçmeni söyleyeceğim: Ya karanlıkta yaşamayı bırakıp Hıristiyan olacaksın ya da biraz boş duman ya da daha beterini elde etmek pahasına kendini beğenmişlik mesleğini seçeceksin!" Cesaire kardeşinin tenkitlerine karşı duyarlıydı ve halka Hıristiyan olduğunu açıklamakla işe başladı. Bu onun sarayı terketmesine ve Nicee(İznik)'ye idare memuru olarak atanmasına neden oldu. Ciddiyeti ve iyiliği ile görevindeki başarısıyla herkesin takdirini kazandı.Ancak hala vaftiz olmayı reddediyordu.398 yılında yılında korkunç bir deprem İznik kentini yerle bir etti. Cesaire yıkıntılar arasındaki ölümü yakından gördü. Zenginliğinin büyük bir bölümünü de yitirdi. Yaşadığı olaylar Cesaire'e yaşamını değiştirme kararı aldırdı. Görevini bırakarak Nazianz'a(Aksaray-Bekarlar) ailesinin yanına döndü ve orada vaftiz oldu. Karısı ve çocukları olmadığı için yoksulları mirasçısı yaptı.
Daniel
† (Antakya, 493)
Samosate (Adıyaman'ın bucağı Samsat) yakınlarındaki Maratha'da Fırat kıyılarında doğdu. Annesi adağı olduğu için onu 5 yaşındayken bölgedeki bir manastıra verdi. Daniel 12 yaşındayken rahip oldu.Halep yakınlarında bulunan Symeon'u(Simeon Stilit) çok görmek istiyordu. Bir toplantı için Antakya'ya gitmekte olan başrahip onu da yanına aldı. Toplantı dönüşünde yollarını değiştirerek bir sütun üzerinde yaşayan Symeon'u görmeye gittiler. Daniel'e sütuna çıkma ayrıcalığı tanındı. Orada Symeon'la söyleşide bulundu ve onun tarafından kutsandı. Aradan günler geçti. Daniel bulunduğu manastırın başrahibi oldu. Symeon'un yanına döndü, onunla 15 gün geçirdi sonra Kudüs'e doğru yola çıktı. Yolda giderken karşısına Symeon'a benzeyen yaşlı bir adam çıktı ve kendisine "Yeni Kudüs" olan Constantinople'a gitmesinin daha doğru olacağını söyledi. Bunun üzerine Daniel yolunu değiştirerek Boğaz'ın batı yakasında bulunan Anaplous'taki Aziz Michel manastırına gitti ve orada 9 yıl kaldı. Yeni ölmüş Symeon'un ruhu ona görünerek kendisinin halefi olmasını istedi. O andan itibaren gelen halk artık Daniel'in vaazlarını dinliyor, Daniel aracılığıyla mucizeler ve iyileşmeler oluyordu. Daniel aynı zamanda İmparator I. Leon'un (457-471) ve Zenon'un (474-491) akıl hocalığını da yaptı. Aziz Symeon'un kalıntıları Antakya'dan Daniel'in sütunun yanına inşa edilmiş kiliseye, Daniel'in isteği üzerine İmparator Leon tarafından getirildi. Kilise devamlı olarak zorbacı İmparator Basilisque tarafından zulme uğradı. Kentteki 7 episkoposun ricası üzerine Daniel ilk ve son defa olmak üzere sütunundan aşağı indi, ama yürüyemiyordu. Halk onu büyük bir coşku ile Hebdomen'in imparatorluk sarayına kadar taşıdı. Kortej askerler tarafından durduruldu. Saray muhafızları ona geri dönmesini söylediler. O sırada saraydaki bir kule çöktü. Daniel simgesel bir işaretle giysisinin tozunu silker gibi yapıp halka yarım tur attırdı. Basilisque'i bir korku aldı ve kiliseye hatırı sayılır bir bağışta bulundu. Daniel yeniden sütununa çıktı, Basilisque de bir yıl sonra öldü! O devirde Tanrıbilimsel ve politik birçok tartışmalar yapılıyordu. Tüm bu fırtınaların ortasında Daniel daima ılımlı ve bilge olmasını bildi. Sonunun yaklaştığını hisseden Daniel rahiplerini, halkı ve episkoposu bir araya topladı. Sonra sütunun yüzeyine yavaşça yığıldı kaldı. 493 yılının 11 Aralık Cumartesi günüydü. Daniel 84 yaşındaydı, 33 yıl sütun üzerinde yaşadı.
Efrem
† (Nusaybin/Mardin, 373)
Efrem Kutsal Kitabın yaklaşık tümünün yorumunu yapmıştı.Hıristiyanlık inancı ve İsa’nın giz dolu yaşamı üzerine sayısız ilahi yazdı.Tüm yaşamını Kilise’nin uğruna yazı yazarak, dua ederek ve yoksulluk içinde geçirdi.Aziz Efraim'in hayatını, 9. ilahisinden bir alıntıyla noktalayalım: "Bu dünyada gözlerini ne kadar arı kılabilmişsen Yüce Tanrı'nın Mutluluğunu o kadar görebileceksin! Burada kulaklarını ne kadar açmışsan Tanrı'nın Bilgeliğini o kadar alabileceksin! Burada yüreğini ne kadar genişletirsen Tanrı'nın hazinelerini o kadar alabilirsin! Çünkü sınırsız Tanrı her yaratığa gereksinimi olduğu kadarını verir, Vizyonunun görüntüsünü gözlerimize, Sesini kulaklarımıza uydurur! Kutsaması da dilimize yanıt verir! İyilikleri lütfundan taşacaktır"
Eleuterio ve İzmit'li arkadaşları
† (İzmit, 250)
Aziz Eleuterio ve Nicomedia'lı Aziz arkadaşları,İzmit'te- Nicomedia'da imparatorun sarayında çıkan yangından sonra ilk defa açıkça öldürülen hıristiyan gruba aittirler.
Espedit
† (Malatya,300)
Aziz Espedit hakkında çok fazla bilgi olmamasına rağmen onun bir Romalı asker olduğunu bilinir, inancı uğruna Malatya’da şehit olmuştur.
Eufemia
† (Kadıköy, 303)
Ayia Eufemia terzi oldugu için o gün kiliselerde cemaate igne dağıtılır. Her 11 Temmuz sabah ayininde, azizenin mumyasının bulundugu tabut törenle açılır.
Eutichio
† (Marmara Ereğlisi,582)
Trakya bölgesinde Marmara Ereğlisi'nde Episkopos olarak hizmet etmiş ve şehit edilmiştir.
Gallıope
† (Antalya, 250)
Koca, bir senatördü ve zengindi, eşi Theoclie ise akıllı ve erdemli bir kadındı. Tek eksikleri vardı o da bir türlü çocukları olmuyordu. Ancak bir gün Theoclie hamile kaldı, böylece bu çiftin mutlulukları da tamamlanmış oldu. Ne var ki bu mutluluk pek uzun sürmedi, onca arzulanan bebeğin dünyaya gelmesine az bir süre kala Theoclie'nin kocası öldü. Tüm aile derin bir yasa büründü. Theoclie bir erkek çocuk doğurdu, çocuğa Galliope adını verdiler!
