Ha Bu Akan Dereler…

Ayyas  »  Bloglar  »  sokak yazıları  »  Ha Bu Akan Dereler…

Ha Bu Akan Dereler…

Posted 30-07-2008 at 02:17 by ansaneri
Updated 31-07-2008 at 12:06 by ansaneri
Hopa’daki festivalin bugünkü haliyle yapılacak son festival olabileceği ihtimali apar topar Trabzon’dan Hopa’ya gitmemize yetmişti. Son olabilecek festival diyorum çünkü Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun tek sosyalist belediyesi yöredeki bazı‘devrimciler’ tarafından önümüzdeki seçimlerde desteklenmeyecek gibi. Örgütlü ama bir arada olamayan parti: ÖDP içindeki pek bilinmeyen (!) taht kavgası da cabası. İşte bu sebeplerden, yani Hopa belediye başkanının yalnız olmadığını göstermek ve bütün sene biriktirilen itirazları paylaşmak için aydınlar ve sanatçılarla beraber biz de Hopa yolunu tuttuk.

Çocukluğu 90’ların başında geçmiş olanlar bilirler. İçinde bulunduğumuz tek çevre hareketi, rehberlik derslerinde yaptırılan mıntıka temizlikleriydi. ‘Bizim zamanımızda’ öyle küresel ısınma filan da yoktu. Yani yetişen nesiller arasında çevre duyarlılığı en az olan nesillerdendir bizim nesil. Festivale giderken 1. Türkiye Çevre Sempozyumu’nun yapılacağından da haberim yoktu dolayısıyla. Ağır memleket sorunları sayesinde hızla büyüyen siyaset yaşımız, zaman zaman unutkanlıklara ve biraz da görmezden gelmelere başlamamıza vesile olsa gerek.

Festivalde değinilecek çok fazla konu var fakat festivale bu sene ki anlamını veren çevre sempozyumu ve dolayısıyla yörenin hemen her türküsünde adı geçen, her tonda görülen yeşile hayat veren dereler. Batı Karadeniz’den nükleer santral ve endüstriyel atık sorunları, Akdeniz’den temiz enerji önerileri, Ege’den Bergama mücadelesi ve orman talanları ile ilgili bilgiler, İç Anadolu’dan kuraklık haberleri geldi Hopa’ya. TURÇEP (Türkiye Çevre Platformu) sempozyum için dersini iyi çalışmıştı. Her bir konuşmacı durumun önemini ve aciliyetini iyice anlamamızı sağladı. Özellikle TURÇEP koordinatörü Tanay Sıtkı Uyar, çevrecilerin de artık memleket üzerine alınan karalarda yönlendirici olabileceğine ve ‘temiz enerji’ politikalarının uygulanabilirliğine ikna etmişti bizi. Fakat festivalin süprizi başkaydı bizim için. Festivalin sonunda birkaç cümle etmek için sahneye çıkan ‘Derelerin Kardeşliği’ platformu üyelerini dakikalarca oradan indirmedik (zaten onların da inmeye niyetleri yoktu). Dertlerini ya da yaptıkları eylemleri anlatmıyorlardı bizlere. Doğu Karadeniz doğasının çığlığını taşıyorlardı. Öylesine coşkulu öylesine içtendiler ki, şu anda bile suratımda belli belirsiz bir gülümseme oluşmuş durumda. Hem festivaldeki hatıralardan hem de umuttan dolayı. Hopa’da Latin Amerika’dan kopup gelen yerel direnişçi halklardan birisi vardı sanki. HES’leri (Hidroelektrik Santral) yapmaya gelen müteahhidi nazikçe (!) uğurladıklarından, rüzgar tribünlerinin doğal afetlerle (!) yıkıldıklarından bahsettiler.Özellikle Karadeniz Sahil Yolu’na karşı mücadele verirken vurularak öldürülen avukat Cihan Eren’in çalışmalarını yürüttüğü Fındıklı ilçesi halkı neredeyse tamamen HES’lere karşı örgütlenmiş durumda. Yani müteahhidleri biraz daha zor günler bekliyor.

Batı’ya doğru geldikçe insanlardaki tepkinin azaldığını hatta derelerin nasıl satılacağını, bunun zararının neler olabileceğini pek tasavvur edemediklerini fark ediyoruz. İkizdere derneği öncülüğünde 23 Haziran’da Kadıköy’de yapılan “Vadime dokunma” eylemi de daha alınacak çok yolun olduğunu gösteriyor.Zira derelerin satılmasına tepki vermeyip, İsraillilere satılması karşısında kıyametleri kopartanlar garip ama pek de azımsanmayacak bir kitle.

Dere bizim evimiz, suyu alın terimiz

Dere civarında yaşasın yaşamasın, köylüler her gelene çernobilden sonra bir doğa faciasını daha kaldıramayacaklarını anlatıyorlar. Zaten bölgede her 4 kişiden biri kanser.. İnsana değer vermeyen bir sistemin doğaya tahammül bile edemeyeceğini çok iyi biliyorlar. Bu yüzden doğanın çığlığını anlatmaya devam ediyorlar; Türkiye genelinde üretilen elektriğin binde 3’ünü karşılayacak olan HES’lerin, dere suyunun %96’sını kullanacak olması ve kalan %4’ün de alüvyon yataklarında kaybolacak olması ve dolayısıyla oluşacak kanalizasyon problemi ve hastalıklar, tünel açılması dolayısıyla kesilecek olan 10 bin civarındaki ağaç ve oluşacak erozyon, açılacak yollar nedeniyle çevreye serilecek 500 metre küp hacminde toprak ve mahvolacak yaşam alanları nedeniyle muhtemelen tükenecek olan dünyada nadir bulunan canlı türleri. Doğanın çığlığının sadece başlangıcı.Hepsi insanoğlunun biraz daha tüketebilmesi için yok olacak. Oysa bırakın orta halli insanlardan beklenen tasarrufu, muktedirler lüks tüketimden biraz dahi uzak dursalar binlerce bitki türü varlıklarını sürdürmeye, doğa Karadeniz’de nefes almaya devam edecek.Bizler için ise, yani Doğu Karadeniz’deki derelere en az Latin Amerika’daki yerli direnişleri kadar uzak/yakın olanlar, ihtiyacımız olan belki de biraz ‘orman kanunu’dur; bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…
Detaylı bilgi için ; Fındıklı Dereleri

Kategori Etiketlenmemiş
Görüntüleme 211 Yorumlar 1 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 1

Yorumlar

  1. Eski
    morportakal nickli Ayya$'ın avatarı
    daha güel yarınlar için her eve bir hopalı
    konvoyuda taşlamışlarya sdfsdglşksdf
    şu örgütlerdeki taht kavgalarından da gına geldi. demekki iktidar baştan yokedilmesi gereken bir kurummuş
    permalink
    Posted 02-08-2008 at 18:00 by morportakal morportakal şu an forumda değil
Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks