Sicko (Hasta)
Posted 16-03-2008 at 00:06 by ansaneri
-Bir Michael Moore Belgeseli-
Hasta olan sistemin kendisidir!
Hiç sordunuz mu kendinize, yaşamdan daha değerli ne olabilir yeryüzünde diye.Tarihle kıyaslandığında kısacık olan şu (kimi şairlere göre beyhude geçen) ömrümüz hangi sebeple huzur içerinde geçmesin ki.Evet dünyaya gelmek hiçbirimizin tercihi değildi belki.Ancak olabildiğince özgür ve mutlu yaşamak hepimizin özlemi değil mi?Nefes alabilmeli insan doğru dürüst.Aldığı her nefesin hakkını verebilmeli,alamadığının hesabını sormalı.Yaşadığımız hayatın hem uzunluk hem de ağırlık cinsinden ölçü birimiyse sağlıklı olmak, sorgusuz sualsiz bütün insanlar bedelsiz sağlık hakkına sahip olmalı.

Kamerasını yine görmememiz istenen hayatlardan yana çeviriyor Michael Moore. Dünyanın en zengin ülkesinin en kârlı sektörlerinden olan sigorta sektörünün kurbanlarından, yozlaşan sağlık sisteminden ve kokuşmuş sosyal düzenlemelerden bahsediyor.Sağlık sigortalarını emanet alan şirketlerin güçlendikçe bireylerin düştüğü çaresizlikleri, elimizden ne gelirin hesabıyla izliyoruz.Ölümcül hasta dahi olanları masraf olmasın diye çeşitli hilelerle atlatmaya çalışmak,parası yetmeyenleri kaldırımlara bırakmak,doktorları satış müdürlerine, sağlık memurlarını muhasebeciye çevirmek,insanı kendisine,insanı yaptığı işe,insanı insana yabancılaştırmak hangi devlet düzeninin,hangi ideolojinin eseri olabilir ki.Bu düpedüz kötülüktür.Belki de Thomas Mann ‘Faşizm ideoloji değil,kötülüktür’ derken bugünleri kastediyordu.
Michael Moore’un da belgeselin başında dediği gibi 50 milyon sigortasızdan bahsetmiyor bile.250 milyon sigortalının halini gördükten sonra, 50 milyon sigortasızın,yani dünyanın en zengin ülkesinin aşırı derecede yoksullarının, ölümlü dünya ile baş başa bırakıldıklarını anlamak zor olmasa gerek.Sigorta şirketlerinin artan her bilmem kaç dolarlık kârının tedavisi özenle yapılmayan bir yaşama bedel olduğunu öğrenmek öfkeden çok daha fazlasını hak etmeli.Yeryüzünü boy boy sınırlara bölenlerin akıllarından ne geçiyor ki acaba. İçeridekileri nasıl insanca yaşatırım mı?Nasıl kullanıp atarım mı?
Amerika’daki sağlık sisteminden iyice kafası karıştıktan sonra diğer bazı Batı ülkelerine de uğrayayım dedi Moore.Evvela komşu olan Kanada’ya gitti.Nehrin öte tarafında yaşayan insanların söylediklerini anlamadığını farketti.Binlerce dolarlık sigorta ödemeleri Kanada sağlık sisteminin bilmediği bir dildi.İngiltere’de de şaşkınlığa uğradı.Doktorlar satış müdürlüğü için değil yaşam kurtarma mücadelesi için mesai yapıyorlardı.İngiltereliler de Moore’un bahsettiği ücretli sağlık sigortası teriminden bir şey anlamamışlardı.Fakat Moore’a anlamını bildikleri bir terimden bahsetmişlerdi;‘Evrensel Sağlık Hakkı’.Fransa’da bir de nöbetçi doktorlarla karşılaşmıştı.Altında arabası her telefona koşan doktorların ücretini elbette hükümet ödüyordu.Bütün Avrupa’yı gezdikten sonra şu soruyu sordu kendine Moore ; ‘Neden benim ülkemde bu ülkelerdeki gibi ücretsiz sağlık uygulamaları yok?’.Cevabı çok geçmeden Fransa’da almıştı.‘Sizin halkınız’ diyordu bir Amerika asıllı Fransız vatandaşı ‘devletten korkuyor’.‘Oysa burada devlet halktan korkar’.Söylediği gibi de yapıyorlardı.Yüz binlerce yurttaş yeri gelince ücretler,yeri gelince sağlık politikaları yeri gelince de öğrenci hakları ile ilgili taleplerini sokaklarda devlete dayatırdı.Demokrasi parlamentoda oylanabilirdi belki ancak sokakta kazanılırdı.
Sonunda Amerika’da ücretsiz sağlık hizmeti verilen bir kurum buluyor Moore. Belgeselin izlemesi olasılığı açısından kurumun adını vermeyeyim.İçimde kalmasın en azından giremediklerini ekleyeyim.Bir de dünyanın en iyi sağlık hizmeti veren ülkesi Küba’ya düşüyor yolu.Beraberinde getirdiği dostlarını ücretsiz tedavi ettiriyor.ABD’de 120 dolara aldıkları ilaçları 5 cent karşılığında alıyorlar.Epeyce eski model araba kullandıkları gerekçesiyle ülkece dalga geçtikleri,‘Amerikan Rüyası’na karşıt model olarak gördükleri Küba’da yaşamla,dostlukla,paylaşımla yeniden tanışıyorlardı.Ne de olmasa yaşam olmadan konfor neye yarardı.
Moore’un Avrupa gezisinin çok iyimser bir gözle yapıldığını belirtmekte yarar var.
Zira mevcut haliyle hazırlanan AB anayasası,Türkiye’nin de imzası bulunan ve bütün hizmet sektörlerinin özelleşmesini öngören G.A.T.S uluslar arası antlaşması, hali hazırdaki sağlık sistemini tamamen piyasalaştırmaya yani Amerikan modeline çevirmeye yönelik.Zaten Amerika şu anda yeryüzünün en büyük deneysel topluluğu.Geleceğini görmek isteyenler bugünkü Amerikan toplumuna,onların sağlık hakkı ile ilgili başlarına gelenlere bu belgesel sayesinde bir göz atabilirler.Neticede biz de yakın zamanda imzalanacak olan Sağlık ve Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı ile (SSGSS) 20 yıla kalmaz o hep hayalini kurduğumuz ‘Küçük Amerika’ olu veririz.Sahiden benim de aklıma bir soru geldi.Biz demokrasiyi sokaklarda kazanmadıysak, mecliste oylanan ne ?
Hasta olan sistemin kendisidir!
Hiç sordunuz mu kendinize, yaşamdan daha değerli ne olabilir yeryüzünde diye.Tarihle kıyaslandığında kısacık olan şu (kimi şairlere göre beyhude geçen) ömrümüz hangi sebeple huzur içerinde geçmesin ki.Evet dünyaya gelmek hiçbirimizin tercihi değildi belki.Ancak olabildiğince özgür ve mutlu yaşamak hepimizin özlemi değil mi?Nefes alabilmeli insan doğru dürüst.Aldığı her nefesin hakkını verebilmeli,alamadığının hesabını sormalı.Yaşadığımız hayatın hem uzunluk hem de ağırlık cinsinden ölçü birimiyse sağlıklı olmak, sorgusuz sualsiz bütün insanlar bedelsiz sağlık hakkına sahip olmalı.

Kamerasını yine görmememiz istenen hayatlardan yana çeviriyor Michael Moore. Dünyanın en zengin ülkesinin en kârlı sektörlerinden olan sigorta sektörünün kurbanlarından, yozlaşan sağlık sisteminden ve kokuşmuş sosyal düzenlemelerden bahsediyor.Sağlık sigortalarını emanet alan şirketlerin güçlendikçe bireylerin düştüğü çaresizlikleri, elimizden ne gelirin hesabıyla izliyoruz.Ölümcül hasta dahi olanları masraf olmasın diye çeşitli hilelerle atlatmaya çalışmak,parası yetmeyenleri kaldırımlara bırakmak,doktorları satış müdürlerine, sağlık memurlarını muhasebeciye çevirmek,insanı kendisine,insanı yaptığı işe,insanı insana yabancılaştırmak hangi devlet düzeninin,hangi ideolojinin eseri olabilir ki.Bu düpedüz kötülüktür.Belki de Thomas Mann ‘Faşizm ideoloji değil,kötülüktür’ derken bugünleri kastediyordu.
Michael Moore’un da belgeselin başında dediği gibi 50 milyon sigortasızdan bahsetmiyor bile.250 milyon sigortalının halini gördükten sonra, 50 milyon sigortasızın,yani dünyanın en zengin ülkesinin aşırı derecede yoksullarının, ölümlü dünya ile baş başa bırakıldıklarını anlamak zor olmasa gerek.Sigorta şirketlerinin artan her bilmem kaç dolarlık kârının tedavisi özenle yapılmayan bir yaşama bedel olduğunu öğrenmek öfkeden çok daha fazlasını hak etmeli.Yeryüzünü boy boy sınırlara bölenlerin akıllarından ne geçiyor ki acaba. İçeridekileri nasıl insanca yaşatırım mı?Nasıl kullanıp atarım mı?
Amerika’daki sağlık sisteminden iyice kafası karıştıktan sonra diğer bazı Batı ülkelerine de uğrayayım dedi Moore.Evvela komşu olan Kanada’ya gitti.Nehrin öte tarafında yaşayan insanların söylediklerini anlamadığını farketti.Binlerce dolarlık sigorta ödemeleri Kanada sağlık sisteminin bilmediği bir dildi.İngiltere’de de şaşkınlığa uğradı.Doktorlar satış müdürlüğü için değil yaşam kurtarma mücadelesi için mesai yapıyorlardı.İngiltereliler de Moore’un bahsettiği ücretli sağlık sigortası teriminden bir şey anlamamışlardı.Fakat Moore’a anlamını bildikleri bir terimden bahsetmişlerdi;‘Evrensel Sağlık Hakkı’.Fransa’da bir de nöbetçi doktorlarla karşılaşmıştı.Altında arabası her telefona koşan doktorların ücretini elbette hükümet ödüyordu.Bütün Avrupa’yı gezdikten sonra şu soruyu sordu kendine Moore ; ‘Neden benim ülkemde bu ülkelerdeki gibi ücretsiz sağlık uygulamaları yok?’.Cevabı çok geçmeden Fransa’da almıştı.‘Sizin halkınız’ diyordu bir Amerika asıllı Fransız vatandaşı ‘devletten korkuyor’.‘Oysa burada devlet halktan korkar’.Söylediği gibi de yapıyorlardı.Yüz binlerce yurttaş yeri gelince ücretler,yeri gelince sağlık politikaları yeri gelince de öğrenci hakları ile ilgili taleplerini sokaklarda devlete dayatırdı.Demokrasi parlamentoda oylanabilirdi belki ancak sokakta kazanılırdı.
Sonunda Amerika’da ücretsiz sağlık hizmeti verilen bir kurum buluyor Moore. Belgeselin izlemesi olasılığı açısından kurumun adını vermeyeyim.İçimde kalmasın en azından giremediklerini ekleyeyim.Bir de dünyanın en iyi sağlık hizmeti veren ülkesi Küba’ya düşüyor yolu.Beraberinde getirdiği dostlarını ücretsiz tedavi ettiriyor.ABD’de 120 dolara aldıkları ilaçları 5 cent karşılığında alıyorlar.Epeyce eski model araba kullandıkları gerekçesiyle ülkece dalga geçtikleri,‘Amerikan Rüyası’na karşıt model olarak gördükleri Küba’da yaşamla,dostlukla,paylaşımla yeniden tanışıyorlardı.Ne de olmasa yaşam olmadan konfor neye yarardı.
Moore’un Avrupa gezisinin çok iyimser bir gözle yapıldığını belirtmekte yarar var.
Zira mevcut haliyle hazırlanan AB anayasası,Türkiye’nin de imzası bulunan ve bütün hizmet sektörlerinin özelleşmesini öngören G.A.T.S uluslar arası antlaşması, hali hazırdaki sağlık sistemini tamamen piyasalaştırmaya yani Amerikan modeline çevirmeye yönelik.Zaten Amerika şu anda yeryüzünün en büyük deneysel topluluğu.Geleceğini görmek isteyenler bugünkü Amerikan toplumuna,onların sağlık hakkı ile ilgili başlarına gelenlere bu belgesel sayesinde bir göz atabilirler.Neticede biz de yakın zamanda imzalanacak olan Sağlık ve Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı ile (SSGSS) 20 yıla kalmaz o hep hayalini kurduğumuz ‘Küçük Amerika’ olu veririz.Sahiden benim de aklıma bir soru geldi.Biz demokrasiyi sokaklarda kazanmadıysak, mecliste oylanan ne ?
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
| | Zevkle izlediğim bir belgesel daha. Micheal Moore'un yaptığı herşeyi izlemeyi seviyorum aslında. Bu belgeseli izlerken Fransa'yı ve İngiltere'yi, hani sırf kendi sağlık hizmetlerine laf sokmak için abartarak da anlatsa, gördüğüm de zaten bilincinde olduğum Avrupa'da insana ve insan hayatına duyulan saygıya ve verilen öneme bir kez daha hayran kaldım. Küba ve Kanada desen hakeza. Tabii bilmeliyiz ki bunlar sadece devletin yaptıklarıyla bu hale gelmez. Bunun bu hale gelmesini sağlayan duyarlı vatandaşlardır. Tebrik etmek lazım Moore'u. |
| Posted 16-03-2008 at 00:39 by Thunderpeak |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
ansaneri ait Blog Başlıkları
- Konuşmayalım bu gece (23-06-2008)
- Yolda (26-03-2008)
- Sicko (Hasta) (16-03-2008)
- Güneş’e Mektup (27-02-2008)
- Başlangıç (21-02-2008)











