Otostopçunun Galaksi Rehberi - Bölüm 3
Bölüm 3
Puslara karışmış kadim zamanlarda, eski Galaktik İmparatorluğun görkemli günlerinde, hayat, vahşi, zengin ve vergiden muaftı. Kudretli yıldız gemileri, galaktik uzayın en ücra köşelerinde güneşten güneşe sefer yaparak, ödül ve macera arayarak gezinip durdular. O günlerde insanlar cesurdu, ödüller yüksekti, erkekler adam gibi adam, kadınlar kadın gibi kadın ve Alpha Centauri'den küçük tüylü yaratıklar gerçekten Alpha Centauri'den küçük tüylü yaratıklardı. Kudretli amellerini gerçekleştirebilmek için, cesurca kötülükler yapmaya başladılar, kimsenin daha önce yapmadığı şekilde mastarları ayırdırlar. Böylece İmparatorluk güçlendi. Elbette, birçok insan zengin oldu, ama bu kesinlikle doğal ve
utanılacak bir şey değildi, çünkü gerçekten fakir kimse yoktu; en azından sözünü etmeye değer hiç kimse. Bu oldukça zengin tüccarlar sayesinde, hayat en sonunda sıkıcı olmaya başladı, ve üzerlerinde yaşadıkları hiçbir
dünya, onlar için tatmin edici olmamaya başladı. Ya öğleden sonraları iklim güzel değildi.. ya da gün fazladan yarım saat uzundu.. ya da denizin rengi, pembenin yanlış tonundaydı. Böylece yeni bir iş alanının önü açılmış oldu: "Sipariş Usulü Lüx Gezegen Yapımı". Bu sanayinin merkezi,
büyük miktarlarda maddeyi beyaz deliklerden çekip, Galaksi'nin en zengin adamlarının standartlarına uyacak şekilde sevgiyle üretilmiş, hayal gezegenler yaratmak için oldukça yüksek miktarda üstuzay mühendisliğinin kullanıldığı Magratea gezegeniydi. Bu yatırım o kadar başarılı oldu ki, kısa süre sonra, Magratea evrendeki gelmiş geçmiş en zengin gezegen oldu ve galaksinin geri kalanı da sefil bir yoksulluğa sürüklendi. Ve böylece sistem çöktü. İmparatorluk çöktü ve Galaksi'ye uzun, kasvetli bir sessizlik çöktü. Magratea'nın kendisi de kayboldu ve ismi efsanelerin belirsizliğine karıştı. İçinde bulunmuş olduğumuz aydınlanmış günlerde, kimse bir kelimesine bile inanmıyor.
Stres ve sinirsel gerilim Galaksi'nin her yerinde ciddi sosyal sorunlara sebep oluyor, ve bu yüzdendir ki durumun daha da kötüleşmemesi için
bazı gerçekler önceden açıklanacaktır. Bahsi geçen gezegen, gerçekten
Magratea'dır. Kadim bir otomatik savunma sistemi tarafından birazdan gönderilecek olan ölümcül füzeler, üç kahve fincanının ve bir fare kafesinin kırılmasına, birisinin kolunda çürük oluşmasına, ve en sonunda da bir saksı petunyanın ve masum bir kaşalotun vücut bulmasına ve ölmesine sebep olacaktır. Bir miktar gizem kalması için, kimin kolunda çürüklerin oluşacağı henüz açıklanmayacaktır. Bu kısım kesinlikle önemsiz olduğu için askıda kalmasında bir sorun yoktur.
Üzerinde yaygara koparılmayan başka bir şey ise, tüm olasılıkların tersine, gezegenin yüzeyinden millerce yukarıda bir kaşalot birden vücuda gelmişti. Bir balina için doğal bir durum olmadığı için, bu masum yaratığın,
artık balina olmamakla yüzleşmeden önce balina kimliğiyle yüzleşmesi için,
çok az zamanı vardı;
Ah! Ne oluyor? Affedersiniz? Ben kimim? Neden buradayım? Hayattaki amacım nedir? "Ben kimim" derken ne demek istiyorum? Sakinleş! Kendine gel! Bu ilginç bir his. Bir yerlerimde gerinmeye benzer bir ürperti var... Bunlara isim bulmaya başlasam iyi olur... Buna karın diyeyim. O zaman, karnımda, gerinmeye benzer bir ürperti var. Bu ıslık gibi kükreyen ses de ne? Onun adı da rüzgar olsun. Belki de daha sonra daha iyi bir isim bulurum... Hey, bu da ne? Ona da kuyruk diyelim! Evet, kuyruk. Hey, baya hızlıyım, ha, değil mi? Vov! Vov! Hey! Çok işe yaramıyor gözüküyor ama, eminim ki daha sonra ne işe yaradığını anlayacağım. Oh, hey, bu gerçekten heyecanlı! Öğrenilecek çok şey, beklenecek çok şey var. Beklentiden başım dönüyor... Bana bu kadar hızlıca gelen şey de ne? Çok, çok hızlı... o kadar büyük, düz ve geniş ki... büyük, düz ve geniş bir isim lazım... mesela, küre... küre... yerküre! İşte bu, yerküre! Acaba benimle arkadaş olur mu?
İşin garibi, bir saksı petunyanın düşerken aklından geçen tek şey: "Olamaz, yine mi!" oldu. Birçok insanın ileri sürdüğüne göre, petunyanın neden bunları düşündüğünü biliyor olsaydık, evren hakkında daha fazla bilgimiz olurdu.
Bazı şeylerin göründükleri gibi olmadıkları önemli ve popüler bir gerçektir.
Mesela Dünya gezegeninde, insanlar yunuslardan daha zeki olduklarını düşünmüşlerdir, çünkü çok fazla şey başarmışlardır... tekerlek... New York... savaşlar, vb... bu sırada yunusların yaptığı tek şey, suda oynaşıp, güzel zaman geçirmektir. Aynı sebeplerden dolayı, yunuslar da insanlardan daha akıllı olduklarını düşünmektedirler. İşin garibi, yunuslar dünyanın yıkılacağını biliyorlardı ve insanoğlunu uyarmak için birçok girişimde bulunmuşlardı ama iletişim yöntemlerinin bir çoğu toplara vurmak ya da yemek için ıslık çalmak gibi eğlendirici şeyler olarak algılanmıştır.
En sonunda onlar da, Dünya'yı kendi haline bırakarak, Vogonlar gelmeden kısa bir süre önce Dünyayı terketmişlerdir. Yunusların verdiği en son mesaj, Star-Spangled Banner'ı ıslıkla çalarken, bir çemberin içinden geriye doğru çift salto atılması şeklinde değerlendirilmiştir ama asıl mesaj şuydu: Elveda, ve bütün o balıklar için teşekkürler. Aslında gezegende yunuslardan daha zeki bir tek canlı vardı, onlar da zamanlarınının çoğunu,
davranışsal araştırma laboratuvarlarında, insanlar üzerinde ürkütücü derecede zarif deneyler yaparak geçirmişlerdi. Arthur'un birazdan öğreneceği üzere, insanların bu ilişkiyi tamamen yanlış anlamış olması tamamen bu yaratıkların planlarının bir parçasıydı.
Arthur'un kolunda çürük oluşmuştu.
Puslara karışmış kadim zamanlarda, eski Galaktik İmparatorluğun görkemli günlerinde, hayat, vahşi, zengin ve vergiden muaftı. Kudretli yıldız gemileri, galaktik uzayın en ücra köşelerinde güneşten güneşe sefer yaparak, ödül ve macera arayarak gezinip durdular. O günlerde insanlar cesurdu, ödüller yüksekti, erkekler adam gibi adam, kadınlar kadın gibi kadın ve Alpha Centauri'den küçük tüylü yaratıklar gerçekten Alpha Centauri'den küçük tüylü yaratıklardı. Kudretli amellerini gerçekleştirebilmek için, cesurca kötülükler yapmaya başladılar, kimsenin daha önce yapmadığı şekilde mastarları ayırdırlar. Böylece İmparatorluk güçlendi. Elbette, birçok insan zengin oldu, ama bu kesinlikle doğal ve
utanılacak bir şey değildi, çünkü gerçekten fakir kimse yoktu; en azından sözünü etmeye değer hiç kimse. Bu oldukça zengin tüccarlar sayesinde, hayat en sonunda sıkıcı olmaya başladı, ve üzerlerinde yaşadıkları hiçbir
dünya, onlar için tatmin edici olmamaya başladı. Ya öğleden sonraları iklim güzel değildi.. ya da gün fazladan yarım saat uzundu.. ya da denizin rengi, pembenin yanlış tonundaydı. Böylece yeni bir iş alanının önü açılmış oldu: "Sipariş Usulü Lüx Gezegen Yapımı". Bu sanayinin merkezi,
büyük miktarlarda maddeyi beyaz deliklerden çekip, Galaksi'nin en zengin adamlarının standartlarına uyacak şekilde sevgiyle üretilmiş, hayal gezegenler yaratmak için oldukça yüksek miktarda üstuzay mühendisliğinin kullanıldığı Magratea gezegeniydi. Bu yatırım o kadar başarılı oldu ki, kısa süre sonra, Magratea evrendeki gelmiş geçmiş en zengin gezegen oldu ve galaksinin geri kalanı da sefil bir yoksulluğa sürüklendi. Ve böylece sistem çöktü. İmparatorluk çöktü ve Galaksi'ye uzun, kasvetli bir sessizlik çöktü. Magratea'nın kendisi de kayboldu ve ismi efsanelerin belirsizliğine karıştı. İçinde bulunmuş olduğumuz aydınlanmış günlerde, kimse bir kelimesine bile inanmıyor.
Stres ve sinirsel gerilim Galaksi'nin her yerinde ciddi sosyal sorunlara sebep oluyor, ve bu yüzdendir ki durumun daha da kötüleşmemesi için
bazı gerçekler önceden açıklanacaktır. Bahsi geçen gezegen, gerçekten
Magratea'dır. Kadim bir otomatik savunma sistemi tarafından birazdan gönderilecek olan ölümcül füzeler, üç kahve fincanının ve bir fare kafesinin kırılmasına, birisinin kolunda çürük oluşmasına, ve en sonunda da bir saksı petunyanın ve masum bir kaşalotun vücut bulmasına ve ölmesine sebep olacaktır. Bir miktar gizem kalması için, kimin kolunda çürüklerin oluşacağı henüz açıklanmayacaktır. Bu kısım kesinlikle önemsiz olduğu için askıda kalmasında bir sorun yoktur.
Üzerinde yaygara koparılmayan başka bir şey ise, tüm olasılıkların tersine, gezegenin yüzeyinden millerce yukarıda bir kaşalot birden vücuda gelmişti. Bir balina için doğal bir durum olmadığı için, bu masum yaratığın,
artık balina olmamakla yüzleşmeden önce balina kimliğiyle yüzleşmesi için,
çok az zamanı vardı;
Ah! Ne oluyor? Affedersiniz? Ben kimim? Neden buradayım? Hayattaki amacım nedir? "Ben kimim" derken ne demek istiyorum? Sakinleş! Kendine gel! Bu ilginç bir his. Bir yerlerimde gerinmeye benzer bir ürperti var... Bunlara isim bulmaya başlasam iyi olur... Buna karın diyeyim. O zaman, karnımda, gerinmeye benzer bir ürperti var. Bu ıslık gibi kükreyen ses de ne? Onun adı da rüzgar olsun. Belki de daha sonra daha iyi bir isim bulurum... Hey, bu da ne? Ona da kuyruk diyelim! Evet, kuyruk. Hey, baya hızlıyım, ha, değil mi? Vov! Vov! Hey! Çok işe yaramıyor gözüküyor ama, eminim ki daha sonra ne işe yaradığını anlayacağım. Oh, hey, bu gerçekten heyecanlı! Öğrenilecek çok şey, beklenecek çok şey var. Beklentiden başım dönüyor... Bana bu kadar hızlıca gelen şey de ne? Çok, çok hızlı... o kadar büyük, düz ve geniş ki... büyük, düz ve geniş bir isim lazım... mesela, küre... küre... yerküre! İşte bu, yerküre! Acaba benimle arkadaş olur mu?
İşin garibi, bir saksı petunyanın düşerken aklından geçen tek şey: "Olamaz, yine mi!" oldu. Birçok insanın ileri sürdüğüne göre, petunyanın neden bunları düşündüğünü biliyor olsaydık, evren hakkında daha fazla bilgimiz olurdu.
Bazı şeylerin göründükleri gibi olmadıkları önemli ve popüler bir gerçektir.
Mesela Dünya gezegeninde, insanlar yunuslardan daha zeki olduklarını düşünmüşlerdir, çünkü çok fazla şey başarmışlardır... tekerlek... New York... savaşlar, vb... bu sırada yunusların yaptığı tek şey, suda oynaşıp, güzel zaman geçirmektir. Aynı sebeplerden dolayı, yunuslar da insanlardan daha akıllı olduklarını düşünmektedirler. İşin garibi, yunuslar dünyanın yıkılacağını biliyorlardı ve insanoğlunu uyarmak için birçok girişimde bulunmuşlardı ama iletişim yöntemlerinin bir çoğu toplara vurmak ya da yemek için ıslık çalmak gibi eğlendirici şeyler olarak algılanmıştır.
En sonunda onlar da, Dünya'yı kendi haline bırakarak, Vogonlar gelmeden kısa bir süre önce Dünyayı terketmişlerdir. Yunusların verdiği en son mesaj, Star-Spangled Banner'ı ıslıkla çalarken, bir çemberin içinden geriye doğru çift salto atılması şeklinde değerlendirilmiştir ama asıl mesaj şuydu: Elveda, ve bütün o balıklar için teşekkürler. Aslında gezegende yunuslardan daha zeki bir tek canlı vardı, onlar da zamanlarınının çoğunu,
davranışsal araştırma laboratuvarlarında, insanlar üzerinde ürkütücü derecede zarif deneyler yaparak geçirmişlerdi. Arthur'un birazdan öğreneceği üzere, insanların bu ilişkiyi tamamen yanlış anlamış olması tamamen bu yaratıkların planlarının bir parçasıydı.
Arthur'un kolunda çürük oluşmuştu.
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Alkcrist ait Blog Başlıkları
- Zorluklar (29-09-2007)
- Otostopçunun Galaksi Rehberi - Bölüm 6 (24-09-2007)
- Otostopçunun Galaksi Rehberi - Bölüm 5 (24-09-2007)
- Otostopçunun Galaksi Rehberi - Bölüm 4 (16-09-2007)
- Otostopçunun Galaksi Rehberi - Bölüm 3 (16-09-2007)










