Manifestom 

Unutuş Nehri
Posted 08-08-2008 at 16:33 by Alkcrist
Bundan çok çok zaman önce, insanlar yalnızca bir yerde yaşarmış "Unutuş Şehri denilen yerde. İsmi böyleymiş çünkü şehrin tam ortasından "Unutuş Nehri" geçermiş. Yeryüzündeki bütün sular ondan gelir ve ona geri dönermiş. Bütün su parçaları ondan ayrıldıktan sonra dayanılmaz bir özlem duyar, ayrıldıklarında kendilerini hatırlar, onla birleştiklerinde ise onda kendilerini unuturlarmış.
Bilge insanlardan birisi de bu öyküyü duyduğunda kendi kendine şunu sormuş:
"Bunlar neden kendilerini hatırlamak değil de unutmak istiyorlar? Neden ona özlem duyuyorlar?
Buna cevap verilmeden önce anlatılması gerken başka şeyler de varmış.
Nehre yalnızca su parçaları katılmazmış, insanlar da o nehre girermiş ve bambaşka kişiler olarak çıkarlarmış. Söylendiğine göre nehir herkesi kabul etmez, kabul etmediklerini kendisinde boğarmış.
Başka bir bilge insan da şunu sormuş:
"Nehir neden bazılarımızı boğuyor da, bazılarımıza ölümlüyken ölümsüzlüğü armağan ediyor?"
Bilgenin ölümlüyken ölümsüz olmaktan kastettiği, insanların nehre her girişlerinde geçmişte yaşadığı acıları unutmaları ve yalnızca güzellikleri hatırlamalarıymış. Nehir bunlarla da kalmıyor, insanların istediği kaderi onlara bağışlıyormuş. (Tabi bunlar sadece insanların anlattıkları.)
Fakat insanların yapması gereken bir seçim varmış, o da nehre ne zaman girmeleri gerektiği üzerineymiş. Herkesin bir hakkı varmış, ayrıca nehre girecek olan boğulma tehlikesiyle karşı karşıyaymış.
Seçim zamanı ve boğulma konusunda anlatılan çeşitli hikayeler varmış, ama en yaygın olanı şuymuş:
"İnsanlar nehre girecekleri zamanı, boğulmaktan korkmadıkları zaman seçmelilermiş. Böylece en yüce güzellikler ve sonsuz hayat onlara bahşedilirmiş.
Boğulmaktan korkanlar insanlıklarından olur, sonsuzluğun sahte bir görüntüsünü yaşarlarmış. Boğulmaktan korkmayanlar ise gerçek sonsuzluğa yol alırmış, gerçek yaşamın en derinlerine..."
Bunu çok değişik şekillerde yorumlayan oluyormuş, ama genel olarak boğulmaktan korkmayanların boğulmadığı düşüncesi hakimmiş... İçlerinden sadece birkaçı farklı düşünüyormuş. Bunların içinde de kendisinden en emin olan bir tanesi varmış, Lehte isminde bir genç. Düşüncesini hiç kimseye anlatmamış ve bir gün ansızın meraklı bakışlar altında nehre girivermiş. Onu bir daha gören olmamış. Şehir halkı diğerleri gibi onun da korktuğundan boğulduğunu düşünmüş...
Lethe suya girer girmez sonsuz ışık demeti gözlerini kamaştırmış, suyun altında nefes alabildiğini hissetmiş... Akıntı birden onu nehrin en derinlerine çekmiş ve kendini daha önce hiç görmediği bir yerde buluvermiş. Etrafında toplanan bazıları hiç tanımadığı, daha önce boğulduğu düşünülen kişilermiş...
"Neden bu kadar geciktin?" demiş içlerinden biri.
Lethe şaşırmış, cevap verememiş.
Başka bir kişi devam etmiş:
"Biz gerçekten boğulmaktan korkmayanlarız, tam anlamıyla nehirde kendini unutmaya hazır olanlarız."
Lethe sormuş:
"Anlıyorum ama neden bu saklanıyor diğerlerinden?"
