Şişman
Posted 03-08-2008 at 12:33 by ansaneri
Varol..Varol..Varooooll..normal zamanlarda annesini beş dakika daha yatakta kalabilmesi için ikna etmeye çalışırdı..fakat bugün haftanın o en özel günüydü..beden eğitimi dersi vardı ve geçen haftaki maç şaibeli bir beraberlikle sonuçlanmıştı..yatak odasının hemen karşısındaki çok yaşlı,çok sert ve çok hasta bir kadına ait olan ve tamamen sahibinin özelliklerini barındıran bina gökyüzünü görmesini engelliyordu..koşarak oturma odasına geçti..perdeyi ve güneşliği çeker çekmez gözleri kamaştı..yağmur yağmamıştı ve hava beklediğinden daha güzeldi..sıkı bir maç bekliyordu..
Sabah haberleri izlenirken ailece edilen kahvaltının önemi büyüktü..orta sınıf aileler,televizyon filmlerinde izledikleri bir üst sınıftan olan ailelere en çok sabah kahvaltılarında benzeyebiliyorlardı..öğle yemeklerinde herkes başının çaresine bakardı,akşam yemeklerinde ise yeterince et olmayan bol sulu yemekler yenilirdi..ama sabah kahvaltıları, haberler ve gazeteler sayesinde her sabah ayrı bir reklam filmi çevrilebilirdi..‘fazla ekmek yeme’ dedi annesi..oysa Varol’un iştahı her zamanki gibi yerindeydi..sanki doyduğu anda o sofradaki mutluluk da tükenmiş olacaktı..ergenlik dönemi buhranlarını bir türlü atlayamayan ablası ile ağız şapırtısı üzerine başlayan bir kavga sebebiyle kahvaltıyı sonlandırdı..zaten okula gitmesi de gerekiyordu..çantasını dün geceden hazırlamış olduğu için kendisiyle gurur duydu…ve coşkuyla kapıya yöneldi..Hiroşima ne çok şey öğretmişti bize..her mağlubun bir atom bombası olmalıydı..arkadan ablasının son söylediklerini duyarak evden çıktı; ‘şişko’
Sokağa tam saatinde çıktığını fark etti..kırtasiyeci fahri amca gazeteliği camekanın önüne yerleştirmekle meşguldü ,bakkal engin abi ise cipsliği..onlara günaydın dedikten sonra hızını arttırmaya gayret etti..pastaneci şeref abi ile karşılaşmak istemiyordu..gereksiz el şakaları ve her gün aynısı tekrarlanan esprilerle uğraşmaya niyetli değildi..pastanenin önünden geçmişti ki karşısına çıktı şerif abi, neyse ki imalathaneden geliyordu ve omzunda ince uzun siyah bir tepsiye dizilmiş ve yeterince çekici kokan pastalarını taşıyordu.. ‘oo yarım dünya geç mi kaldın’..onaylarcasına hızını biraz daha arttırdı..artık güne buruk acılar biriktirerek başlayabilirdi..her şey normaldi..
Sabahleyin ilk iki ders günün en zor geçen dersleriydi..ne öğle arası heyecanı ne de okulun bitmesi üzerine bir telaş vardı..üstelik bu dersler tarih olunca iştahı bile kaçabiliyordu Varol’un..zaten okula da herkes gidiyor diye gitmiyor muydu, ha bir de teneffüs araları gayet eğlenceliydi..ancak ergenliğe girilmeye başlanan şu dönemlerde arkadaşlarından gitgide uzaklaşıyordu Varol..herkes başka birinin canını yakmak için fırsat kolluyordu,bir söz,bir hakaret, olmadı bir kavga..ergenlik döneminde büyüklerden özenilerek elde edilen bu karakter,eline geçirdiği her fırsatı kullanmasını bir ömür boyunca sürdürürdü artık..Varol ise parklardan,futbol sahalarından yavaş yavaş kopan arkadaşlarını gördükçe ‘ben asla büyümeyeceğim’ diyordu içten içe..zaten cinsel objelerin tartışmaya açıldığı bu yeni ortamda Varol hem seksi olmadığının farkındaydı hem de her konunun dönüp dolaşıp onun şişmanlığıyla mutlu sona bağlanılması canını sıkıyordu..
İlk teneffüs arasını mahallesinden de arkadaşı olan çocukların yanında geçirdi..tabii ki konu beden eğitimi dersindeki maçtı..yada Varol öyle umuyordu..bahçede,büstün yanında duran kızlara bakarak volta atıyorlardı..garip bir kutlama havası hakimdi gruba..sanki mahalle maçında rakip takımı hezimete uğratmışlardı..yanlarına yaklaştığında seslerinin azaldığını fark etti..gruplara özel dayanışma,konuyu daha da anlamlı kılmıştı böylece..Ancak Varol pasif direniş gösterince O’nun varlığına alıştıktan sonra konuya kaldıkları yerden devam ettiler..alt dönemdeki kızlardan birisi Halil ile tanışmak için haber göndermişmiş..Halil de grubunu toplayıp,onlar üzerindeki iktidarını pekiştirmek ve hayatının geri kalanını kapsayacak sohbet konuları geliştirmek istemişti..Varol için ise karmaşık bir durumdu bu..Halil kadar güzel futbol oynayabilirdi..üstelik kuzeni Varol’a çok matrak bir çocuk olduğunu ve ileride kızların ona bayılacağını söylemişti..kuzeni Varol’dan yeterince ilerideydi,ona güvenebilirdi..Halil’e alt dönem kızlardan haber gönderilirken Varol’ a neden sadece müdür odasından haberler gönderilirdi..herkes tarafından dışlanan bedeni Varol için de bir tehdit miydi..mizahı da kendisi gibi geri kalmış bir toplumda bedeni için söylenenleri bir şekilde kabullenmişti..ancak bunlar kendi içinden,benliğinden başka bir ses tarafından söylenince içi ürpermişti..kaç kişi vardı içeride?.. ‘hadi olum vinç mi çağıralım seni kaldırmak için’ ders çoktan başlamıştı..
Ders sırasında yine düşüncelere daldı Varol..genellikle hayal kurardı fakat bu aralar daha çok düşünmek ile meşguldü..sonraları hayal kurmayı o sıralar unuttuğunun farkına varacak ve kendisiyle hiç bitmeyen hesaplaşmasında yeni bir cephe daha açacaktı..teneffüste olanları düşündü ..kıskançlık olmadığını ümit etti,çünkü herkes lanetlerdi bu duyguyu ve ne olduğundan henüz modern edebiyattaki anlamıyla haberi yoktu..kötü bir şeydi muhtemelen.. duygularının kıskançlık olmadığını gösteren pek çok delil de vardı..mesela Halil’i veya o kızı veya Rüya’yı (bu gidişle birazdan ondan da bahsedeceğiz) düşünmemişti..kendi halini düşünmüştü (bencillik,kıskançlıktan da beter ama kim daha iyi bir alternatif önerebilir ki)..korkmuştu, gerçekten..hiç istemediği bir şey başına gelmişti.. büyüyordu..bunu fark etmişti çünkü daha önceleri de kendisiyle çelişkiler yaşamıştı..fakat böylesi değildi..örneğin erik toplamaya gidildiği zamanlar o ağaca çıkmaması gerektiğini bilirdi..çünkü yeterince kalabalıktı ve onun cüssesi, tü tü tü maşallah, hayli yer kaplardı..yada uzun eşeklerde herkes Varol’u ve diğer şişmanları seçmek isterken,diğer şişmanlar gururla durumun keyfini çıkarır, Varol ise cüssesinin ağırlığını pozitif bir anlamda da olsa fazlasıyla hissederdi..zamanla bu durum gözlem,kontrol etme ve önceden önlem alma gibi özellikler kazandırmıştı Varol’a.. hoşuna gitmeyecek bir tepki ile karşılaşmak istemiyorsa daha geniş bakmalıydı olaylara..ve bu yüzden de kendi sesini dinlemeliydi..düşünmeden,karar vermeden atılabilecek bir adım uyarılar ya da alaylarla sonuçlanabilirdi..acı,ruhu olgunlaştırırdı..ve Varol arkadaşlarından çok daha önce olgunlaşmıştı..fakat o büyümek istemiyordu..büyümek başka bir şeydi..
Teneffüs zili çalmasaydı Varol’un hayatının geri kalanında da sürecek olan monolog’u kesintiye uğramayacaktı..Bu teneffüste Halil’lerin yanına uğramaya niyeti yoktu..payına düşeni almıştı..yine de neşesi yerinde sayılırdı..toplu halde koridorlara,merdivenlere, kantine doğru koşuştururken faaliyet gösteren hormonları onu biraz olsun rahatlatmıştı..kantindeki sıra ona gelince içinde pirinç patlağı bulunan,karamelli garip bir çikolata aldı..etrafına bakındı,tekrar bakındı..köşede her ikinci teneffüste çift kaşarlı tostlarını yiyen Onur ve arkadaşlarına katıldı..konu yine alt sınıftan bir kızdı..fakat içerik bakımından birkaç bölüm ilerideydi..Onur, tiyatrocu olacağı zamanlardaki kadar yapay bir sesle macerasını bir efsane şeklinde anlatıyordu..Halil’lerdeki durumdan biraz daha farklı olarak bir iktidar sağlama hali yoktu..bir kademe daha üst sınıftan ailelerin çocukları oldukları için kendi içlerindeki egoların iktidarı altındaydılar..başka bir iktidar kaldıracak halleri yoktu..bulundukları duruma belki ‘hava atma’ yada tarzlarına biraz daha uygun olarak ‘böbürlenme’ denilebilirdi..bu kişiler de bir ömür boyu ‘böbür’ olarak kalırlardı..hikayenin sonu gelecek gibi değildi..sohbet gittikçe ‘koyu’laşıyordu.. Onur, bir devre alt kızın göğüsleri ile olan münasebetini, Varol’unkiler üzerinden tasvir etmeye başladı ve Varol’un daha büyük memelere sahip olduğuna karar verdi..grup halinde atılan kahkahalarla bu durum ayriyeten tastiklendi..insanların güçsüzlere,farklı olanlara,sayısı az olanlara tavırlarını gördükçe sonraları öğreneceği Horatius’un deyişine* o dönemlerde rastlamadığı için kendini şanslı sayacaktı..zor bir dönemdi..arkadaşlarıyla olan ilişkisinde gittikçe daha dar bir alana sürükleniyordu..eskiden de alaylarla karşılaşırdı karşılaşmasına..ancak bundan sonrası alaycılıkla tanımlanamayacak kadar ciddiydi..insanların davranışlarına verilebilecek tek isim olabilirdi ; ayrımcılık..aslında gelecekte koyacaktı bu sıfatı, fakat o dönemlerde de az çok farkındaydı..nasıl olmayabilirdi ki..annesi,ablası, arkadaşları, akrabaları, tanıdıkları, tanımadıkları,kızlar,erkekler..herkes kızgın olduğu, neşeli olduğu, şüpheli olduğu, üzgün olduğu, tedirgin olduğu vs.. zamanlarda Varol’u incitmek için şişmanlığı üzerinden bir aşağılamaya başvuruyordu..ayrımcılığın bir ilkesi yoktu nede olsa..etnik de olsa, dinsel de olsa, cinsel de olsa, fiziksel de olsa bir ötekileştirme, dışlama haliydi..ayrımcılığa uğratanlar hep çoğunluktaydı, güçlüydü ve nedense ‘haklı’ydı..ötekilere ise tahammül edilmesi gereken topluluk üyeleriydi..bu sıralananlar çoğunlukta olanların bahanesi olduğu kadar ayrımcılığa uğrayanların da ortak belleğiydi..ve siyasi düşünceler ortak bir bellek olmadan şekillenemezdi..işte Varol da ileride siyasi düşünce tartışmalarının en hararetlisi olan ‘devrim’ tartışmaları yapacağı zamanlarda ‘en zor devrim insanın kendi içinde gerçekleştirmesi gereken devrimdir’ derdi ve eklerdi ‘devrim yapılmaz,devrim olunur’*..çoğunlukta olanlar ise belleklerini varoluşsal bir yaşam süzgecinden geçirmedikleri için,en radikalinden bir siyasi düşünceye sahip olsalar dahi, onu yaşayamaz, sadece konuşurlardı..insan yaşadığı ölçüde ayrımcılığa uğrayanları hissederdi ve ayrımcılığa uğrayanları hissettiği ölçüde yaşardı..Varol, ayrımcılığa uğramış bir şişmandı…
Siyasi kişiliğinin ip uçlarından birisini geçen haftaki Türkçe dersinde vermişti ve bu yüzden bu haftaki derste okuma parçasının tamamını okuması gerekecekti..Türkçe öğretmeni hazırlıksız konuşma alıştırmaları yaparken Varol’u şöyle bir süzüp,hafif bir tebessümle ‘sende bize açlıktan bahset ho ho ho’ demişti..belki gerçekten açlık nedir bilmeyişinden, belki hocasına sınıfta yaptığı propagandayı yutmuyor olduğunu göstermek isteyişinden,belki de her ikisinin de etkisinden dolayı tv de izlemiş olduğu Somali’de açlık çekenlerden bahsetmişti..üstüne bir de pek çok Laz gibi tez canlı ve yaşama sevinci dolu dayısının söylediklerinden en kaba haliyle hatırladığı kadarıyla sömürmek ve ‘enteryalizm’ gibi terimler de kullanmıştı..Türkçe dersi bir önceki teneffüsten de berbat geçti..
Öğle arası nispeten daha rahat geçti..maç saatine gittikçe yaklaşıldığından olasılıklar tartışılmaya,taktikler geliştirilmeye başlanmıştı..Varol da bu olasılıkların merkezlerinden birisiydi..şişman bedenine rağmen pek çok arkadaşından hızlı koşabilir, refleks gösterebilirdi ve iyi de bir teknik geliştirmişti..fakat tüm bunlar okul takımında kaleciliğe kadar düşmesine (üstelikte yedek) engel olmamıştı..o şişmandı ve hayatın normallere göre düzenlenmiş belirli kuralları vardı..ve herkesin mutlaka bir normali olmalıydı..normaller için düzenlemiş kurallar,ancak filmlerde (filmler dediysem Hollywood filmleri veya türevleri) bozulabilirdi..eski yapım filmlerde zengin kızlar asla kendi muhitlerinden birilerine aşık olmazlardı mesela..bu sınıfsal bir yasaktı..ne de olsa biz imtiyazsız ve kaynaşmış bir kitleydik..var olmayan bir normallik ancak sinemayla anlatılabilirdi toplumlara..oysa ormanda bir kamp yapıldığı sırada hayaletler, canavarlar,psikopatlar artık kimlerse,önce gözlüklü ve sivilceli olanları,sonra da şişman olanları ortadan kaldırırlardı..geriye sadece güzel ve normal olanlar kalırdı..biz de kerevetine çıkardık..fakat yeni dönem filmleri başarı hikayelerine,imkansızlıklara daha bir önem verir oldu..eldeki konuların tükendiğinden midir yoksa obezite ile birlikte dönüşüme uğrayan yeni hedef kitlesi seyirciden sebep midir bilinmez, şişmanlara da başrol verilmeye başlandı..artık esas kıza aşık,tombul ve sevimli yardımcı erkek oyuncu değil,kendisine has karizmaya sahip,şişman jöndü seyirci (Bud Spencer ve Terence Hill filmlerinden de bu dönüşüm takip edilebilir)..Ne yazık ki Varol da yutmuştu bu normalleştirmeleri..fakat filmlerde dönüşüme uğrayan bir takım kuralların gerçek hayatta,özellikle söz konusu ergenlik çağlarıysa,hiçbir kıymeti yoktu..normallere göre düzenlenen kurallar sokakta, okulda, futbolda aşkta hep aynıydı..yada lafı dolandırmadan söyleyecek olursak Rüya ile Varol’un bildiğimiz yaşam tarzları içerisinde hiçbir şansı olamazdı..
Şişman olduğu için değil elbette, empati yapabilmeyi öğrendiği için kocaman bir yüreği vardı Varol’un..farklılığının kimsenin hayatına etki etmemesi için kendi bakış açısından önce diğerlerinin bakış açılarını gözetmek durumundaydı..bir süredir de Rüya odaklı empati geliştirmeye çalışıyordu..Acaba?..Rüya, Varol hakkında ne düşünüyordu ki..daha da önemlisi Rüya herhangi bir şey düşünmüş müydü Varol hakkında..şu aralar Varol’un bir diğer kafa yorduğu konu insanlığın neden var olduğuydu yani Varol’un da adını taşıyan ‘Varoluşçuluk’..pek bir fikri yoktu Varol’un..sadece insanoğlunun varlığını bir mucize olarak nitelendiriyordu..nefes alıyorduk, şarkı söylüyorduk ve aşık oluyorduk..bundan büyük mucize mi olurdu..böyle böyle alıştırmıştı kendini mucizelere,bazen de örneğimizdeki gibi inandırmıştı, bir yanı neden olmasın diyordu..Rüya, Varol’un taa içini görse, ah bir görse orada hiç büyümeyecek olan çocuğu..vazgeçebilir miydi ki Varol’dan..bir yanı ise realistti..eğer Varol, Rüya’nın teninin ve gözlerinin güzelliğinde bir ruh bulabiliyorsa..Rüya da kendince güzelliklerde arardı aynı ruhu..1.85 boyunda, George Clooney bozması bir delikanlı baştan aşağıya ‘ruh’larla dolu olabilirdi mesela..Varol’u ise en iyi ihtimalle ‘kanka’sının nerde olduğunu sormak için arardı..tekrar etmekte fayda var; hayat her zaman herkes tarafından bilinen, olması gerekenlerin olduğu rutinliklerden ibaretti..Utku, uzun boyunun avantajını iyi kullanmıştı..belki de diğer şişmanlar doğru olanı yapıyorlardı..ortalığa neşeler saçarak normallerin arasında yer edinmek, aşık bile olamadan aşk acısı çekmekten daha insaflıydı..varlığı normallerin varlığına armağan olsundu..birisi Varol’a aşkı yeniden anlatmalıydı...
Sonunda beden eğitimi dersi gelip çatmıştı..kadrolar hazırlanmış,futbol topunun havası bir önceki teneffüste şişirilmişti..Ön bahçeye bakan pencereler tıklım tıklım dolacağından bütün oyuncular kramponlarını parlatmakla meşguldü..Dünyanın en zengin kulüplerinin yine dünyanın en zengin futbolcularına ait isimlerin de bulunduğu cırtlak renklere sahip formaları, evvel ki akşamdan yıkanmış ve soyunma odasını Vernel bahar esintisi kokusu doldurmuştu..Kendi dünyalarında uzun bir süre daha meşin yuvarlağın etrafında dönecek olan bu çocuklar küçük bir detayı gözden kaçırıyorlardı..O hafta derslerine yeni bir beden eğitimi öğretmeni atanmıştı..bu detayı atlamışlardı çünkü beden eğitimi öğretmeni Ticaret Lisesi’nden geliyordu ve söylenceye göre o da beden eğitimi derslerini, beceremediği futbolculuk kariyeri egosunu tatmin etmek amacıyla,çift kale meydan savaşı olarak kullanıyordu. Sahaya inilmiş,ders zili çalmak üzereyken yeni beden eğitimi öğretmeni kararlı adımlarla yürüyen tabur komutanı edasını sakınmaya gerek duymadan çıkagelmişti..anlaşılan geldiği bu yeni okulda farklı bir kimliğe bürünecek, öğrencileri hizaya getiren, üstelik yediği bu halt yüzünden saygı bekleyen hocalar sınıfına terfi edecekti..korku dolu bekleyiş boşuna değildi..bundan sonra beden eğitimi derslerinde önceleri 23 Nisan sonraları da 19 Mayıs çalışmaları yapılacaktı..Bu süre içerisinde başka bir milli bayram eklenirse ona da hazırlık yapılabilirdi.Artık okulda okumanın da bir anlamı kalmamıştı..bundan daha kötü bir haber olabilir miydi?evet olabilirdi..20. yüzyılın başlarında doğmuş olsa muhtemelen Nazi yanlısı olacak olan yeni beden eğitimi öğretmeni, sınıfın tescilli şişmanlarını, vezirlerinden bir kaçının saltanatına son verilmiş satranç odasına (Auschwitz!) göndermişti..Ari ırk yaratmak için bu da bir başlangıç sayılabilirdi..şişmanlar satranç odasında birbirlerine bakıp utansın, arkadaşları uygun adım çocukluktan Vandallığa geçsindi..Her 23 Nisan’da dünyayı kendilerine benzetilecek olan çocuklara verirlerdi.Çocuklar hakimiyetin kimlerde olduğunu belki o yaşlarda çözemeyeceklerdi..Fakat hakimiyetin millette olmadığı çocukları dahi kandıramayacak bir gerçeklikti..Varol ise belki de katılamadığı nice bayramlar sayesinde çocuk kalmayı başarabilen ender yetişkinlerden olacaktı (çocuklaşma ile çocuk kalma da karıştırılmamalı). Düş kurma yetisi sayesinde başka bir dünya hayalinin peşini hiç bırakmayacaktı Varol..Bunun olabilmesi için de yaşamın en olmadık anlarında dahi başka bir Varol’un gerekliliğini öğrenecekti.Ancak öncelikle onu kendi bedenine yabancılaştırmaya çalışan toplumsal düzene bir çift sözü vardı..
1* Odi profanum vulgus et arceo. - İnsan sürüsünden nefret ediyor ve uzak duruyorum. (Horatius)
2* Ursula L. Gulin’in Mülksüzler romanında da bu cümle geçmektedir..
Sabah haberleri izlenirken ailece edilen kahvaltının önemi büyüktü..orta sınıf aileler,televizyon filmlerinde izledikleri bir üst sınıftan olan ailelere en çok sabah kahvaltılarında benzeyebiliyorlardı..öğle yemeklerinde herkes başının çaresine bakardı,akşam yemeklerinde ise yeterince et olmayan bol sulu yemekler yenilirdi..ama sabah kahvaltıları, haberler ve gazeteler sayesinde her sabah ayrı bir reklam filmi çevrilebilirdi..‘fazla ekmek yeme’ dedi annesi..oysa Varol’un iştahı her zamanki gibi yerindeydi..sanki doyduğu anda o sofradaki mutluluk da tükenmiş olacaktı..ergenlik dönemi buhranlarını bir türlü atlayamayan ablası ile ağız şapırtısı üzerine başlayan bir kavga sebebiyle kahvaltıyı sonlandırdı..zaten okula gitmesi de gerekiyordu..çantasını dün geceden hazırlamış olduğu için kendisiyle gurur duydu…ve coşkuyla kapıya yöneldi..Hiroşima ne çok şey öğretmişti bize..her mağlubun bir atom bombası olmalıydı..arkadan ablasının son söylediklerini duyarak evden çıktı; ‘şişko’
Sokağa tam saatinde çıktığını fark etti..kırtasiyeci fahri amca gazeteliği camekanın önüne yerleştirmekle meşguldü ,bakkal engin abi ise cipsliği..onlara günaydın dedikten sonra hızını arttırmaya gayret etti..pastaneci şeref abi ile karşılaşmak istemiyordu..gereksiz el şakaları ve her gün aynısı tekrarlanan esprilerle uğraşmaya niyetli değildi..pastanenin önünden geçmişti ki karşısına çıktı şerif abi, neyse ki imalathaneden geliyordu ve omzunda ince uzun siyah bir tepsiye dizilmiş ve yeterince çekici kokan pastalarını taşıyordu.. ‘oo yarım dünya geç mi kaldın’..onaylarcasına hızını biraz daha arttırdı..artık güne buruk acılar biriktirerek başlayabilirdi..her şey normaldi..
Sabahleyin ilk iki ders günün en zor geçen dersleriydi..ne öğle arası heyecanı ne de okulun bitmesi üzerine bir telaş vardı..üstelik bu dersler tarih olunca iştahı bile kaçabiliyordu Varol’un..zaten okula da herkes gidiyor diye gitmiyor muydu, ha bir de teneffüs araları gayet eğlenceliydi..ancak ergenliğe girilmeye başlanan şu dönemlerde arkadaşlarından gitgide uzaklaşıyordu Varol..herkes başka birinin canını yakmak için fırsat kolluyordu,bir söz,bir hakaret, olmadı bir kavga..ergenlik döneminde büyüklerden özenilerek elde edilen bu karakter,eline geçirdiği her fırsatı kullanmasını bir ömür boyunca sürdürürdü artık..Varol ise parklardan,futbol sahalarından yavaş yavaş kopan arkadaşlarını gördükçe ‘ben asla büyümeyeceğim’ diyordu içten içe..zaten cinsel objelerin tartışmaya açıldığı bu yeni ortamda Varol hem seksi olmadığının farkındaydı hem de her konunun dönüp dolaşıp onun şişmanlığıyla mutlu sona bağlanılması canını sıkıyordu..
İlk teneffüs arasını mahallesinden de arkadaşı olan çocukların yanında geçirdi..tabii ki konu beden eğitimi dersindeki maçtı..yada Varol öyle umuyordu..bahçede,büstün yanında duran kızlara bakarak volta atıyorlardı..garip bir kutlama havası hakimdi gruba..sanki mahalle maçında rakip takımı hezimete uğratmışlardı..yanlarına yaklaştığında seslerinin azaldığını fark etti..gruplara özel dayanışma,konuyu daha da anlamlı kılmıştı böylece..Ancak Varol pasif direniş gösterince O’nun varlığına alıştıktan sonra konuya kaldıkları yerden devam ettiler..alt dönemdeki kızlardan birisi Halil ile tanışmak için haber göndermişmiş..Halil de grubunu toplayıp,onlar üzerindeki iktidarını pekiştirmek ve hayatının geri kalanını kapsayacak sohbet konuları geliştirmek istemişti..Varol için ise karmaşık bir durumdu bu..Halil kadar güzel futbol oynayabilirdi..üstelik kuzeni Varol’a çok matrak bir çocuk olduğunu ve ileride kızların ona bayılacağını söylemişti..kuzeni Varol’dan yeterince ilerideydi,ona güvenebilirdi..Halil’e alt dönem kızlardan haber gönderilirken Varol’ a neden sadece müdür odasından haberler gönderilirdi..herkes tarafından dışlanan bedeni Varol için de bir tehdit miydi..mizahı da kendisi gibi geri kalmış bir toplumda bedeni için söylenenleri bir şekilde kabullenmişti..ancak bunlar kendi içinden,benliğinden başka bir ses tarafından söylenince içi ürpermişti..kaç kişi vardı içeride?.. ‘hadi olum vinç mi çağıralım seni kaldırmak için’ ders çoktan başlamıştı..
Ders sırasında yine düşüncelere daldı Varol..genellikle hayal kurardı fakat bu aralar daha çok düşünmek ile meşguldü..sonraları hayal kurmayı o sıralar unuttuğunun farkına varacak ve kendisiyle hiç bitmeyen hesaplaşmasında yeni bir cephe daha açacaktı..teneffüste olanları düşündü ..kıskançlık olmadığını ümit etti,çünkü herkes lanetlerdi bu duyguyu ve ne olduğundan henüz modern edebiyattaki anlamıyla haberi yoktu..kötü bir şeydi muhtemelen.. duygularının kıskançlık olmadığını gösteren pek çok delil de vardı..mesela Halil’i veya o kızı veya Rüya’yı (bu gidişle birazdan ondan da bahsedeceğiz) düşünmemişti..kendi halini düşünmüştü (bencillik,kıskançlıktan da beter ama kim daha iyi bir alternatif önerebilir ki)..korkmuştu, gerçekten..hiç istemediği bir şey başına gelmişti.. büyüyordu..bunu fark etmişti çünkü daha önceleri de kendisiyle çelişkiler yaşamıştı..fakat böylesi değildi..örneğin erik toplamaya gidildiği zamanlar o ağaca çıkmaması gerektiğini bilirdi..çünkü yeterince kalabalıktı ve onun cüssesi, tü tü tü maşallah, hayli yer kaplardı..yada uzun eşeklerde herkes Varol’u ve diğer şişmanları seçmek isterken,diğer şişmanlar gururla durumun keyfini çıkarır, Varol ise cüssesinin ağırlığını pozitif bir anlamda da olsa fazlasıyla hissederdi..zamanla bu durum gözlem,kontrol etme ve önceden önlem alma gibi özellikler kazandırmıştı Varol’a.. hoşuna gitmeyecek bir tepki ile karşılaşmak istemiyorsa daha geniş bakmalıydı olaylara..ve bu yüzden de kendi sesini dinlemeliydi..düşünmeden,karar vermeden atılabilecek bir adım uyarılar ya da alaylarla sonuçlanabilirdi..acı,ruhu olgunlaştırırdı..ve Varol arkadaşlarından çok daha önce olgunlaşmıştı..fakat o büyümek istemiyordu..büyümek başka bir şeydi..
Teneffüs zili çalmasaydı Varol’un hayatının geri kalanında da sürecek olan monolog’u kesintiye uğramayacaktı..Bu teneffüste Halil’lerin yanına uğramaya niyeti yoktu..payına düşeni almıştı..yine de neşesi yerinde sayılırdı..toplu halde koridorlara,merdivenlere, kantine doğru koşuştururken faaliyet gösteren hormonları onu biraz olsun rahatlatmıştı..kantindeki sıra ona gelince içinde pirinç patlağı bulunan,karamelli garip bir çikolata aldı..etrafına bakındı,tekrar bakındı..köşede her ikinci teneffüste çift kaşarlı tostlarını yiyen Onur ve arkadaşlarına katıldı..konu yine alt sınıftan bir kızdı..fakat içerik bakımından birkaç bölüm ilerideydi..Onur, tiyatrocu olacağı zamanlardaki kadar yapay bir sesle macerasını bir efsane şeklinde anlatıyordu..Halil’lerdeki durumdan biraz daha farklı olarak bir iktidar sağlama hali yoktu..bir kademe daha üst sınıftan ailelerin çocukları oldukları için kendi içlerindeki egoların iktidarı altındaydılar..başka bir iktidar kaldıracak halleri yoktu..bulundukları duruma belki ‘hava atma’ yada tarzlarına biraz daha uygun olarak ‘böbürlenme’ denilebilirdi..bu kişiler de bir ömür boyu ‘böbür’ olarak kalırlardı..hikayenin sonu gelecek gibi değildi..sohbet gittikçe ‘koyu’laşıyordu.. Onur, bir devre alt kızın göğüsleri ile olan münasebetini, Varol’unkiler üzerinden tasvir etmeye başladı ve Varol’un daha büyük memelere sahip olduğuna karar verdi..grup halinde atılan kahkahalarla bu durum ayriyeten tastiklendi..insanların güçsüzlere,farklı olanlara,sayısı az olanlara tavırlarını gördükçe sonraları öğreneceği Horatius’un deyişine* o dönemlerde rastlamadığı için kendini şanslı sayacaktı..zor bir dönemdi..arkadaşlarıyla olan ilişkisinde gittikçe daha dar bir alana sürükleniyordu..eskiden de alaylarla karşılaşırdı karşılaşmasına..ancak bundan sonrası alaycılıkla tanımlanamayacak kadar ciddiydi..insanların davranışlarına verilebilecek tek isim olabilirdi ; ayrımcılık..aslında gelecekte koyacaktı bu sıfatı, fakat o dönemlerde de az çok farkındaydı..nasıl olmayabilirdi ki..annesi,ablası, arkadaşları, akrabaları, tanıdıkları, tanımadıkları,kızlar,erkekler..herkes kızgın olduğu, neşeli olduğu, şüpheli olduğu, üzgün olduğu, tedirgin olduğu vs.. zamanlarda Varol’u incitmek için şişmanlığı üzerinden bir aşağılamaya başvuruyordu..ayrımcılığın bir ilkesi yoktu nede olsa..etnik de olsa, dinsel de olsa, cinsel de olsa, fiziksel de olsa bir ötekileştirme, dışlama haliydi..ayrımcılığa uğratanlar hep çoğunluktaydı, güçlüydü ve nedense ‘haklı’ydı..ötekilere ise tahammül edilmesi gereken topluluk üyeleriydi..bu sıralananlar çoğunlukta olanların bahanesi olduğu kadar ayrımcılığa uğrayanların da ortak belleğiydi..ve siyasi düşünceler ortak bir bellek olmadan şekillenemezdi..işte Varol da ileride siyasi düşünce tartışmalarının en hararetlisi olan ‘devrim’ tartışmaları yapacağı zamanlarda ‘en zor devrim insanın kendi içinde gerçekleştirmesi gereken devrimdir’ derdi ve eklerdi ‘devrim yapılmaz,devrim olunur’*..çoğunlukta olanlar ise belleklerini varoluşsal bir yaşam süzgecinden geçirmedikleri için,en radikalinden bir siyasi düşünceye sahip olsalar dahi, onu yaşayamaz, sadece konuşurlardı..insan yaşadığı ölçüde ayrımcılığa uğrayanları hissederdi ve ayrımcılığa uğrayanları hissettiği ölçüde yaşardı..Varol, ayrımcılığa uğramış bir şişmandı…
Siyasi kişiliğinin ip uçlarından birisini geçen haftaki Türkçe dersinde vermişti ve bu yüzden bu haftaki derste okuma parçasının tamamını okuması gerekecekti..Türkçe öğretmeni hazırlıksız konuşma alıştırmaları yaparken Varol’u şöyle bir süzüp,hafif bir tebessümle ‘sende bize açlıktan bahset ho ho ho’ demişti..belki gerçekten açlık nedir bilmeyişinden, belki hocasına sınıfta yaptığı propagandayı yutmuyor olduğunu göstermek isteyişinden,belki de her ikisinin de etkisinden dolayı tv de izlemiş olduğu Somali’de açlık çekenlerden bahsetmişti..üstüne bir de pek çok Laz gibi tez canlı ve yaşama sevinci dolu dayısının söylediklerinden en kaba haliyle hatırladığı kadarıyla sömürmek ve ‘enteryalizm’ gibi terimler de kullanmıştı..Türkçe dersi bir önceki teneffüsten de berbat geçti..
Öğle arası nispeten daha rahat geçti..maç saatine gittikçe yaklaşıldığından olasılıklar tartışılmaya,taktikler geliştirilmeye başlanmıştı..Varol da bu olasılıkların merkezlerinden birisiydi..şişman bedenine rağmen pek çok arkadaşından hızlı koşabilir, refleks gösterebilirdi ve iyi de bir teknik geliştirmişti..fakat tüm bunlar okul takımında kaleciliğe kadar düşmesine (üstelikte yedek) engel olmamıştı..o şişmandı ve hayatın normallere göre düzenlenmiş belirli kuralları vardı..ve herkesin mutlaka bir normali olmalıydı..normaller için düzenlemiş kurallar,ancak filmlerde (filmler dediysem Hollywood filmleri veya türevleri) bozulabilirdi..eski yapım filmlerde zengin kızlar asla kendi muhitlerinden birilerine aşık olmazlardı mesela..bu sınıfsal bir yasaktı..ne de olsa biz imtiyazsız ve kaynaşmış bir kitleydik..var olmayan bir normallik ancak sinemayla anlatılabilirdi toplumlara..oysa ormanda bir kamp yapıldığı sırada hayaletler, canavarlar,psikopatlar artık kimlerse,önce gözlüklü ve sivilceli olanları,sonra da şişman olanları ortadan kaldırırlardı..geriye sadece güzel ve normal olanlar kalırdı..biz de kerevetine çıkardık..fakat yeni dönem filmleri başarı hikayelerine,imkansızlıklara daha bir önem verir oldu..eldeki konuların tükendiğinden midir yoksa obezite ile birlikte dönüşüme uğrayan yeni hedef kitlesi seyirciden sebep midir bilinmez, şişmanlara da başrol verilmeye başlandı..artık esas kıza aşık,tombul ve sevimli yardımcı erkek oyuncu değil,kendisine has karizmaya sahip,şişman jöndü seyirci (Bud Spencer ve Terence Hill filmlerinden de bu dönüşüm takip edilebilir)..Ne yazık ki Varol da yutmuştu bu normalleştirmeleri..fakat filmlerde dönüşüme uğrayan bir takım kuralların gerçek hayatta,özellikle söz konusu ergenlik çağlarıysa,hiçbir kıymeti yoktu..normallere göre düzenlenen kurallar sokakta, okulda, futbolda aşkta hep aynıydı..yada lafı dolandırmadan söyleyecek olursak Rüya ile Varol’un bildiğimiz yaşam tarzları içerisinde hiçbir şansı olamazdı..