Galliope vaftiz edildi. Çocuk hem dini hem de genel eğitimini annesi Theoclie'den aldı. Daha sonra Kutsal Kitaplar konusunda daha iyi eğitim almak için Perge'ye gitti. Dini eğitimin yanısıra, duaya ve oruca dayalı sağlam bir tinsel yaşam tarzı da edindi. İmparator Diocletien zamanında Hıristiyanlara karşı hareketi destekleyen bir ferman yayınlandı. Theoclie oğlunun yaşamından kaygı duymaya başladı. Galliope'a altın, zengin giysiler ve uşaklar vererek onu Pompeiopolis'e (Viranşehir, Mersin ve Silifke arasında) gönderdi. Amacı oğlunu korumaktı. Ancak bu kentte tanık olduğu kutsal zevk ve eğlence alemleri genç Galliope'yi açıkça bunları onaylamadığını belirtmek zorunda bıraktı. Bu şekilde Hıristiyan kimliğini de açıklamak zorunda kaldı. Eyalet valisi Maxime'e onu ihbar ettiler. Tutuklandı ve mahkeme huzuruna çıkarıldı. Valinin kendi kimliği hakkında sorduğu soruyu basitçe şöyle yanıtladı: "Pamphilie'de (Antalya yöresi) doğdum, babam senatördü ve soylular sınıfındanım. Ancak benim daha soylu bir kimliğim var, ben Hıristiyanım!" Eyalet valisi inancını reddederse ve tanrılara kurban sunarsa kendi kızıyla evlenmesine izin vereceğini söyledi. Galliope'nin yanıtı nazik ama kesin oldu: "Evlenmek isteseydim, kızınızın eşim olmasından büyük bir onur duyardım. Dinimi inkar edemem, ayrıca vücudumla ruhumu İsa'ya adamayı tercih ediyorum". Bu yanıta kızan vali Galliope'ye işkence edilmesini ve hapse atılmasını buyurdu. Galliope başaşağı haça gerildi.
Giuliana
† (İzmit,305)
İzmit’te 285 yılında doğdu. Ailesi içinde tek hıristiyan o idi. Onun babası dindar bir putperestti. Dokuz yaşında iken babası tarafından, şehrin valisi Eleusio ile evlendirilmek istendi. Valinin ve onun ailesinin arasındaki anlaşmaya göre evliliği tam olarak 18 yapılacaktı. Kutlama günü geldiğinde Azize Giuliana, Vali Eleusio vaftiz olmayı kabul ederse, onunla evlenebileceğini söyledi. Daha sonra vali tarafından mahkemeye verilerek hapse atıldı. Hapishanedeyken ölüm cezasına çarptırıldığında da bu kararından vazgeçmedi. 305 yılı, İmparator Maximian zamanında başı kesilerek şehit oldu.
Gregorius
† (Kapadokya, 395)
371 yılında Nissa (Nevşehir) episkoposu olur.Gregorius ünlü bir hatiptir. Yazılı eserleri büyük bir yer tutar. Bütün eserlerinin ortak özelliğini büyük bir düşünce derinliği oluşturmaktadır. Aziz Gregorius'un güçlü bir teolojisi vardır: Teolojik düşüncesinin hareket noktasını Allah, Mutlak, oluşturmaktadır. İnsan Allah'ın suretinde, Allah tarafından ve Allah için yaratılmıştır. Fakat özgürlüğünden yararlanarak, gözlerini Allah'tan ayırmayacak yerde, yeryüzüne dikmiştir. Bu tüm beşer tabiatının izlediği "asıl" günahtır. Nissa'lı Gregorius, Kutsal Üçlü-Birlik ve Enkarnasyon konularının da büyük ilahiyatçısıdır. Ayrıca büyük bir mistiktir. Mistik teolojinin gerçek kurucusudur denilebilir. Keşişliğe tinsel bir doktrin kazandırmıştır.
Gregorius
† (Aksaray,390)
361 yılında Gregorius, "babasına olan saygısından dolayı" rahip oldu. Yine kendisi istemediği halde, Kayseri episkoposu olan dostu Basilius tarafından Sasimes (Kapadokya) episkoposu yapıldı. 378 yılında Gregorius, İstanbul'daki küçük Katolik cemaatinin episkoposu olmayı kabul etti. Bu devirde İstanbul Kilisesi Ariyanların elindedir. Bu kimseler Gregorius'u sürekli olarak rahatsız edeceklerdir. 381 yılında, İstanbul Konsilinde, Antakyalı Meletius'un ölümünden sonra, Gregorius, konsil başkanı episkopos olur. Fakat bazı episkoposların entrikaları ve iftiraları karşısında, İstanbul episkoposluğunu bırakmak zorunda kalır. İki yıl süreyle önce Nazianz'a daha sonra Arinze'ye çekilip buralarda yalnız başına bir hayat sürer. 390 yılında ölür. Gregorius derin bir kutsallık, gizem ve Allah'ın yüceliği duygusuna sahipti.
