Bazen..

Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın..
Aşağıdaki yazı, RTE nin mahkum olduğu 312/2 davasından alıntıdır. Siz kestirin nelerin değiştiğini...
…Nitekim olaydan kısa bir süre sonra da, 16.1.1998 tarihinde Refah Partisi “Laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiğinin tespit edildiği’ gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesince temelli kapatılmıştır. //Ki iktidar partisiydiler, Bkz. REFALYOL hükümeti.
Anılan kapatma kararından kısa bir süre önce, 6.12.1997 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan sanık, “Kürt” ve “Arap” kökenli yurttaşlarımızın çoğunlukta olduğu; pek çok kanlı eylemi gerçekleştiren yasadışı Hizbullah örgütünün, ülkemizde din temeline dayalı bir devlet düzeni kurulması amacıyla faaliyet gösteren şeyhlerin ve tarikat liderlerinin en fazla etkili olduğu; Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, yabancı ülkelerin kışkırtmasıyla, devletimize karşı silahlı isyanlara katılmış kişilerin bulunduğu bir yörede, açık hava toplantısı düzenletip, kürsüye çıkarak binlerce kişiye karşı;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler askerimiz. Bir şey bizi sindiremez. Gökler yerler açılsa, üzerimize tufanlar, yanardağlar saçılsa, biz oyuz ki, imanıyla övündüğümüz ecdadımız, titretici şeylere hiçbir zaman diz çökmemiş, Anadolu’nun tapusunu Malazgirt’ten ta Çanakkale’ye, imanın vazgeçilmez kalesine kadar ecdadımızı zaferden zafere koşturan şey, şu anda Siirtli hemşerilerimin de içinde bulunduğu inanç birliğidir… Bu ülkeyi yanlış zihniyetlere mahkum edenlere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz… Atalarımız ne güzel söylemiş, ağaca yaslanma çürür, yıkılır, desteksiz kalırsın. Kula yaslanma, fanidir, ölür kılavuzsuz kalırsın. Allaha yaslan ki ayakta kalasın. İşte bu noktadan hareketle konuşuyorum, bu anlayıştan hareketle konuşuyorum… Göğsümü gere gere söylüyorum, benim referansım İslam’dır… İnancımı rahatça konuşamayacaksam, söyleyemeyeceksem, bu şehitler ülkesi Türkiye’de benim ne işim var?.. Kardeşlerim diyor ki bu ezanlar susmayacak. Bundan endişeniz mi var? İstiklal marşımızın içinde ne yazıyor?
‘Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli’
diyor. İstiklal Marşı’nın içinde böyle yazacak, ezanı susturacaklar… Susturamazlar. Yanardağ oluruz, yıldırım oluruz, ezan susturanların karşısında patlarız. İşin lamı cimi yok. Bunun için varız. İstiklal Marşı bizim manifestomuzdur… Orada ne diyor? ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’ dikkat edin orada ‘Hakkıdır kula tapan milletimin istiklal’ demiyor.. Üniversitedeki bacıma başındaki başörtüyü çıkarmadıkça okuyamayacaksın deniyorsa, bu ülkede zulüm vardır… Böyle devam etmeyecek, eninde sonunda hak tecelli edecek… Biz dinle beraber olmaya mecbur muyuz? Evet mecburuz… Son cümle üstad Necip Fazıl’dan:
‘Mihrabtan ilahi kelam geliyor yere düşmüş,
Selam geliyor, ne para, ne pul, ne makam, ne mevki,
Savulun kalplere adil düzen geliyor’” demiştir.
Sözleri etkisini göstermiş ve ‘tekbir’ sesleri ortalığı kaplamıştır.
Niteliği ve amaçları yukarıda açıklanan Refah Partisi’nde politika yapmayı içine sindirebilmiş, “benim için demokrasi amaç değil, araçtır” diyerek Makyevelist kişiliğini açıkça ortaya koyduğu bilinen sanığın, bu sözleri söylemekteki amacı bellidir.
Refah Partisi kapatılırsa, aynı amaçları gerçekleştirmeye çalışacak yeni bir parti kurulacağını bilmekte ve o partiye lider olmak istemektedir…
…Esasen sanık bu imajı uzun yıllardır vermeye çalışmaktadır.
Sanık Recep Tayip Erdoğan’a soruyorlar:
“Soru… Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler?
Erdoğan : Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir…
Soru… Bağımsızlık isterlerse. Tamamen ayrılmak isterlerse…
Erdoğan: Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurmaya kudreti varsa…kurar.”(Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Mayıs 1998)
Sanık bunlarla yetinmemiş:
“Yetmiş yıllık tarihinde Türkiye Cumhuriyeti katı bir üniter anlayışa sahip olmuştur” diyebilmiştir. (Metin Sever/Cem Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları,)
Sanık bu sözleri söylediğinde, RP İstanbul İl Başkanıdır. Belediye Başkanı olduktan sonra Ümraniye Merkezinin açılışında;
“Tutturmuşlar ‘laiklik elden gidiyor’. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek. Sen bunun önüne geçemezsin ki.
…Bu ülkenin %99 u Müslüman. Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil ikisinin bir arada olması. Ben Müslüman’ım diyenin aynı zamanda laikim demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanlığın yaratıcısı Allah, kesin hâkimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir’ demek, koskoca bir yalan.
…Sandığa giderken egemenlik milletindir. Ama maddede ve manada egemenlik Allahındır. Bunu iyice kavramaya mecburuz.
Çözüm ortada 1.5 milyarlık İslam âlemi, Müslüman Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Onun ışıkları görünüyor. Bu kıyam başlayacak” demiştir.
Milliyet gazetesi yazarı Nilgün Cerrahoğluna verdiği ve 14.7.1996 tarihinde bu gazetede yayımlanan mülakatında;
“Demokrasi amaç mı araç mı? Ha, burada bizim kesin bir ayrılığımız var. Biz diyoruz ki, demokrasi amaç değil, araçtır… Refah din değildir. Eşittir İslam değildir. Ama referansımız İslamdır. Referansımıza ters hiçbir şey yapmak ve yaşamak istemiyoruz.” demiş;
Cerrahoğlu, ‘Referansınıza ters kanunlar kalkacak mı?’ diye sorduğunda; “Tabii. Kanunları da insanlar yapıyor” demiştir.
Ülkemizde olup bitenlerin bilincinde olupta, sanığın savunmasını samimi bulmak mümkün değildir.
Ne demişti Ziya Paşa:
“Hiç ummadığın keşfeder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın”
Burada Atatürk’ün bir özdeyişine değinmeden geçemeyeceğiz:
“Türk milletinin içtimai nizamını ihlale müteveccih didinmeler, boğulmaya mahkûmdur. Türk milleti kendisinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen müfsid, sefil, vatansız ve milliyetsiz sebeküm ağızların hezeyanlarındaki kirli emelleri anlamayacak ve onlara müsamaha gösterecek bir heyet değildir.”…
…Devlet hayatımızın din kurallarını esas alarak düzenlenmesini isteyenler, başka bir anlatımla “şeriatçılar” asırlar boyunca hep aynı taktiği uygulamışlardır…
…Devlet organlarımıza sızmayı başaramadıkları zamanlarda “din elden gidiyor” yaygarasını kopartmışlar; devlet organlarında etkili duruma geçme olasılığı belirince de, dinsel özgürlükleri savunan, her düşünceye saygılı kişiler gibi görünmeye çalışmışlar; ama hangi kişiliği bürünürlerse bürünsünler, daima ülkemizi parçalamak isteyen etkili dış güçlerle işbirliği yapmışlardır….
…Sanık savunmalarında “Türk Standartları Enstitüsü tarafından yayımlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 15.2.1994 gün ve 569 sayılı kararıyla öğretmenlere ve orta dereceli okul öğrencilerine tavsiye edilen ‘Türk ve Türklük’ adlı kitabında yer alan Ziya Gökalp’e ait bir şiiri okumanın suç oluşturmayacağını” ileri sürmektedir.
Adı geçen kitapta yer alan söz konusu şiir aynen şöyledir:
ROMEN DİYOJEN
Yaktırayım Kur’an’ı
Yıktırayım Kâbe’yi
Şarka gelen görmesin
Minareli kubbeyi
ALPASLAN
Minareler süngü
Kubbeler miğfer
Cami kışlamızdır
Müminler asker
Balkan harbi sırasında yazılmış bu şiirin son kısmı, siyasi mahiyetteki bir açık hava toplantısında, binlerce kişiye karşı niçin okunur.
Sanırsınız ki, Türkiye’yi “küffar” ordusu işgal etmiş…
Ziya Gökalp
…Türkler bugün bir kavim lakin yarın bir millet,
Ona uymayanlara benden yüce bir lanet,
Türk hiç geriye gitmez Türk irticayı bilmez,
Lakin büyük kalbinden altun devri silinmez.
Arapça’ya meyletme
İran’a da hiç gitme;
Tecvidi halktan öğren,
Fâsihlerden işitme.
Bu ülke ki camisinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duanın,
Bu ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur,
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdanın,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın
Şeklinde şiirler yazmış bir kişidir.
Dini siyasete alet edenler, genellikle el attıkları her şeyi kirletmişlerdi. Yanlış anlaşılmasına neden olacak şekilde birkaç mısraını okumakla, sanık, Ziya Gökalp’in aziz hatırasına da saldırıda bulunmuştur…
…Nitekim olaydan kısa bir süre sonra da, 16.1.1998 tarihinde Refah Partisi “Laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiğinin tespit edildiği’ gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesince temelli kapatılmıştır. //Ki iktidar partisiydiler, Bkz. REFALYOL hükümeti.
Anılan kapatma kararından kısa bir süre önce, 6.12.1997 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan sanık, “Kürt” ve “Arap” kökenli yurttaşlarımızın çoğunlukta olduğu; pek çok kanlı eylemi gerçekleştiren yasadışı Hizbullah örgütünün, ülkemizde din temeline dayalı bir devlet düzeni kurulması amacıyla faaliyet gösteren şeyhlerin ve tarikat liderlerinin en fazla etkili olduğu; Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, yabancı ülkelerin kışkırtmasıyla, devletimize karşı silahlı isyanlara katılmış kişilerin bulunduğu bir yörede, açık hava toplantısı düzenletip, kürsüye çıkarak binlerce kişiye karşı;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler askerimiz. Bir şey bizi sindiremez. Gökler yerler açılsa, üzerimize tufanlar, yanardağlar saçılsa, biz oyuz ki, imanıyla övündüğümüz ecdadımız, titretici şeylere hiçbir zaman diz çökmemiş, Anadolu’nun tapusunu Malazgirt’ten ta Çanakkale’ye, imanın vazgeçilmez kalesine kadar ecdadımızı zaferden zafere koşturan şey, şu anda Siirtli hemşerilerimin de içinde bulunduğu inanç birliğidir… Bu ülkeyi yanlış zihniyetlere mahkum edenlere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz… Atalarımız ne güzel söylemiş, ağaca yaslanma çürür, yıkılır, desteksiz kalırsın. Kula yaslanma, fanidir, ölür kılavuzsuz kalırsın. Allaha yaslan ki ayakta kalasın. İşte bu noktadan hareketle konuşuyorum, bu anlayıştan hareketle konuşuyorum… Göğsümü gere gere söylüyorum, benim referansım İslam’dır… İnancımı rahatça konuşamayacaksam, söyleyemeyeceksem, bu şehitler ülkesi Türkiye’de benim ne işim var?.. Kardeşlerim diyor ki bu ezanlar susmayacak. Bundan endişeniz mi var? İstiklal marşımızın içinde ne yazıyor?
‘Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli’
diyor. İstiklal Marşı’nın içinde böyle yazacak, ezanı susturacaklar… Susturamazlar. Yanardağ oluruz, yıldırım oluruz, ezan susturanların karşısında patlarız. İşin lamı cimi yok. Bunun için varız. İstiklal Marşı bizim manifestomuzdur… Orada ne diyor? ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’ dikkat edin orada ‘Hakkıdır kula tapan milletimin istiklal’ demiyor.. Üniversitedeki bacıma başındaki başörtüyü çıkarmadıkça okuyamayacaksın deniyorsa, bu ülkede zulüm vardır… Böyle devam etmeyecek, eninde sonunda hak tecelli edecek… Biz dinle beraber olmaya mecbur muyuz? Evet mecburuz… Son cümle üstad Necip Fazıl’dan:
‘Mihrabtan ilahi kelam geliyor yere düşmüş,
Selam geliyor, ne para, ne pul, ne makam, ne mevki,
Savulun kalplere adil düzen geliyor’” demiştir.
Sözleri etkisini göstermiş ve ‘tekbir’ sesleri ortalığı kaplamıştır.
Niteliği ve amaçları yukarıda açıklanan Refah Partisi’nde politika yapmayı içine sindirebilmiş, “benim için demokrasi amaç değil, araçtır” diyerek Makyevelist kişiliğini açıkça ortaya koyduğu bilinen sanığın, bu sözleri söylemekteki amacı bellidir.
Refah Partisi kapatılırsa, aynı amaçları gerçekleştirmeye çalışacak yeni bir parti kurulacağını bilmekte ve o partiye lider olmak istemektedir…
…Esasen sanık bu imajı uzun yıllardır vermeye çalışmaktadır.
Sanık Recep Tayip Erdoğan’a soruyorlar:
“Soru… Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler?
Erdoğan : Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir…
Soru… Bağımsızlık isterlerse. Tamamen ayrılmak isterlerse…
Erdoğan: Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurmaya kudreti varsa…kurar.”(Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Mayıs 1998)
Sanık bunlarla yetinmemiş:
“Yetmiş yıllık tarihinde Türkiye Cumhuriyeti katı bir üniter anlayışa sahip olmuştur” diyebilmiştir. (Metin Sever/Cem Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları,)
Sanık bu sözleri söylediğinde, RP İstanbul İl Başkanıdır. Belediye Başkanı olduktan sonra Ümraniye Merkezinin açılışında;
“Tutturmuşlar ‘laiklik elden gidiyor’. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek. Sen bunun önüne geçemezsin ki.
…Bu ülkenin %99 u Müslüman. Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil ikisinin bir arada olması. Ben Müslüman’ım diyenin aynı zamanda laikim demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanlığın yaratıcısı Allah, kesin hâkimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir’ demek, koskoca bir yalan.
…Sandığa giderken egemenlik milletindir. Ama maddede ve manada egemenlik Allahındır. Bunu iyice kavramaya mecburuz.
Çözüm ortada 1.5 milyarlık İslam âlemi, Müslüman Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Onun ışıkları görünüyor. Bu kıyam başlayacak” demiştir.
Milliyet gazetesi yazarı Nilgün Cerrahoğluna verdiği ve 14.7.1996 tarihinde bu gazetede yayımlanan mülakatında;
“Demokrasi amaç mı araç mı? Ha, burada bizim kesin bir ayrılığımız var. Biz diyoruz ki, demokrasi amaç değil, araçtır… Refah din değildir. Eşittir İslam değildir. Ama referansımız İslamdır. Referansımıza ters hiçbir şey yapmak ve yaşamak istemiyoruz.” demiş;
Cerrahoğlu, ‘Referansınıza ters kanunlar kalkacak mı?’ diye sorduğunda; “Tabii. Kanunları da insanlar yapıyor” demiştir.
Ülkemizde olup bitenlerin bilincinde olupta, sanığın savunmasını samimi bulmak mümkün değildir.
Ne demişti Ziya Paşa:
“Hiç ummadığın keşfeder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın”
Burada Atatürk’ün bir özdeyişine değinmeden geçemeyeceğiz:
“Türk milletinin içtimai nizamını ihlale müteveccih didinmeler, boğulmaya mahkûmdur. Türk milleti kendisinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen müfsid, sefil, vatansız ve milliyetsiz sebeküm ağızların hezeyanlarındaki kirli emelleri anlamayacak ve onlara müsamaha gösterecek bir heyet değildir.”…
…Devlet hayatımızın din kurallarını esas alarak düzenlenmesini isteyenler, başka bir anlatımla “şeriatçılar” asırlar boyunca hep aynı taktiği uygulamışlardır…
…Devlet organlarımıza sızmayı başaramadıkları zamanlarda “din elden gidiyor” yaygarasını kopartmışlar; devlet organlarında etkili duruma geçme olasılığı belirince de, dinsel özgürlükleri savunan, her düşünceye saygılı kişiler gibi görünmeye çalışmışlar; ama hangi kişiliği bürünürlerse bürünsünler, daima ülkemizi parçalamak isteyen etkili dış güçlerle işbirliği yapmışlardır….
…Sanık savunmalarında “Türk Standartları Enstitüsü tarafından yayımlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 15.2.1994 gün ve 569 sayılı kararıyla öğretmenlere ve orta dereceli okul öğrencilerine tavsiye edilen ‘Türk ve Türklük’ adlı kitabında yer alan Ziya Gökalp’e ait bir şiiri okumanın suç oluşturmayacağını” ileri sürmektedir.
Adı geçen kitapta yer alan söz konusu şiir aynen şöyledir:
ROMEN DİYOJEN
Yaktırayım Kur’an’ı
Yıktırayım Kâbe’yi
Şarka gelen görmesin
Minareli kubbeyi
ALPASLAN
Minareler süngü
Kubbeler miğfer
Cami kışlamızdır
Müminler asker
Balkan harbi sırasında yazılmış bu şiirin son kısmı, siyasi mahiyetteki bir açık hava toplantısında, binlerce kişiye karşı niçin okunur.
Sanırsınız ki, Türkiye’yi “küffar” ordusu işgal etmiş…
Ziya Gökalp
…Türkler bugün bir kavim lakin yarın bir millet,
Ona uymayanlara benden yüce bir lanet,
Türk hiç geriye gitmez Türk irticayı bilmez,
Lakin büyük kalbinden altun devri silinmez.
Arapça’ya meyletme
İran’a da hiç gitme;
Tecvidi halktan öğren,
Fâsihlerden işitme.
Bu ülke ki camisinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duanın,
Bu ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur,
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdanın,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın
Şeklinde şiirler yazmış bir kişidir.
Dini siyasete alet edenler, genellikle el attıkları her şeyi kirletmişlerdi. Yanlış anlaşılmasına neden olacak şekilde birkaç mısraını okumakla, sanık, Ziya Gökalp’in aziz hatırasına da saldırıda bulunmuştur…
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0

