Jim Morrison daha dört yaşındayken ailesiyle birlikte New Mexico otoyolunda ilerlerken kaza yapıp ters dönmüş olan bir kamyon ve yolun kenarında ölmek üzere olan yaralı Pueblo yerlilerini görür ve gördüğü
The DoorsPublished by Lizard King 08-12-2003 |
|
Jim Morrison daha dört yaşındayken ailesiyle birlikte New Mexico otoyolunda ilerlerken kaza yapıp ters dönmüş olan bir kamyon ve yolun kenarında ölmek üzere olan yaralı Pueblo yerlilerini görür ve gördüğü bu manzaradan çok etkilenir.
Daha sonra arkadaşlarını ölen Kızılderilinin ruhunun kendi ruhuna geçtiğini söyleyecektir. Bu hikaye daha sonra The Doors ve Jim Morrison'la ilgili bir çok yerde kullanılacak (Yönetmenliğini Oliver Stone'un yaptığı The Doors filmide dahil olmak üzere) bununla birlikte bu hikaye Jim Morrison'ın rock'n roll tarihi içinde neden en karizmatik ve mitolojik kahramanlarından biri olduğununda açıklanmasını sağlayacaktır. Ray Manzarek, Morrison için 'O bir şamandı, o bir elektrik şamandı' diyor. The Doors 1965 yılında Los Angeles'da (UCLA) sinema öğrencileri Jim Morrison ve Ray Manzarek tarafından kuruldu. O sıralar Manzarek, iki kardeşiyle birlikte, Rick And The Ravensask adında bir R&B grubu kurmuş ve kendilerine katılacak solist ve baterist aramaktaydı. Morrison'ın kendi yazmış olduğu 'Moonlight Drive' adlı parçayı seslendirirken gören Manzerek ondan hemen etkilenir ve gruplarına katılmayı teklif eder. Bir süre sonra aralarına aldıkları baterist John Densmore'la birlikte Jim Morrison'ın yazdığı altı parçayı kaydettiler fakat ortaya çıkan kayıtlardan hoşnut olmayan Manzerek'in kardeşleri gruptan ayrıldı, onların yerine ise Densmore'un arkadaşı olan gitarist Robbie Krieger geçti. Hiç bir zaman gruba katılacak yeni bir bas gitarist bulunamadı. Bu sırada grubun adını da Morrison; William Blake'den, Aldous Huxley'e kadar yazarların düşünceleri etrafında toplanan "The Doors Of Perception"dan etkilenerek "The Doors" olarak değiştirildi. The Doors 1966 yılında ilk demo kayıtlarını yapıp ilk olarak London Fog'da ardından da Whiskey-A-Go-Go'da sahneye çıktı. Bahsettiğimiz ikinci yerden ise grup dört ay sonra, 'The End' adlı parçalarını seslendirmeleri üzerine atıldı. Bununla birlikte aynı parça The Doors'un ve Morrison'ın, Jac Holzman tarafından farkedilmesine de sebep oldu ve sonuçta grup Elektra Records'la anlaşma imzaladı, 1967 yılında da ilk albümleri "The Doors" piyasaya çıktı. Rock tarihinde önemli bir yere sahip olan albüm The Doors'un blues, rock, klasik ve jazz melodilerini şiirle mükemmel uyumunun bir örneğiydi. "The Doors"; 'Light My Fire' single'ıyla tanıtıldı. 'Light My Fire' piyasaya çıktığı ilk gün listelerde bir numaraya yükseldi. Grubun piyasaya sürdüğü diğer albümlerde de çıkan ilk albümün izleri bulunuyordu fakat bununla birlikte 'Hello I Love You' gibi bir takım başarılı parçalarda içeriyordu. Grubun bir sonraki albümü 1967 tarihli "Strange Days" oldu. 1968 tarihli "Waiting For The Sun" ise Morrison'ın mitolojik farklı benliğini ortaya koydu; 'Kertenkele Kral'. (Albüm kapağının içine basılmış olan 'The Celebration Of The Lizard King'den dolayı). Şiirin bir kısmı 'Not to Touch The Earth'de yayınlanmış olsa bile Celebration'ın tamamı "Absolutely Live"a kadar yayınlanmadı. Morrison, sahnede t-shirt'ünü çıkarıp dar deri pantolonlar giyerek kendine özgü bir stil yaratmıştı. Yarattığı stilin bir de karanlık tarafı vardı ki o da madde ve alkol bağımlılığıydı. Heyecanlandıran şöhretinin yanında sahnede davranışları çok tutarsızdı. 1967 yılında New Haven'da verdikleri konser sırasında müstehcen davranışları sebebiyle, 1968 yılının Ağustos'unda Phoenix'e yaptıkları uçak yolculuğunda kanun dışı hareketleri sebebiyle; 1969 yılında Hartford'da verdiği konserin sahne arkasında bir polis memuruna saldırmasının ardından ve son olarakta yine 1969 yılında Miami'de, Dinner Key Salonu'nda Morrison'ın kendini sahnede teşhir etmesi ardından tutuklandı. Mahkeme kararıyla sanatçı uzun yıllar Miami'de kalmak zorunda kaldı. 1969 yılında piyasaya çıkan "The Soft Parade" grubun diğer albümlerine göre daha özenle hazırlanmıştı ve grubun hayranları tarafından farklı tepkilerle karşılandı. Bununla birlikte albümden çıkan 'Touch Me' listelerde 3 numaraya kadar yükseldi. Morrison ise dikkatini grubun dışında bir takım farklı yönlere verdi ki bunlar arasında şiir yazmak, şair Michael McClure ile birlikte bir senaryo üzerinde çalışmak ve "A Feast of Friends" adındaki filmi yönetmek oldu. Simon and Schuster 1971 yılında "The Lords and the New Creatures"ı yayınladı, Morrison'ın daha önce yazmış olduğu "An American Prayer" özel olarak 1970 yılında basıldı fakat buna, kalan Doors üyeleri tekrar bir araya gelip Morrison'ın şiirlerini müziğe uyarlayıp yayınlayana kadar yani 1978 yılına kadar ulaşılamadı. 1989 yılında ise "Wilderness: The Lost Writings Of Jim Morrison" yayınlandı. Morrison yaşadığı dönem içerisinde yakın çevresine ileride bir şair olarak anılmak istediğini söylese de hayranları ve eleştirmenler tarafından bu pek ilgi göremedi. 1970 yılında grup en az birincisi kadar başarılı olan bir sonraki albümleri "Morrison Hotel"i piyasaya sürdü. Bu albümü de 1971 yılının Nisan ayında piyasaya çıkan "L.A. Woman" takip etti. "L.A. Woman"ın kayıtları sırasında Morrison'ın alkol ve madde bağımlılığı giderek kötüleşiyordu ve bu sebepten dolayı da grupla arasında bir takım sorunlar yaşanıyordu. Fakat yine de "L.A. Woman", The Doors'un önemli çalışmlarından biri olarak kaldı. Albümün belki de en etkileyici parçası yine etkileyici vokalleriyle 'Riders On The Storm'du. |
|
#1
Gönderen
tom_waits
on
08-05-2004, 03:52
|
|
hacı iyi demişsin güzel demişsin de light my fire ticari bi albümdür. filmdede vurgulayıp duruyodu..
|
|
#2
Gönderen
princess of the darkness
on
08-05-2004, 09:02
|
|
evet gerçekten harika bir grup ama hala akıllarda olması biraz da morrison'ın öldükten sonra tanrılaştırılması yüzünden oldu. ölümü onları daha da tanıttı ki Jim Morrison ölmeden önce doors avrupa'da o kadar tanınmıyordu. aynı şey hendrix ve cobain için de geçerli. (ama neden aynı popülarite alice in chains vokalisti layne staley ölünce onlara yansımadı anlayamadım )
bu acı ama gerçek aynı zamanda yaşam içinde geçerli birşey bu neyse hala gerçek doors sevenlerin var |
|
#3
Gönderen
princess of the darkness
on
08-05-2004, 09:03
|
|
Jim Morrison bence barış manço gibiydi ölene kadar kimse ne yapmaya çalıştığını kavrayamadı...
|
|
#4
Gönderen
Lizard King
on
08-05-2004, 13:18
|
|
Alıntı: princess of the darkness
evet gerçekten harika bir grup ama hala akıllarda olması biraz da morrison'ın öldükten sonra tanrılaştırılması yüzünden oldu. ölümü onları daha da tanıttı ki Jim Morrison ölmeden önce doors avrupa'da o kadar tanınmıyordu. aynı şey hendrix ve cobain için de geçerli. (ama neden aynı popülarite alice in chains vokalisti layne staley ölünce onlara yansımadı anlayamadım ) Ayrica The Doors avrupa'da cok tanınmıyordu çünkü o devirde bugunku gibi Mtv veya yüzlerce kanal yoktu.Buna rağmen adamların Avrupa Turneleri doluydu. |
|
#5
Gönderen
Lizard King
on
08-05-2004, 13:22
|
|
Ayrıca Jim Morrison , Janis Joplin , Hendrix gibi kişiler Rock tarihinde altın harflerle yerlerini almış Rock müziğine birçok şey vermiş kişiler.
Ama ne Cobain nede AiC'in vokalisti bi bok vermemiş. |
|
#6
Gönderen
princess of the darkness
on
09-05-2004, 23:19
|
|
çünkü artık rap,tekno ve pop müzik dinleniyo jennifer lopez,eminem falan ölürse eminim onu ilahlaştırırlar bunu kastetmemiştim ama alice in chain güzel bi grup(tu) cobain'in müziğe bişey verip vermediğine ben karar veremem ama eğer öldükten sonra daha fazla satıyosa bu sırf şirketlerin hep daha fazla para kazanmak için yaptığını gösterir jm'ın yaşadığı yıllarda yaşayan ve bu müziği yapan her insanın dinleyicisi gözünde ilah olduğunu biliyosun..benim düşüncem jm öldükten sonra The Doors hakettiği kadar insan tarafından tanınır oldu..
felsefe,müzik,imaj,anarşizm herşey var bu grupta Jim Morrison bir efsanedir.50 sene sonra bile çocuklarımız onların çocukları bu grubu bilecekler en azından ben benimkine aşılıycam |
|
#7
Gönderen
Blackrider
on
09-05-2004, 23:31
|
|
Son dediğin cümle önceki dediklerinle çeklişiyor madem öyle düşünüyorsun neden sırf öldüğü için abarttılar böyle oldu diyosun?
Jimi Hendrix'in gitara, rock ve blues verdiklerini olmasaydı bugünkü birçok grup olamazdı. Adam gerçekten bir efsane ve hakkettiği yerde ölmeden önce tüm dünya peşindeydi git traihini oku yazıyo ekşi sözlükte. Olmadı belgeselleri war yayınlanıyo sürekli NTV 'de Aynı şekilde; Pink Floyd, Deep Purple, Led Zeppelin, Black Sabbt ve daha aklıma gelmeyen niceleri bu gruplar heavy metal'in ilahlarıdır bunlar olmasaydı bugünkü hiç bi grup olamazdı hepsi onlardan özendi. Bu gruplar dağılmadı sadece üyelerinden ayrılanlar oldu ölenler oldu. Ama sonsuza kadar dağılmayacaklar. Efsaneleştiler çünkü. Demekki efsane olmak için ölmek gerekmiyor. |
|
#9
Gönderen
princess of the darkness
on
10-05-2004, 00:26
|
|
öldüğü için abarttılar demiyorum öldükten sonra daha populer oldu onu kastettim woman kaç yıldır dinlememe rağmen eskitemediğim bir şarkısı benim için..ve kaliteli müzik yapmadığını kimse iddia edemez...yanlış anlaşılma oldu bi söz vardı ve burdada söylenmesi gerekir bence: Rolling Stones UÇMAYA BAŞLAYANLARIN, The Doors İSE ÇOKTAN UÇMUŞ OLANLARIN MÜZİĞİDİR...
SÖZLERE BAKSANIZA: people are strange when you're a stranger faces look ugly when you're alone |
|
Son düzenleyen princess of the darkness : 10-05-2004 - 00:29.
|
|
#10
Gönderen
tom_waits
on
10-05-2004, 01:56
|
|
black rider emin misin yaw?Black Sabbath ı bi kenara koyuyorumda diğer saydıkların bo adamları etkilese bile heavy metalin çıkışıyla pek bi bağlantıları yoktur gibi geldi..bi düşünelim..yapı olarak inanılmaz farklılar 80 lerde çıkıyo heavy metal nevi şahsına münhasır bi tür...protest olmaları ve bi noktada metal diğerinin yerini maniple etmesi bi şe ifade etmez bence..brutal vokal yapan bi türk gnciyle alirıza binboğa arasındaki bağlantı neyse pek öteye gitmez dieride..
|
|
#11
Gönderen
Lizard King
on
10-05-2004, 02:32
|
|
Iyide princess The Doors Turkiye'de tanınmıyordu gençlik tarafından ama gerek Avrupa gerek Amerikada ilahtı adamlar zamanlarında.Sen seyretmedin galiba The Doors'un Avrupa konserlerini.Bu Pink Floyd , Led Zeppelin içinde geçerli.
Black, Black Sabbath haricinde yazdığın grupların hiçbirinin Heavy Metal ile alakaları yoktur.Dersen ki bu grupların müzik yapma tarzlarından etkilenmişlerdir o zaman farklı ama Heavy Metal'in öncüsü olarak sadece Black Sabbath gösterilebilir. |
|
#12
Gönderen
DeathMaster
on
10-05-2004, 11:11
|
|
Bi ara cnbc de The Doors la ilgili bi program yayınlanmıştı.Grubun oluşumu,elemanları tanıtılıyodu.Sonra konserleri,grubun dağılışı falan vardı.İyiydi......Gruba olan saygım iyice arttı....
|
|
#13
Gönderen
Blackrider
on
10-05-2004, 19:18
|
|
Ben Heavy Metal derken metal müzikten bahsettim. PF, DP bugünkü progressive müziğin temellerini attılar. Black Sabbath heavy metalin, Led Zeppelin inanılması zor olabilir ama black metalin.
|
|
#14
Gönderen
Sihaya
on
22-08-2004, 09:51
|
|
bazıları basit bulur doorsun müziğini. fakat gelin görün ki bi çoğu ne bu şarkıların sözlerine,ruhuna dikkat etmektedir ne de light my fire ya da break on through gibi ünlü şarkılarından başka bi şarkılarını dinlemiştir bu grubun.
Aldous Huxley'in kitabi ve grubun isim babasi olan kitap "alginin kapilari"ndan da esinlenerek cikmis olan unlu soz yeterince acikliyor, "Rolling Stones uçmak isteyenler için, doors ise çoktan uçmuş olanlar içindir". doors yazisindaki o'lar meskalindir derler hatta, ancak ne kadar dogrudur tartisilir... Jim Morrison'a, sarkilara, sozlere, alginin kapilarinin acildikca hem acitip hem uyusturduguna deginmemeli, zira söz bitmez o zaman... "there are things known and there are things unknown; in between are doors" |
|
#15
Gönderen
Cey
on
22-08-2004, 11:03
|
|
Güzel yazmışsın ama yinede henüz hiçkimse The doorsdan bahsederken uyuşturucu ve Jim Morrison'un şiirlerindeki isyankarlığın ne kadar muhteşem birşey olduğuna değinmeden bana müziklerin başarılı olduğunu savunamadı. Evet Jim Morrison bir ilahtır The Doors ise Jim sayesinde ün yapmış bir gruptur. Hiçbirzaman Pink Floyd olamayaışlarının sebebide budur. Jim Morrison şarkılarında , yaşadığı marjinal hayat tarzını bize satarken ki bunu sözlerde görebiliriz Pink Floyd bunu müziğin içine saklar dinler ve sende istersen yaşarsın çünkü derindir ve düşünmene olanak tanır. Oysa Jim Morrisonu sadece izlersin ve dinlersin . Vay be manyağa bak dersin belki biraz hayran kalırsın ama asla tam anlamıyla anlayamazsın sadece kaybolursun. Yinede saatlerce dinlerim Riders on the storm , the end ve roadhouse blues'u ama asla bir Pink Floyd olamaz benim gözümde.
|
|
#16
Gönderen
Lizard King
on
22-08-2004, 12:52
|
|
Ilk olarak The Doors ve Jim Morrison'ı ayırmak lazım The Doors'u incelerken.Jim Morrison evet bambaşka bir insandır.Onu anlatmak burada yazılacak kelimelere sığmaz ama The Doors tek başına Jim Morrison hiçbir zaman olmamıştır.Ray Manzarek olmasaydı Jim Morrison'ın müzik ile ilgisi dahi olmayacaktı belki de.Ray Manzarek'tir Jim'in sahip olduğu özelliği fark eden.Ray Manzarek'tir aslında Jim Morrison'ı Jim Morrison yapan.Ray Manzarek Jim'in kafasındaki kelimeleri alıp şarkıya döken o kelimelere yaşam veren dahidir.The Doors'un yaptığı müziğe kimse kötü diyemez.Mükemmeldir bütün albümleri tek tek.Pink Floyd dinlerken aldığınız hazzı (her albümü için ayrı ayrı) The Doors dinlerken sadece belli şarkılarda elde edebilirsiniz.
Aslında acı verici birşey benim açımdan The Doors ile Pink Floyd'u karşılaştırmak ama doğru söylemek gerekirse The Doors hiçbir zaman Pink Floyd gibi müzik yapamamıştır.Hatta müzik tarihinde kimse yapamamıştır. |
|
Son düzenleyen Lizard King : 22-08-2004 - 12:55.
|