Juliette
† (Kayseri, 303)
Dul ve zengin bir kadındı. Kentin ileri gelenlerinden biri, zengin olmak amacıyla hileli yollarla Juliette'in zenginliğini sömürmeye başlamıştı. Juliette akıllı bir kadın olduğundan bunun farkına vardı. Bu önemli kişiyi çalındığını ispat ettiği sağlam delillerle mahkemeye verdi. Adam kaybedeceğini anlayınca mahkum olmamanın yollarını aradı. İmparator Diocletien'in 24 Şubat 303 yılında yayınladığı Hıristiyanlara karşı hareket bildirgesi bu hırsızın işine yaradı. Mahkeme günü mahkemeye gelen Juliette'e karşı hırsız şu savları ileri sürdü: "Karşı taraf beni dava edemez, çünkü dava açmaya yetkisi yoktur. İmparatorluktaki tanrılara kurban vermeyi reddederek kendisi hukukun dışına çıkmıştır". Mahkeme başkanı hemen oracığa, taşınabilir bir sunak ile buhur getirtti. Ve Juliette'ten hiç olmazsa tanrılara bir parça buhur sunmasını, bunu yaparsa mahkemeyi kazanacağını belirtti. Juliette Hıristiyanlık inancını reddetmek anlamına gelen bu hareketi yapmaktansa tüm mal varlığını kaybetmeyi tercih etti: "Elveda yaşam, elveda zenginliklerim. Beni yaratan Tanrımı inkar etmektense ölmeyi yeğlerim. Mesih İsa'nın kuluyum ve öyle kalmaya devam edeceğim!" Juliette yakılarak ölüme mahkum edildi. Odun yığınının üstünde öldü, ancak alevler vücudunu yok edemediler. Birkaç yıl sonra, Büyük Vasil (Kayseri episkoposu 330-379) zamanında Kayserinin en güzel kilisesi azize Juliette'e vakfedildi. Odun yığınının bulunduğu yerden şifalı bir kaynak suyu çıktı.
Lucien
† (İzmit, 312)
12 yaşındayken yetim kaldı.Şanlı Urfa'da Lucien çok çileli bir yaşam sürdü.Kutsal Kitaplar hakkındaki geniş bilgisini sessizliğe, duaya ve kafa çalıştırmasına borçluydu.Bilinmeyen nedenlerden İzmit'e geçti.Tam o sırada İmparator Diocletien Hıristiyanlara karşı bir kararname yayınlamış bulunuyordu. Lucien ele verildi, tutuklandı ve o bölgedeki birçok Hıristiyan gibi hapse atıldı. Lucien yıllar boyunca hapiste kaldı. Sonra Lucien bir kez daha mahkemeye çıkarıldı. Ona Hıristiyanlık konusunda sorular sordular. Lucien bunu fırsat bilerek Hıristiyan dinini savundu ve ne kadar güzel bir din olduğunu göstermeye çalıştı. İki haftalığına aç ve susuz kalmaya mahkum edildi. Lucien açlıktan ölürken cellatları ona putlara kurban edilmiş yiyecekten getiriyorlardı. Kötü durumuna karşın Lucien tabakların hiçbirine elini bile sürmedi. Lucien yeniden mahkemeye çıkarıldı. Çünkü en sonunda dininden vazgeçirebileceklerine inanıyorlardı. Kendisine yöneltilen her soruya Lucien "Ben Hıristiyanım!" diye yanıt veriyordu. Ocak 312'de, kafası kesildi.
