Poems From Guantanamo
Posted 10-02-2008 at 16:44 by ansaneri
'Baba, seni çok seviyorum'
Gündüz Vassaf
'Guantanamo'dan Şiirler', Küba'nın kuzeybatısındaki ABD deniz üssünde tutulan mahkûmlardan dünyaya ulaşabilen ilk ses. Abdurrahman Dost, Muazzam Begg, Muhammed El Gharani ve diğerlerinin sesi
Kitabı, şiir bölümündeki rafta tesadüfen gördüm. Bir yanında Sappho, Heraklitus, Diogenes gibi eski Yunan, bir yanında Rumi, Sadi, Hafız gibi Sufi şairlerinin üzerine birer kitap vardı.
Kitapçılara giderken kendimi biraz da dostlar meclisine katılacakmışım gibi hissederim. Hele yalnızsam, o gün istediğim gibi de yazabilmişsem, tanışacaklarımı hak etmiş olmamın kendimi aldatıcı heyecanıyla yürürüm yolda. Çoğumuzun yaşadığı bu heyecan, kimlerle tanışacağımızın esrarengiz belirsizliğine de gebedir. Farklı ülkelerden, farklı dillerden yeni yazarlar bizi bekliyordur kitapçıda.
Yazarsa, kim bilir nerede, ne yapıyordur biz onun satırlarından seslenişini okurken.
Abdurrahman Dost, Guantanamo'da hapisken yirmi beş binin üstünde mısra yazmış. Bunların birgün okunacağını bilmediği gibi, kimi kafeslerinde yarı çıplak bırakılan mahkûmlar ilk hapis yıllarında kalem kağıt bile kullanmaları yasaklandığından, kendi icatlarıyla nakşetmişler sözlerini. Her türlü tehdide, küçük düşürülmeye, işkenceye direnmişler.
Şiir yazarak direnmişler.
Abdurrahman Dost, hiç bir şeyle suçlanmadığı halde dört yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakılmış. Ulusal güvenlik nedeniyle, birkaçı dışında, tüm şiirlerine el konmuş. "Neden?" diye soruyor Dost, "Her kelime benim çocuğum gibiydi." Yetkililer, mahpusların kendi dillerinde yazdıkları şiirlerde gizli şifreler olabileceği kaygısıyla, ancak izin verdiklerinin İngilizce çevirilerinin gün ışığına çıkmasına müsaade etmiş. Denetim altında çeviri yapanlara sözlük bulundurmaları bile yasaklanmış. Şiirlerin kendi dillerindeki asıllarına ulaşmamız, bu çeviri koşullarında şiirselliklerini takdir edebilmemiz, mümkün değil. Benim de İngilizce'den çeviri çabalarım Arapça ve Paştunca dilinde yazılan bu şiirlere hakkını vermekten kimbilir ne kadar uzak. Şiirlerin çoğu, Washington yakınlarında bir yerde mahkeme kararıyla bir depoda.
Tutuklular gibi onlar da tutuklu.
Dost, hapisten çıktıktan sonra memleketi Pakistan'a dönüp anılarını yazmış. Gene tutuklanmış. Ekim, 2006'dan beri, bir dizesini şimdi aşağıda okuyacağınız Abdurrahman Dost'un akıbeti meçhul.
"Bu ne biçim bahar?
Kötü kokuyor hava,
Çiçeksiz."
Muhammed El Gharani, Guantanamo'da Hayatımın İlk Şiiri adlı mısralarını yazmış.
Çad vatandaşı. Suudi Arabistan'da büyümüş. Bilgisayar teknolojisi ve İngilizce öğrenmek için Pakistan'a gitmiş. Tutuklanmış. İşkence etmişler. Diğer mahkûmlar gibi o da yargılanmamış. Muhammed tutuklandığında on dört yaşında. 'Düşman savaşçı' sıfatıyla Guantanamo'ya götürülen ilk mahkûmlardan. 2002 yılından bu yana, beş yıldır hapiste. Hayatının ilk şiirinin bir bölümünde şöyle anlatıyor tutuklanışını,
Okumaya gelmiştim memleketlerine,
Kötülükle tanıştım.
Silahlarını doğrulttular, çepeçevre sardılar cami'yi,
Sanki savaş alanındaydılar.
"Usul usul çıkın," dediler bize,
"Ve tek bir kelime çıkmasın ağzınızdan."
Bir kamyonun içine tıktılar bizi,
Ve adaletsizliğin zincirleriyle bağladılar.
Guantanamo'dan Şiirler adlı kitap Küba'nın kuzeybatısındaki ABD deniz üssünde tutulan mahkûmlardan dünyaya ulaşabilen ilk ses. Şiirlerin gün ışığına çıkmasını ABD'li gönüllü avukatlara ve kitabı basan Iowa Üniversitesi'ne borçluyuz.
Mao'nun Çin'i, Nazi Almanya'sının temerküz kampları, Sovyetler Birliği'nin gulagları o dönemde yaşayanlara ne ifade ettiğiyse, ABD'nin Guantanamo'suna da 21. yüzyıl insanı infial halinde. Geçen yüzyılın totaliter rejimlerininde katledilen yüz milyonlara rağmen Guantanamo'ya toplam ancak 770 kişi götürülmüş. Yukardaki rejimlerden farklı olarak, ABD Başkanı, yapılanları ülkesine yakıştırmıyor olmalı ki, geçen sene burasının kapatılacağını açıkladı. Orantısız görünen infialimizin nedeni belki de, çocuk yaşındaki Muhammed'in Kandahar'da Pakistan polisinin işkencesinden sonra, Amerikalılara teslim edileceğini öğrendiğinde duyduğu mutluluğun aldatılmışlığa dönüşmesinde gizli.
Boğaziçi ve Sabancı Üniversiteleri'nin yerleşkilerinde 'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri' adlı konferansın bile İstanbul'da Bilgi Üniversitesi'nde yapılmadan önce yasaklanmasının tersine, ABD savaş halindeyken yayımlanan bu kitabın, bırakın yasaklanmasını ya da toplatılmasını, kimsenin olumsuz bir açıklama yapmamasından da Türkiye'nin çıkaracağı bir ders olmalı.
ABD'nin kendisi bile bu yüzünü aynada görmeye hazır değil.
Türkiye dahil, otuzdan çok ülkenin vatandaşının tutulduğu Guantanamo'da, Cenevre konvansiyonları başta olmak üzere, evrensel uygarlığımız adına geliştirdiğimiz uluslararası hukuk tanınmaz olmuş. Konu, şimdiye kadar serbest bırakılan 420 kişinin masumiyetinden öte. Hepsi suçlu da olabilirdi. Kendilerini yargılayacak bir adaletten yoksun bırakıldılar.
Yakalanmasa, herhangi birisi belki bizim katilimiz olacaktı. Bu mantıkla yola çıkanlar ülkelerinde demokrasinin meşruiyetini sorgulanmaya mahkûm kıldılar.
Konu, bugüne kadar Guantanamo'da tutulan kimsenin avukatıyla mahkeme önünde herhangi bir şeyle suçlanmaması. 16. yüzyıldan beri Anglo-Sakson hukukunda bulunan habeas corpus hakkından mahrum bırakılması.
Tam metnini çevirdiğim aşağıdaki şiir, Guantanamo'da bulunduğu altı yılda, on iki başarısız intihar girişiminde bulunan, Bahreynli Jumah Al Dossari'nin.
Ölümün Şiiri
Alın kanımı,
Kefenimi,
Ve
Benden arta kalanı.
Mezar başında
Fotoğrafını çekin cesedimin, yalnızlığında.
Alem görsün.
Görsün kadılarınız,
Vicdanlı insanlarınız,
Görsünler, ilkeliyim diyenler,
Hak yemiyenler.
Alem nezdinde taşısınlar
Bu masum canın yükünü.
Taşısınlar bu yükü,
Tarih ve çocuklarının önünde.
Bu mahvolmuş günahsız canın,
Eziyet içinde bu canın,
Taşısınlar yükünü,
"Barışı koruyanlar"
Küba'nın, Guantanamo üssünün topraklarında bulunmasına itirazlarına rağmen, ABD'nin kiracı statüsünde olduğunu iddia ettiği bu adadaki askeri görevliler, kimi ölümle sonuçlanan Dossari ve en az otuz altı diğer mahkûmun intihar girişimlerini 'asimetrik savaş' olarak açıklıyor. Koşullar o denli dayanılmaz olmalı ki, geçenlerde bir mahkûm tırnağıyla boğazını kestikten sonra kurtarılmış.
Muazzam Begg İngiliz vatandaşı.
Guanatanamo'da üç yıl yatmış. Hapisteyken eline geçen nadir mektuplardan biri o denli sansürcünün hışmına uğramış ki, karalanan satırlar arasında o zaman yedi yaşındaki kızının kendisine yazdıkları arasında tek şu sözler okunabiliyormuş, "Baba, seni çok seviyorum." Sansürlenen mektubun tam metnini, serbest bırakılıp evine dönebildikten sonra öğrenebilmiş,
Bir, iki, üç, dört, beş,
Balık tuttum.
Altı, yedi, sekiz, dokuz,on,
Onu bıraktım.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.p...p&haberno=7149
Gündüz Vassaf
'Guantanamo'dan Şiirler', Küba'nın kuzeybatısındaki ABD deniz üssünde tutulan mahkûmlardan dünyaya ulaşabilen ilk ses. Abdurrahman Dost, Muazzam Begg, Muhammed El Gharani ve diğerlerinin sesi
Kitabı, şiir bölümündeki rafta tesadüfen gördüm. Bir yanında Sappho, Heraklitus, Diogenes gibi eski Yunan, bir yanında Rumi, Sadi, Hafız gibi Sufi şairlerinin üzerine birer kitap vardı.
Kitapçılara giderken kendimi biraz da dostlar meclisine katılacakmışım gibi hissederim. Hele yalnızsam, o gün istediğim gibi de yazabilmişsem, tanışacaklarımı hak etmiş olmamın kendimi aldatıcı heyecanıyla yürürüm yolda. Çoğumuzun yaşadığı bu heyecan, kimlerle tanışacağımızın esrarengiz belirsizliğine de gebedir. Farklı ülkelerden, farklı dillerden yeni yazarlar bizi bekliyordur kitapçıda.
Yazarsa, kim bilir nerede, ne yapıyordur biz onun satırlarından seslenişini okurken.
Abdurrahman Dost, Guantanamo'da hapisken yirmi beş binin üstünde mısra yazmış. Bunların birgün okunacağını bilmediği gibi, kimi kafeslerinde yarı çıplak bırakılan mahkûmlar ilk hapis yıllarında kalem kağıt bile kullanmaları yasaklandığından, kendi icatlarıyla nakşetmişler sözlerini. Her türlü tehdide, küçük düşürülmeye, işkenceye direnmişler.
Şiir yazarak direnmişler.
Abdurrahman Dost, hiç bir şeyle suçlanmadığı halde dört yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakılmış. Ulusal güvenlik nedeniyle, birkaçı dışında, tüm şiirlerine el konmuş. "Neden?" diye soruyor Dost, "Her kelime benim çocuğum gibiydi." Yetkililer, mahpusların kendi dillerinde yazdıkları şiirlerde gizli şifreler olabileceği kaygısıyla, ancak izin verdiklerinin İngilizce çevirilerinin gün ışığına çıkmasına müsaade etmiş. Denetim altında çeviri yapanlara sözlük bulundurmaları bile yasaklanmış. Şiirlerin kendi dillerindeki asıllarına ulaşmamız, bu çeviri koşullarında şiirselliklerini takdir edebilmemiz, mümkün değil. Benim de İngilizce'den çeviri çabalarım Arapça ve Paştunca dilinde yazılan bu şiirlere hakkını vermekten kimbilir ne kadar uzak. Şiirlerin çoğu, Washington yakınlarında bir yerde mahkeme kararıyla bir depoda.
Tutuklular gibi onlar da tutuklu.
Dost, hapisten çıktıktan sonra memleketi Pakistan'a dönüp anılarını yazmış. Gene tutuklanmış. Ekim, 2006'dan beri, bir dizesini şimdi aşağıda okuyacağınız Abdurrahman Dost'un akıbeti meçhul.
"Bu ne biçim bahar?
Kötü kokuyor hava,
Çiçeksiz."
Muhammed El Gharani, Guantanamo'da Hayatımın İlk Şiiri adlı mısralarını yazmış.
Çad vatandaşı. Suudi Arabistan'da büyümüş. Bilgisayar teknolojisi ve İngilizce öğrenmek için Pakistan'a gitmiş. Tutuklanmış. İşkence etmişler. Diğer mahkûmlar gibi o da yargılanmamış. Muhammed tutuklandığında on dört yaşında. 'Düşman savaşçı' sıfatıyla Guantanamo'ya götürülen ilk mahkûmlardan. 2002 yılından bu yana, beş yıldır hapiste. Hayatının ilk şiirinin bir bölümünde şöyle anlatıyor tutuklanışını,
Okumaya gelmiştim memleketlerine,
Kötülükle tanıştım.
Silahlarını doğrulttular, çepeçevre sardılar cami'yi,
Sanki savaş alanındaydılar.
"Usul usul çıkın," dediler bize,
"Ve tek bir kelime çıkmasın ağzınızdan."
Bir kamyonun içine tıktılar bizi,
Ve adaletsizliğin zincirleriyle bağladılar.
Guantanamo'dan Şiirler adlı kitap Küba'nın kuzeybatısındaki ABD deniz üssünde tutulan mahkûmlardan dünyaya ulaşabilen ilk ses. Şiirlerin gün ışığına çıkmasını ABD'li gönüllü avukatlara ve kitabı basan Iowa Üniversitesi'ne borçluyuz.
Mao'nun Çin'i, Nazi Almanya'sının temerküz kampları, Sovyetler Birliği'nin gulagları o dönemde yaşayanlara ne ifade ettiğiyse, ABD'nin Guantanamo'suna da 21. yüzyıl insanı infial halinde. Geçen yüzyılın totaliter rejimlerininde katledilen yüz milyonlara rağmen Guantanamo'ya toplam ancak 770 kişi götürülmüş. Yukardaki rejimlerden farklı olarak, ABD Başkanı, yapılanları ülkesine yakıştırmıyor olmalı ki, geçen sene burasının kapatılacağını açıkladı. Orantısız görünen infialimizin nedeni belki de, çocuk yaşındaki Muhammed'in Kandahar'da Pakistan polisinin işkencesinden sonra, Amerikalılara teslim edileceğini öğrendiğinde duyduğu mutluluğun aldatılmışlığa dönüşmesinde gizli.
Boğaziçi ve Sabancı Üniversiteleri'nin yerleşkilerinde 'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri' adlı konferansın bile İstanbul'da Bilgi Üniversitesi'nde yapılmadan önce yasaklanmasının tersine, ABD savaş halindeyken yayımlanan bu kitabın, bırakın yasaklanmasını ya da toplatılmasını, kimsenin olumsuz bir açıklama yapmamasından da Türkiye'nin çıkaracağı bir ders olmalı.
ABD'nin kendisi bile bu yüzünü aynada görmeye hazır değil.
Türkiye dahil, otuzdan çok ülkenin vatandaşının tutulduğu Guantanamo'da, Cenevre konvansiyonları başta olmak üzere, evrensel uygarlığımız adına geliştirdiğimiz uluslararası hukuk tanınmaz olmuş. Konu, şimdiye kadar serbest bırakılan 420 kişinin masumiyetinden öte. Hepsi suçlu da olabilirdi. Kendilerini yargılayacak bir adaletten yoksun bırakıldılar.
Yakalanmasa, herhangi birisi belki bizim katilimiz olacaktı. Bu mantıkla yola çıkanlar ülkelerinde demokrasinin meşruiyetini sorgulanmaya mahkûm kıldılar.
Konu, bugüne kadar Guantanamo'da tutulan kimsenin avukatıyla mahkeme önünde herhangi bir şeyle suçlanmaması. 16. yüzyıldan beri Anglo-Sakson hukukunda bulunan habeas corpus hakkından mahrum bırakılması.
Tam metnini çevirdiğim aşağıdaki şiir, Guantanamo'da bulunduğu altı yılda, on iki başarısız intihar girişiminde bulunan, Bahreynli Jumah Al Dossari'nin.
Ölümün Şiiri
Alın kanımı,
Kefenimi,
Ve
Benden arta kalanı.
Mezar başında
Fotoğrafını çekin cesedimin, yalnızlığında.
Alem görsün.
Görsün kadılarınız,
Vicdanlı insanlarınız,
Görsünler, ilkeliyim diyenler,
Hak yemiyenler.
Alem nezdinde taşısınlar
Bu masum canın yükünü.
Taşısınlar bu yükü,
Tarih ve çocuklarının önünde.
Bu mahvolmuş günahsız canın,
Eziyet içinde bu canın,
Taşısınlar yükünü,
"Barışı koruyanlar"
Küba'nın, Guantanamo üssünün topraklarında bulunmasına itirazlarına rağmen, ABD'nin kiracı statüsünde olduğunu iddia ettiği bu adadaki askeri görevliler, kimi ölümle sonuçlanan Dossari ve en az otuz altı diğer mahkûmun intihar girişimlerini 'asimetrik savaş' olarak açıklıyor. Koşullar o denli dayanılmaz olmalı ki, geçenlerde bir mahkûm tırnağıyla boğazını kestikten sonra kurtarılmış.
Muazzam Begg İngiliz vatandaşı.
Guanatanamo'da üç yıl yatmış. Hapisteyken eline geçen nadir mektuplardan biri o denli sansürcünün hışmına uğramış ki, karalanan satırlar arasında o zaman yedi yaşındaki kızının kendisine yazdıkları arasında tek şu sözler okunabiliyormuş, "Baba, seni çok seviyorum." Sansürlenen mektubun tam metnini, serbest bırakılıp evine dönebildikten sonra öğrenebilmiş,
Bir, iki, üç, dört, beş,
Balık tuttum.
Altı, yedi, sekiz, dokuz,on,
Onu bıraktım.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.p...p&haberno=7149
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
ansaneri ait Blog Başlıkları
- Konuşmayalım bu gece (23-06-2008)
- Yolda (26-03-2008)
- Sicko (Hasta) (16-03-2008)
- Güneş’e Mektup (27-02-2008)
- Başlangıç (21-02-2008)










