Liberal ekonomi anlayışı ve emperyalist devlet politikaları… İşte bugünkü Dünyayı anlatan kavramlar. Bunları incelememiz gerekirse; Emperyalist devlet politikaları, ilk siyasi oluşumlarla başlayan bu politika, ilk başlarda kendini koruma iç güdüsüyle
|
#1
| ||||
| ||||
| Liberal ekonomi ve emperyalist devlet politikaları Liberal ekonomi anlayışı ve emperyalist devlet politikaları… İşte bugünkü Dünyayı anlatan kavramlar. Bunları incelememiz gerekirse; Emperyalist devlet politikaları, ilk siyasi oluşumlarla başlayan bu politika, ilk başlarda kendini koruma iç güdüsüyle başlamıştı. Daha sonra, doğanın “güçlü güçsüzü yer” ilkesi gereğince, siyasal oluşumlar kendilerini korumak, diğerlerinden üstün tutmak için, diğerleriyle sürekli savaştılar, gizli entrikalarla zayıflatmaya çalıştılar. Bu da bir süre sonra yetmedi ve tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak için diğer oluşumları kendileri için çalıştırmaya, onlara kendi kültürlerini kabul ettirmeye ve hatta onları işgal etmeye başladılar. Böylece, ilk sömürgeler kurulmuş oldu. Tarih, sömürmeye çalışanlar ve sömürülmeye çalışanların savaşlarıyla geçti. Sürekli bir güçler çatışması yaşandı. Artık savaşlardan bıkan dünya, daha barışçıl yollara başvurmaya başladı. Diplomasi!… Bu yol da emperyalist sömürgeci devlet politikalarını ortaya çıkarttı. Bunun gelişiminin yanında, birde liberal ekonomi anlayışı ortaya çıktı. Bu da, “bırakınız yapsınlar”cı bir anlayış idi. Yani, insanların bilinçli, kendileri için en iyiyi yapacaklarını düşünen bir anlayıştı. Ancak burada da –Sosyalizm’de olduğu gibi- insan faktörü unutuldu. İnsanlar açgözlülüklerine ve bireysel çıkarcılıklarına yenik düştüler ve bu sistem Dünya’nın başına gelmiş en büyük felaket haline geldi. Çünkü artık insanlar, daha çok kâr elde edebilmek için, çıkarları için her şeyi yapma özgürlüğüne sahiptiler. Bu da, onların Dünya’yı istedikleri gibi kullanabilecekleri gibi bir yanlışa düşmelerine neden oldu. Böylece Dünya’ya belki de geri döndüremeyeceğimiz zararlar verdiler, ki bunun en “büyük” örnekleri, ozon tabakasındaki delik ve azalan ormanlardır. Çünkü, bu ikisi insan hayatının devam etmesi için gerekli şeylerdir. İşte insanların kendilerinde bu özgürlüğü bulmalarının bir nedeni de emperyalist politikaların insanlara yansımasıdır. Nasıl ki dünya topraklarını silahlarla mülk edindilerse, artık daha fazlasına para ile sahip olabilecekleri inancı hakim oldu ve kendilerini bir kısır döngü içerisinde buldular. Yani, kâr elde etmeye çalıştıkça dünyaya zarar verdiler, daha sonra bunları tamir etmek veya insanlara zararını azaltmak/yok etmek için ürettiler, bunu yaparken yeniden dünya’ya zarar verdiler. Kısacası bu ikisinden sadece insanlar değil, fiziksel olarak dünya da zarar görmektedir. Bu yüzden de şu anda, küresel ısınma, asit yağmurları… vb. gibi tehlikelerle karşı karşıyayız. Bunların yanında, insanların ileriyi düşünmeden yaşamaları veya yaşamaya çalışmaları da Dünya’ya ve insanlığa zarar vermektedir. Çünkü, küçük çıkar ilişkilerinin, bu ilişkilerde bulunanların statüleri gereği ve bunları kullanma küçüklükleri nedeniyle, oldukça büyük çatışmalara neden olmaktadır. Bu çatışmalar tarihte savaşlara kadar gittiğinin örneklerini çok görmüşüzdür. Tüm bunların yanında bu politikalar, insanların ahlaki yönden de bozulmalarına ve dolayısıyla toplum yapısının temelinden sarsılmasına neden olmaktadır. Bu aslında, liberal bir ekonomi için oldukça kârlı bir şeydir. Çünkü, toplu olarak yaşayan insanların giderleri, gelirleri ortak olduğundan düşüktür. Yani tüketim çok değildir. Ancak bireysel yaşamda, her bireyin ihtiyacı karşılanması gerektiğinden, tüketim artacaktır. Tüketimin artmasıyla üretiminde artması gündeme