Altay Oktem diye bir yazar var penguende, sayfalardan bir tanesinin kosesine yazi yaziyor her hafta. cogumuz okumadan geciyoruz belki ama degecegini dusundugum icin bir yazisini geciriyorum, afiyetle okuyun.. Büyük bir
|
#1
| ||||
| ||||
| Şiirsizlik Altay Oktem diye bir yazar var penguende, sayfalardan bir tanesinin kosesine yazi yaziyor her hafta. cogumuz okumadan geciyoruz belki ama degecegini dusundugum icin bir yazisini geciriyorum, afiyetle okuyun.. Büyük bir hızla kirleniyor dünya. Herkes kendi yapaylığına sığınıyor. Herkes bir başkasının yaptığına kol kanat geriyor. Sanki biraz daha hızlı kirlensin diye uğraşıyor herkes. Belki size çok ütopik, ayakları yere basmayan bir fikir gibi gelecek ama, söylemeden duramıyorum; bu kirliliğe yol açan en büyük faktörlerden bir tanesi ne biliyor musunuz, şiirsizlik. Çok değil, daha beş, altı yıl önce otobüste, vapurda şiir okuyan, çantasında şiir kitaplarıyla dolaşan gençler vardı. Şimdi yoklar. Sanki yer yarıldı, içine girdi hepsi. O zaman da televizyonlar vardı, şimdiki gelin-kaynana muhabbeti kadar olmasa da, eleştirdiğimiz abuk sabuk bulduğumuz bir sürü program vardı. Şiir okumaya engel değildi hiçbiri. Tesadüfen karşılaştığım, olmadık mekanda pat diye tanışıverdiğim birinin benim şiirlerimi ezbere bildiğine tanık oldum kaç kere. Şaraba bulanmışken her yanımız birinin bir şiir kitabı çıkarıp iki dize patlattığını çok gördüm. En çok da yatakta okunurdu şiir. Ön sevişme gibi bir şeydi yani. Biz pek yatak bulamazdık. Allahtan kırlar, bayırlar, asansörler, merdiven boşlukları halden anlardı. Belki de en büyük lüksümüz çet yatlardı. O yüzden "yatakta nasılsın" diye kimse sormadı bana. Ne bileyim nasılım... Fena değilimdir herhalde. Ama çek-yat'ta aslan kesilirim! Yatak deplasmandı benim için. Çek-yat, kendi saham. Şimdi şiirsiz sevişiliyor. Şiirsiz yaşanıyor. Şiirsiz ağlayıp, şiirsiz gülüyor herkes. O yüzden bir dizesi eksik kalıyor hayatın. Bana sorarsanız en önemli dizesi eksik kalıyor. Küçük bir azınlığı ilgilendiren, söz sanatlarının bir araya toplandığı bir şey değildir ki şiir. Basbayağı, hayatın damıtılmış halidir. Belki yaşama doğrudan müdahale etmez, ama yaşamın müdahale edilebilir bir şey olduğunu gösterir. Belki de şiir okumadığımız için hayatın karşısında dik duramıyoruz. Her rüzgarda ayrı bir uçuruma doğru savruluyoruz. Denizden uzakta bile yaşasak, ruhumuzdaki her depremden sonra dev dalgalar gelip buluyor bizi, bir tosunami gelip yutuyor. (Tsunami Japonca bir sözcük, hiç uymuyordu dilimize, ben tosunami olarak Türkçeleştirdim. Hakkı Devrim'e de sorsan, olur tabi neden olmasın der.) Sadece sevişirken değil, savaşırken de şiir okurduk biz. Hayatla daha doğrusu bize hayat diye sunulan şeyle kavgamız vardı. Kavgamız kimliğimizdi. Sadece sokaklarda, meydanlarda değil, evlerde, kır kahvelerinde coşkuyla okurduk şiirlerimizi. İlk terk edilişimde Cemal Süreyya okuyup ağlamıştım sabaha dek. İlk seviştiğim gün gözüme uyku girmemişti. Sabaha dek dibine vurmuştum Edip Cansever'in. İlk göz altına alınışımda, Enver Gökçe'yi okudum durdum ezberden. Yoksa zaman geçmek bilmiyordu o daracık beton odada. İlk dumanımı... İlk dumanımı Allen Ginsberg eşliğinde çekmiştim. Görüyorsunuz, hepsi de ilk. Şiiri olmayanın ilk'i de yoktur. Çünkü şiirdir bir sevişmeyi ilk sevişme, bir kavgayı ilk kavga, bir ayrılığı ilk ayrılık yapan. İlk'siz yaşıyorsanız işiniz zor. Sahiden zor. Kitapevlerinde şiir kitaplarına rastlanmıyor artık. Sadece vitrinlere sıra sıra dizilen bestseller kitaplardan söz etmiyorum. Arkalarda diplerde, köşelerde bile yok şiir kitapları. Çünkü size dayatılan hayat, şiir okumama üzerine kurulu. Öyle bir seçeneğiniz yok. Bu koşuşturma arasında "başka bir seçenek var mıdır acaba?" diye düşünecek, araştırmalar yapacak haliniz yok heralde. Ne verilirse onu alıyorsunuz. Alışı kuvvetli bir kuşak yetişti! "Etki-tepki" mekanizması bu konuda da geçerli elbette. Alışı kuvvetli bir kuşak yetiştirebilmenin yolu verişi kuvvetli olmaktan geçer. Öyle ciltler dolusu kitap okumaya hiç gerek yok. Kapitalizmin ne olduğunu bir iki cümleyle açıkladık işte. Verişi kuvvetlilerin, diğer insanları alışı kuvvetli hale getirmesine kapitalizm denir. Peki, şiire düşman mı bu insanlar? Ne alıp veremedikleri var şiirle? Kesinlikle değil. Şiir kitapları zaten az satılıyor, bir de ince oluyor hepsi, o yüzden de kar payları düşük. Adamlar, on tane şiir kitabı satarak yapacakları karı tuğla gibi bir tane roman satarak yapıyor zaten. Siz de, sadece size sunulanlar (daha doğrusu dayatılanlar) arasından seçim yapmak zorunda kalıyorsunuz, buna da özgürlük diyorsunuz. Özgürlük, iki seçenek arasından üçüncüsünü seçebilmektir. Geçmiş olsun! |
|
#2
| ||||
| | ||||
| ben de şiirden kopamadım... ilk seviştiğimden sonra - yani ilk aşık olduğum zaman - necip fazıl ı okuduğumu hatırlıyorum... ikincisinde de okudum, ama ismini hatırlamıyorum... her zaman okurum, hiç yoktan, anlamsız, değersiz, cümleler yazarım. bu etkilendiğmin bir sebebi midir acaba? şimdi de ahmet haşim okuyorum, gerçekten çok güzel şiirler yazıyor... özgürlük...!!! (ve kafası kesilir, mel gibson, vatansever...) |
|
#3
| ||||
| ||||
| siir okuyup duygulari anlamak cok gusel bisiy ama siir yazmak insana ayri bir haz veriyor...ve kesinlikle denemelisiniz ne kadar kotu olursa olsun gun gelir duygularinizi en iyi aciklayani yazarsiniz...siz siz olu okuduunuz kadarinida yazin... "Güzel bir gün ve ben yaşıyorum." Oğuz Atay |
|
#4
| ||||
| ||||
| Ynt: Şiirsizlik cemal süreya kapitalizmin neden şiire karşı olduğunu güzel anlatır güvercin curnatası'nda.şiir başka sanat alanlarının aksine kapitalizmin işleyişine yardım etmez;bir roman vakit öldürmek için de okunabilir,bir tablo mobilya olarak da kullanılabilir cemal süreyaya göre.ama şiir eğlence ve reklam aracı niteliklerini taşımadığından kapitalist toplumlarda gerilere itilmiştir. okuyup adam olacağına üfleyip aşık ol! |