Adam cevap vermiş:
"Kimseden birşey saklandığı yok, sadece herkes kendisi bulmak zorunda, hepsi bu. Kimseye sahip olmadığı birşey verilemez..."
Lethe'nin geldiği bu yerde insanlar çok mutluymuş, kötülük ve çirkinlik orada adeta hiçliğe devinmiş, yok olmuş. Lethe hiç gecenin gelmediği yerde, diğerlerinin de bundan haberdar olması gerektiğini düşünüp durmuş. Ve suya tekrar girmiş, bundan sonrasını pek hatırlamamış ama uyandığında kendisini Unutuş şehrinde buluvermiş...
Kendine geldiğinde, ona ne olduğunu sormuş. Şehir halkından biri onun boğulmak üzereyken kurtarıldığını söylemiş. (Aslında Lethe'nin suda boğulduğunu düşünmüşler, fakat unutuş nehri bunu onlara unutturmuş ve zihinlerine başka bir gerçeklik yazmış.)
Lethe bu cevap karşısında şaşırıp kalmış ve buna inanmak istememiş. Hiç gece olmayan yerin varolmadığını düşünmek onu çıldırtmış, artık kimsenin ona inanmayacağını biliyormuş, yine de bazı kişilere anlatmış.
Şehir halkının da görüşüyle onu biryere kapatmışlar, oradan ölünceye kadar hiç çıkartılmamış... O şehirde olup da ölen tek kişi oymuş!
Unutuş ırmağının ismini Lethe'den aldığı söylenir, bu hikayeyle nehir ve Lethe özde tek olmuştur. Lethe "kendini" nehirde bırakmış ve çıldırmıştır. Nehir ise onun bu durumuna üzülür, onu tekrar gecenin olmadığı şehre götüremeyeceğini de bilmektedir. Ve onun ismini alarak onu ölümsüzleştirir, artık nehrin ismi Lethe olmuştur. Böylece unutuş ırmağında ölen tek kişi, "kendini" unutuş ırmağında yeniden bulmuş ve ölümsüzlüğü kazanmıştır.
Öykü böyle sonlanıyor ama bilgelerin sorduğu sorulara da yanıt vermeliymişiz, yoksa biz de o nehirde boğulurmuşuz...
İlk soruya şöyle yanıt verilebilir, su parçaları nehirden ayrıldıklarında kendilerini hatırlıyorlarmış ama zamanla bu hatırlama etkisini yitiriyormuş ve nehre dönüp kendilerini tamamen unutmak istiyorlarmış. Çünkü hatırlama etkisini yitirdikten sonra onları nehre karşı dayanılmaz bir özlem sararmış, özlem ancak onunla bütünleşince son bulurmuş. Nehre girdikleri anda kendilerini unuturlarmış ama nehre ilk girdiklerinde "kendiyi" yani kendilerini hatırlamaları gerekirmiş ki "kendilerini" unutabilsinler... Orası hem "kendi" oldukları hem de "kendilerini" yitirdikleri tek yermiş..
İkinci soruya ise şöyle karşılık verilebilir. Şehirdekiler ölümsüzlüğün yani tüm mutlulukların kendilerine boğulmadıkları için; boğulmaktan korkmadıkları için verildiğini düşünürlermiş, ancak durum bunun tam tersiymiş. Öyle ki, asıl korkan onlarmış ve gerçeklerden habersiz olarak sahte bir dünya içerisinde yaşamaktalarmış. Boğulanlar ise gerçek hayata gözlerini açanlarmış aslında, gerçekten korkmayanlar ve kendi kaderlerini kendileri yaratmayı göze alanlarmış! Ama en önemli noktayı unutmak bu sırları anlatana hiç yakışmazmış, o da şuymuş:
"Gecenin hiç olmadığı yerde kendi kaderlerini kendileri yaratmayı seçenler yaşarmış ve onlar gerçekten de ölürmüş. Çünkü sonluluk olmadan sonsuzluk yaşanmazmış. Lethe nehrinin kenarında yaşayanlar ise kendilerini olmayan kadere bıraktıkları için gerçek hayata hiç yaklaşamayanlarmış, onlar sonsuzluğu sonlu olmadan yaşamak isteyenlermiş ve korkmadıklarını söyledikleri halde kendilerinden en çok korkanlarmış..."
Bilge insanlardan birisi de bu öyküyü duyduğunda kendi kendine şunu sormuş:
"Bunlar neden kendilerini hatırlamak değil de unutmak istiyorlar? Neden ona özlem duyuyorlar?
Buna cevap verilmeden önce anlatılması gerken başka şeyler de varmış.
Nehre yalnızca su parçaları katılmazmış, insanlar da o nehre girermiş ve bambaşka kişiler olarak çıkarlarmış. Söylendiğine göre nehir herkesi kabul etmez, kabul etmediklerini kendisinde boğarmış.
Başka bir bilge insan da şunu sormuş:
"Nehir neden bazılarımızı boğuyor da, bazılarımıza ölümlüyken ölümsüzlüğü armağan ediyor?"
Bilgenin ölümlüyken ölümsüz olmaktan kastettiği, insanların nehre her girişlerinde geçmişte yaşadığı acıları unutmaları ve yalnızca güzellikleri hatırlamalarıymış. Nehir bunlarla da kalmıyor, insanların istediği kaderi onlara bağışlıyormuş. (Tabi bunlar sadece insanların anlattıkları.)
Fakat insanların yapması gereken bir seçim varmış, o da nehre ne zaman girmeleri gerektiği üzerineymiş. Herkesin bir hakkı varmış, ayrıca nehre girecek olan boğulma tehlikesiyle karşı karşıyaymış.
Seçim zamanı ve boğulma konusunda anlatılan çeşitli hikayeler varmış, ama en yaygın olanı şuymuş:
"İnsanlar nehre girecekleri zamanı, boğulmaktan korkmadıkları zaman seçmelilermiş. Böylece en yüce güzellikler ve sonsuz hayat onlara bahşedilirmiş.
Boğulmaktan korkanlar insanlıklarından olur, sonsuzluğun sahte bir görüntüsünü yaşarlarmış. Boğulmaktan korkmayanlar ise gerçek sonsuzluğa yol alırmış, gerçek yaşamın en derinlerine..."
Bunu çok değişik şekillerde yorumlayan oluyormuş, ama genel olarak boğulmaktan korkmayanların boğulmadığı düşüncesi hakimmiş... İçlerinden sadece birkaçı farklı düşünüyormuş. Bunların içinde de kendisinden en emin olan bir tanesi varmış, Lehte isminde bir genç. Düşüncesini hiç kimseye anlatmamış ve bir gün ansızın meraklı bakışlar altında nehre girivermiş. Onu bir daha gören olmamış. Şehir halkı diğerleri gibi onun da korktuğundan boğulduğunu düşünmüş...
Lethe suya girer girmez sonsuz ışık demeti gözlerini kamaştırmış, suyun altında nefes alabildiğini hissetmiş... Akıntı birden onu nehrin en derinlerine çekmiş ve kendini daha önce hiç görmediği bir yerde buluvermiş. Etrafında toplanan bazıları hiç tanımadığı, daha önce boğulduğu düşünülen kişilermiş...
"Neden bu kadar geciktin?" demiş içlerinden biri.
Lethe şaşırmış, cevap verememiş.
Başka bir kişi devam etmiş:
"Biz gerçekten boğulmaktan korkmayanlarız, tam anlamıyla nehirde kendini unutmaya hazır olanlarız."
Lethe sormuş:
"Anlıyorum ama neden bu saklanıyor diğerlerinden?"
Adam cevap vermiş:
"Kimseden birşey saklandığı yok, sadece herkes kendisi bulmak zorunda, hepsi bu. Kimseye sahip olmadığı birşey verilemez..."
Lethe'nin geldiği bu yerde insanlar çok mutluymuş, kötülük ve çirkinlik orada adeta hiçliğe devinmiş, yok olmuş. Lethe hiç gecenin gelmediği yerde, diğerlerinin de bundan haberdar olması gerektiğini düşünüp durmuş. Ve suya tekrar girmiş, bundan sonrasını pek hatırlamamış ama uyandığında kendisini Unutuş şehrinde buluvermiş...
Kendine geldiğinde, ona ne olduğunu sormuş. Şehir halkından biri onun boğulmak üzereyken kurtarıldığını söylemiş. (Aslında Lethe'nin suda boğulduğunu düşünmüşler, fakat unutuş nehri bunu onlara unutturmuş ve zihinlerine başka bir gerçeklik yazmış.)
Lethe bu cevap karşısında şaşırıp kalmış ve buna inanmak istememiş. Hiç gece olmayan yerin varolmadığını düşünmek onu çıldırtmış, artık kimsenin ona inanmayacağını biliyormuş, yine de bazı kişilere anlatmış.
Şehir halkının da görüşüyle onu biryere kapatmışlar, oradan ölünceye kadar hiç çıkartılmamış... O şehirde olup da ölen tek kişi oymuş!
Unutuş ırmağının ismini Lethe'den aldığı söylenir, bu hikayeyle nehir ve Lethe özde tek olmuştur. Lethe "kendini" nehirde bırakmış ve çıldırmıştır. Nehir ise onun bu durumuna üzülür, onu tekrar gecenin olmadığı şehre götüremeyeceğini de bilmektedir. Ve onun ismini alarak onu ölümsüzleştirir, artık nehrin ismi Lethe olmuştur. Böylece unutuş ırmağında ölen tek kişi, "kendini" unutuş ırmağında yeniden bulmuş ve ölümsüzlüğü kazanmıştır.
Öykü böyle sonlanıyor ama bilgelerin sorduğu sorulara da yanıt vermeliymişiz, yoksa biz de o nehirde boğulurmuşuz...
İlk soruya şöyle yanıt verilebilir, su parçaları nehirden ayrıldıklarında kendilerini hatırlıyorlarmış ama zamanla bu hatırlama etkisini yitiriyormuş ve nehre dönüp kendilerini tamamen unutmak istiyorlarmış. Çünkü hatırlama etkisini yitirdikten sonra onları nehre karşı dayanılmaz bir özlem sararmış, özlem ancak onunla bütünleşince son bulurmuş. Nehre girdikleri anda kendilerini unuturlarmış ama nehre ilk girdiklerinde "kendiyi" yani kendilerini hatırlamaları gerekirmiş ki "kendilerini" unutabilsinler... Orası hem "kendi" oldukları hem de "kendilerini" yitirdikleri tek yermiş..
İkinci soruya ise şöyle karşılık verilebilir. Şehirdekiler ölümsüzlüğün yani tüm mutlulukların kendilerine boğulmadıkları için; boğulmaktan korkmadıkları için verildiğini düşünürlermiş, ancak durum bunun tam tersiymiş. Öyle ki, asıl korkan onlarmış ve gerçeklerden habersiz olarak sahte bir dünya içerisinde yaşamaktalarmış. Boğulanlar ise gerçek hayata gözlerini açanlarmış aslında, gerçekten korkmayanlar ve kendi kaderlerini kendileri yaratmayı göze alanlarmış! Ama en önemli noktayı unutmak bu sırları anlatana hiç yakışmazmış, o da şuymuş:
"Gecenin hiç olmadığı yerde kendi kaderlerini kendileri yaratmayı seçenler yaşarmış ve onlar gerçekten de ölürmüş. Çünkü sonluluk olmadan sonsuzluk yaşanmazmış. Lethe nehrinin kenarında yaşayanlar ise kendilerini olmayan kadere bıraktıkları için gerçek hayata hiç yaklaşamayanlarmış, onlar sonsuzluğu sonlu olmadan yaşamak isteyenlermiş ve korkmadıklarını söyledikleri halde kendilerinden en çok korkanlarmış..."
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
-
Posted 08-08-2008 at 18:34 by mandragora
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0
