gelecektir. Buraya kadar her şey normaldir. Ancak, buradan sonra işte insanoğlunun zaafları ön plana çıkmıştır!... Firmalar, mallarını bireylere satabilmek için daha ucuz mal üretmeye başladılar. Bunun için ilk önce işçi maaşları azaltıldı ve hatta işçiler işten çıkartıldı ve işsizler ordusu oluşmaya başladı. Daha sonra bu ucuzluk yetmedi, ucuz hammadde arayışı başladı. Bu da, kaynakların düzensiz ve aşırı kullanımına yol açtı. Böylece Dünyanın doğal dengesini bozarak beklide ileride asla yeniden tamir edilemeyecek aksaklıklara yol açtık. Bunların hepsinin dışında, bu sistemin şöyle bir çıkmazı vardır: Firmalar daha çok kâr için daha büyük pazarlar bulmaya çalışırlar, yeni pazarlar daha çok üretim anlamına gelir. Bu da daha çok hammadde gereksinimi doğurur. Halihazırda yakındaki hammaddelerin kullanılmış olması uzak hammadde kaynaklarına yöneltir. Bu fiyatları arttırır. İşçi maaşlarındaki indirimle bu dengelenir. Ancak düşük işçi maaşları tüketici pazarını daraltır. Pazar yeniden küçülür. Sürekli bir kısırdöngü içindedir. Bunu aşmanın da iki yolu vardır. Birincisi; pahalı mal satmak. Alt ve -kısmen- orta sınıfı yok eder. İkincisi; yıkıp yeniden yapmakla yeni Pazar oluşturmak. Yani Savaşlar, çatışmalar yaratarak karmaşa ortamı oluşturmak. Kısacası bu sistem, sadece zengin, sermaye sahipleri için bir sistemdir. Devletlerde bu sistemi, mali kaynaklarını ve bireysel statülerini kaybetmemek için kabul ederler. Yine bir çıkarcılık söz konusudur. Ancak, bunları her zaman, biz seçimle başa geldik, biz bir cumhuriyetiz, demokratız yalanlarıyla örtmeye çalışırlar. Hiçbir liberalizm yanlısı halkını düşünmez, düşünemez… "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#2
| ||||
| ||||
| Yazıların amacı Sanırım toplumumuz ve dünyamız oldukça kötü bir yere gidiyor. Bunun için insanların biraz bilgilenmesi ve ilgilenmesi gerekiyor... Yorumlarınızı bekliyorum... "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#3
| ||||
| ||||
| Çok güzel yazmışsın yazıyı. okudukça kafamdakileri ortaya döken bir insanın yazdıklarını okudum. evet malesefki sistem para ve güç üzerine dayalı bir sistem çünkü paran oldukça herşeyi yapma imkanın oluyor. her türlü bilgiye erişebilir her türlü sağlık imkanına sahip olabilir kendin için minik bir ülke bile alabilirsin istersen. Holding isimli bir kitap vardı şu anda yazarı aklımda değil ama hırslı bir insanın kendisine nasıl koskacaman bir imparatorluk kurdugu üzerine ve yukardaki holding'lerin savaşları üzerineydi. Aslında sistemin birtek çıkış noktası var. O da güç sahibi kişilerin günümüzde yeterince bilgi sahibi olmaması veya hırslarından dolayı olduğunu düşünüyorum. Ama gün geçtikçe insanların hırsları artık ülke yönetmek askeri güce sahip olmak değil Japonya gibi ekonomik güce sahip olmaya gidiyor. Çünkü bütün askeri teknolojiyi bir düğme ile kontrol etme imkanına sahipler isterlerse. Güç sahibi insanların bir diğer özelliğide yardımsever olmalarıdır. Bu özellik aslında onlar için olmazsa olmazdır çünkü kurdukları vakıflar sayesinde daha az vergi vermektedirler Ama ne olursa olsun bu sistemin artık dünya üzerinden kalkabileceğine inanmıyorum en azından önümüzdeki asır boyunca. Belki çıkarsa çok büyük bir savaş dünyanın düzenini kökten değiştirir. Bunun haricinde insanlığın dünya üzerindeki insan yaşamını yok etmemesinin tek yolu 100 sene içinde beyin güçlerinin daha üst limitlerde kullanmakla alakalı diye düşünüyorum. Insanların bilgilenmesi birşeye yaramıycak diye düşünüyorum hatta tersine dünya üzerinde yıkım yaratıcak savaşı çıkarabileceğine inanmaktayım. Malesef insanoğlu açısından karakteri göz önüne alındığında en mantıklı ve düzgün işleyecek düzen günümüzde kullanılan düzendir. Bunun karşısında insanoğlu için uyabilecek tek bir sistem yoktur malesef. Zaten her koşulda insanlığın başında birisi olmayı isteyecektir şu anki sistem bunun en adil olanı malesef... People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#4
| ||||
| ||||
| Evrim denilen şeyin işleyişi için bu sistemin dünyada gerekliliği var bana göre. Şöyle düşünün para denilen sey aslında altındır ve ben maden kazıp altın bulsam kimse ver o benim diyemez. Bu yüzden dünyada hiçbirkoşulda eşitlik sağlanmayacağı öngörüldüğü için kapitele dayalı sistemler geliştirilmiştir ve diplomasi yoluyla uygulamaya koyulmuştur. Amaç eşitliğin olmadığı bir düzende eşitlik koşulları yaratmaktır .Zengin insanları vakıf kurup daha az vergi ödemeye teşvik ederken , vakıfların sağladığı avantajlarla diğer insanlara etki etmesini sağlamıştır. Eşitliğin olmadığı bir düzende belli sınıfların olmasıdır gayet doğaldır bana göre böylece her sınıf birbirine yarar sağlar ve bir döngü olur. Bu döngünün olması ise insanlığın evrim süreci için gereklidir. Şöyle bir bakarsak insanlar ilkönce küçük topluluklar halinde yaşıyordu her topluluğun bir lideri vardi . Bu topluluklar zamanla birleşti krallık oldular. Krallıklar birleşip devlet oldular . Şimdi ise devletler birleşiyor. Eğer altının sirkülasyonu bu sistemle sağlanmamış olsaydı birçok ülke şuan olduğundan daha beter halde oldu . Bir gerçek var o da zamanın ilerlediği . Ileriye doğru bir hareket var demekki bu zaman çarkı içinde bizde hareket halindeyiz ve eğer bulunduğumuz zamanın gerisinde kalmış olursak düzen bizi yener. Güçlü güçsüzü yer tam olarak bu demektir benim için. Güçlü olan herzaman için ilerleyen zamandır ve insanlık onu yakalamak mecburiyetindedir . Şuandaki müslüman ülkeleri hala hicri takvim kullandıklarından bizim yaşadığımız çağın gerisinden takip ediyorlar ve yakalayabilmeleri imkansız bu yüzden asimile ediliyorlar. Asimile hakkını ise kendinde bulan güçlü yani zamanı yakalmış olandır . Belki sistem acımasız ama amaçların ne olduğu kavrandıktan sonra dünyanın şuandaki sistemin haricinde bir sistemle yürümeyeceğini anlarsınız . Sosyalizm dünyanın tek düzeni olarak işleyişi imkansız bir ütopyadır . Fakat kapitalist sistemde belli dengeler sağlamak açısından karşıtlık olarak herzaman için savunucularının olması gereklidir. I was not, I was, I am not, I do not care Son düzenleyen Serenity : 13-02-2005 - 05:22 |
|
#5
| ||||
| ||||
| savaşlar, yıkımlar hep oldu olacak ama tarihin hiçbir çağında döneminde bu kadar aşağılık olmadı. bugüne baktığımda insanlar para için ölüyor, öldürülüyor, dünya hiçbir zaman olmadığı kadar aç, insanlar da hiç olmadığı kadar çıkarcı. dünya aç, insanlar aç ve onursuzlaşıyor. bu açlık illa ki de maddi değil ama. cinsel açlık, istediklerini yapamama, kendini bir kutuda gibi hissetmeye başlama vs vs.. böle devam ederse ileride herşey daha b.k olacak. kültürlerin yozlaşması, tek kültürleşme (en basitinden fast food kültürü) yani herkesin birbirine benzemeye başlaması, bunlar insanı bu hayattan tiksindiriyo..farklı olanlar, farklı olmaya çalışanlar, aşağılayanlar, aşağılananlar, tüm bunlar kafayı yedirtiyo insana. sonuçta bu bayağılaşan dünyada mutlu değilim işin gerçeği. ama mutlu olmak için beynimi aldırıyorum ara sıra... it is the need to escape from a harsh reality. |
|
#6
| ||||
| ||||
| Alıntı:
People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#7
| ||||
| ||||
| Açıklama Ben bu yazıyı yazarken aklımda "komünizm" veya "sosyalizm" gibi sistemleri savunmak aklımda yoktu... Ancak bunun yanında kapitalizm'e karşı tepkim vardı. Ben eskiden insanların eşit olabileceğini düşünürdüm. Hala da düşünürüm ama günümüz şartlarından çok çok uzaklarda... Erdemli insan toplulukları içerisinde... Herneyse... Şu anki şartlarda insanlar arası eşitlik düşünemeyiz. Her zaman bir ezilen, bir ezen olur. Ancak benim tek söylediğim, kapitalist sistemin (ki bu sistem yaratılmamıştır, insanlar arasındaki ilişkilerden doğmuştur ve "sistemleştirilmiştir".) liberalizm etkileri ile insanların insanları sömürdüğü bir sistem olmuştur. İnsanlar, kendilerine dayatılan "rekabet" olgusu ile "insaniyetlerini" unutmuşlardır. İşte bende bunu hatırlatmaya çalışıyorum. Yani insanların sistemin kölesi olmak yerine kendilerine gelip "insan" olmaları... "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#8
| ||||
| ||||
| Bana insanların neden eşit olması gerektiğini ve hangi şartlardan eşit olduğunu açıklayabilir misin ? Çünkü ben bu eşitliğe inanmıyorum... People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#9
| ||||
| ||||
| İlk önce şunu söyleyim.. İnsanlar kişilik olarak eşit değildirler... Buna ben de inanıyorum. Çünkü hiçbir insanın özelliği diğerine benzemez. Benim bahsettiğim eşitlik daha çok sınıfsal eşitlik. Yani herkesin belli düzeyde yaşaması. Güçsüze yardım edilmesi, çok güçlülerin de üste çıkmadıkları durum. Bu durum da ancak (hani olur da) birgün insanlar "hırslarını" kaybederlerse o gün gerçekleşir. Yani o "erdem" dediğimiz şey insanlara oturursa. Hep "ben" demek yerine "biz" demeye başladıkları zaman eşit oluruz. Ama dedğim gibi yakın zamanda çok çok zor gibi... "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#10
| ||||
| ||||
| Alıntı:
People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#11
| ||||
| ||||
| Evet bu düzen "düzenli" çalıştığında ve insanlar hırslarına yenik düşmedikleri sürece pek de kötü değildir. Ancak tarihten süregelen "yönetim ve ekonomik sistem sorunu"nu çözecek sistem kesinlikle bu değildir bana göre!... Çünkü, hiçbir zaman tüm insanlığa çözüm sunamaz. Sadece güçlünün yanındadır sistem. Ki zaten bunun için bu kadar gelişmiştir. Buna karşı çözüm, yani yerine sistem? Kesin cevap veremem ama... Gelişmiş sosyal demokrasi buna bir çözüm önerisi olabilir. Çünkü sosyal yönü ile güçsüzü demokrasi ile güçlüleri korur... "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#12
| ||||
| ||||
| Alıntı:
I was not, I was, I am not, I do not care |
|
#13
| ||||
| ||||
| Ancak ben insan doğasının hırslı olduğunu değil, hırs aşılandığına inanıyorum. Yani sosyal ve ekonomik yapıdan dolayı bu hale geldiğimizi düşünmekteyim. Bundan dolayı da yazdıklarınıza katılmıyorum. Sosyal sınıf konusunda zaten bugünkü durumumuz hakkında söyledikleriniz dışında birşey söylemiyorum. Bugün ne kadar esnek olduğunu... Sınıflar konusunda sizin gibi düşünmüyorum.. "Hırs" konusundan kaynaklanıyor sanırım... Bence insanlar hırsları olmadan da yaşabilirler. Belki çok idealistçe düşünüyorum ama... "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#14
| ||||
| ||||
| Yaşayamazsın. Hırsın olmasa şuan bu topiğe cevap verme ihtiyacı veya fikrini insanlara açma ihtiyacı duymazsın çünkü. Hırs denilen şey sadece maddiyat ile sınırlı değildir biraz daha geniş bir perspektiften bak olaya ve bakarken lütfen 'hırs' kelimesnin klişeleşmiş negatif manalarını düşünme . Hırs insanoğlunun kötü bir özelliği değildir aksine doğru yerlere kanalize edildiği vakit hem bireye hemde çevreye yarar sağlar bahsettiğim şey bundan ibarettir. I was not, I was, I am not, I do not care |
|
#15
| ||||
| ||||
| Hırsı senin dediğin gibi ele aldığımı (sanırım yazıda eksik yazmışım) forumda açıklamıştım... Yani, ben sadece hırsın negatif yönlerinin törpülenerek, insanların birbirlerini ezmesini veya zarar vermesini engellemek. Dolayısıyla da, ideallerimizdeki düzen için bir taban sağlamış olacaktır. "Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#16
| ||
| |