Macrine
† (Kapadokya, 379)
Macrine 12 yaşındayken, nişanlandırıldı, ancak genç adam bir süre sonra öldü. Bundan sonra Macrine kardeşlerinin eğitiminde annesine yardım etmeye başladı.Çocuklar büyüyüp okullarını bitirince Macrine ile annesi Emmilion, Annesi (Ayvacık) yakınlarındaki İris nehri (Yeşilırmak) kıyılarında inzivaya çekildiler. Sade bir manastır yaşamı sürdüler.Macrine yaşamış olduğu şahane şeyler için Tanrı'ya şükredip Rabbe güveninin tam olduğunu belirten şu sözleri söyledi: "Rabbim, ruhum lekesiz ve ayıpsız bir şekilde buhur gibi ellerine kabul edilsin!" Ağzı, gözleri ve yüreği üzerine haç işareti yaptı. Bir sessizlik oldu. Uykuya dalar gibi ruhunu teslim etti.
Mammes
† (Kayseri, 275)
Mammes, 270 yıllarında Kapadokya'nın Kayseri yöresinde yaşıyor ve çobanlık yapıyordu. Ne eğitimi ne de serveti vardı. Tüm serveti çoban değneği ile heybesi idi. Keçilerinin sütüyle geçiniyordu. Mammes dindar bir Hıristiyandı.270-275 yılları arasında imparatorluk Aurelien tarafından yönetildi. Kendisi güneşe tapanların ileri gelenlerindendi ve bu dinin yayılmasına çalışıyordu. Hatta bir ara bu dini Roma'nın en önemli dini durumuna sokmak istedi. Bu projeye karşı çıkan Hıristiyanlara karşı da yeni bir bildiri yayınlattı. Ama uygulamaya geçilmedi. Bununla birlikte İmparatorluğun kimi valileri İmparatorun istekleri doğrultusunda resmen uygulamaya konmayan bu fermanı uygulamaya koydular. Kapadokya'nın yerel valisi Güneş tanrısına ve Roma'nın öteki tanrılarına kurban vermeleri için Hıristiyanları zorlamayı bir görev bildi. Genç çoban Mammes bu baskınların birinde yakalandı, Hıristiyan dinini inkar etmediği için öldürüldü. Kayseri'de gömüldü.
Maximus
† (Kayseri, 300)
Aziz Massimo günümüz Türkiye'sinde Kapadokya bölgesinde yaşamış, başepiskopos olarak hizmet etmis ve şehit edilmiştir.
Pontus Şehitleri
† (Karadeniz,300)
İmparator Maximian zamanında Pontus’daki bütün sehitlere yapılan zulümleri anma günü. Bazılarının üzerine kaynar kurşun dökerek, bazılarına ise tırnaklarına sivri kamışlar batırarak aralıksız işkence ettiler. Yüce baglılıkları sayesinde Tanrı tarafından övgü ile taçlandırıldılar.
Romano
† (Antakya, 3.yy)
İmparator Diocleziano zamaninda giristiyanlara karsi yapilan zulümlerle karsi karsiya kalan aziz, putlarin tapinagina yapilan ibadetlere itaat etmesi için zorlanmis, bunun sonucunda da kendi imanini yüksek bir sesle ilan etmis, imanini sonuna kadar savunmustur. Bunun sonunda da korkunç iskenceler görmüs dili kesilmistir, hapiste bir kemerle bogularak öldürülmüştür.
Simeon Stilit
† (Antakya, 459)
Symeon, yedi yaşına basınca o bölgede bulunan Pila'daki bir manastıra girdi. Çocuk ruhsallıkta ve ağırbaşlılıkta hızla ilerleme kaydetti. Pila manastırı yakınlarında Jean lakaplı bir rahip bir sütun üzerinde yaşıyordu! Genç Symeon onu örnek almaya karar verdi ve kendisine rahip Jean'ınkinin yanına küçük bir sütun yaptı sonra da üzerine yerleşti. Kısa sürede halk, akın akın onu ziyaret etmeye başladı. Hastaları iyileştirme yeteneği daha çok insanı kendine çekiyordu. İlerleyen yaşlarda Symeon ıssız, daha doğrusu daha ulaşılmaz bir yere çekilmeye karar verdi ve bunun için de 500 metre yüksekliğindeki Admirable Dağı'nı seçti. Bu ağaçlık dağ günümüzde Antakya ile Samandağ köprüsü arasında bulunur. Orada 10 yıl boyunca, yalnızlık içinde dua edip, çile çekerek yaşadı. Ne var ki yandaşlarının sayısı gün geçtikçe artıyordu. Ona gelip Tanrı'ya kendileri için dua etmesini istiyorlardı. O sıralar Symeon, Admirable Dağı'nda Kutsal Üçlü Birlik adına üç apsisli büyük bir kilise inşa ettirdi. Her zamanki narteksin yerinde sekizgen biçiminde 16 metre yüksekliğinde ve 4 metre genişliğinde, üzerinde yaşayacağı bir sütun yaptırdı. Sütunun bulunduğu yere "Mandra pneumatike" "Mistik çit" denildi. Tüm bu Mistik - Manastır kompleksinin kutsanacağı gün büyük bir bayram yapıldı. Admirable Dağı'nın zirvesinde büyük bir tören düzenlendi. Symeon'un annesi töreni, önde haçı taşıyarak açtı, onun arkasından gelen kalabalık bir topluluk, Seleucie episkoposu, rahipler korteji ve Symeon izledi. Symeon yeni sütununun üzerine tırmandı. Orada kırk yıl yaşadı. 40 yılını dua ederek, çile çekerek aynı zamanda kendisine gelenleri karşılayarak geçirdi. Azizden öğüt, iyileşme ve tinsel lütuflar dilemeye gelen hacıların sayısı epey çoktu. Symeon, ziyaretçilerine çok özen gösteriyordu. Onu yakından tanıyanlar Symeon'un hastaları uzaktan bile iyileştirebildiğini söylüyorlardı. Hastanın herhangi bir eşyasına dokunması dahi hastanın iyileşmesine yetiyordu. Symeon, bulunduğu yüksek sütunun üzerinden son bir kez yandaşlarını yüreklendirdikten sonra öldü.
Sivaslı Kırk İman Şehidi
† (Sivas, 320)
313 yılında Roma İmparatorluğunun başında iki imparator vardı. Bunlardan Constantin Batı'yı, Licinius ise Doğu'yu idare ediyordu. Bir süre sonra iki imparator anlaşmazlığa düştü. Constantin Kilisenin savunucusu olduğu izlenimini verdi. Licinius ise Hıristiyanları, rakibinin partisiyle karıştırdı, böylelikle onları suçladı. Licinius Doğu'da imparatorken Agrippa da Kapadokya eyaletinin valisi durumundaydı. Durmadan putlara tapınmayanların çok büyük cezalara çarptırılacağı ile ilgili imparatorluk fermanları yayınlanıyordu. Bu fermanlar Sivas'a da geldi ve oradaki askerlere de açıklandı. Sivas yöresinde konuşlandırılmış ve değişik yörelerden gelmiş 40 Hıristiyan asker bulunuyordu. Askerlerin komutanı putlara kurbanlar sunulmasını istedi, ancak Hıristiyan askerler bu isteği derhal reddettiler. Bu itaatsizlik valiliği zor durumda bıraktı. Buyruğa karşı gelen bu 40 askere, putlara kurban sunarlarsa ödüllendirilecekleri söylendi. Aldıkları yanıt şöyle oldu: "Boşuna boş vaatlerde bulunmayın bizi Diri Tanrı'nın davasından döndüremezsiniz. Bizlere sunduğunuz her şey gerçekte geçici. Biz Tanrı'yı sevmeye ve Hıristiyan inancında kalmaya kararlıyız". Bu itaatsizlik karşısında vali sert tedbirlere başvurmaya karar verdi. Mevsim kıştı ve o yörede kış çok sert geçer. Bu 40 Hıristiyan asker soyunduruldu ve donmuş gölün kıyısında nöbet tutmak üzere gönderildi. Sabah olduğunda 40 askeri de ölü buldular. Ölmüş olduklarından emin olmak için ayaklarını da kırdılar. Vali daha sonra cesetlerin yakılmasını buyurdu. Bu olay 320 yılının kışında oluyordu. Bu 40 iman şehidinin bazılarının adları şöyleydi: Quiron, Candide, Donnus, Meliton, Domitien, Eunoique, Sisinnius, Heraclius, Acace, Vibien, Elie, Theodule, Aleandre, Jean, Claude, Athanase, Valens, Elien, Editius, Cyrille, Flavius, Svrien, Philoctinon, Aetius, Nicolas, Lysimaque, Theophile, Antheas, Auzin, Leonce, Hesyche, Caius ve Gorgon. Cesetler yanmış olsa da kemikler olduğu gibi kaldı. O yöredeki Hıristiyanlar bu kemikleri kutsal kalıntılar olarak korudular.
Tarasio
† (İstanbul, 806)
Aziz Tarasio, yardım ve hizmet için birçok dernek ve manastır kurdu. Mülteciler için, onların korunma ve daha rahat bir yerde yaşayabilme şansı sağladı. Ayrıca o, hıristiyan ahlakının temel kurucularındandır, özellikle evlilik ve aile yaşamına büyük önem vermiştir.
Theodorus
† (Amasya, 310)
Theodorus doğuda Roma askeriydi. İmparator Galerius Maximianus zamanında askeri lejyonu ile birlikte Türkiye’de Amasya’ya gönderildi. İmparatordan, tanrılara sunu sunulması için bir emir geldi. Theodorus hıristiyandı, komutanından ve diğer askerlerden gelen ısrar ve baskılara rağmen bunu reddeti ve inancından vazgeçmedi.Çıkartılan bir mahkeme sonrası işkence edilerek hapse atılıp aç bırakıldı.306-311 tarihleri arasında canlı canlı yakılarak öldürülmesine karar verildi.
Theophilus
† (Antakya,180)
Kendi kitaplarından öğrendiğimize göre Fırat nehri yakınlarında, Pagan bir ana babadan doğmuş ve helen etkisinde bir eğitim almıştır. Erişkin yaşa geldiğinde, uzun süre düşünüp, Kutsal Yazıları derinlemesine inceledikten sonra Hıristiyan olmuştur. MS. 180 yılını takip eden dönemde üç ciltlik bir eser yazmıştır. Bu eser günümüze kadar gelmiştir. Ermogenes ve Marcion'a karşı eserleri kaybolmuş bulunmaktadır.
Trasea
† (İzmir,-)
İzmir'de yaşayan aziz Trasèa, episkopos olarak hizmet etmiş ve şehit edilmiştir.
Trofimo
† (Frigya,-)
Frigya bölgesinde yaşamış ve şehit edilmiştir.
Trophimus
† (İzmir,-)
Aziz Trofimos Efes'liydi, Aziz Pavlus'un Efes'e yaptığı 3. hizmet gezisinde eşlik etmiştir.
Yuhanna Chrysostomus
† (İstanbul, 407)
Olağanüstü söylev yeteneği, yapıtları ve konuşmaları ile antik Yunan edebiyatının son başyapıtlarını veren, bu yüzden de "Altın Ağız" anlamına gelen "Krizostomos" adı ile anılan Yuhanna, imparatorluğun Roma ve İskenderiye'den sonra, üçüncü büyük kenti, metropolü olan Antakya'da kısa fakat yoğun bir keşişlik deneyiminden sonra rahiplik yaptı.Yuhanna, halkı günlük yaşamın çok sayıdaki ayartmalarından, sirk oyunlarından ve putperest gösterilerden, lüksten ve sapkınlıktan uzaklaştırarak Hıristiyanca yaşamaya teşvik ediyordu."
Burada adı anılmayan daha birçok aziz, Anadolu topraklarında yaşamıştır; verilen isimler sadece haklarında bilgi sahibi olunanlardır.
Kaynak: http://www.theofilos.org/
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Dave ait Blog Başlıkları
- Türk faşistlerine iki çift laf (04-07-2008)
- Goralı Tost (30-06-2008)
- Yecüc ile Mecüc Türkler mi? (28-06-2008)
- Çekistan (18-06-2008)
- Filmler Felaket Tatbikatında (15-06-2008)