Şişman olduğu için değil elbette, empati yapabilmeyi öğrendiği için kocaman bir yüreği vardı Varol’un..farklılığının kimsenin hayatına etki etmemesi için kendi bakış açısından önce diğerlerinin bakış açılarını gözetmek durumundaydı..bir süredir de Rüya odaklı empati geliştirmeye çalışıyordu..Acaba?..Rüya, Varol hakkında ne düşünüyordu ki..daha da önemlisi Rüya herhangi bir şey düşünmüş müydü Varol hakkında..şu aralar Varol’un bir diğer kafa yorduğu konu insanlığın neden var olduğuydu yani Varol’un da adını taşıyan ‘Varoluşçuluk’..pek bir fikri yoktu Varol’un..sadece insanoğlunun varlığını bir mucize olarak nitelendiriyordu..nefes alıyorduk, şarkı söylüyorduk ve aşık oluyorduk..bundan büyük mucize mi olurdu..böyle böyle alıştırmıştı kendini mucizelere,bazen de örneğimizdeki gibi inandırmıştı, bir yanı neden olmasın diyordu..Rüya, Varol’un taa içini görse, ah bir görse orada hiç büyümeyecek olan çocuğu..vazgeçebilir miydi ki Varol’dan..bir yanı ise realistti..eğer Varol, Rüya’nın teninin ve gözlerinin güzelliğinde bir ruh bulabiliyorsa..Rüya da kendince güzelliklerde arardı aynı ruhu..1.85 boyunda, George Clooney bozması bir delikanlı baştan aşağıya ‘ruh’larla dolu olabilirdi mesela..Varol’u ise en iyi ihtimalle ‘kanka’sının nerde olduğunu sormak için arardı..tekrar etmekte fayda var; hayat her zaman herkes tarafından bilinen, olması gerekenlerin olduğu rutinliklerden ibaretti..Utku, uzun boyunun avantajını iyi kullanmıştı..belki de diğer şişmanlar doğru olanı yapıyorlardı..ortalığa neşeler saçarak normallerin arasında yer edinmek, aşık bile olamadan aşk acısı çekmekten daha insaflıydı..varlığı normallerin varlığına armağan olsundu..birisi Varol’a aşkı yeniden anlatmalıydı...
Sonunda beden eğitimi dersi gelip çatmıştı..kadrolar hazırlanmış,futbol topunun havası bir önceki teneffüste şişirilmişti..Ön bahçeye bakan pencereler tıklım tıklım dolacağından bütün oyuncular kramponlarını parlatmakla meşguldü..Dünyanın en zengin kulüplerinin yine dünyanın en zengin futbolcularına ait isimlerin de bulunduğu cırtlak renklere sahip formaları, evvel ki akşamdan yıkanmış ve soyunma odasını Vernel bahar esintisi kokusu doldurmuştu..Kendi dünyalarında uzun bir süre daha meşin yuvarlağın etrafında dönecek olan bu çocuklar küçük bir detayı gözden kaçırıyorlardı..O hafta derslerine yeni bir beden eğitimi öğretmeni atanmıştı..bu detayı atlamışlardı çünkü beden eğitimi öğretmeni Ticaret Lisesi’nden geliyordu ve söylenceye göre o da beden eğitimi derslerini, beceremediği futbolculuk kariyeri egosunu tatmin etmek amacıyla,çift kale meydan savaşı olarak kullanıyordu. Sahaya inilmiş,ders zili çalmak üzereyken yeni beden eğitimi öğretmeni kararlı adımlarla yürüyen tabur komutanı edasını sakınmaya gerek duymadan çıkagelmişti..anlaşılan geldiği bu yeni okulda farklı bir kimliğe bürünecek, öğrencileri hizaya getiren, üstelik yediği bu halt yüzünden saygı bekleyen hocalar sınıfına terfi edecekti..korku dolu bekleyiş boşuna değildi..bundan sonra beden eğitimi derslerinde önceleri 23 Nisan sonraları da 19 Mayıs çalışmaları yapılacaktı..Bu süre içerisinde başka bir milli bayram eklenirse ona da hazırlık yapılabilirdi.Artık okulda okumanın da bir anlamı kalmamıştı..bundan daha kötü bir haber olabilir miydi?evet olabilirdi..20. yüzyılın başlarında doğmuş olsa muhtemelen Nazi yanlısı olacak olan yeni beden eğitimi öğretmeni, sınıfın tescilli şişmanlarını, vezirlerinden bir kaçının saltanatına son verilmiş satranç odasına (Auschwitz!) göndermişti..Ari ırk yaratmak için bu da bir başlangıç sayılabilirdi..şişmanlar satranç odasında birbirlerine bakıp utansın, arkadaşları uygun adım çocukluktan Vandallığa geçsindi..Her 23 Nisan’da dünyayı kendilerine benzetilecek olan çocuklara verirlerdi.Çocuklar hakimiyetin kimlerde olduğunu belki o yaşlarda çözemeyeceklerdi..Fakat hakimiyetin millette olmadığı çocukları dahi kandıramayacak bir gerçeklikti..Varol ise belki de katılamadığı nice bayramlar sayesinde çocuk kalmayı başarabilen ender yetişkinlerden olacaktı (çocuklaşma ile çocuk kalma da karıştırılmamalı). Düş kurma yetisi sayesinde başka bir dünya hayalinin peşini hiç bırakmayacaktı Varol..Bunun olabilmesi için de yaşamın en olmadık anlarında dahi başka bir Varol’un gerekliliğini öğrenecekti.Ancak öncelikle onu kendi bedenine yabancılaştırmaya çalışan toplumsal düzene bir çift sözü vardı..
1* Odi profanum vulgus et arceo. - İnsan sürüsünden nefret ediyor ve uzak duruyorum. (Horatius)
2* Ursula L. Gulin’in Mülksüzler romanında da bu cümle geçmektedir..
Toplam Yorumlar 2
Yorumlar
-
Posted 03-08-2008 at 13:38 by alane
-
Kaç aydır sonlanmasını beklediğim bir yazıydı hani heyecanla beklemiyordum desem yalan olur.İlk halini düşünüyorum,oluşum aşamasını ve sonucun böyle olduğunu görmek beni hiç şaşırtmadı.Adı Varol kalmış,ben daha sindiremedim gel gör ki Varol'un zihnimde ete kemiğe bürünüşü hiçte zor olmadı,kaleminden akan duruluğa...Posted 10-08-2008 at 23:16 by Dairuin
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0





