Mersin ve Çevresi

Ayyas  »  Bloglar  »  §ờµпđ_ờ₣_§ίℓĕп¢ĕ  »  Mersin ve Çevresi

Biraz deliyim galiba Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız...

Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."

Saygılar efenim...

Mersin ve Çevresi

Posted 27-08-2007 at 17:11 by Sound_Of_Silence
Updated 07-09-2007 at 00:07 by Sound_Of_Silence
Geçen sene nisan ayında ailemle beraber Mersin taraflarına bir gezinti yaptık. Oldukça eğlenceli ve zevkli geçti. Pek çok tarihi ve kültürel mekan görme şansına ulaştım.

Öncelikle Mersin üzerine kısaca bilgi verelim.

Mersin Akdeniz bölgesinin Adana kısmında olup, Adana, Konya, Niğde, Antalya ve Akdeniz ile çevrilidir. 32° 56’ ve 35°11’ doğu boylamları ile 37°26’ ve 36°01’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Türkiye’nin turfanda ürünler bahçesi ve Torosların eteklerinde bol güneşli, şirin bir bölgedir. Trafik numarası 33’tür.İlin merkezi olan Mersin, bu bölgede Adana gibi en fazla gelişen şehirlerden biridir. Portakal, muz ve limonu meşhurdur. Akdeniz’in incisi olan İçel, Torosların eteklerinde Akdeniz kıyı şeridinin üzerindedir. Torosların doruklarında kar eksilmezken kıyı sıcaktır.

Bu il, “İçel” ve “Mersin” isimleri ile anılmıştır. Hâlen ilin ismi İçel ve merkez ilçesi Mersin’dir. Mersin ismi Oğuz Türkmen beylerinden “Mersin Bey”den gelmektedir. Mersin, coğrafî durum îtibâriyle içeride olduğundan 12. yüzyıldan beri “İçerlek” ve “İç El” denmiştir. Göksu Nehrinin iki yanında yer alan kısma “İçerlek” (İçel) denmiştir. Mersin ve İçel isimleri Türkçe kelimelerdir. İçel’in eski ismi Kilikya’dır.


Gezdiğim Gördüğüm Yerler Hakkında Bilgiler

Silifke Kalesi

Temel tespitlerine göre Helenistik veya erken Roma dönemine ait oldugu anlaşılan kale,geçirdiği onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Ortaçağ kalesi görünümündedir.Silifke’ye hakim,185 m yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış olan,etrafı kuru hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler,su sarnıçları, depolar ve diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır.Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, XVII.yy’da Silifke Kalesi’nin 23 burcu olduğunu,içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar.Ancak,burçların bir kısmı ve kale içi tamamen yıkık durumda olduğundan tam tespiti yapmak mümkün değildir.Halen görülebilen 10 adet burç mevcuttur.



Astım Mağarası - Silifke

Cennet obruğunun yaklaşık 300 m batısındadır İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Toplam uzunluğu 200 m yi bulan galerileri ilginç görünümlü dikit ve sarkıtları olan mağara, astımlı hastalara iyi gelmektedir. Antik yazar P.Mela'nın verdiği bilgilere göre, bu mağara ejderha Typhon'un yaşadığı indir



Kız Kalesi {Korykos } - Silifke

Mersin-Erdemli-Sİlifke karayolunun 60. km’sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, Islami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ l. yüzyılda kendi adına sikke darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korykos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. MÖ 4. yüzyılın sonunda Seleukhos Nikator Silifke kentini kurduğunda, Korykos’u yönetimi altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur. Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uğrak limanı durumuna gelmiştir. Korykos 1448 yılında Karamanoğlu ibrahim Bey tarafından ele geçirilerek, yeniden imar edilmiştir.
Örenyerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayaktadır. Adını, adadaki kaleden almaktadır. Kare planlı kale, içiçe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü, haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.
Korykos kıyı kalesinin 200 m açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kızkalesi denilmektedir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi’nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m dir. Kızkalesi ile kıyıdaki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştır. Karamanoğlu ibrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün Mersin turizminin sembolü haline gelmiştir. Turistlerin yoğun ilgisini çeken kaleye, kıyıdan balıkçı motorları ile geçilmektedir.




Cennet Obruğu - Silifke

Obruğa tepeden bakıldığında tamamen ağaçlarla kaplı bir derinlik gözünüzü alır. En başta inmeye çekinebilirsiniz, çünkü uçurum kenarı gibi giden patika başlarda zorlayıcı durur ama bence pes etmeyin ve devam edin, çünkü ilerledikçe yol basitleşecek ve zıplaya hoplaya obruğun dibindeki mağaraya ulaşacaksınız. Buarada bir kilise kalıntısı ve karanlığın içinden gelen su sesleri ile karşılacaksınız. Bir yandan gelen kuş sesleri ve tepeye baktığınızda gördüğünüz gökyüzü ve ağaç manzarası gerçekten büyüleyici gelmişti bana. Mümkünse yanınızda fenerla gitmenizi tavsiye ediyorum çünkü mağaranın içinde ışıklandırma yoktu. İlerlemek istedik ama ilerleyemedik.

Bilgi vermek gerekirse;

Cennet obruğunun elips şeklindeki ağız kısmının çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 m'dir. Çökük tabanın güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında 5. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryemana'ya ithafen yaptırılan küçük bir kilise vardır. Cennet çöküğüne her biri oldukça geniş 452 basamakla inilir. Kiliseden sonra devam eden mağaranın bitim noktasında, Antik Çağlarda suyunun kutsal olduğunu inanılan yeraltı deresine ulaşılır.












Cehennem Obruğu - Silifke

Bu obruk hakkında söyleyenebilecek tek şey "çukur" olur herhalde. Obruğun ortasına doğru uzatılmış olan balkonumtrak demir yapıdan obruğun içine bakabilirsiniz ama bu balkonumtrak yapı benim gözüme pek sağlam gözükmediğinden ve derinlik ürkütücü geldiğinden pek inceleme imkanım olmadı obruğun derinliklerini.

Bilgi vermek gerekirse;

Cennet obruğunun yaklaşık 75 m kuzeyinde, ağzı kare şeklinde en derin yeri 120 m olan, seyredildiğinde ürperti yaratan Cehennem obruğu bulunmaktadır Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza değin kapatmadan önce bir süre Cehennem Çukuru'nda hapsetmiştir.



Kanlı Divane - Silifke

Bence en az cennet ve cehennem obrukları kadar ilgi geçmesi gereken bir başka obrukta Kanlı Divane. Önemle gece, ya da akşamüstü görmeye gitmemenizi tavsiye ediyorum yoksa içine düşmeniz pek hoş olmaz. Ne yazıkki çevresinde herhangi bir çit yada benzeri korunak yok. Obruğun dibine kadar bakmaya gidebilir sonuçta içine düşebilirsiniz.

Bu obruğun ilgiçekici yanlarından biriyse çevresine kurulmuş olan kent. Çeşitli bina kalıntıları, kilise ve mezar kalıntıları, lahitler var. Ayrıca obruğun iç kısmında bu kalıntılardan da eskiye dayanan çeşitli duvar kabartmaları var. Ne yazıkki yanına kadar inmek için dağcı fln olmanız lazım.

Birazda kesin bilgilere yer verelim Kanlı Divane hakkında:

Geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve milattan önce 11. yüzyılda kurulduğu tahmin edilen Mersin'in Erdemli ilçesine bağlı Ayaş beldesindeki Kanlı Divane Antik Kenti, turizmden hak ettiği payı alabilmek için ilgi bekliyor.

Erdemli-Silifke kara yolunun 3'üncü kilometresinin kuzeyinde bulunan Kanlı Divane Antik Kenti, birçok uygarlığın yerleşim merkezi olarak kullanıldı. Milattan önce 11. yüzyıl sonlarında kurulduğu tahmin edilen kent, Doğu Akdeniz'deki en büyük ticaret merkezi konumundayken, bölgede üretilen zeytinyağı ve şaraplık üzüm çeşitleri nedeniyle de ün saldı.

Yapılan araştırmalarda geçmişte bulunan liman sayesinde deniz aşırı ülkelere önemli miktarda ticaret yapıldığı tahmin edilen bölge, aynı zamanda Doğu Akdeniz'in en büyük ticaret merkezi olarak da biliniyor.

Adı nedeniyle günümüze kadar çeşitli rivayetlere sahip olan Kanlı Divane ismindeki ''kanlı'' ifadesi hakkında getirilen yorumlar ise oldukça ilginç. Kanlı Divane'nin ''kanlı'' ifadesinin bölgedeki obruk içindeki kayaların ve harabelerin kanlı gibi kırmızı renkte görünüşünden kaynaklanabileceği ileri sürülürken, bir başka rivayete göre ise suçluların obruk içerisine bırakılıp buradaki arslanlara parçalatılmasından dolayı ''kanlı'' ifadesinin kullanıldığı tahmin edilmekte.





Akkale - Silifke

Mersin'in Erdemli ilçesinde, Mersin-Silifke karayolu üzerinde il merkezine 49 km uzaklıkta bulunan Akkale denize hakim bir noktaya kurulmuştur. Kalenin yapım tarihini belirten bir kitabesi olmamasına rağmen yapı üslubundan M.S. III. yüzyılda Roma döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kale; 2-3 katlı bir anakale ile çevresinde haç planlı iki küçük yapı
ve sarnıçtan meydana gelmiştir. Duvarları kesme taş ve moloz taştan örülmüştür. Roma döneminde zeytinyağı ihraç limanını kontrol amacıyla yapılmıtır.







Tarsus

İsminin Manası
Tarsus'un ismi kuruluşu hakkında gerek Yunan mitolojisinde gerekse eski yazarların anlatımlarında çeşitli bilgiler verilmektedir.Antik çağlarda, Tarsus Çayı'na Kilikya'mn yerli halkı KYDNOS adını vermiştir. KYDNOS mitolojide nehir tanrısına verilen isimdir. Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü kitabında Kydnos aşağıdaki gibi an*latılmaktadır: "KYDNOS: Kilikya'da bugün Tarsus Çayı diye anılan ırmağın tanrısı. Ana tarafından lapetos'un torunu sayılır. Kydnos'un Parthenios adlı bir oğlu varmış. Kydnos Innağı'nın denize döküldüğü yerde bir şehir kurup ona PARTHENİA adını vermişler. Bu şehir bugünkü Tarsus'tur.

Eski Yunan mitolojisinin bir anlatımına göre, Pegasus (Kanatlı uçan at) ve Bellerofontes Kilikya Ovası'nda yolunu şaşırmış ve Tarsus'un bulunduğu yerde ayağı sakatlanmış olduğundan, şehre Yunanca "ayak tabanı" anlamına gelen TARSOS ismi verilmiştir.Bazılarına göre de şehir adını TERSEİN (kurutmak) kelimesinden aldı. Tufandan sonra sular çekilince ilk önce burası kurumuştu.Diğer bir Yunan efsanesine göre, şehrin kurucusu oîan Kilikya ilahı SANDON ile bir tuttukları HERAKLES'tir. Herakles'in resimleri M.Ö.4. yüzyıla ait Tarsus sikkeleri üzerinde bulunmaktadır. 1875 yılında Tarsus Eski Ömerli Mahallesi'nde bulunan, şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesl'ndeki bronz Herakles heykeli bu tanrıya Tarsus'ta tapınıldığının bir kanıtıdır.

Strabon'un Anadolu'nun Coğrafyası kitabında ise: 'Tarsos'a gelince, o bir ovada uzanır. İo'yu araştırmak üzere Triptolemos'la bir*likte dolaşan Argoslular tarafından kurulmuştur." diye an*latılmaktadır. Strabon M.Ö. 64 yılında Amasya'da doğan antik çağ yazarlarından biridir.Perseus'a ait bir başka mitolojik efsane ise, Perseus'un Andrasos ismindeki köyün yerinde Tarsus'u inşa ettiğini anlatmaktadır.

Antik devir yazarlarından Abydenos ve Beresos'a göre Asur Kralı Sanherip, Tarsus'u M.Ö.696 senesinde Babil şehrini örnek alarak inşaa etmiştir.Tarsus'un kuruluşuna ve ismine dair diğer Yunan efsane ve söylentilerinin hemen hemen hepsi Romalılar zamanında, özellikle Augustos devrinde ortaya çıkmıştır. Ancak bu söylentiler ve iddilar mitolojik olmaktan ileriye gidemediği için. bunlardan tarihî bir gerçek ortaya çıkarmak olası değildir.

