Müzik ve uyuşturucu

Ayyas  »  Bloglar  »  cinnet  »  Müzik ve uyuşturucu

Müzik ve uyuşturucu

Posted 19-06-2008 at 09:45 by cinnet
Alper Aksoy, Kültegin Ögel, Sevil Taner

Müzik, tarihin ilk günlerinden beri insanın yanında. Uyuşturucu da yine insanlık tarihi kadar eski. Uyuşturucu ve müzik birbirlerine “yol arkadaşlığı” yapmışlardır. Müziğin kendisinin, şarkı sözlerinin ve müzisyenlerin, uyuşturucuyla tanışıklıkları oldukça fazladır. Tarih boyunca müzik ve uyuşturucu arasında ciddi birliktelik ve benzerlik görüyoruz. Dini törenlerde birlikte kullanıldılar. Günümüzde ise her ikisi de bir eğlence aracı.

Her ikisi de kendinden geçmek, “kafayı bulmak”, günlük sıkıntılardan uzaklaşmak, acılardan ve gerçeklerden kaçmak ve rahatlamak amacıyla da kullanılır. Müzik de, uyuşturucu da ticaretin birer güçlü aracıdır. Müziği de uyuşturucuyu da satanlar büyük karlar elde etmiştir. Gençlik döneminde her ikisine karşı büyük tutku vardır. Ebeveynler çocuklarının dinlediği müziği beğenmezler, sesini açmalarından rahatsız olurlar. Uyuşturucu kullanımı da ebeveynlerin çocukları için duydukları en büyük korkudur. Her ikisi de gençlerle ebeveynler arasında büyük çatışmaların öznesidirler.

Müzikte uyuşturucu

Müzisyenler uyuşturucu ile ilişkilerini şarkılarında dile getirmişlerdir. Bob Dylan kişisel özgürlük ve kaçış arayışını Mr. Tambourine Man isimli şarkıda anlatmıştır, Billy Idol Heroin isimli bir şarkı yapmıştır, Guns and Roses’da Brownstone isimli şarkıda uyuşturucudan söz eder. Marilyn Manson uyuşturucuları sevmediğini, uyuşturucuların onu sevdiğini anlatan bir şarkı yapmıştır, Jefferson Airplane’in White Rabbit isimli şarkısı da uyuşturucuya övgüler düzer…Moonspell’in afyon şarkısında uyuşturucuyu anlatır… “Cure for pain” yani “acı için tedavi” şarkıyı söyleyen grubun adı ise Morphine’dir…

Rockstar ve uyuşturucu

Charlie Parker yani “Bird” ergenlik döneminde geçirdiği bir trafik kazası sonucu hastanede yatarken morfine, daha sonra alkol ve eroine bağımlı olmuştu. Charlie Parker yüksek doz eroinden öldü. Elvis Presley, durmadan konserler verme ve sürekli yollarda olmayla ile baş etmek için amfetamin kullanmaya başladı. Öldüğünde bedeninde 11 değişik uyuşturucu madde olduğu, ölümünün ise kalp aritmisinden meydana geldiği açıklandı.

Bob Dylan uyuşturucuyu da karşı çıkışın simgesi olarak kullandı. Ona “LSD sahnede” denmiştir. Jimi Hendrix, 1970'de Jim Morrison ve Janis Joplin gibi 28 yaşındayken öldü. Ölüm nedeni, aşırı dozda barbiturat alımına bağlı kusarak boğulmaydı. Janis Joplin… “pasaklı” ama patlayan bir yanardağ gibi şarkı söyleyen bu kadın uyuşturucuyu kullanmıyor sanki uyuşturucunun içinde kayboluyordu. Jimi Hendrix’in ölümünden iki hafta sonra tekila, diazem ve eroin aşırı dozuna bağlı olarak 28 yaşında yaşamını kaybetti.

İsmini Aldous Huxley’in halüsinojen deneyimini anlattığı kitabından alan The Doors grubununun solisti Jim Morrison’un asi yaşamında alkol ve haplar büyük yer tutuyordu. Ölümü kalp krizine bağlansa da uyuşturucudan öldüğü hep söylenegeldi. James Brown’un uyuşturucu yüzünden birçok kez polis ile başı derde girdi … David Bowie protestin bir simgesiydi. Önceleri kokain ile adı özdeşleşen Bowie uyuşturucuyu bıraktı. 22 yıldır alkol ya da uyuşturucu madde kullanmıyor.

Iggy Pop “hızlı yaşa genç öl” tarzını benimsemişti. Uyuşturucu bağımlılığı yüzünden tutuklandı ve tedavi gördü. Beatles üyelerinin uyuşturucu bağımlısı olduğuna dair aşikar belirtiler yoktur. Ancak uyuşturucuyla ilişkilerinin olduğu da anlatılır. Bu konuda anlatılan öykülerden birisinde, bir partide Beatles üyeleri LSD kullandıktan sonra grubun George Harrison’un evine gelmesi, Lennon’un LSD etkisi altında Harrison’un evini büyük bir denizaltı olarak görmesi ve bunu sonucu “Yellow Submarine” isimli şarkıyı yazmasıdır. Yine Beatles hitlerinden birisi olan “Lucy In The Sky With Diamonds” isimli şarkının adının LSD’nin baş harflerinden oluşması da bir tesadüf olamaz.

Sid Vicious liseden atıldıktan sonra Sex Pistols grubunu kurdu. Konserlerde bedenini kendi kanıyla boyar, uyuşturucu kullanır, ölümüne içerdi. Önce nancy’i sonra kendisini öldürdü. Eric Clapton, bağımlılığının en kötü günlerinde eroin alabilmek için gitarlarını sattı. Uzun tedaviler sonucu uyuşturucuyu ve alkolü bırakabildi.

Bob Marley’in esrar kullanımı daha çok geleneksel niteliktedir. Marley’in grubundan ayrılan Peter Tosh ise esrarın serbest bırakılması için politik çaba sarf etmiştir. Pink Floyd grubunun kurucularından Syd Barret’ın yüksek dozda LSD kullandığı, buna bağlı psikotik bozukluk geçirdiği ve gruptan ayrılmak zorunda kaldığı çok iyi bilinmektedir. Deep Purple’ın son gitaristi Tommy Bolin’de eroin aşırı dozundan öldü…

Red Hot Chili Peppers’in gitaristi Hill Slovak 26 yaşında eroin aşırı dozundan ölü bulundu. Gitaristin ölümünden sonra grubun vokalisti Anthony Kiedis de uyuşturucu kullanmaya başladı. Slovak’ın yerine gelen John Frusciante’de bir eroin bağımlısıydı. Kurt Cobain mide ağrıları nedeniyle başladığı eroine ciddi derecede bağımlıydı. Yüksek doz eroin aldıktan sonra intihar ederek, dünyadan elini eteğini çekti.

İSYAN

Rock Müziği ve uyuşturucunun temel özellikleri, düzene karşı bir tavır koymalarıdır. Bu apolitik isyan her ikisinin de da temel ögesidir. Uyuşturucu kullanıcısı düzenin yerleşik kurallarını, yasalarını, genel toplumsal kabulleri ret eder. İsyanı hip-hop ya da rap müziğinde de görürüz. Ebeveynlere, topluma ve düzene hakarete varan bu bağırış rock’a benzer özellikler taşır. Ama meşhur olan, para kazanan müzisyenler, düzenin imkanlardan yararlanmayı da ihmal etmezler. Zamanla düzenle bir olurlar.

Kaçmak ve “yolda” olmak

İsyancı için yaşam bir maceradır. Hep bir kaçış halindedir. Motosikletiyle ya da sırtında bir çantayla yollarda gezer. Aidiyet duygusu yoktur. Kaçan kişi uzun bir yoldadır. Yolda olmanın belirtilerini rock ve uyuşturucu için de görmekteyiz.Easy Rider filminde olduğu gibi… Timothy Leary’e göre LSD tribinde mevcut yaşamsal ve mekansal bağlarınızdan koparsınız, yeni bir dünya içinde var olursunuz. Bu, var oluşunuzu anlamanıza yardım edecek bir yolculuğa çıkmanıza yol açar. LSD kullandıktan sonra ortaya çıkan etkilere “yolculuk” veya “trip” adı verilmesi de bu nedenledir. Bazı Pink Floyd şarkılarında olduğu gibi…

Haşin bireycilik ve maceralarla dolu yaşam tarzı ve yaşamı bir yol olarak algılama beatnik tarzını oluşturan temel ögelerdir. “Born To Be Wild” şarkısı bunun için iyi bir örnektir. Baudelaire, kaçışla ilgili düşünceleriyle de Jim Morrison’u etkilemiştir Morrison da yaşamı boyu kaçmış, alkol ve uyuşturucular dışında hiçbir şeye bağlanmamıştır. Rock müzisyenleri, sadece uyuşturucuya bağlanmayı kabullenmiştir.

Her şeyden kaçılır. Özellikle de acılardan. Travmaların acısının döndürülmesi, iyi müziğe ve kimi zaman uyuşturucu kullanımına yol açar. Şiddetli acı ve ondan hiçbir zaman ayrılmayan hazzın doruğuna çıkış rock şarkıcılarının sahne performanslarında sıklıkla nükseder. Led Zeppelin solisti Robert Plant’ta bunu çok net görebiliriz.

