tirad

Ayyas  »  Bloglar  »  mandragora  »  tirad

Madem sonunda herşey toprakla sonuçlanıyor... Nasıl yaşadığının ne önemi var?

tirad

Posted 06-05-2008 at 10:39 by mandragora
Updated 06-05-2008 at 10:54 by mandragora
nedir tirad? tiyatroda oyuncuların kendi iç hesaplaşmaları ile yaptıkları uzun konuşma...

Oyunun Adı: Hamlet
Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu



HAMLET - Ey göklerde yaşayanlar! Ey dünya! Daha ne olsun?
Cehennem önüme mi gelsin? Ne yüz karası şey bu?
Tut kendini yüreğim, tut kendini!
Ve siz, ey sinirlerim, gevşemeyin birden;
Gerilin, destek olun bana!
Beni unutma mı dedin? Hayır, zavallı ruh,
Şu çılgın kafa durdukça çıkmayacaksın içinden,
Seni unutmak ha? Aklımın kara tahtasından
Silerim de bütün boş anıları,
Bütün kitaplarda yazılan, çizilenleri,
Gençliğimden, öğrenciliğimden kalanları.
Yalnız senin buyruğun kalır.
Beynimin defterinde, yapraklarında,
Ivır zıvır bütün bildiklerimin üstünde.
Evet, yemin Allahıma, o kalır yalnız.
Ey çürümüş yürekli kadın!
Yılan, yılan, yüze gülen zehirli yılan!
Yaz aklım, yaz defterine, yaz şunu:
Güler yüzlü, hep güler yüzlü bir insan
Zehirli bir yılan da olabilir.
Danimarka'da olabilir hiç değilse, inan buna.
Ya! Demek böyle, amca, sen buymuşsun demek!
Öyleyse benim parolam da şu bundan böyle:
Tanrı seninle olsun, unutma beni!
Yemin ettim, unutmam.

.AGAFYA TIHONOVNA -
Aman yarabbim... Karar vermek ne güç şeymiş... Bir kişi, iki kişi olsa ne ise... Ama dört kişi... Gel de birini seç. Nikanor İvanoviç biraz zayıf ama hiç de fena değil. İvan Kuzmiç de fena değil. Açık konuşmak gerekirse, İvan Pavloviç de biraz şişman ama, pekala gösterişli bir erkek. Söyleyin bana ne yapayım? Baltazar Baltazaroviç de değerli bir adam. Ah ne zor şey bu karar vermek... Anlatamam, anlatamam. Nikonor İvanoviç'in dudaklarını, İvan Kuzmiç'in burnunu alsak... Baltazar Baltazaroviç'in de halini tavrını... Bunun üzerine de İvan Pavloviç'in gösterişini katsak o zaman seçmek kolay olurdu. Oysa şimdi düşün, düşün... Vallahi başıma ağrılar girdi. Bence en iyisi ad çekmek. İşi kısmete bırakmalı. Kim çıkarsa kocam o olour. Adlarını birer kağıda yazarım. Sonra kağıtları kaparım. Kısmetim kimse belli olur. (Masaya yaklaşır. Kağıtla makas alır. Kağıtları keser, katlar, bunları yaparken de konuşur.) Ah şu kızlar ne talihsiz... Hele aşık olan kızlar... Erkekler bunu kabul etmezler, anlamak da istemezler. Ne ise, hepsi hazır. Bunları çantamın içine koyayım. Gözlerimi kapayıp çekeyim. Ne olursa olsun. (Kağıtları çantaya koyar. Eliyle karıştırır.) Ah, içime bir korku geldi. Allah vere de Nikonor İvanoviç çıksa; ama ne diye o olsun... İvan Kuzmiç daha iyi. Peki, İvan Kuzmiç de neden? Ötekilerin ne kusuru var? Hayır, istemem. Kim çıkarsa o olsun. (Eliyle kağıtları karıştırır ve çantadan yalnız birini değil, hepsini birden çıkarır.) A... hepsi birden çıktı. Kalbim çarpıyor... Olmaz, olmaz. Yalnız bir tane çekmek lazım. (Kağıtları gene çantasına koyar, karıştırır. Bu sırada Koçkarev girer. Yavaşça ilerleyerek arkasına gelir.) Ah Baltazar Balta... yok canım, Nikonor İvanoviç çıksa.. Hayır, hayır, istemiyorum. Kısmetim ne ise o çıksın.

Gogol-Bir Evlenme

Oyunun Adı: Satıcının Ölümü
Yazan: Arthur Miller
Çeviren: Orhan Burian



BIFF - Okulda altı yedi yıl geçirdim; tek, içimde bir heves uyansın diye. Acentelerde katiplik, seyyar satıcılık, nasıl olursa olsun bir iş bence iyi idi. Oysa öyle yaşamak, yaşamak değilmiş. Sıcak yaz sabahları yer altı trenlerine tıkılmak, ömrün olduğu kadar senet kaydetmek, telefona cevap vermek ya da alıp satmak. Açık havaya çıkıp gömleğini atarak oturmak dururken yılın elli haftasını, iki haftalık tatil uğruna, işkence ile geçirmek. Yanındaki arkadaşlarının bir üstüne geçmekten başka bir şey düşünmemek: İşte, geleceğini güvence altına almak böyle yapmakla oluyor. (Heyecanı artmaktadır.) Savaştan önce evden ayrılalı beri yirmi otuz iş değiştirdim. Happy, hepsi de sonunda aynı çıkıyor. Bunun farkına ancak son zamanlarda vardım. Nebraska'da sürücülük ettiğim sırada, ondan önce Arizona'da, son kez de Teksas'da. Bu kez onun için eve geldim; galiba bunun farkına vardım da geldim. Son çalıştığım çiftlik var ya, şimdi orda bahardır. On beş kadar tayları olacaktı. Biliyor musun, anasıyla yavru tay kadar iç açan, göze hoş görünen manzara azdır. Hem şimdi oralar ılıktır da. Teksas şimdi ılıktır, bahar içindedir. Benim bulunduğum yerde de ne zaman bahar olsa içimden doğru bir şey depreşir. "Bir baltaya sap olamıyorum," derim; "Ben ne halt ediyorum, haftada yirmi sekiz dolarla yetinip atlarla vaktimi öldürüyorum. Otuz dördüne geldim, kişi ev bark edinmeli vakitken." İşte, öyle zamanlarda koşup eve geliyorum. Ama şimdi buradayım ya, ne yapıp edeceğimi kestiremiyorum. (Biraz durduktan sonra.) Eskiden beri yaşamımı boşa harcamamak baş düşüncemdi. Ama buraya her dönüşte yaşamımı boşa harcamaktan başka bir şey yapmadığımı anlıyorum.

Oyunun Adı: Hamlet
Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu



HAMLET - Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel,
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
Yoksa diretip bela denizlerine kaşı
Dur, yeter! demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altından inleyip terlemek,
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden,
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
Ama sus, bak, güzel Ophelia geliyor.
Peri kızı dualarında unutma beni,
Ve bütün günahlarımı.

Oyunu Adı: Kral Lear
Yazan: William Shakespeare
Çeviren: İrfan Şahinbaş



EDMUND – Ey tabiat! Benim tanrım sensin! Ben senin kanunlarına kul köleyim. Kardeşimden on, on beş ay sonra dünyaya geldim diye niçin o baş belası göreneklerin zulmüne uğrayayım? Toplumların o titizliği beni niçin haklarımdan mahrum bıraksın? Piçmişim, alçağı, sefilin biriymişim, neden? Benim de namuslu, şerefli bir kadının evladı kadar hatlarım düzgün, ruhum asil değil mi? Bedenim babamın kalıbını taşımıyor mu? Öyleyse niçin piçlik, alçaklık damgası vuruluyor bize? Biz tabiatın gizli şehvet anlarında vücut bulurken, evliliğin soğuk, yavan ve bıkkın döşeğinde, uyku ile uyanıklık arasında vücut bulan o ahmaklar sürüsünden daha özlü, daha dinç, daha ateşli unsurlarla yoğrulmadık mı? Ee... meşru kardeşim Edgar, mirasın benim olacak! Babamız, piç Edmund'u meşru oğlu Edgar kadar seviyor. "Meşru oğlu!" Ne de güzel söz!... Hel şu mektup istediğim tesiri yapsın, hele yalanım muvaffak olsun, piç Edmund meşru Edgar'ı nasıl alt edermiş, o zaman görürüz. Büyüyorum artık... Yükseliyorum. Hadi tanrılar, koruyun piçleri!

HAMLET

Şuraya, şu resme bak, bir de şuna!
İki kardeşin resimleri bunlar.
Şu alımlı, görkemli yüze bak bir,
Hiperion'un saçlarını, Zeus'un alnını gör!
Mars'ın gözleri bu gözler, kükrerken savaşta;
Çevik Hermes, haberci, böyle dururdu
Göklere yakın bir tepenin başında.
Her tanrı kendinden bir şey katmış ona sanki,
Bir insan örneği verir gibi dünyamıza.
Bu insan senin kocandı. Şimdi ötekine bak,
Bu da şimdilik kocan. Bozuk bir kara tohum gibi,
Kardeşinin ak sağlığını kemirip çökertmiş.
Gözlerin yok mu senin? Nasıl inebilirsin
O yüce dağ başından bu bataklığa?
Kör müsün sen? Aşk diyemezsin buna;
Senin yaşında çocuk değildir insanın kanı,
Durgunlaşır, akla uydurur aşkını.
Ama hangi akıl onu bırakır da bunu alır?
Duyuların var elbette, yoksa canın olmazdı,
Ama körleşmiş anlaşılan duyuların.
Çılgınlık bile bu kadar şaşırtmaz insanı,
Bu kadar bozmaz duyuları; ayırt ettirir
Birbirinden bu kadar uzak iki insanı.
Hangi şeytan bir körebeye çevirdi seni?
Gözler ellersiz, eller gözlersiz,
Görmeden, dokunmadan, yalnız kulak,
Yalnız koku alma duyusu, tek başına,
Gerçek bir duyunun sakat bir parçası bile
Aldanamaz bu kadar sersemce.
Ay utanç, yüzün kızarmaz mı oldu senin?
Ey cehennemin Tanrıya baş kaldıran şeytanı,
Bir yaşlı kadının kuru damarlarını
Böylesine azdırıp tutuşturabiliyorsan,
Bırakalım erdem, namus bal mumuna dönsün
Coşkun gençliğin elinde, erisin ateşinde!
Kimse ayıplamasın kudurup şahlanan tutkuları,
Madem buzlar bile tutuşuyor böylesine,
Madem akıl pezevenklik ediyor arzuya.

HAMLET

JAN

Sizin ahmak olduğunuzu söylemişlerdi. ( Bu söz çok gücenmelerine yol açar).

Bunların güzel sözlerine, merhametlerine güvenilmez demişlerdi. Hayatımı bağışlayacağınıza söz verdiniz. Yalanmış. ( Öfkeli mırıltılar ) Yaşamak nedir sizce? Donup taş kesilmek mi sadece? Ne kuru ekmek bulunca gam yerim, ne de duru su içmek derttir benim için. Ama gök kubbenin şavkından, o güzelim kırların çayırından çimeninden yoksun bırakmak beni. Dağda bayırda askerlerle at koşturmayayım diye ayağıma pranga vurmak.Bana hayasız, nemli karanlığı koklatmak, sizin kötülüğünüz, sizin sersemliğiniz beni Tanrıdan bile soğuturken, gönlümü gene onun sevgisiyle dolduracak her şeyi almak elimden,

Cehennem odundan da beterdir. Savaş atımdan vazgeçebilirim. Etekle dolaşsam da olur. Sancaklar borazanlar, askerler yanı başımdan geçip gitse de öbür kadınlar gibi geride bırakılmayı nefsime yedirebilirim. Yeter ki rüzgarda ağaçların hışırtısını, güneşte öten çayır kuşunu, köyümün sağlıklı ayazında meleyen kuzuları işitebileyim. Akşam çanları bana melek seslerini getirsin gene. Bunlar olmadan yaşayamam. Bunları benden ya da herhengi bir kuldan almaya kalktığınız için siz, biliyorum şeytanın emrindesiniz. Oysa bana yol gösteren, Tanrıdır.

Bernard SHAW

IAGO

Aşk, kanın kaynamasıyla, iradenin izniyle olan bir şey .

Hadi bakalım, erkek gibi davran. Kendini denize atacakmış. Atacaksan, kendileri, gözü açılmamış enikleri denize at! Senin dostun olduğunu açıkça belirtmedin mi ? Ne yalan söyleyeyim, çıkarımı düşündüğüm için de sana hiç kopmayacak bağlarla bağlandım. Bak, sana yardım etmek için şimdiye kadar elime bu kadar güzel bir fırsat geçmemişti.Kesene para koy. Takma bir asker sakalıyla yüzünü sertleştir; savaş neredeyse oraya gel. Dediğim gibi para koy kesene! Desdemona'nın Mağripli'den soğuması uzun sürmez, keseni parayla doldur sen, tabi Mağripli de ondan bıkacakatır. Başlangıcı birden bire olanın sonu da çabuk gelir. Sen yalnızca kesene para koy.Bu Mağrililer maymun iştahlıdır. Parayla doldur keseni.Şimdi balını emdikçe keçi boynuzu az sonra

acı bir ilaç gibi gelecek ona. Desdemona da genç birini bulacaktır. Herifin bedenin-

den bıkınca yaptığı hatayı anlayacaktır.Onun için kesen dolu olsun. Kendini yok

edeceksen boğulmaktan daha iyi bir yol var. Bütün paranı yanına al. Eğer nikahta ki

keramet,bir de vahşi bir göçebeyle oynak bir Venedik'li kadın arasında ki pamuk ipliğiyle bağlı yemin, benim zekamdan, iblis'in belalarından daha baskın çıkmazsa, Desdemona'nın tadına bakacaksın. Sen keseni parayla doldur yeter. Boğulmanın Tanrı belasını versin! Kafandan çıkart at bunu! Onsuz boğulup gebermektense, zevk uğruna ipe gitmek çok daha iyidir. Bana güven, sen git paranı topla. Kaç kez söyledim sana; bak, bir daha söylüyorum: Mağripli'den nefret ediyorum. Yürekten nefret ediyorum; sen de ondan boş yere nefret etmiyorsun ki. Öcümüzü almak için el ele verdik mi, tamam.Ona boynuz taktırdın mı, keyfine diyecek olmaz; bana da eğlence çıkar.Hadi bakalım, git de bütün paranı topla!Yarın sabah yine konuşuruz. Hadi, güle güle.(Rodrigo çıkar )

Bana keselik edecek bir sersem buldum yine.Eğlence ve kazanç olmasaydı işin içinde, hiç vakit harcar mıydım böyle bir salağa.Nefret ediyorum Mağripli'den;

Yatağıma benim yerime onun girdiği herkesin dilinde, yalan mı doğru mu bilemem. Ama doğruymuş gibi davranacağım ben.Bana güveniyor ya yeter;Tasarladıklarımı başarıyla yürüteceğim böylece.Cassio yakışıklı bir delikanlı. Bir düşüneyim,onun yerine geçip bir taşla iki kuş vurmalıyım.. Ama nasıl, nasıl yapmalı? Evet. Bir süre sonra karısıyla Cassio sıkı fıkı diye çatlatırım Othello'ya. Zaten Cassio kuşku uyandıracak kadar yakışıklı, tam kadınların gönlüne göre.Mağripli ise mert ve açık yürekli, dürüst sanıyor budala dürüst görünenleri de.

Burnuna halkayı geçirdin mi götürürsün istediğin yere. Tamam! Her şey tasarlandı. Cehennem ile gecenin karanlığı doğuracak dünyanın aydınlığına bu canavar yaratığı.

OTHELLO
William Shakespeare
Türkçesi : Özdemir NUTKU

THESEUS

Gerçek olamayacak kadar tuhaf.
Böyle acayip şeylere, bu peri masallarına hiç inanmam ben.
Aşıklarla kaçıkların beyinleri kaynar durur;
Öyle hülyalar kurar, öyle hayaller görürler ki,
Akıl mantık kolay kolay kavrayamaz onları.
Çılgın bir, tutkun iki, şair üç,
Hayalle yoğrulmuşlardır baştan başa.
Birinin gördüğü şeytanları toplasan,
Koskoca cehenneme sığdıramazsın : işte bu deli.
Aşık dersen, şaşkınlıkta ondan aşağı kalmaz :
Bakarsın çingenenin suratında Helen'in güzelliğini bulmuş.
Şairin gözleri heyecandan fırıl fırıl döner yuvalarında;
Gökteyken yere iner, yerden göğe fırlar durmadan.
İnsan, hayalinde nasıl,
Hiç görülmedik, bilinmedik şeyleri yaratırsa,
Şairin kalemi de onlara biçim verir.
Hiçten yararlanır, havayı alır,
Bir yer, bir barınak bulur ona, bir ad verir.
Öylesine güçlüdür ki hayali,
Bir coşku, bir sevinç duymayagörsün,
O sevinçle bir kaynak da buluverir.
Geceyarısı korktun diyelim karanlıkta,
Çalıyı ayı sanmaz mısın kolayca?

Shakespeare/Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası/5. perde/Sahne 1

Oyunu Adı: Vanya Dayı
Yazan: Anton Çehov
Çeviren: Ataol Behramoğlu



SONYA - Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! (Bir sessizlik) Yaşayacağız Vanya Dayı. Çok uzun günlet, boğucu akşamlar geçireceğiz. Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız. Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz. Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz... Ve Tanrı acıyacak bize ve biz seninle, canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz... İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum... (Voynitski'nin önünde diz çöker ve başını onun avuçlarına koyar. Yorgun bir sesle tekrar eder.) Dinleneceğiz! Dinleneceğiz! Melekleri dinleyeceğiz, elmaslar gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz. Dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştan başa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz ve hayatımız bir okşayış gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak. İnanıyorum, inanıyorum buna. (Dayısının gözyaşlarını mendiliyle kurular.) Zavallı, zavallı Vanya Dayı, ağlıyorsun... (Gözyaşları arasından) Hayatında mutluluğu tadamadın, ama bekle Vanya Dayı, bekle... Dinleneceğiz.... (Kucaklar onu.) Dinleneceğiz! Dinleneceğiz!


William Shakespeare
Türkçesi : Sabahattin EYÜBOĞLU

Kategori Etiketlenmemiş
Görüntüleme 347 Yorumlar 2 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 2

Yorumlar

  1. Eski
    jah nickli Ayya$'ın avatarı

    Edmond Rostand - Cyrano De Bergerac

    Cyrano:
    ya ne yapmak lazimmis?
    saglam bir dayi bulup catmak sirnasik gibi,
    bir agac govdesini, tipki sarmasik gibi,
    yerden etekleyerek velinimet sanmak mi?
    kudretle davranmayip hileyle tirmanmak mi?
    istemem eksik olsun! herkes gibi, kosarak,
    yabanin zenginine methiyeler mi yazmak?
    yoksa nazirin yuzu gulecek diye bir an
    karsisinda takla mi atmak lasim her zaman?
    istemem eksik olsun! ricaya mi gitmeli?
    kapi kapi dolasip pabuc mu eskitmeli?
    yoksa nasir mi tutsun surunmekten dizlerim?
    yahut egilmekten mi agrisin otem berim?
    istemem eksik olsun! taziya tut, tavsana
    kac mi demeli? belki kaz gelir diye bana
    tavuk mu gondermeli? yoksa bir fino gibi
    susta durmak midir ki, acep en munasibi?
    istemem eksik olsun! bir kibar salonunda
    kucak kucak dolasip boy atmak ve sonunda,
    marifet si're koyup kameri, yildizlari,
    aska getirmek midir, evde kalmis kizlari?
    istemem eksik olsun! yahut san olsun diye,
    meshur bir kitapciya giderek, veresiye
    siir mecmuasi mi bastirmali? istemem
    eksik olsun! acaba bulup bir alay sersem
    meyhane kosesinde dahi olmak mi huner?
    istemem eksik olsun! bir tek siirle yer yer
    dolasip da herkesten alkis mi dilenmeli?
    istemem eksik olsun! yoksa bir suru keli
    sirma sacli diyerek goge mi cikarmali?
    yoksa odum kopsun bir allahin aptali
    gazeteye bir tenkit yazacak diye her gun?
    yahut sayiklamak mi lazim: "adim gorunsun
    aman!" diye su meshur mercure ceridesinde?
    istemem eksik olsun! ve ta son nefesinde
    bile cekinmek, korkmak, benzi sararmak, bitmek,
    siir yazacak yerde ziyaretlere gitmek,
    karsisinda zoraki siritmak her abusun.
    eksik olsun istemem, istemem eksik olsun!
    fakat sarki soylemek, gulmek, dalmak hulyaya,
    yapayalniz, ama hur, seyahat etmek aya,
    goren gozu, cinlayan sesi olmak ve cani
    isteyince sapkayi ters giymek, karisani
    olmamak. bir hic icin ya kilicina veya
    kalemine sarilmak ve ancak duya duya
    yazmak, sonra dagayet tevazula kendine:
    cocugum! demek, butun bunlari hos gor yine,
    hos gor bu cicekleri, hatta bu kuru dali,
    bunlar yabanin degil, kendi bahcenin mali!
    varsin, kucucuk olsun futuhatin, fakat bil,
    onu fetheden sensin, yoksa baskasi degil.
    ara hakkini hatta kendi nefsinden bile.
    velhasil bir tufeyli sarmasik zilletiyle
    tirmanma! varsin boyun olmasin sogut kadar,
    bulutlara cikmazsa yapraklarin ne zarar?
    kavaklar sira sira dikilse dekarsina
    boy ver, dayanmaksizin, yalniz ve tek basina!
    permalink
    Posted 21-07-2008 at 08:42 by jah jah şu an forumda değil
  2. Eski
    jah nickli Ayya$'ın avatarı
    sevdım bunu :kih:
    permalink
    Posted 21-07-2008 at 08:43 by jah jah şu an forumda değil
Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks