Başarsalardı Tarih Değişecekti

Tarihe adını iyi veya kötü, bir şekilde yazdırmış hatta tarihe ciddi anlamda yön vermiş insanlar var. Bu insanlar, acaba bu yaşam yolunda başka bir caddeden gitselerdi ne olurdu? Onlar için

Ayyas  »  Cosmo Retro  »  Beyin Fırtınası  »  Başarsalardı Tarih Değişecekti

Cevap Yaz
 
LinkBack Konu Araçları Topiği Değerlendir Görünüş Şekli
  #1  
Eski 06-07-2004, 02:36
Cey nickli Ayya$'ın avatarı
Cey Cey şu an forumda değil
Psychocandy
 
Mekan: İstanbul
Blog Başlıkları: 56
Başarsalardı Tarih Değişecekti

Tarihe adını iyi veya kötü, bir şekilde yazdırmış hatta tarihe ciddi
anlamda yön vermiş insanlar var. Bu insanlar, acaba bu yaşam yolunda başka
bir caddeden gitselerdi ne olurdu? Onlar için çizilmiş rotalardan, bugüne
isimlerini yazdırmış seçenekler onlar için en iyisi olmuş belli ki... Peki
ya başkaları için?.. Örneğin Adolf Hitler, inatla girmeye çalıştığı resim
akademisine girebilseydi, yahudilerin şüphesiz daha farklı bir yaşantısı
olurdu. Herhalde o zaman onun “üstün ırk” savunmaları okul ve sanat
camiasında sınırlı kalırdı. Kötü bir ressam olur, ezilirdi belki. Kötü bir
lider olup, ezmesinden daha iyi olurdu en azından...
Büyük adamların alınlarında “Büyük adam olacaktır” ibaresiyle doğmadıkları
kesin. Nasıl büyük adam oldukları da tarih kitaplarının konusu. Biz,
“nasıl oldular?” kısmına değil de, “olmasalardı ne olacaklardı?” kısmına
takılmış durumdayız. Çünkü bu adamlardan bazıları ilk başta başka bir
vasıf edinmeye çalışmış kendine. Ancak o büyük adamlar ilk önce
denedikleri daha sıradan yolu başaramayıp, sonradan çok daha iddialı
hedefler peşinde koşmuş. Belki de bu davranışları yaptıkları işlerden çok
daha “olay” teşkil edebilecek seviyededir. Birinin papaz olmaya çalışıp,
sonradan devrimci olması ya da diğerinin ressam olmaya çalışıp sonradan
zalim olması hiç ama hiç azımsanmayacak “olay”lara sebep yaratmış çünkü...
“Zaman içinde yolculuk” kavramı fantastik filmlerin en güzel temalarından
biridir. Zaman makinesiyle geri tarihlere gidilir, ileride olabilecek
negatif etkili bir harekete müdahale edilir. Bizim gerçek dünyamızda da
böyle şeyler olur mu olmaz mı bilmiyorum. Belki de bundan sekiz bin yıl
sonra zaman makinesinin icadı gerçekleşir. Ve biz de bundan nasibimizi
alırız. 2803 yılından bu zamanki dünyaya gelen biri, bizi tarihin başka
bir yönde olması için ikna etmeye çalışabilir. Biz de bu dosyada teorik
olarak bunu yapmayı deneyip tarihteki birkaç keskin adamı zaman makinesine
sokacağız. Denedikleri ilk yolu başarsalardı, tarihe bu nasıl
yansayacaktı?

Joseph Stalin
Neydi?
Topluma, babasına ve kilisenin otoritesine karşı nefret duyan bir gençti.
Sadece annesinin isteğiyle papaz okuluna yazılmıştı. Öğrenciyken iktidar
tanımlarını ağır ağır işleyen kitaplar okumaya başlamıştı. Okuduğu gizli
kitaplar yüzünden papaz okulunda sık sık hücreye konmuştu. Günlerce aç,
susuz orada bırakılırdı. Okuldaki arkadaşlarının ona taktığı lakapla
Soso’nun hücreye konulması pek bir işe yaramamıştı. Yasak kitapların
dolaşımını artırarak, yanına birçok arkadaşını da çekerek eylemlerine
devam etmişti. Ve en sonunda da papaz okulundan atılmıştı.
Ne oldu?
Gençliğinde “Soso” olarak bilinen bu papazın adı tarih kitaplarına “Joseph
Stalin” olarak geçti. Stalin, tarihin gördüğü en acımasız kişilerden biri
olmakla suçlanacaktı. Stalin, “iktidar için her yol meşrudur” sözünü tam
anlamıyla uygulayarak binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Milyonlarca
insan bu yolda öldürüldü. Joseph Stalin, Sovyetler Birliği’nde; bir tek
ülkede sosyalist kuruluşun savunucusu oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında
parti liderliği, hükümet başkanlığı ve sovyet orduları başkomutanlığı
görevlerini bir arada yürüttü.
Papaz olsaydı...
Eğer Soso’ya papaz okulundaki öğretmenleri farklı davransaydı 20’inci
yüzyılın tarihi inanılmaz ölçüde değişebilirdi. Öğrenme yeteneği çok
gelişmişti. Gizli çalışma ve iş bitirme becerileri Kilise için
kullanılabilirdi. Eğer papaz olsaydı, Rus Devrimi Stalin’in eksikliğinden
olumsuz etkinlenmezdi. O zaman Lenin’den sonra kim gelecekti? Lenin’in
yerine gelen kişi, Stalin gibi Rusya’ya zafer götürebilecek miydi? Bu
soruların cevabını veremiyoruz; ancak Stalin papaz olsaydı o kadar insanın
canının yanmayacağını da biliyoruz elbette...


John J. Sirica
Neydi?
John Sirica, Columbia ve Georgetown üniversitesi mezunuydu. Ancak onun tek
bir amacı vardı; en kısa zamanda tanınmış bir boksör olmak. O istemeyerek
de olsa, eğitimin önemine inanan ailesinin zoruyla üniversiteyi
bitirmişti. Ama o, kahramanı Jack Dempsey gibi olmak istiyordu. Amacına
ulaşmıştı; Miami'de bir spor merkezinde çalışıyor, dövüşlere katılıyordu.
Artık boksör olmuştu. Bu işin onun gerçekten yetenekli olduğunu ve sevdiği
mesleği yaparak alnının teriyle para kazanabileceğini kanıtlamak için son
fırsatı olduğunu düşünüyordu ki, Connecticut'dan gelen kuzenin getirdiği
haberle avukatlık sınavını geçmiş olduğunu öğrendi. Ailesi kesinlikle
aldığı eğitimi çöpe atmaması gerektiğini düşünüyordu. Ve bir seçim yaptı.
Ne oldu?
Genç boksör, John J. Sirica, yıllar sonra Washington'da ABD Bölge Hukuk
Mahkemesi Başyargıcı oldu. Watergate gibi sansasyon yaratan birçok rüşvet
ve ağır ceza davalarına başkanlık ederek tüm bu davaların altından
başarıyla kalktı. Eski Anayasa Mahkemesi Yargıcı Felix Frankfurter'in
"Federal yargıçlar, boks hakemleri değil, adaletin işlemesi için uğraşan
görevliler olmalıdırlar." sözünün hatırladığında kendisiyle gurur
duyacaktı.
Boksör olsaydı...
Şüphesiz Sirica'nın yargıç olması çok hayırlı olmuştu. Ailesinin bunda çok
büyük çabası olduğu da kaçınılmaz bir gerçek. Çocuklarının iyi eğitim
alması için çok uğraşmışlardı. John'a daha büyük amaçlara ulaşabilecekken
azla yetinmemesini öğretmişlerdi. Azla yetinip, belki de iyi bir boksör
olacaktı. Ama o da ileride topluma yararlı olacak bir yargıç olacağını
bilseydi baştan bu yola sapardı. John Sirica mesleğinin sürdüdürürken bile
boksa olan ilgisini hiçbir zaman yitirmedi. 1934 yılında kahramanı Jack
Dempsey ile tanıştı ve hayatının sonuna kadar dostlukları devam etti.
Hatta evlendiğinde Dempsey onun sağdıcı oldu. Sirica'nın ülkesine yaptığı
hizmetler dolarlarla ölçülemeyecek kadar büyüktü. Sonuçta tarih hiçbir
zaman, Watergate davasına Sirica'dan başkası başkanlık etseydi ne
olabilirdi sorusunun cevabını veremeyecek.