Kentin adı ilk kez Hitit metinlerinde TAR-ŞA (URU-TAR-SA) biçiminde yazılmıştır. TARŞA olasılıkla tüm Çukurova'yı içine alan ve Kuzey Mezopatarnya'daki Hurrilerin kurduğu Kizuvatna krallığının merkeziydi, M.Ö.5. ve 4. yüzyıllarda Tarsus'un gerek kültürel gerekse etnolo*jik bakımdan tamamen doğu memleketi özelliği taşıdığını görüyoruz. Bu yüzyıllarda Tarsus halkı arasında bir kısmı Yurıarılı'mn varlığı belli ise de, bunlar sırf ticaret amacıyla Tarsus'a gelip yerleşen ve azınlıkta olan kimselerdir.

M.Ö. 5. yüzyılın ikinci yansından ve daha ziyade 4. yüzyıldan itibaren görülen Yunan sikkelerinin varlığı, eko*nomik amaçlarla meydana getirilmiş; Yunanlılara daha kolay ticaret yapabilme olanağını sağlayabilmek için, büyük ticaret şirketleri ta*rafından bastırılmış olan ekonomik kültür etkileridir.Tarsus ismi ve kentin Kilikya Kralı Syennessis'in yönetim mer*kezi olduğu, ilk kez M.Ö. 401 yılında, Ksenofon'un Anabasis isimli eserinde anlatılmaktadır.

M.Ö.5 yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tarsus'a ait sikkeler üzerinde, kentin ismi gerek Aramice ve gerekse Grekçe yazı ile TARZ ve TEPEİ şekillerinde görülmektedir. Ama Tarsus ismine çok daha önce Asur kaynaklarında, Asur Kralı 3. Salmannassar (M.ö. 859-825) ve Sanherip (M.Ö. 704-68 l)'e ait bel*gelerde TARZİ şeklinde anlatılmaktadır.Tarsus Çayı'nın iki yakasında yeni bir kentin temelleri Sanherip zamanında atılmıştır diyebiliriz. Aynı zamana ait bir başka Asur metninde ise kentin adı TARSİS biçiminde yazılmıştır. Demek oluyor ki. Yunan sömürgeciliği devrinden evvel, M.Ö.9. yüzyılın birinci yarısında, Tarsus ismi ve şehri Asur Kralı 3. S alman n as sar'm Kilikya'ya yaptığı seferlere ait resmi belgelerde, o zamanki Kilikya Prensliğİ'nin merkezi olarak anılmaktadır.

Tarsus ismi geçen Asurlular'a ait resmî belgelerin doğruluğundan hiç bir zaman kuşku duyulmayacağı gibi, Yunanlıların bilinen tarihlerden daha önce Kilikya'ya gelmiş olmaları da olası değildir. Yazarların, mi*tolojik efsanelerin, Tarsus'un kuruluşuyla ilgili anlatımları bu du*rumda gerçek olamamaktadır.Mitolojik bilgiler arasında yalnız bir tanesinde, gerçeğin bir dere*ceye kadar gizlenmiş olduğu anlaşılıyor. O da Herakles Sandon'un yani sonuç itibariyle SANDON'un, Tarsus'un kurucusu olmasıdır. M.Ö. 4. asrın başından itibaren, Tarsus sikkeleri üzerinde Sandon (BAL TARZ) yani şehir tanrısı olarak görülmektedir. Sandon'un çok eski bir Kilikya tanrısı olduğu da genellikle kabul edilmektedir. Şehrin kuruluşunun böyle bir tanrıya atfedilmesi, onun tarihin ka*ranlık devirlerinde meydana geldiğini anlatmaktadır. Zira, M.Ö. 9. yüzyılda, Asurlular zamanında. Tarsus bir idare merkezi olarak görüldüğünde, Tarsus'un kuruluşunun ve isminin o tarihten daha eski zamanlara gitmesi gerekmektedir, Tarsus isminin, yine çok eski bir Kilikya tanrısı olan TARHON veya TARKON'dan gelmiş olduğu muhtemeldir. Bu tann Hitit metin*lerinde TARHUNT şeklinde gösterildiği gibi, Hititler zamanında ve daha Önce, Kilikya'nın da dahil bulunduğu ARZAVA Krallığının 4. Amenofis ile siyasî ilişkide bulunduğu prensi TARHUNDARABA ismini taşımaktadır.

Bundan başka Kilikya'da bulunan kitabelerde pek çok TARKU, TARKON ve bu kökle meydana gelen kişi isimlerine rastlanmaktadır.Tarsus'un koruyucu tann Sandon'a izafeten anılmaması şehrin isminin başka bir tanrıdan geldiğinin kanıtıdır. Buna göre şehrin kuruluşunun daha önceki tann olan TARHON'a bağlanması gerekmektedir. Tarsus'un isminin TARHON veya TARKON'dan türemiş olduğunu kabul edersek, bunun daha sonra Asur dilinde TARZI-Aramice'de TARZ, Grekçe'de TERSİ (TEPlIKON) ve nihayet Latince de TARSOS şeklini aldığını görürüz.Selefkoslar, olasılıkla 1. veya II. Antiokhes zamanında kentin adını Kydnos Antiokhiea'sı olarak değiştirirler.Tarsos adı Antiokhos Filopator IX (M.Ö. 113-95) zamanında yeniden kullanılmaya başlanmıştır.

M.Ö. 1. yüzyıl sikkelerinin üstünde Tarsos adı yazılıdır.Roma döneminde, Tarsus çeşitli imparatorlar adına lakaplar almıştır. Bu isim ya da lakaplar imparatorun yaşayışına göre Tarsus'a kısa imtiyazlar tanımıştır. Tarsus yeniden imar edilmiş ve halkın yaşam düzeyini arttırıcı tedbirler alınmıştır. Bu çalışmalardan ve imparatorlann isimlerinden dolayı Tarsus'a verilen lakaplar şöyle sıralanmıştır: Roma İmparatoru İladrianus'tan dolayı HADRLANE, imparator Commodius'dan dolayı KOMMODİANE, Severius'tan do*layı SEVERİANE, Caracalla'dan (M. Aurelius Anloninius) dolayı ANTONİNİANE, Severîus Alexander'den dolayı SEVERİANE, Gordion zamanında da GORDIANE adıyla anılmıştır.

Tarsus ismi Araplar döneminde de değişik isimlerle anılmıştır. Arap kaynaklarında ve doğu kökenli tarihçilerin kitaplarında Tarsus'un ismi ile ilgili birçok açıklamalar vardır. Bunlardan:Ruhul-beyanda: "... O şehir Tarsus'tur. Cahillye devrinde ise EFSUS'tu." diye yazar.Kimi Arap kaynaklannda Tarasus olarak da ifade edilmiştir.'Yazan bilinmeyen el yazması bir kitapta ise Tarsus anlatılırken; "... Ve bunun adı Tevrat'ta Efsus'tur ve İncil'de Arsus'tur. Ve Arap dilince Tarsus'tur." diye bahseder.İslâm ananeleri arasında Tarsus'un, Adem'in oğlu Şii tarafından kurulduğu, kabrinin de Tarsus'ta olduğu efsanesi yer almaktadır

Tarihi

Tarsus, en eski yerlesim yerlerinden biri olup, ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Gözlükule höyügünde yapilan kazi çalismalair sonucunda,insanligin yerlesik düzene geçtikleri ilkçag olan Neolitik Çag’a (M.Ö.5000) ait kalintilar bulunmasi ,kentin çok eski tarihlerde varoldugunu göstermektedir.Bilinen Tarihin her döneminde varolan Tarsus ,daha önce bir liman kenti olması nedeniyle ,tarih boyunca çok sik araliklarla çesitli devletlerin saldirisina ugrayip ,el degistirmiştir.Özellikle Kidnos adiyla taninan bugünkü Tarsus Nehri’nin dogrudan denize döküldügü dönemlerde ,gemiler sehrin içine kadar giriyorlardi.
Tarsus, M.Ö. 1500’den itibaren Hitit, Asur, Pers Makedonya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri’nin hakimiyetine girmiştir.
Bugünkü şehir merkezinde ve civarında halen özellikle Romalilar devrine ait bir çok eser bulunmaktadır.Bu devirlerde Sehir bir ilim merkezi ve üniversite sehri olmustur.
Yıllar boyunca farklı inançlara hizmet eden tarih ve ilim merkezi olarak, dünyanın ilgi odağı olmuştur. Hz. İsa’nın ilk Havarisi Aziz Paul, Daniyal Peygamber, Hz. Muhammed’in müezzini Bilal-ı Habeşi, Harun Reşid’in oğlu Halife Ma’mun ve Antik Çağın ünlü filozofu Aristo, tabiplerin atası Lokman Hekim, Mısır Kraliçesi Kleopatra ve Romalı Komutan Antonius Tarsus’ta yaşamıştır.

Tarsus Heykelleri

Tarsus'un çeşitli yerlerinde pek çok heyekeller var. Gayet ilginç gelmişti bana







Tarsus Kleopatra Kapsı (Deniz Kapısı)

Kleopatra Kapısı, Tarsuslu yerli halkın "Kancık Kapı" olarak adlandırdığı ve günümüze gelebilen tek antik kent kapısıdır. Bizans döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ kapısı, Adana kapısı ve Deniz kapısı bulunuyordu. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tarsus’u anlatırken, bu kapı için “İskele Kapısı” diye yazmıştır. Yapımında kesme taşlar ve horasan harcı kullanılmış, kemeri at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18 m’dir.
İç içe iki surdan oluşan kentte, savaş anında kapılar kapanmaktaydı. Kleopatra kapısı da bu sur kapılarından birisidir. Mısır’ın ünlü Kraliçesi Kleopatra’nın Romalı General Antonius ile Tarsus’da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlükule de büyük bir törenle karşılanarak, Deniz kapısından kente geldikleri söylenir. Bu nedenle Deniz kapısına Kleopatra kapısı da denilmektedir. Deniz kapısı daha sonraki yıllarda yıkılmış, yerine devşirme taşlardan bugünkü kapı yapılmıştır. Son yıllarda yapılan restorasyonla kapının orjinal özelliği kalmamıştır.



Tarsus Şelalesi

Kentin 3 km. kuzeyinde bulunan Tarsus Çayı üzerindedir. Çay buradan 3 ila 5 m.lik yüksekliklerden dökülerek şelaleyi oluşturur. Romalılar döneminde çay kentin ortasından geçmekte, şelalenin bulunduğu alan ise nekropol (mezarlık) olarak kullanılmaktaydı.
Buradaki doğal konglomera yapısı, birçok yerde oyularak kaya mezarları haline getirilmişti. Ancak 6. yüzyılda Bizans imparatoru Justinianus zamanında akarsu yatağının değiştirilmesi ile mezarların bulunduğu alan su altında kalmıştır. Suların yaz aylarında azaldığı dönemlerde şelalenin altındaki mezarlar görülebilmektedir.


Görüntüleme 7625 Yorumlar 4 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 4

Yorumlar

  1. Eski

    Slm

    Ben Sİlİfkeden Şefİka Resİmlerİnİzİ İnceledİm Hepsİ GerÇekten Çok GÜzeldİ Bİ Sİlfkelİ Olarak Memleketİmle Gurur Duyuyorum İlgİnİz Ve EmĞİnİz İÇİn TeŞekkÜrler:)
    permalink
    Posted 12-04-2008 at 16:27 by Kayıtlı Değil
  2. Eski
    Sound_Of_Silence nickli Ayya$'ın avatarı
    ben teşekkür ederim yorum için
    permalink
    Posted 13-04-2008 at 11:51 by Sound_Of_Silence Sound_Of_Silence şu an forumda
  3. Eski

    Süper

    Mağara, obruk, şelale, antik şehirler vs bu tür güzellikleri gezmeye bayılıyorum. Ve fotoğraflar anlatımın çok güzel olmuş. Ellerine sağlık bunları bizlerle paylaştığın için ayrıca teşekkürler. Henüz cennet cehennem obruklarını görmeye fırsatım olmadı fakat inşallah en kısa sürede gidecem:)
    permalink
    Posted 04-07-2008 at 17:00 by Kayıtlı Değil
  4. Eski
    Sound_Of_Silence nickli Ayya$'ın avatarı
    Teşekkürler yorum için. Gerçekten de gezmek ve yeni yerler görmek çok güzel. Keşke elimde daha fazla fırsat ve zaman olsa da hemen her yeri gezip fotoğraflaya bilsem
    permalink
    Posted 04-07-2008 at 20:59 by Sound_Of_Silence Sound_Of_Silence şu an forumda
Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks