Düşerken ki Kurgular
Ailemden acıyla karışık nefret duyduğum günün akabinde ayrı eve çıkmayı düşündüm. Bu "acı" sözünden kastım bana yaşattıkları
acı anlamında değil, aileme bağlıyım, aynı anda nefret duyduğum için bu acıyı çekiyorum. Oysa onlar herşeyi benim için yaptılar.
Bokun içine düşüyorum ama çok yüksekteyim burdan çikolata gibi gözüküyo, zevkli geliyor aslında aşağıdaki çikolataya doğru süzülmek.
Hani deli gibi yorulduğunuzda, ot içtiğinizde, alkolü fazla kaçırdığınız gecenin sonunda yatağa yatarsınız ya. Yatak kaybolur altınızdan
uzayda gibi, boşlukta gibi, suyun üzerinde gibi hissedersiniz kendinizi. Sırtınız, bütün kaslarınız yerçekimine yenik düşer. Bu his
gibi bir düşüş işte. Lan peki nerden öğrendim ben aşağıdakinin pislik olduğunu. Çok mu düşünüyorum? Ensem bu yüzdenmi acıyo sürekli.
Ezik olduğum için mi yoksa sürekli bilgisayar başında olduğum için mi hafif kambur duruyorum yoksa. Ezik..
Annem birkere ama sadece bir kere pısırık demişti. İlk okul 4 te falandım. O lafa artık nasıl içerlemişsem sürekli çelimsiz bedenimle kavga çıkartıp durmuştum. Hatta bir keresinde Veysel (ilkokuldan hatırladığım birkaç isimden biri) diye ayıboğan görünümlü çocuğa dalaştım. Ağzımı yüzümü kıracakken suratına taşla vurdum. Çocuğun hiç suçu yoktu. Salih diye bir çocuğun kolunu kırdım. Ahmet kendisi kaşınmıştı. Zira 9000 sayfalık vergi usül kanununu şaka olsun diye kafamda inletti. Sıra kırdım kafasında. Lisenin ilk günü Adem adında bir elemanı 45 dakika dövdüm. Abim burnumu kırdığında onu dövmek için çabaladım.
Hiç altta kalmadım. Bu yüzden çok dayak yemişimdir. Bu çelimsizlik yüzünden spora başladım. Sırf yenilmemek için. 2 yıl sonunda abimi kaldırıp yere vurdum.
30 liseli çocuğun içine dalıp nuştayla yaralar açtım yüzlerinde. Kendimi jiletledim. 3. kattan atladım. Bu salaklıklara 19 yaşımın ağustosunda
2 bıçak yarası, çürük ve kırık dişler, iki çatlak bilek, duymayan sol kulak envanteriyle hapishaneden gelen tehdit mektubunu elime aldığım gün
gece araçla polisten zevk için kaçarken (yakalanırsan yiyeceğin dayağın verdiği yüksek adrenalin ve kaçma duygusu) son verdim. Araba çalıntıymış, torpido da balyayla sahte para vardı. Bırakmalıydım bu işleri. En azından beynimde başka biri olmam gerektiği bilinci yeşermişti. Yeterli değildi. İşi bıraktım. Yetmezdi. Askere gittim. Yetmedi. Bütün irtibatlarımı koparıp gece vardiyasında çalışmaya başladım. Bu süreçlerde işyerinden bir arkadaş kendileriyle fazla takılmamdan veya hiç arayanım soranım olmadığından olsa gerek "senin işyeri dışında hiç arkadaşın yok mu?" diye sordu. Yok diyemedim. "Var olm niye olmasın eahuhe" gibi gey bir cevap verdiğimi anımsar gibiyim. Neyse..
Bir söz beni nerelere taşımış sonra sonra fark ettim bu durumu. Sürekli karşısındakini sevmemesine rağmen aslında değer veriyormuş gibi yapmayı, bunu insanları kırmamak olarak düşünen, ahlak kaygısıyla hareket ettiğini savunup "farkındayım senin" hissini yaratan insanlar düştüğü yeri çikolata görür. Düştüğün
yer kurtuluşun mu sıçışın mı? İster bok olsun ister milka.
acı anlamında değil, aileme bağlıyım, aynı anda nefret duyduğum için bu acıyı çekiyorum. Oysa onlar herşeyi benim için yaptılar.
Bokun içine düşüyorum ama çok yüksekteyim burdan çikolata gibi gözüküyo, zevkli geliyor aslında aşağıdaki çikolataya doğru süzülmek.
Hani deli gibi yorulduğunuzda, ot içtiğinizde, alkolü fazla kaçırdığınız gecenin sonunda yatağa yatarsınız ya. Yatak kaybolur altınızdan
uzayda gibi, boşlukta gibi, suyun üzerinde gibi hissedersiniz kendinizi. Sırtınız, bütün kaslarınız yerçekimine yenik düşer. Bu his
gibi bir düşüş işte. Lan peki nerden öğrendim ben aşağıdakinin pislik olduğunu. Çok mu düşünüyorum? Ensem bu yüzdenmi acıyo sürekli.
Ezik olduğum için mi yoksa sürekli bilgisayar başında olduğum için mi hafif kambur duruyorum yoksa. Ezik..
Annem birkere ama sadece bir kere pısırık demişti. İlk okul 4 te falandım. O lafa artık nasıl içerlemişsem sürekli çelimsiz bedenimle kavga çıkartıp durmuştum. Hatta bir keresinde Veysel (ilkokuldan hatırladığım birkaç isimden biri) diye ayıboğan görünümlü çocuğa dalaştım. Ağzımı yüzümü kıracakken suratına taşla vurdum. Çocuğun hiç suçu yoktu. Salih diye bir çocuğun kolunu kırdım. Ahmet kendisi kaşınmıştı. Zira 9000 sayfalık vergi usül kanununu şaka olsun diye kafamda inletti. Sıra kırdım kafasında. Lisenin ilk günü Adem adında bir elemanı 45 dakika dövdüm. Abim burnumu kırdığında onu dövmek için çabaladım.
Hiç altta kalmadım. Bu yüzden çok dayak yemişimdir. Bu çelimsizlik yüzünden spora başladım. Sırf yenilmemek için. 2 yıl sonunda abimi kaldırıp yere vurdum.
30 liseli çocuğun içine dalıp nuştayla yaralar açtım yüzlerinde. Kendimi jiletledim. 3. kattan atladım. Bu salaklıklara 19 yaşımın ağustosunda
2 bıçak yarası, çürük ve kırık dişler, iki çatlak bilek, duymayan sol kulak envanteriyle hapishaneden gelen tehdit mektubunu elime aldığım gün
gece araçla polisten zevk için kaçarken (yakalanırsan yiyeceğin dayağın verdiği yüksek adrenalin ve kaçma duygusu) son verdim. Araba çalıntıymış, torpido da balyayla sahte para vardı. Bırakmalıydım bu işleri. En azından beynimde başka biri olmam gerektiği bilinci yeşermişti. Yeterli değildi. İşi bıraktım. Yetmezdi. Askere gittim. Yetmedi. Bütün irtibatlarımı koparıp gece vardiyasında çalışmaya başladım. Bu süreçlerde işyerinden bir arkadaş kendileriyle fazla takılmamdan veya hiç arayanım soranım olmadığından olsa gerek "senin işyeri dışında hiç arkadaşın yok mu?" diye sordu. Yok diyemedim. "Var olm niye olmasın eahuhe" gibi gey bir cevap verdiğimi anımsar gibiyim. Neyse..
Bir söz beni nerelere taşımış sonra sonra fark ettim bu durumu. Sürekli karşısındakini sevmemesine rağmen aslında değer veriyormuş gibi yapmayı, bunu insanları kırmamak olarak düşünen, ahlak kaygısıyla hareket ettiğini savunup "farkındayım senin" hissini yaratan insanlar düştüğü yeri çikolata görür. Düştüğün
yer kurtuluşun mu sıçışın mı? İster bok olsun ister milka.
Toplam Yorumlar 3
Yorumlar
| | bence çok seksi işler yapmışsın. en azından hayatı böyle kabullenmek yerine ona savaş açmışsın. oyun oynamışsın. sevdim seni bebek. yemek yiyip geldim eklemek istediğim bikaç şey var sonra yemek yemeye devam edicem. öncelikle ben bu yazıyı çok sevdim neden mi. güzel anlatmışsın o bitkince yatağa yattığındaki hissi. tekrar yaşamak istedim. sevmemde bir başka neden de bu saydığın kompleksler bende de vardı. farklı şekillerde yansıyordu belki ama vardı. bu yüzden şişmanları sevmem hala içten içe. ayrıca anlamsızca kavga etme huyu da vardı. bu istemeden oluyor, güçlü çocukla aranızda hiçbir problem olmasa da kıllaşıyorsunuz asla samimi bir ilişki olmuyor ve sonunda kavga ediyorsun. sen daha hırslı olduğun için dövdükten sonra kazandım sanıyorsun ama kazanan aslında o. çünkü sana kimse merhamet etmiyor zaten etmelerini de istemiyorsun bunu zayıflık olarak gördüğün için. o çocuğunsa böyle bi kompleksi olmadığı için güzel arkadaşlıklar kuruyor bu merhamet ilişkisiyle. anlatabildiğimden emin değilim bunu tam olarak. şu anda dış benliğim çocukkenkinden daha güçlü olduğu için kompleks falan kalmamış gözüküyor. oysa yine de var, içeride bir yerde. fiziksel bir değişim geçirsem de, şimdiki zaman için kaybolsa bile, anılar silinmeden kafamdan çıkmayacak. ufak detaylarda, bazen patlama anlarında, yalnız kaldığım her saniye var. bunu itiraf etmenin ve daha bir çok şeyi samimice itiraf edebilmenin en güzel şey olduğunu düşünüyorum. dünyayı böyle şeyler kurtaracak. |
| Posted 01-02-2008 at 14:26 by jenijen Updated 01-02-2008 at 14:54 by jenijen |
| | Senle benzer yanlarımız olduğunu Ankara'da amaçsız bi şekilde gelen arabanın önünden çekilmediğin zaman anladım. Dengesizlik belkide bu demek. |
| Posted 01-02-2008 at 15:15 by Darkmare |
| | Şimdi sakin kafayla düşününce niye yazdım bunları diye söyleniyorum. Nefes aldığımın farkına vardığım zaman oluyo bunlar. |
| Posted 02-02-2008 at 17:07 by Darkmare |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Darkmare ait Blog Başlıkları
- Neşet Ertaş - Evvelim Sen oldun (23-06-2008)
- Bombastik yavrular 2 (12-06-2008)
- Hırsızlık (03-06-2008)
- Gereksiz (13-03-2008)
- Şarap - Château HAUT BERNADON (08-03-2008)