Ulysses Simpson Grant
Neydi?
West Point Akademisi'ndeki (Harp Okulu) notları disiplin ve akademik
başarı yoksunluğunu gösteriyordu. Buna rağmen binicilikte ve eskrimde çok
başarılıydı. Askerleri idare etmede de yetenekliydi. İçki yüzünden ordudan
uzaklaştırılmıştı. Ve çiftçilik macerası başlamıştı. Ancak çifçiyken de
iyi giden pek bir şey yaşamamıştı. O dönemlerde açlık, sefalet içinde bir
hayat yaşamıştı. Askerlikte başarısız olmuştu ve çiftçi olarak hayatını
sürdürümeye mahkumdu. Ancak kendi çiftliğinin yakınındaki başka bir
çiftlikte çıkan talihsiz bir yangınla hayatını bu şekilde
sürdüremeyeceğini anladı. Asker hayatına geri dönmek için elinden geleni
yaptı.
Ne oldu?
Kuzey ordusu, İllinois'den gelen gönüllere komutanlık yapması için
albaylık rütbesiyle Grant'i geri aldı. Kısa bir süre içinde Lincoln,
Grant'i tuğgeneralliğe yükseltecekti. Birçok önemli zafer kazandı. Lincoln
öldüğünde politikacılar Grant'e yöneldi. Grant başkanlığa adaylığını
koydu. Sekiz yıllık görevi boyunca Amerika'nın gördüğü en beceriksiz
başkanlardan biri oldu. Grant yönetiminin skandallarını ancak 100 yıl
sonra yaşanacak Watergate skandalı geride bırakabildi. Savaşlardaki
başarısını politikada gösteremedi.
Çiftçi olsaydı...
Başkan olmayıp asker olarak kalsaydı çok daha farklı ve sadece başarıyla
dolu bir hayatı olacaktı. Ancak kesinlikle çiftçi de olmaması gereken bir
adamdı. Çünkü bu adam, Amerikan İç Savaşını içgüdüsel olarak geliştirdiği
stratejiyle kazanan adamdı. Çiftçiyken geliştirdiği içgüdüsel stratejiler
bu kadar başarılı olmayacaktı. Savaşı bütünüyle kavrayabilme yeteneğine
sahipti. Bu özellikleri sayesinde Güney kuvvetlerini mağlup etmiş ve
Konfederasyonun eyaletlerini birbirinden ayrı ve özerk parçalara
ayırmıştı. Grant hayatı boyunca zengin insanlara hayranlık duydu ve iş
hayatında başarı kazanan insanların gölgesinde kaldı. Mark Twain, Grant'in
savaş anılarını yayınlayarak onu kurtarmak istediyse de Grant bu işten
para kazanmadan vefat etti.


Georges Clemenceau
Neydi?
Babası tarafından tıp okuması için Paris'e gönderilmişti. Ancak onun
düşünceleri hep devrim üzerineydi. "İmparatorluk", "Kraliyet" gibi
kelimeler onun hoşlanmadığı kelimelerdi. Paris'in imparatorluk karşıtı
cumhuriyet isteyen öğrenci grubuna katılmıştı. Genç öğrenci tıp eğitimini
sürdüdürken radikal eylemlerine devam ediyor ve yandaşlarının sayısını
artırıyordu. Hükümetin dikkatini çekmiş, gizli polis peşine düşmüştü. "Le
Travail" adını verdiği gazeteyi kurmuştu. Gazetesinde tarih, sanat üzerine
yazıyormuş gibi siyasi saldırılarını dolambaçlı yollarla ifade etmişti. En
sonunda gazetesi kapatılmış kendisi de hapse atılmıştı. 73 gün yattığı
hapisten çıktıktan sonra tıp fakültesini bitirebilmişti.
Ne oldu?
Tam mesleğe adım atacaktı ki birdenbire ülkeyi terk ederek önce
İngiltere'ye ardından Amerika'ya gitti. Doktor Amerika'da kalmaya karar
verdi. Parasızdı, babasından para istedi ancak kabaca geri çevrildi.
Connecticut'da genç kızlara eğitim veren bir yüksekokulda Fransız tarihi
ve edebiyat dersleri vererek para kazanmaya çalışırken öğrencisiyle
evlendi. Karısıyla birlikte III. Napolyon'un 1870'teki Sedan yenilgisinden
sonra Fransa'ya döndü. Doktor hayallerine kavuşmak üzereydi. Yazdığı
başyazılarından dolayı Kaplan lakabı takılmış doktor, Birinci Dünya Savaşı
sırasında Fransa Başkanı Georges Clemenceau idi. Günümüzde Birinci Dünya
Savaşı sırasındaki bombardımanda Paris'in yaşadığı zor günlerde Fransız
halkının en büyük yol göstericisi olarak hatırlanmaktadır. Almanların en
büyük düşmanı ve Versay Anlaşması'nın en önemli karakteridir.
Doktor olsaydı...
Georges Clemenceau doktor olmaya yönlendirilmişti. Ama o seçimlerinden
hiçbir zaman vazgeçmeyerek başbakanlığa kadar yükselmişti. Aynı zamanda
çok iyi yazar ve filozoftu. Hiçbir zaman yapmadığı mesleği yani doktorluğu
yapsaydı, belki kurtaracağı canlar, ülkesine yararlı olacaktı. Ama tarih
onu buralara getirmişti. O, Fransa'yı monarşiden uzak tutmada etkili olan
adamdı.


Adolf Hitler
Neydi?
Ressam olmak için Viyana'ya gelmiş azimli bir gençti. Ancak Güzel Sanatlar
Akademisi'ne bir türlü girememişti; her defasında yetersiz bulunuyordu. Ve
bu da onu çok kızdırıyor etrafına karşı öfkelendiriyordu. Beş yıl boyunca
yılmadan akademiye girmeyi denemişti, ancak sonuç yine başarısızlıktı. Bu
arada perişan ve sefil olarak geçen çok zamanı olmuştu. Çünkü ailesinden
para almak istemiyordu. Parklarda, kapı kenarlarında, banklarda ve
yoksullar için yapılmış ucuz otellerde uyuyordu. Bir gün kaldığı bir
barınakta ressam biriyle tanıştı ve onunla turistlere tablolar yapıp
satmaya başladılar. Aralarındaki konuşmalar çok geçmeden siyasete
yönelmeye başlamıştı. Uzun süredir uyuşmuş düşünceleri bir tartışma
grubunun lideri olana kadar gelişmişti. Genç ressem akademiye girebilmek
için son bir çabada daha bulundu. O da boşa çıktı. viyana'yı ressam olarak
terk etmişti; ama dönecekti.
Ne oldu?
Viyana'nın en şaşalı günlerinde kendine bir yer edinmeye çalışan bu ressam
tarihin en gaddar ve kötü adamı olarak kabul edilen Adolf Hitler'di. Bu
adam biçok ülkenin nüfusundan da fazla sayıda insanın ölümünden
sorumluydu. Tek başına karar vererek bir ırka, Musevilere karşı soykırımı
resmi hükümet politikası yaptı. İngiliz ve Fransız sömürge
imparatorluklarının parçalanmasından ve savaştan sonra iflaslarından
sorumluydu.
Ressam olsaydı...
Çok az bir çevre ressam olmasını istemezdi herhalde. Ressam olsaydı da
kendi çapında yine faşist bir insan olur, küçük gruplara liderlik yapardı
belki. Ancak tarihi bu kadar etkileyecek faktörler yaratmazdı. Çünkü
ressam olmak onun ilk ve en çok istediği tercihiydi ve bunu içinde çok
uzun bir süre uğraşmıştı. Ya da 1930'ların başında ölseydi, yani
Yahudilere saldırıya geçmeden önce, bugün sadece Alman bir lider olarak
anılıyor olurdu. Çünkü o, Alman ekonomisini yaşadığı en korkunç
enflasyondan da kurtarmıştı aynı zamanda. Tarihçiler yıllardır Hitler'in
yaptığı bu gaddarlığı açıklamaya çalıştı. Acaba damarlarında Yahudi kanı
dolaştığına dair gizli korkusu mu sebep olmuştu? O günlerde bazı
yahudilerin onu küçümsemesi mi? Genetik bir bozukluğu mu vardı? Deli
miydi? Yoksa Viyana'da yaşadığı zor günler mi sebep olmuştu? Sonuç olarak
zaman böyle ilerlemişti ve kaçınılmaz acılar yaşanmıştı, zaman makinemiz
olsaydı şayet, en iyi sonucu Adolf Hitler'den alırdık şüphesiz...



James McNeill Whistler
Neydi?
West Point Akademisi'ne 1,65'lik boyuyla standartların biraz altında
kalmasına rağmen kabul edilmiş bir öğrenciydi. Uzun, kıvırcık saçlarına
akademide kalacağı süre için veda etmişti. Akademi'nin disiplin kuralları
ağırdı; ancak annesinin kurallarından da daha ağır olamazdı. Akademiyi
annesinin evine tercih edebilirdi. Akademide onu mutlu eden tek şey,
tanınmış bir ressam olan profesör hocasından aldığı çizim dersleriydi.
Genç öğrenciyi savaş alanı çizimleri ve haritalarının hazırlanması işi
büyülemişti. Spor faaliyetlerindeki beceriksizliği ve diğer derslerdeki
ilgisizlik, yerini resme verdiği ilgiye bırakmıştı. Ancak diğer deslerdeki
notlarının düşmesi dışında aldığı ihtarlar çok fazla olmaya başlamıştı; bu
da onun okuldan atılması için gerekçe oluşturmuştu.
Ne oldu?
1850'lerde West Point'in kendisine çok yabancı olan dünyasına düşen genç
öğrenci, Amerika'nın en ünlü, en önemli ressamlarından biri olan James
Abbot McNeill Whistler'dı. "The White Girl", "The Music Room", "The Young
Amerikan" gibi ünlenmiş yüzlerce resmi vardır. Londra ve Paris
sosyetesinin üst tabakası arasına girmiş olması, dostlarını da
düşmanlarını da artırdığı gibi aynı zamanda erkek modasını belirleyen ve
sosyete tarafından aranılan biri de yapmıştır.
Asker olsaydı...
Resme harcadığı enerjiyi askeri kariyeri için harcamış olsaydı herhalde
döneminin ve İç Savaş'ın önemli isimleriyle bir arada anılırdı. Savaş
sırasında öldürebilme ihtimali çok yüksekti. Ancak renkli ve ilginç bir
asker olacağını da düşünmek gerekir. Whistler aslında bütün "büyük"
adamların asker, siyasetçi ya da bilim adamı olmasına gerek olmadığının
bir örneğidir.


Winston Leonard Spencer Churchill
Neydi?
Bolluk içinde yaşamış, ancak şimdi iflasın eşiğinde olan yaşlı bir adamdı.
Artık emekli olduğunu düşünüyordu. Geriye dönüp baktığındaysa hayata dair
pek de kalıcı şeyler yapmamıştı. Kraliyet Harb Okulunu bitirmiş, ardından
orduya girmişti. Okulda çok başarılı olamamıştı. Boerler savaşında esir
düşmüş ancak sonra kaçarak milli kahraman haline gelmişti. Siyasi kariyeri
1916 Gelibolu yenilgisinden sonra düşüşe geçmiş, İngiliz halkına karşı zor
durumda kalmıştı. Çeşitli işler de başarılı olmayı denemişti ama
hiçbirinde uzun süre tutunamamıştı. Hatta hapse bile girmişti. Uzun süre
hayatı inişli çıkışlı olmuştu. Kendini hayata karşı yenilmiş hissediyordu.
Şaşalı geçen hayatını geride mi bırakmak zorunda kalacaktı?; evinde
çalışan uşaklara verecek parası yoktu. Her şeyden önemlisi de evini satmak
zorundaydı. Tek avuntusu, hayatta her zaman onun yanında olmuş anlayışlı
karısıydı. Depresyonun dibine vurmak üzereyken varlıklı bir dostundan
yüklü miktarda borç alarak hayatın bir yerinden tutmaya karar vermesi onun
hayatının dönüm noktası olmuştu. Aklı daha önemli konulara kaymıştı, artık
emekliliği aklından çıkarmıştı. Hayatı boyunca istediği işi yapabilcekti
belki de.. Onun yaşında böyle bir işi üstlenen ilk adam olmayacaktı.
Ne oldu?
İflasla flört eden bu adam Winston Leonard Spencer Churchill'di. Ressam,
yazar, savaş muhabiri, asker, deniz kuvvetlerinde yönetici, politikacı,
devlet adamı, adı sonsuza dek tarih sayfalarında yazacak adam. Batı
medeniyetini karşı karşıya kaldığı en korkunç tehditten kurtardığı
söylenmiştir. Kişisel skandala hiçbir zaman adı karışmadı. Amerikan
Başkanı Churchill, Birinci Dünya Savaşı'nda Gelibolu gibi bir felaketi
yaşayıp, siyasi kişilik olarak hayatta kalmış, üzerine bir de partisi
değiştirebilmiştir. İkinci Dünya Savaşında izlediği savaş politikası ve
Roosevelt ile kurduğu iyi ilişkiler onu İngiliz tarihinin en önemli devlet
adamları arasına soktu.
Emekli olarak kalsaydı...
Churchill hayatında birçok siyasi yenilgi yaşamış ama her zaman kendini
kısa sürede toparlayıp tekrar düzlüğe çıkmıştı. Pek tabii ki iflasa yenik
düşerek siyaset sahnesinde kendini gösteremeyebilirdi. İşte o zaman ne
kendi hayatı ne de İngiliz halkı için bir şey yapabilirdi. Churchill'in
yaşam tarzını ve savurganlığını arkadaşları ve partisinin ileri gelenleri
biliyordu ama halk bilmiyordu. Bu tutumunu halkı hiçbir zaman bilmedi.
Zaten eğer bilseydi bugün burada Churchill'i konu bile etmezdik. Kim ister
başında savurgan ve tutumsuz bir başkan olmasını?.. Bu durum açığa çıksa
ciddi siyasal ve sosyal çalkantıya yol açar ve başkanlık elinden giderdi.
Onu buralara getiren yılmaz kişiliği mi yoksa kader miydi?; kimse
bilemeyecek...


Henry Ford
Neydi?
Uzun bir süre çiftçilik yapmış, gemi yapım şirketinde çalışan genç bir
çıraktı. Bir hobisi vardı; saat tamiri. Beyni tamirat ve makineler
konusunda çok iyi çalışıyordu. Yıllarca az yövmiyeyle çalıştığı işlerden
çok bilgi edinmeye çalışarak kazançlı olmayı başardı. Parası yoktu; ama
bilgi ve yetenek yönünden çok gelişmişti. O belki de gemi yapımcısı olması
beklenen biriydi; makine ustası, ustabaşı ya da mühendis de olabilirdi. Ya
da yapmaktan çok zevk aldığı saat tamircisi...
Ne oldu?
O, yukarıda saydığımız hiçbir mesleği seçmedi. Bir zamanların çiftçisi,
tersane işçisi, saat tamircisi olan bu genç, araba üreticisi, yenilikçi
mucit Henry Ford'du. Ford, benzinle çalışan motoru icat etmedi; otomobili
de, montaj makinesini de... Aslında onun yaptığı şey, bilgisini enerjisini
doğru zamanlamayla kullanmaktı. "Atsız araba" düşüncesiyle yola çıkarak,
mühendislik bilgisiyle doğru insanları bir araya getirdi. Yenilikçi bir
insandı, araba yarışlarını bedava reklam aracı olarak kullanmıştı. Montaj
makinesi fikrini montaj bandına çevirmişti.
Gemi yapımcısı olsaydı...
Henry Ford, gemi yapımcısı olsaydı bile bulunduğu şirketin sahibi olmayı
değil, işletmecisi olmayı tercih ederdi. Saat imalatı yapmayı da
düşünmüştü. Ancak birçok kişinin saati lüks tüketim maddesi olarak
düşündüğü sonucuna varıp bu işten vazgeçmişti. Onun amacı, kaliteli,
kullanımı kolay ve özellikle ortalama bir vatandaşın satın alıp keyifle
kullanacağı bir üretim yapmaktı; bu standartlara uygun otomobil üretti.
Ford, kitleler için en güvenilir ve ucuz arabayı üreterek önemli bir marka
olmuştur.
Kaynak: Tarihi Değiştiren Başarısızlıklar - Donald Besore, Aykırı
Yayınları

Oh , Yeah ?

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #2  
Eski 06-07-2004, 03:04
Jack Bauer nickli Ayya$'ın avatarı  
Özellikle üç ismin, Stalin, Hitler ve Churchill'in istediklerini yapamamış olmaları aslında dünya açısından büyük bir şans bence.
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #3  
Eski 06-07-2004, 11:44
DeathMaster nickli Ayya$'ın avatarı
Death,this is my work...
 
Mekan: Kyrnn
Bir kişinin kaderi milyonlarca insana yansıyor.Özellikle Stalin ve Hitler de bir kişinin kaderi milyonlarcasının ölümü oluyor.İktidar ve güç uğruna görülmemiş işkenceler çekiliyor.Tanrı bu masumların ölmesi gerektiğini düşündüğü için mi onların yollarını bu şekilde çizdi?Stalin papaz okulundan atılmasaydı ve Hitler de ressam olsaydı acaba kaç kişinin ölümüne sebep olabilirlerdi?
Dehşete düşüyorum......

Take thy beak out my heart,and take thy form from off my door....
Quoth the raven,''Nevermore...''

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #4  
Eski 08-07-2004, 08:57
Lizard King nickli Ayya$'ın avatarı
Gnik Drazil
 
Mekan: Istanbul
Blog Başlıkları: 236
Henry Ford'un buy kadar büyük olmasının sebebi montaj bantı fikrini oluşturduktan sonra araba fiyatlarının inanılmaz düşmesiydi.O zamanlar bir Benz 10.000$ civarındayken FOrd 500-600 $ civarındaydı.Birçok insan bu arabaları alabilerek Ford'un dünyayı değiştirmesine yol açtılar.Aynı zamanda sırf otomotiv sektörü haricinde montaj band'ı sayesinde bütün sanayi sektörleri inanılmaz gelişim gösterdi ve 20.yüzyılın teknoloji yüzyılı olmasını sağladı Henry Ford.

Churchill gerçekten çok ilginç bir insan.Gelibolu çıkarması tamamı ile yanlış istihbaratlar üzerine yapıldığı için başarısızlıkla sonuçlandı.Ilk gününden başarısız olunacağı görülmesine rağmen Churchill'in inadı gene binlerce insanın ölmesine sebep oldu.Peki bu insan bu kadar büyük birisi sayılırken gerçekten büyük olmayı hak ediyor mu ? Bence hayır çünkü Churchill aynı hataları ikinci dünya savaşında da yapmıştı ve Abd desteği olmasaydı savaşı kazanma ihtimalleri sıfırdı.Benimn gözümde Churchill Hitler veya Stalin neyse aynı tarzda bir insandır.

