Manifestom 

İzmir..
İzmir ve İzmirliler ile ilgili bu kadar çok mit olduğunun bilincinde değildim açıkçası. İzmirin denizi, kordon boyu, havası, kızı, erkeği.. Çok şey yazılmış, söylenmiş. Kimi doğru kimi yanlış, kimisi kuyruk acısından kaynaklı, kimisi kıskançlıktan. Bazılarını okuduğumda gülüyorum, ama çoğunda haksızlığa uğramış hissettim. İzmirin tam bir yerlisi olarak İzmiri yorumlamak ne kadar tarafsız ve doğru olur bilmem ama kendi çapımda bir cevap yazmaya karşı engellenemez bir istek doğdu içimde. Başlayalım o halde..
İzmir..
Denizin tüm nimetlerini ve ruhunu sindirmiş, gerek tarihi gerekse mimarisi bakımından İstanbul kadar şahane gözükmese de, havasını soluyunca insanın yüzünde huzurlu bir gülümseme konduran bir şehirdir İzmir.
Sabahları evde kahvaltı etmek saçma gelir. Pasaporta iner, denize 30 cm. mesafede tahta sandalyelerde oturursunuz. Kahvaltınızı daha az önce fırından aldığınız boyoz, ince belli bir bardakta yeni demlenip kıpkırmızı bir renk almış seylan çayıyla yaparsınız. Hatta bazen boyozu haşlanmış yumurta ile mutlu edip uzatırsınız kahvaltı sefasını. Değişiklik isterseniz simit değil gevrek yersiniz. İzmirde simit yoktur.. Sigara kullanıyorsanız eğer denizden esen serin, yumuşak ve tuzlu rüzgar yalvarır bir dal yakmanız için. Ve bir çay daha söylersiniz..
Kalkıp yürürsünüz kordon boyunda, meydana doğru. Yol boyunca kenarda oturan çiftler vardır, aşıklar.. Yalnız olsanız bile kıskanmazsınız onları, kıskandırmaz İzmir.. Yalnız da değilsinizdir zaten, solunuzda deniz, tepenizde ısıtan parlak bir güneş yürür sizinle. Yerde döşeli taşlardan gözlerinizi ayırmasanız bile insanların yüzündeki tebessümü hissedersiniz bazen. Bir yandan yakınınızdaki bir kafede içilen nargilenin buruk ve doygun kokusu gelir burnunuza. Ufacık esmer çocuklar ellerindeki sakızları satmaya çalışırlar size ısrarla.
Eğer havalar güzelse, sağınız solunuz çimlere yayılmış gençlerle dolu olur. Güneşin altında inceden demlenir çoğu. Yanlarına gidip oturmak isteseniz hiçbiri reddetmez, sigarasını içkisini paylaşır muhabbetiniz karşılığında. Ve günün en güzel saati gelir, güneşin battığı saat. İzlemek için her işinizi bırakabileceğiniz güzellikte bir kırmızı kaplar semayı. Güneş hüzünlendirir zayıflayan ışığıyla sizi. Bazen elinizdeki rakı bardağını tokuşturabileceğiniz bozuk para boyutunda bir dost, bazen gözünüzdeki yaşı silen sevgiliniz olur. Hayatınızdan bir günün daha eksildiğinin sessiz habercisidir. İzmirde guruba karşı oturup beyaz peynir ve kavun eşliğinde rakı yudumlamanın zevki en tatminsiz insanı bile yerle yeksan edecek kadar gerçektir.
Akşam olunca ışıklar zayıflar, kıbrıs şehitlerinin loşluğunda bulursunuz kendinizi. Başkaları da aynı kaderi paylaşmıştır, kalabalıktır etraf. İstikamet sokak aralarındaki barlardır. Yalnız ya da kalabalık olmanız farketmez, soğuk bir bira hakkınızdır ve kimse bu hakkınızdan alı koymaz sizi. Alsancakta hiçbir gece erken sona ermez. Barların kapanma vakti gelse bile sahilde çimler her zaman herkese açıktır. Şarabınızı alıp sabaha kadar da oturabilirsiniz, votkanızı ve plastik bardaklarınızı alıp bilinmeyen bir zamana kadar da.. Herkes oturur çünkü, herkes içer orada.. Karşıyakada oturanlar belirli bir saatte kalkarlar, vapura doluşurlar. Bornovada oturanlar ise otobüslere.. Eğer Göztepede oturuyorsanız biraz daha devam edersiniz muhabbete.. Eve nasıl gideceğinizin hesabını yapmazsınız, zaten sabaha kadar saat başı otobüs vardır. Ben bekleyemem derseniz de gündüz tarifesiyle taksiye binersiniz.
Konak merkezdir. İşyerleri, sinemalar, lokantalar, seyyar satıcılar çoğunlukla burada toplanmıştır. Her yöne otobüs durakları vardır. Sakin zamanları azdır. Her zaman oradan oraya koşuşturan birileri vardır. Ve İzmirin sembolünü görürsünüz. 100 yıldan fazla bir zaman önce 2. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yıl dönümünü ölümsüzleştirmek için eyfel kulesinin mimarı Gustave Eiffel'e yaptırılan bir yapı durmaktadır karşınızda. İzmir saat kulesidir baktığınız. Ne haşmetlidir, ne de köhne. Tek başına ayaktadır, ama hiç yalnız kalmaz. Önünde fotoğraf çektiren birileri mutlaka vardır etrafta. Bir tarafı Konak vapur iskelesine bakar, diğer tarafı çarşı girişine. Ve esen meltemle birlikte hayran bıraktırır kendine.
Sadece bu değildir İzmir. Saymadığım yerleriyle, içtenliğiyle, sıcakkanlılığıyla içinizi ısıtır, kendine bağlar. Yıllar sonra bile özletir kendini.. Ama İzmiri bu kadar özel yapan ne kordonu, ne barları, ne de saat kulesidir. Havasını soluyan, havasını solutan insanlarıdır..
İzmirin havasıyla kızına güven olmaz derler.. Havasına birşey demiyorum ama kızlarıyla ilgili konuşmak gerekirse, onlar sadece İzmirli kızlardır. Evet güzellerdir. Ama güzellikleri, fiziksel güzelliklerinden kaynaklanmaz. İzmirin kızları gerçektir. Onlar için aşk, sevgi paradan önce gelir. Zekidirler. Bu yüzden kolay yem değillerdir. Öyle gözükmelerinin sebebi, diğer bölgelerdekilere oranla daha rahat ve çağdaş yetişmiş olmalarıdır. Cinselliklerini daha rahat yaşarlar. Gerçekten sever, gerçekten sevişirler. "Olm bu kız izmirli, ben rahat götürürüm bunu" zihniyetiyle aptalca kurlarla yaklaşan erkeklerle oynarlar. Ve acı bir şekilde terkederler. Bu yüzden kuyruk acısı olan erkekler tarafından motor damgası yerler. Gerçekten sevene değer verirler. Tabi ki istisnalar olacaktır, ama bu kaideyi değiştirmez. Kızdıklarında efelenirler, tehlikeli olurlar. Sevdiklerinde gidip aşkını haykırabilecek kadar cesurdurlar. Yolda yürürken gözünün içine baktığınızda gözlerini kaçırmazlar. İçten gülümserseniz cevap verirler. İyi içerler. Konuşurlarken ses tonları ve vücut dillerini çok iyi kullanırlar. Değer verilmediğini, kullanıldığını hissederlerse çeker giderler. Çok iyi sevgili, daha da iyi eş olabilirler. Arkadaşlık ve dostluğa çok değer verirler, kanka olunası kızlardır. Biraz kaotiklerdir, otorite altına girmeyi sevmezler. Bu yüzden klasik erkek-kadın ilişkilerinden edinilmiş öğretiler ile elinizde tutamazsınız. Ve evet, adamın .mına korlar. Öyle bir bırakırlar ki sizi, kuyruk acısı hayatınız boyunca sürer. Asla unutamazsınız. Haketmemiş olsanız bile..
Tabi ki İzmirli kızların karakterini etkileyen şeylerden en önemlisi İzmirli erkeklerdir. Her zaman kızların gölgesinde kalmıştır İzmir erkeği. Ama hiç de yabana atılacak gibi değildir. Sonuçta İzmirli kızların babaları, abileridirler. Çoğunluğu uzun boylu, yapılı, yakışıklıdır. Kendine has bir karizması vardır. Sıcakkanlıdır, dürüsttür, delikanlıdır. Ama yavşaktır, piçtir. Bulunduğu her ortamda insanlarla şaşırtıcı bir hızla kaynaşır. İzmirin kızlarından eğitimli olduğu için, normal kurlarla etkilemeye çalışmaz. Şeytan tüyü vardır çoğunda. İzmirin erkeği de seçicidir çünkü İzmir kızlarının arasında büyümüştür. Kolay beğenmez, gerçekten sevmedikçe "biraz takılırım sonra bırakırım" mantığıyla yaşar. Genellikle en önemli kriteri güzelliktir çünkü güzel ortalaması yüksek bir şehirde yaşamaktadır. Kadının ne isteğini gözünden anlayabilir. İyi içer, elinde rakı şişesiyle doğmuştur. Bu yüzden biraya hamallık der. Eğer bir kızdan hoşlandıysa altından girer üstünden çıkar, türlü şirinlik ve şeytanlıkla kendini sevdirir. Ama saygılıdır. Biri gitmek için kalktığında o da kalkar. Kendi eviyse kapıya kadar geçirir. Yanındaki kızı ezmez, aşağılamaz, sevdiği kızı el üstünde tutar. En abazası bile yolda gördüğü güzel bir kızın arkasından öküz gibi bakakalmaz, laf atmaz. Aşka, sevgiye, sevgiliye değer verir. Hayatı terketmek ve terkedilmekle geçer çoğunlukla..
İzmirin kızı ve erkeği ayrılmaz bir bütündür aslında. Kendilerine hastırlar. Bu yüzden diğerleri tarafından sayısız sıfatla anılırlar. Ama herşeyin ötesinde genelde iyi niyetli ve temiz insanlardır.
Başka illerden gelip İzmiri gören, gezen, havasını soluyan, insanıyla haşır neşir olan herkes evine mutlaka daha zengin, daha insan olarak döner. İşte İzmirimin sihri de budur..
İzmir..
Denizin tüm nimetlerini ve ruhunu sindirmiş, gerek tarihi gerekse mimarisi bakımından İstanbul kadar şahane gözükmese de, havasını soluyunca insanın yüzünde huzurlu bir gülümseme konduran bir şehirdir İzmir.
Sabahları evde kahvaltı etmek saçma gelir. Pasaporta iner, denize 30 cm. mesafede tahta sandalyelerde oturursunuz. Kahvaltınızı daha az önce fırından aldığınız boyoz, ince belli bir bardakta yeni demlenip kıpkırmızı bir renk almış seylan çayıyla yaparsınız. Hatta bazen boyozu haşlanmış yumurta ile mutlu edip uzatırsınız kahvaltı sefasını. Değişiklik isterseniz simit değil gevrek yersiniz. İzmirde simit yoktur.. Sigara kullanıyorsanız eğer denizden esen serin, yumuşak ve tuzlu rüzgar yalvarır bir dal yakmanız için. Ve bir çay daha söylersiniz..
Kalkıp yürürsünüz kordon boyunda, meydana doğru. Yol boyunca kenarda oturan çiftler vardır, aşıklar.. Yalnız olsanız bile kıskanmazsınız onları, kıskandırmaz İzmir.. Yalnız da değilsinizdir zaten, solunuzda deniz, tepenizde ısıtan parlak bir güneş yürür sizinle. Yerde döşeli taşlardan gözlerinizi ayırmasanız bile insanların yüzündeki tebessümü hissedersiniz bazen. Bir yandan yakınınızdaki bir kafede içilen nargilenin buruk ve doygun kokusu gelir burnunuza. Ufacık esmer çocuklar ellerindeki sakızları satmaya çalışırlar size ısrarla.
Eğer havalar güzelse, sağınız solunuz çimlere yayılmış gençlerle dolu olur. Güneşin altında inceden demlenir çoğu. Yanlarına gidip oturmak isteseniz hiçbiri reddetmez, sigarasını içkisini paylaşır muhabbetiniz karşılığında. Ve günün en güzel saati gelir, güneşin battığı saat. İzlemek için her işinizi bırakabileceğiniz güzellikte bir kırmızı kaplar semayı. Güneş hüzünlendirir zayıflayan ışığıyla sizi. Bazen elinizdeki rakı bardağını tokuşturabileceğiniz bozuk para boyutunda bir dost, bazen gözünüzdeki yaşı silen sevgiliniz olur. Hayatınızdan bir günün daha eksildiğinin sessiz habercisidir. İzmirde guruba karşı oturup beyaz peynir ve kavun eşliğinde rakı yudumlamanın zevki en tatminsiz insanı bile yerle yeksan edecek kadar gerçektir.
Akşam olunca ışıklar zayıflar, kıbrıs şehitlerinin loşluğunda bulursunuz kendinizi. Başkaları da aynı kaderi paylaşmıştır, kalabalıktır etraf. İstikamet sokak aralarındaki barlardır. Yalnız ya da kalabalık olmanız farketmez, soğuk bir bira hakkınızdır ve kimse bu hakkınızdan alı koymaz sizi. Alsancakta hiçbir gece erken sona ermez. Barların kapanma vakti gelse bile sahilde çimler her zaman herkese açıktır. Şarabınızı alıp sabaha kadar da oturabilirsiniz, votkanızı ve plastik bardaklarınızı alıp bilinmeyen bir zamana kadar da.. Herkes oturur çünkü, herkes içer orada.. Karşıyakada oturanlar belirli bir saatte kalkarlar, vapura doluşurlar. Bornovada oturanlar ise otobüslere.. Eğer Göztepede oturuyorsanız biraz daha devam edersiniz muhabbete.. Eve nasıl gideceğinizin hesabını yapmazsınız, zaten sabaha kadar saat başı otobüs vardır. Ben bekleyemem derseniz de gündüz tarifesiyle taksiye binersiniz.
Konak merkezdir. İşyerleri, sinemalar, lokantalar, seyyar satıcılar çoğunlukla burada toplanmıştır. Her yöne otobüs durakları vardır. Sakin zamanları azdır. Her zaman oradan oraya koşuşturan birileri vardır. Ve İzmirin sembolünü görürsünüz. 100 yıldan fazla bir zaman önce 2. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yıl dönümünü ölümsüzleştirmek için eyfel kulesinin mimarı Gustave Eiffel'e yaptırılan bir yapı durmaktadır karşınızda. İzmir saat kulesidir baktığınız. Ne haşmetlidir, ne de köhne. Tek başına ayaktadır, ama hiç yalnız kalmaz. Önünde fotoğraf çektiren birileri mutlaka vardır etrafta. Bir tarafı Konak vapur iskelesine bakar, diğer tarafı çarşı girişine. Ve esen meltemle birlikte hayran bıraktırır kendine.
Sadece bu değildir İzmir. Saymadığım yerleriyle, içtenliğiyle, sıcakkanlılığıyla içinizi ısıtır, kendine bağlar. Yıllar sonra bile özletir kendini.. Ama İzmiri bu kadar özel yapan ne kordonu, ne barları, ne de saat kulesidir. Havasını soluyan, havasını solutan insanlarıdır..
İzmirin havasıyla kızına güven olmaz derler.. Havasına birşey demiyorum ama kızlarıyla ilgili konuşmak gerekirse, onlar sadece İzmirli kızlardır. Evet güzellerdir. Ama güzellikleri, fiziksel güzelliklerinden kaynaklanmaz. İzmirin kızları gerçektir. Onlar için aşk, sevgi paradan önce gelir. Zekidirler. Bu yüzden kolay yem değillerdir. Öyle gözükmelerinin sebebi, diğer bölgelerdekilere oranla daha rahat ve çağdaş yetişmiş olmalarıdır. Cinselliklerini daha rahat yaşarlar. Gerçekten sever, gerçekten sevişirler. "Olm bu kız izmirli, ben rahat götürürüm bunu" zihniyetiyle aptalca kurlarla yaklaşan erkeklerle oynarlar. Ve acı bir şekilde terkederler. Bu yüzden kuyruk acısı olan erkekler tarafından motor damgası yerler. Gerçekten sevene değer verirler. Tabi ki istisnalar olacaktır, ama bu kaideyi değiştirmez. Kızdıklarında efelenirler, tehlikeli olurlar. Sevdiklerinde gidip aşkını haykırabilecek kadar cesurdurlar. Yolda yürürken gözünün içine baktığınızda gözlerini kaçırmazlar. İçten gülümserseniz cevap verirler. İyi içerler. Konuşurlarken ses tonları ve vücut dillerini çok iyi kullanırlar. Değer verilmediğini, kullanıldığını hissederlerse çeker giderler. Çok iyi sevgili, daha da iyi eş olabilirler. Arkadaşlık ve dostluğa çok değer verirler, kanka olunası kızlardır. Biraz kaotiklerdir, otorite altına girmeyi sevmezler. Bu yüzden klasik erkek-kadın ilişkilerinden edinilmiş öğretiler ile elinizde tutamazsınız. Ve evet, adamın .mına korlar. Öyle bir bırakırlar ki sizi, kuyruk acısı hayatınız boyunca sürer. Asla unutamazsınız. Haketmemiş olsanız bile..
Tabi ki İzmirli kızların karakterini etkileyen şeylerden en önemlisi İzmirli erkeklerdir. Her zaman kızların gölgesinde kalmıştır İzmir erkeği. Ama hiç de yabana atılacak gibi değildir. Sonuçta İzmirli kızların babaları, abileridirler. Çoğunluğu uzun boylu, yapılı, yakışıklıdır. Kendine has bir karizması vardır. Sıcakkanlıdır, dürüsttür, delikanlıdır. Ama yavşaktır, piçtir. Bulunduğu her ortamda insanlarla şaşırtıcı bir hızla kaynaşır. İzmirin kızlarından eğitimli olduğu için, normal kurlarla etkilemeye çalışmaz. Şeytan tüyü vardır çoğunda. İzmirin erkeği de seçicidir çünkü İzmir kızlarının arasında büyümüştür. Kolay beğenmez, gerçekten sevmedikçe "biraz takılırım sonra bırakırım" mantığıyla yaşar. Genellikle en önemli kriteri güzelliktir çünkü güzel ortalaması yüksek bir şehirde yaşamaktadır. Kadının ne isteğini gözünden anlayabilir. İyi içer, elinde rakı şişesiyle doğmuştur. Bu yüzden biraya hamallık der. Eğer bir kızdan hoşlandıysa altından girer üstünden çıkar, türlü şirinlik ve şeytanlıkla kendini sevdirir. Ama saygılıdır. Biri gitmek için kalktığında o da kalkar. Kendi eviyse kapıya kadar geçirir. Yanındaki kızı ezmez, aşağılamaz, sevdiği kızı el üstünde tutar. En abazası bile yolda gördüğü güzel bir kızın arkasından öküz gibi bakakalmaz, laf atmaz. Aşka, sevgiye, sevgiliye değer verir. Hayatı terketmek ve terkedilmekle geçer çoğunlukla..
İzmirin kızı ve erkeği ayrılmaz bir bütündür aslında. Kendilerine hastırlar. Bu yüzden diğerleri tarafından sayısız sıfatla anılırlar. Ama herşeyin ötesinde genelde iyi niyetli ve temiz insanlardır.
Başka illerden gelip İzmiri gören, gezen, havasını soluyan, insanıyla haşır neşir olan herkes evine mutlaka daha zengin, daha insan olarak döner. İşte İzmirimin sihri de budur..
Toplam Yorumlar 5
Yorumlar
-
Posted 15-10-2008 at 22:33 by Junkie_XL
-
Bu kadar yazıpda İnciraltı,Balçova,sahilevlerini ıskalamaz be insan....Heleki İnciraltı...Heleki İnciraltı...Nasıl ıskalar Güzel İzmir'in bu yerini insan...Bir gece git ister yanında yarenin olsun ister yalnız...Otur bir salaş iskeleye 2 şişe şarabın dibine vur...Git kendine 2 de bira edin..Bir bak Karşıyaka'ya ...İzmir'in Karşıyaka'sı var ama Karşıyakanın İzmir'i yokunu anla...Heleki geceyarısı bile masmavi denizinden sen ıçerken sıçrayıp seni selamlayıp balıkları ve fosforlu pullarını da bir yudumla...Ah güzel memleketim..Ah Düşler kentim..Seni gördüm yaşadım hiç bir kenti beğenmiyorum..Seninle koyun koyuna büyüdüm deniz olmayan hiç bir kente kent demiyorum....Posted 16-10-2008 at 04:07 by EsrikMavi
-
Posted 16-10-2008 at 05:04 by Alkcrist
-
Posted 16-10-2008 at 16:44 by nonexistence
-
Posted 18-10-2008 at 02:12 by Alkcrist
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0