Rock serttir…

Rock serttir, erkeksidir, patriyarktır. Acımasızdır, kimi zaman zalimdir. Uyuşturucu kullanımı da erkeklerde, kadınlara göre daha sıktır. Uyuşturucu alt kültürü de aldatmayı, kabalığı, yalnızlığı, sertliği içerir. Müzik yıldızlarının hepsi bir kral ya da kraliçe olurlar sonunda. Zor çocukluk dönemleri geçiren bu yaratıcı insanların belki de hedefleri birer kral olmak ve narsisistik yaralanmalardan korunmaktır. Madde bağımlılarının çocukluk yaşantıları hiç de parlak ve mutlu değildir. Madde kullandıkları zaman kral onlar olur.

“Rock me” şaman!

Pagan dansçılarının uyuşturucu otlar aldıktan sonra yeraltındaki dehlizlere ve mağaralara girdiği ve o şekilde dans ettikleri bilinir. Bunun aslında bir “club” ortamından pek bir farkı olduğu söylenemez. Rave kültüründe kitleler, uyuşturucu ve müzik eşliğinde “kabileler” gibi bir araya gelirler. DJ tören lideridir.

Ergenlik sorunları!

Rock, ergenliğin müziğidir. Ergenliğin hiperaktivizmini taşır. Ergen gibi sonunu veya sonrasını düşünemez. Rock müzik dinlemek ergenin itaatsizliğinin, özgürlüğünü ilan edişinin, isyanının en büyük göstergesidir. Büyümenin sembolüdür. Çatışmaların dışa vurumudur müzik. Uyuşturucu da ergenlik çağında başlayan bir hastalıktır. Aile içi çatışmaların, isyanın, büyümenin bir belirtisi olarak uyuşturucu kullanımını görebiliriz.

Tarihi baştan yazmak

1950’li yıllarda Elvis Presley ile rock’ın ilk temelleri atıldı. Gençler arabalarla dolaşmayı, rahatça flört etmeyi, blucin giymeyi ve sigara içmeyi bu dönemlerde öğrendiler. Beach boys müzikleri gibi… Ancak bu özgürlük hareketi uzun sürmedi ve sıkı bir baskı politikası altında rock ezilip sönükleşti.

Daha sonraki yıllarda özgürlük ve rock hızlı bir ivme kazandı ama ikiye bölündü: Rockerlar ve modlar. Modlar, bütün hafta çalışıp hafta sonunu dans ederek ve amfetamin kullanarak geçiriyorlardı. Kentliliklerini amfetamin iyi yansıtıyordu. Modlar için The Who ve James Brown birer vazgeçilmezdi. The WHO’nun bateristi Keith Moon’da uyuşturucudan öldü…

60’lı yılların başına Amerikan gençliği büyük bir bunalım geçirmeye başlamıştı. Bunun en önemli nedenlerinden birisi muhakkak ki Vietnam savaşıydı. O yıllarda yaşanan siyasal gerginlikler ve bunun toplumsal yansımaları ve sansürler gençliği bıktırdı. Bunun karşılığı “protesto” oldu. Muhalefetin sözcülüğünü bir müzisyen Bob Dylan üstlenmişti. Bob Dylan konserleri ayaklanmaya dönüyordu. Dylan muhalefetini ve sistem karşıtlığını madde kullanımıyla da süsledi.

Bu dönemde LSD olayları yavaşlatan, derin düşünmeyi ve cemaatleşmeyi geliştiren, hülyalı bir aleme taşıyan, daha pasif ve uyuşuk kılan, benlikle dünya arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir madde olarak tercih edildi. Psikedeli çağı böylece başlamış oldu. Psikedeli romantizme ve zen kültürüne yakın bir kültür oluşturdu. Bir anlamda içe dönmeyi yansıttı. Çiçeğe, aşka ve tembelliğe inanan hippiliğin de başlangıç dönemiydi. Vietnama ve ardından soğuk savaşa hep bir isyandı.

LSD’nin yarattığı algı bozukluklarının birer benzeri olan ışık huzmelerinin yarattığı renk cümbüşlerini konserlerinde psikedelinin öncüleri hep kullandı. Pink Floyd bu gruplara iyi bir örnek olarak verilebilir.

Rock müziğin keskinliğini yitirmeye başladığı dönemlerde punk rock küçük barlardan doğdu. Punk rock tüm alışkanlıklara, düzene ve tüketime bir tokat gibiydi. Punk müziğinde saldırganlık ve nihilizm ön plandaydı. İşte bu dönemde eroin dünya gençliği arasında altın çağını yaşamaya başladı. “İsyana devam ama mümkünse yok olsak” demek ister gibiydi gençlik. Sex Pistols bunlar için iyi bir örnektir.

Sinirli,topluma yabancılaşmış, 'kaybetmekten' bıkmış ve artık kaybedecekleri bir şeyin kalmadığına inanan insanlardan oluşan Grunge, Rock’ın şatafatını ret eden, daha ümitsiz ve karamsar bir müzik olarak kendini göstermişti. Eroin alışkanlıkları bu dönemde üst düzeydeydi.

90’ların başında yaşam daha fazla gerçek olmaya başladı. Soğuk savaş bitmiş, dünya küreselleşme rüzgarının etkisi altındaydı. Her şey tek düzeydi. Dünya tek bir renge bürünüyordu. Rekabet yaşam tarzını belirlemeye başlamıştı. Yalnızlık, sosyal izolasyon ve bireyselleşme had safhaya vardı. Müziğin değişmesinin yanında kullanılan uyuşturucular da değişmeye başladı. LSD kullanımı 70’li yıllara oranla azalırken ecstasy kullanımında artma başladı

Tüm bunlar “rave” adı verilen yeni bir kültürü doğurdu. Techno, acid house böylece tarihteki yerini aldı. Tek düze ve yüksek hızdaki bu müzik sayesinde kendinden geçme, uzamsal ve zamansal bağın kaybolması kolaylaşıyor, farklı bir boyuta geçiş hızlanıyordu. Rave bir anlamda psikedelik akımın küresel ve narsisistik geri dönüşüydü.

Bu müziğe eşlik edecek uyuşturucu ecstasy oldu. Techno eşliğinde tek başına dans eden kişi sosyal izolasyonunu ecstasy’nin sınırları ortadan kaldırıcı etkisiyle yok etmeye çalışıyordu. Egonun gücü azalıyor, dans kolektif bir devinim halini alıyordu. Yorulmadan dans etme becerisi kazanmak diğer bireylerle rekabeti kolaylaştırıyordu. İşte bu yüzden 1900’lü yılların başında keşfedilen ecstasy, toplumdaki yerini 1990’lı yıllarda alıyordu.

Uyuşturucuların etkisinin geçmesiyle sabaha karşı oluşan kendine gelme duygusuna eşlik edecek müzik türü ise New Age House, Ambient House ya da Chill Out’tu. Ambient müzikte amaç dinlenmek ve sakinleşmek değil uçmayı hissedebilmekti.Bu müziklerle birlikte ecstasy sonrası “yumuşak geçişi sağlamak” için esrar kullanımı da dikkati çekiyordu.

Tarih devam ediyor. Müzik ve uyuşturucunun yolculuğu da, toplumsal gelişmelerin izinde devam edecek ama muhakkak yeni şekiller, davranışlar, anlatımlar bulacaktır. Ancak uyuşturucuyla, müziğin ritminin ve melodisinin bozulmasını, peşinden koştuğumuz müzisyenlerin uyuşturucu yüzünden ölerek bizden ayrılmasını istemiyoruz. Müzik ve yaşam özgürlüktür…

Kategori Etiketlenmemiş
Görüntüleme 218 Yorumlar 3 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 3

Yorumlar

  1. Eski
    Recnes nickli Ayya$'ın avatarı
    Janis Joplin uyuşturucu kullanmayın diye diye kendisini heba etti gerçi ama sonuçta yine de kendisi bu boku yemekten öldü. Yazık. Kendi dediğine kendisi uyabilseydi biraz hala yaşıyor olabilirdi.
    permalink
    Posted 19-06-2008 at 20:38 by Recnes Recnes şu an forumda değil
  2. Eski
    donanna nickli Ayya$'ın avatarı
    sanki kablarına sığamıyorlar..düşünceleri beyinlerini kemiriyormuş gibi.Sanki uyuşturucu kullanınca kendilerine ait bir dünya kuruyorlar ve daha üretken bir hale geliyorlar..ayık kafayla kimsenin onları anlamadığına inanıyorlar ve sık sık kendi yarattıkları o hayal dünyasına gitme ihtiyacı duyuyorlar sonrada bundan vazgeçemiyorlar Janis Joplin, Jim Morrison hep aynı nedenlerden erkenden hayata veda etti..The Doors filmi beni gerçekten çok etkilemişti.
    permalink
    Posted 19-06-2008 at 21:08 by donanna donanna şu an forumda değil
  3. Eski
    Lizard King nickli Ayya$'ın avatarı
    permalink
    Posted 19-06-2008 at 22:37 by Lizard King Lizard King şu an forumda değil
Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks