The Doors
Biyografi
Daha sonra arkadaşlarını ölen Kızılderilinin ruhunun kendi ruhuna geçtiğini söyleyecektir. Bu hikaye daha sonra The Doors ve Jim Morrison'la ilgili bir çok yerde kullanılacak (Yönetmenliğini Oliver Stone'un yaptığı The Doors filmide dahil olmak üzere) bununla birlikte bu hikaye Jim Morrison'ın rock'n roll tarihi içinde neden en karizmatik ve mitolojik kahramanlarından biri olduğununda açıklanmasını sağlayacaktır. Ray Manzarek, Morrison için 'O bir şamandı, o bir elektrik şamandı' diyor.
The Doors 1965 yılında Los Angeles'da (UCLA) sinema öğrencileri Jim Morrison ve Ray Manzarek tarafından kuruldu. O sıralar Manzarek, iki kardeşiyle birlikte, Rick And The Ravensask adında bir R&B grubu kurmuş ve kendilerine katılacak solist ve baterist aramaktaydı. Morrison'ın kendi yazmış olduğu 'Moonlight Drive' adlı parçayı seslendirirken gören Manzerek ondan hemen etkilenir ve gruplarına katılmayı teklif eder. Bir süre sonra aralarına aldıkları baterist John Densmore'la birlikte Jim Morrison'ın yazdığı altı parçayı kaydettiler fakat ortaya çıkan kayıtlardan hoşnut olmayan Manzerek'in kardeşleri gruptan ayrıldı, onların yerine ise Densmore'un arkadaşı olan gitarist Robbie Krieger geçti. Hiç bir zaman gruba katılacak yeni bir bas gitarist bulunamadı. Bu sırada grubun adını da Morrison; William Blake'den, Aldous Huxley'e kadar yazarların düşünceleri etrafında toplanan "The Doors Of Perception"dan etkilenerek "The Doors" olarak değiştirildi.
The Doors 1966 yılında ilk demo kayıtlarını yapıp ilk olarak London Fog'da ardından da Whiskey-A-Go-Go'da sahneye çıktı. Bahsettiğimiz ikinci yerden ise grup dört ay sonra, 'The End' adlı parçalarını seslendirmeleri üzerine atıldı. Bununla birlikte aynı parça The Doors'un ve Morrison'ın, Jac Holzman tarafından farkedilmesine de sebep oldu ve sonuçta grup Elektra Records'la anlaşma imzaladı, 1967 yılında da ilk albümleri "The Doors" piyasaya çıktı. Rock tarihinde önemli bir yere sahip olan albüm The Doors'un blues, rock, klasik ve jazz melodilerini şiirle mükemmel uyumunun bir örneğiydi. "The Doors"; 'Light My Fire' single'ıyla tanıtıldı. 'Light My Fire' piyasaya çıktığı ilk gün listelerde bir numaraya yükseldi.
Grubun piyasaya sürdüğü diğer albümlerde de çıkan ilk albümün izleri bulunuyordu fakat bununla birlikte 'Hello I Love You' gibi bir takım başarılı parçalarda içeriyordu. Grubun bir sonraki albümü 1967 tarihli "Strange Days" oldu. 1968 tarihli "Waiting For The Sun" ise Morrison'ın mitolojik farklı benliğini ortaya koydu; 'Kertenkele Kral'. (Albüm kapağının içine basılmış olan 'The Celebration Of The Lizard King'den dolayı). Şiirin bir kısmı 'Not to Touch The Earth'de yayınlanmış olsa bile Celebration'ın tamamı "Absolutely Live"a kadar yayınlanmadı.
Morrison, sahnede t-shirt'ünü çıkarıp dar deri pantolonlar giyerek kendine özgü bir stil yaratmıştı. Yarattığı stilin bir de karanlık tarafı vardı ki o da madde ve alkol bağımlılığıydı. Heyecanlandıran şöhretinin yanında sahnede davranışları çok tutarsızdı. 1967 yılında New Haven'da verdikleri konser sırasında müstehcen davranışları sebebiyle, 1968 yılının Ağustos'unda Phoenix'e yaptıkları uçak yolculuğunda kanun dışı hareketleri sebebiyle; 1969 yılında Hartford'da verdiği konserin sahne arkasında bir polis memuruna saldırmasının ardından ve son olarakta yine 1969 yılında Miami'de, Dinner Key Salonu'nda Morrison'ın kendini sahnede teşhir etmesi ardından tutuklandı. Mahkeme kararıyla sanatçı uzun yıllar Miami'de kalmak zorunda kaldı.
1969 yılında piyasaya çıkan "The Soft Parade" grubun diğer albümlerine göre daha özenle hazırlanmıştı ve grubun hayranları tarafından farklı tepkilerle karşılandı. Bununla birlikte albümden çıkan 'Touch Me' listelerde 3 numaraya kadar yükseldi. Morrison ise dikkatini grubun dışında bir takım farklı yönlere verdi ki bunlar arasında şiir yazmak, şair Michael McClure ile birlikte bir senaryo üzerinde çalışmak ve "A Feast of Friends" adındaki filmi yönetmek oldu. Simon and Schuster 1971 yılında "The Lords and the New Creatures"ı yayınladı, Morrison'ın daha önce yazmış olduğu "An American Prayer" özel olarak 1970 yılında basıldı fakat buna, kalan Doors üyeleri tekrar bir araya gelip Morrison'ın şiirlerini müziğe uyarlayıp yayınlayana kadar yani 1978 yılına kadar ulaşılamadı. 1989 yılında ise "Wilderness: The Lost Writings Of Jim Morrison" yayınlandı. Morrison yaşadığı dönem içerisinde yakın çevresine ileride bir şair olarak anılmak istediğini söylese de hayranları ve eleştirmenler tarafından bu pek ilgi göremedi.
1970 yılında grup en az birincisi kadar başarılı olan bir sonraki albümleri "Morrison Hotel"i piyasaya sürdü. Bu albümü de 1971 yılının Nisan ayında piyasaya çıkan "L.A. Woman" takip etti. "L.A. Woman"ın kayıtları sırasında Morrison'ın alkol ve madde bağımlılığı giderek kötüleşiyordu ve bu sebepten dolayı da grupla arasında bir takım sorunlar yaşanıyordu. Fakat yine de "L.A. Woman", The Doors'un önemli çalışmlarından biri olarak kaldı. Albümün belki de en etkileyici parçası yine etkileyici vokalleriyle 'Riders On The Storm'du.
<< < Sonraki Sayfa (Sayfa 1 of 3) > >>











bu acı ama gerçek aynı zamanda yaşam içinde geçerli birşey bu neyse hala gerçek doors sevenlerin var
Alıntı: princess of the darkness
evet gerçekten harika bir grup ama hala akıllarda olması biraz da morrison'ın öldükten sonra tanrılaştırılması yüzünden oldu. ölümü onları daha da tanıttı ki Jim Morrison ölmeden önce doors avrupa'da o kadar tanınmıyordu. aynı şey hendrix ve cobain için de geçerli. (ama neden aynı popülarite alice in chains vokalisti layne staley ölünce onlara yansımadı anlayamadım )
bu acı ama gerçek aynı zamanda yaşam içinde geçerli birşey bu neyse hala gerçek doors sevenlerin var
Ayrica The Doors avrupa'da cok tanınmıyordu çünkü o devirde bugunku gibi Mtv veya yüzlerce kanal yoktu.Buna rağmen adamların Avrupa Turneleri doluydu.
Ama ne Cobain nede AiC'in vokalisti bi bok vermemiş.
felsefe,müzik,imaj,anarşizm herşey var bu grupta Jim Morrison bir efsanedir.50 sene sonra bile çocuklarımız onların çocukları bu grubu bilecekler en azından ben benimkine aşılıycam
Jimi Hendrix'in gitara, rock ve blues verdiklerini olmasaydı bugünkü birçok grup olamazdı. Adam gerçekten bir efsane ve hakkettiği yerde ölmeden önce tüm dünya peşindeydi git traihini oku yazıyo ekşi sözlükte. Olmadı belgeselleri war yayınlanıyo sürekli NTV 'de
Aynı şekilde;
Pink Floyd, Deep Purple, Led Zeppelin, Black Sabbt ve daha aklıma gelmeyen niceleri bu gruplar heavy metal'in ilahlarıdır bunlar olmasaydı bugünkü hiç bi grup olamazdı hepsi onlardan özendi. Bu gruplar dağılmadı sadece üyelerinden ayrılanlar oldu ölenler oldu. Ama sonsuza kadar dağılmayacaklar. Efsaneleştiler çünkü. Demekki efsane olmak için ölmek gerekmiyor.
SÖZLERE BAKSANIZA:
people are strange when you're a stranger
faces look ugly when you're alone
Black, Black Sabbath haricinde yazdığın grupların hiçbirinin Heavy Metal ile alakaları yoktur.Dersen ki bu grupların müzik yapma tarzlarından etkilenmişlerdir o zaman farklı ama Heavy Metal'in öncüsü olarak sadece Black Sabbath gösterilebilir.
Aldous Huxley'in kitabi ve grubun isim babasi olan kitap "alginin kapilari"ndan da esinlenerek cikmis olan unlu soz yeterince acikliyor, "Rolling Stones uçmak isteyenler için, doors ise çoktan uçmuş olanlar içindir". doors yazisindaki o'lar meskalindir derler hatta, ancak ne kadar dogrudur tartisilir... Jim Morrison'a, sarkilara, sozlere, alginin kapilarinin acildikca hem acitip hem uyusturduguna deginmemeli, zira söz bitmez o zaman...
"there are things known and there are things unknown; in between are doors"
Aslında acı verici birşey benim açımdan The Doors ile Pink Floyd'u karşılaştırmak ama doğru söylemek gerekirse The Doors hiçbir zaman Pink Floyd gibi müzik yapamamıştır.Hatta müzik tarihinde kimse yapamamıştır.
keyifli gruptur doors bence ama nedense o zaman hep kafam güzelken dinlediğim için ayıkken pek aklıma gelmez dinlemek . ayrıca herkesin dinleyebileceği kadar neşeli ve basit oldugunu düşünüyorum ama bazı durumlarda herkesin anlayamayacağı kadar da komplike buluyorum.
cem aktaşın dediği gibi "afiyet olsun ..."
Bulunduğu zaman ve imkan içinde değerlendiriliğinde mükemmel bir grup şu an dahi dinlenebiliyor ve insanlara birşeyler katabiliyor kuru müzik yapmamışlar ne de olsa pek eleştirilebilecek bi tarafı kalmamış olayın kıyaslanabilecek te aynı zamanda bass ları olmayıp klavyeden bir eliyle bass yapıp diğer eliyle melodi verebilen bir kişiyi ozaman içersinde barındıyorlar halende nadir insanlardan biridir...bass larda oldukça kaliteli...Alıntı: Am_I_Evil
Herkes çok şey yazmiş Mert in yazdiklarina direk katılıyorum hepsini okumasamda biliyorum tahmin edebiliyorum en azından
Bulunduğu zaman ve imkan içinde değerlendiriliğinde mükemmel bir grup şu an dahi dinlenebiliyor ve insanlara birşeyler katabiliyor kuru müzik yapmamışlar ne de olsa pek eleştirilebilecek bi tarafı kalmamış olayın kıyaslanabilecek te aynı zamanda bass ları olmayıp klavyeden bir eliyle bass yapıp diğer eliyle melodi verebilen bir kişiyi ozaman içersinde barındıyorlar halende nadir insanlardan biridir...bass larda oldukça kaliteli...
Ama film bence çok başarılı onu filmin topiğinde gerekirse tartışırız

P.S : Mert benim
| |
Benzer Başlıklar
The Doors Oliver Stone The Doors ile Vietnam'da asker olduğu zaman tanışmış.O zaman müziklerinden ve...
The Doors hayranı bir erkeğin Kına Gecesi nasıl olmalıdır Ezelden beri The Doors manyağı bi erkeğin Kına Gecesinde olay çıkarması durumunda bu anormal...
The Doors Ftp ftp://doorsftp.kicks-ass.net/ Bu adresten The Doors üzerine arayabileceğiniz birçok şeyi...
Doors KAPI 19'uncu yüzyilin büyük Ingiliz ressamlarindan William Holman Hunt' in, bir bahçeyi anlatan...