Masumiyetin Fethi
Posted 14-01-2008 at 02:18 by ansaneri
Yenilgi nasıl bir terimdir acaba?Yenilgi aslında bir çeşit unutuş/unutuluş mudur,yoksa yıllarca sürecek olan acı veren bir gölgemidir?Bir insan kendi yenilgisini ne zaman kabullenebilir, borç alacak kimsesi kalmadığı ya da suni teneffüsün fayda etmediği zamanlarda mı?Peki bir halk yenilgisini nasıl kabul edebilir?Savaş sonrası ödenen tazminatlarla mı,barış zamanı eksik olmayan zafer çığlıklarıyla mı?Bana göre yenilginin sadece iki kıstası vardır;Birincisi umudun tükendiği noktadan başlayan yenilgidir ki bu kesin bir mağlubiyeti temsil eder.İkincisi ise masumiyete bulaşan yeterince haki renkte olan bir lekedir ki bu çeşit yenilgiler bize oldukça tanıdıktır…
Yerlerde sürünen eğitim sistemi anlayışımızın bir örneğini yakın zamanlarda hep beraber hayretler içerisinde izledik.Bir grup öğrenci muhteşem bir metafor örneği kullanarak parmaklarından akan asil kanla Türk bayrağını boyayıp Genelkurmay başkanının şefkatli ellerine teslim etmişler.Bunca sene yaş ortalaması 18-20 civarı olan ve çatışmalarda hayatını kaybeden gençlerden akan kan yetmemiş olacak ki,bayrağı bayrak o taze kan hem Genelkurmay başkanını hem de ulusumuzu derinden etkilemiş, yavrucakların oralarını buralarını kesmekten başka dertlerinin olup olmadığını sormayı bir kenara bırak,bu hoş süprize methiyeler düzülmüştür.Kim bilir vicdani reddin bunca yankı bulduğu bir ortamda,canını kutsal amaçlar uğruna feda etmeye aday böylesine vakur gençlerin sürüsüne bulunması bazılarının ‘ohh be’ demesine vesile olmuştur.Bundan sonrası için ise milli güvenlik dersleriyle beden derslerinin birleştirilerek MP5 atış talimlerinin yapılması yada 23 Nisan müsamerelerinde terörist kovalanması muhtemel öneriler arasında olabilir.
Benzer olaylar karşısında benzer tepkiler verilir genellikle.Böylesine garip bir olay karşısında her ne kadar traji-komediyle harmanlanmış öfkemsi bir duygu hissedilmesi gerekse de,nedense ilk olarak Hrant Dink gelmişti benim aklıma.Hrant Dink’in öldürülmesi bizleri umudun tükendiği noktaya sürüklemek isteyenlerin en belirgin ikazlarından birisiydi.Ancak Hrant Dink’in öldürülmesiyle yenilginin resmini çizmek isteyenler,onun cenazesinde umudun fotoğrafını görmüşlerdi.Benzer bir şekilde o taze kanla sulanan Türk bayrağını ilk gördüğümde yenilgiye bir adım daha yaklaşıldığını hissettim.O bayrak yeni bir zaferin simgesiydi sanki. Kerkük, Musul fethedilememişti belki ama masumiyet fethedilmişti.Faşizm,militarizm yıllardır toplum üzerinde kurduğu baskıyı nihayet vücuda büründürmeye başlamıştı.Masumiyetin fethi hayat kavgasından,aşktan,mantıktan önce gelmiş,ölüme,ölümlerin kutsanmasına açmıştı çabucak çarpan yüreklerin kapılarını.
Faşizm ideoloji değil kötülüktür demişti Thomas Mann.Bizdeki ise kötülüğün yanı sıra tamamen ideolojiktir. Eğitim sistemimizin müfredatı, ideolojisinin açık bir manifestosudur. Sabah ayazında yapılan and içme törenleri,ritüelleridir.Aslına bakarsanız faşizmin hedef kitlesi tamamen çocuklardır.Eğer bir ideolojiyse faşizm,tamamen çocuklar için geliştirilmiştir.Spartalıların,Nazilerin,Mussolininin eğitim yöntemleri neden birbirine bu kadar benzemektedir. Ramallaha gönderilen bombalara çiçek çizen İsrailli,okulundaki yaşıtlarını gözünü kırpmadan katleden Amerika’lı ya da hakiki ‘başörtüsü zulmü’nü yaşayan İranlı çocuklar.Hepsi de faşizmi farklı lehçelerde yaşamıyorlar mı?Ingeborg Bachmann’ ın Manila’da yazmış olduğu gibi “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar...” .Ailede,okulda,sokakta,işte.Güçlünün ve güçsüzün,tahakkümün olduğu her yerde görebiliriz faşizmi.
Toplumu oluşturan üyeleri, gerek toplu halde gerekse de bireysel olarak faşizmi bu kadar içselleştirmiş halde görmek beni ziyadesiyle endişelendirse de en azından ben karşı durdukça,ben ayak diredikçe ve ben ‘büyümedikçe’ toplama kampına dönmüş bu dünyada, umudun kesilmemesi gerektiğini biliyorum.Ve biliyorum ki eğer ben buradaysam benim gibi milyonların da olması muhtemeldir.O halde her zaman söyleneni yeniden ama içimizden geldiği gibi söylemenin bir sakıncası olmasa gerek;
Dünyanın bütün masum kalmış çocukları birleşin!
Yerlerde sürünen eğitim sistemi anlayışımızın bir örneğini yakın zamanlarda hep beraber hayretler içerisinde izledik.Bir grup öğrenci muhteşem bir metafor örneği kullanarak parmaklarından akan asil kanla Türk bayrağını boyayıp Genelkurmay başkanının şefkatli ellerine teslim etmişler.Bunca sene yaş ortalaması 18-20 civarı olan ve çatışmalarda hayatını kaybeden gençlerden akan kan yetmemiş olacak ki,bayrağı bayrak o taze kan hem Genelkurmay başkanını hem de ulusumuzu derinden etkilemiş, yavrucakların oralarını buralarını kesmekten başka dertlerinin olup olmadığını sormayı bir kenara bırak,bu hoş süprize methiyeler düzülmüştür.Kim bilir vicdani reddin bunca yankı bulduğu bir ortamda,canını kutsal amaçlar uğruna feda etmeye aday böylesine vakur gençlerin sürüsüne bulunması bazılarının ‘ohh be’ demesine vesile olmuştur.Bundan sonrası için ise milli güvenlik dersleriyle beden derslerinin birleştirilerek MP5 atış talimlerinin yapılması yada 23 Nisan müsamerelerinde terörist kovalanması muhtemel öneriler arasında olabilir.
Benzer olaylar karşısında benzer tepkiler verilir genellikle.Böylesine garip bir olay karşısında her ne kadar traji-komediyle harmanlanmış öfkemsi bir duygu hissedilmesi gerekse de,nedense ilk olarak Hrant Dink gelmişti benim aklıma.Hrant Dink’in öldürülmesi bizleri umudun tükendiği noktaya sürüklemek isteyenlerin en belirgin ikazlarından birisiydi.Ancak Hrant Dink’in öldürülmesiyle yenilginin resmini çizmek isteyenler,onun cenazesinde umudun fotoğrafını görmüşlerdi.Benzer bir şekilde o taze kanla sulanan Türk bayrağını ilk gördüğümde yenilgiye bir adım daha yaklaşıldığını hissettim.O bayrak yeni bir zaferin simgesiydi sanki. Kerkük, Musul fethedilememişti belki ama masumiyet fethedilmişti.Faşizm,militarizm yıllardır toplum üzerinde kurduğu baskıyı nihayet vücuda büründürmeye başlamıştı.Masumiyetin fethi hayat kavgasından,aşktan,mantıktan önce gelmiş,ölüme,ölümlerin kutsanmasına açmıştı çabucak çarpan yüreklerin kapılarını.
Faşizm ideoloji değil kötülüktür demişti Thomas Mann.Bizdeki ise kötülüğün yanı sıra tamamen ideolojiktir. Eğitim sistemimizin müfredatı, ideolojisinin açık bir manifestosudur. Sabah ayazında yapılan and içme törenleri,ritüelleridir.Aslına bakarsanız faşizmin hedef kitlesi tamamen çocuklardır.Eğer bir ideolojiyse faşizm,tamamen çocuklar için geliştirilmiştir.Spartalıların,Nazilerin,Mussolininin eğitim yöntemleri neden birbirine bu kadar benzemektedir. Ramallaha gönderilen bombalara çiçek çizen İsrailli,okulundaki yaşıtlarını gözünü kırpmadan katleden Amerika’lı ya da hakiki ‘başörtüsü zulmü’nü yaşayan İranlı çocuklar.Hepsi de faşizmi farklı lehçelerde yaşamıyorlar mı?Ingeborg Bachmann’ ın Manila’da yazmış olduğu gibi “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar...” .Ailede,okulda,sokakta,işte.Güçlünün ve güçsüzün,tahakkümün olduğu her yerde görebiliriz faşizmi.
Toplumu oluşturan üyeleri, gerek toplu halde gerekse de bireysel olarak faşizmi bu kadar içselleştirmiş halde görmek beni ziyadesiyle endişelendirse de en azından ben karşı durdukça,ben ayak diredikçe ve ben ‘büyümedikçe’ toplama kampına dönmüş bu dünyada, umudun kesilmemesi gerektiğini biliyorum.Ve biliyorum ki eğer ben buradaysam benim gibi milyonların da olması muhtemeldir.O halde her zaman söyleneni yeniden ama içimizden geldiği gibi söylemenin bir sakıncası olmasa gerek;
Dünyanın bütün masum kalmış çocukları birleşin!
Toplam Yorumlar 2
Yorumlar
-
Posted 14-01-2008 at 16:42 by morportakal
-
Değişim hızlı olmuyor. Hiçbir yerde hızlı olmadı diyemem. Dünya'nın farklı yerleri gelişmeye farklı tepkiler verir ve gelişme bazı yerlerde özümsenirken dünyanın bazı yerlerine hiç ulaşmıyor. Filistin'de israil askerine taş atan çocuk bunu vatanseverlik bilinciyle mi yapar? Afrika'da eline kalaşnikof tutuşturulan çocuk? Peki bunları gösteren ve helal olsun diyenlere ne demeli? Amerika'da gelişen ve dünyaya yayılan "loser-ezik" anlayışına. Okullarda süren insan dışlamalara. Masumiyet ve insanlık birarada kaybediliyor. Bunu eğitim sistemleri değil, dünya yapıyor. Eğitim sadece okula bağlı değildir. Sen, ben faşist mi olduk ansaneri benzer okullarda okuyup? Olan da olmuştur elbet ama olmayan da az buz değil. Bir suçlu olmalı ama. Yada olmalı mı? Tarih'in bize verdiği yanıt şu : Dünya üzerinde gelişen devletler ve medeniyetlerin bazı mekanikleri vardır. Bunları birer birer aşarlar ve bunlar sancılı olur. Şu sıralarda sancı çekiyoruz. Bu ülkenin mutlu günleri de oldu elbette Mutsuzu olduğu kadar ve gelecekde daha mutlu günleri de olacak ama geçilmesi gereken evreler ve aşılması gereken zorluklar var. Bu dünyada insanlar neler gördü neler geçirdi. Bunları da gördüler elbette, bunları da hatırlayacağız. Ama halen zamanımız var. Halen çok genciz.Posted 14-01-2008 at 21:31 by Thunderpeak
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0