Adolf Hitler.Alman vatandaşı bile değildi kendisi.Buna rağmen bütün Almanya'yı peşinden sürüklemeyi başardı.Aslınd Hitler hakkında konuşabilmek için ilk önce onun en büyük şaheseri Mein Kapmh'ı okumak gerekir (ınglizce'si olanlar forumda aratsın bütün kitap forumda yer almaktadır aynı isimli topic ismi altında) .Hitler için ne kadar vahşi deniliyorsa ben de hep tam tersini savunmaktayım.Hitler Atatürk'ün yaptığından farklı birşey yapmamıştır.Sadece kaybettiği için Vahşi olarak anılmış bir insandır.Dünyanın en acımasız katili sadece kenmdi ülkesinin iyiliğini isteyen birisidir ve bütün Almanya onun peşinden gitmeyi kabul etmiştir.Inancları doğrultusunda Yahudileri öldürmüştür ki kendince haklı sebepleri olabilir.Bu sebeplerin aslında haklılıkları günümüzde bile gerçekliğini korumaktadır.Hitler psikolojisi bozuk bir insandı.Ama büyük bir liderdi.15 sene önce 1Dunya Savaşında yenilmiş Almanya'yı dünyanın en büyük silahlı gücü ve ekonomisi yapmak kolay kolay herkesin başarabileceği bir olay değildir.

People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend.

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #5  
Eski 08-07-2004, 09:04
Lizard King nickli Ayya$'ın avatarı
Gnik Drazil
 
Mekan: Istanbul
Blog Başlıkları: 236
Grant iç savaşın kuzeyliler tarafından kazanılmasının en büyük sebeplerinden biridir.Eğer güney kazanmış olsaydı bugun Amerika bölünmüş ve köleliğin devam ettiği bir yer olabilir hatta bugun sıradan bir dunya ülkesi bile olabilirdi.Başkanlığı konusunda ise iç savaş akebinde başkan olan birisinin başarılı olma ihtimali ne kadar vardı acaba ? herkesin birbirine düşman oldugu bir ülkede ?

Sirica'yı neden buraya dahil olmuş anlamadım sadece yargıçlık görevini yapmış birisi.Watergate skandalı çok komik bir şekilde ortaya çıkmıştır ve yargıçın pek fazla etkili olduğu bir dava değildir.

Stalin aslında gerçekten bu kadar insan arasında dünyanın kaderini en çok değiştiren insandır.Eğer Stalingrad'da Almanya'ya yenilselerdi bugun dünya çok farklı bir yer olucaktı.Almanya'nın savaşı kaybetmesinin en büyük sebebi Petrol eksikliğidir ve eğer Stalingrad'da Rusya yenilmiş olsaydı Kazak petrolleri ile Almanya arasında duracak birşey kalmıyacaktı.Bunun yanısına ele geçirecekleri hazinelerin Almanya ekonomisine girmesi ile birlikte Alman ekonomisinin bir anda şaha kalkma gerçeği de cabası zaten.Ama genede hiç sevmediğim ve takdir etmediğim birisidir Stalin.

People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend.

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #6  
Eski 08-07-2004, 09:07
Lizard King nickli Ayya$'ın avatarı
Gnik Drazil
 
Mekan: Istanbul
Blog Başlıkları: 236
Clemenceau'nin 1.Dünya Savaşında yaptığı hiçbir şey yoktur.Almanya aynı Osmanlı gibi savaşı kaybetmediği halde iç politikada yapılan teslim olma baskısı yüzünden ki bunun yahudiler olduğu açıklanmıştır daha sonra teslim olmuştur.Aynı şekilde Abd yardımı gelmemiş olsaydı gene 1.Dunya Savaşı da aynı 2. Dunya savaşı gibi fransa ve ingiltere için yıkım olarak kalacaktı.

Işin komik yanı değişik iki savaşta Abd sayesinde işgal edilmekten kurtulan iki ülkenin başbakanı da kahraman olmuş.

People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend.

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #7  
Eski 09-07-2004, 00:34
princess of the darkness nickli Ayya$'ın avatarı  
Mekan: ist
herşey olması gerektiği gibi olur ve biz bu konuda hiçbirşey yapamayız (iyiki de yapamıyoruz ).....

it is the need to escape from a harsh reality.

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #8  
Eski 09-07-2004, 01:40
muhtesem insan nickli Ayya$'ın avatarı  
Bu kişilerin dünyanın gidişhatına katkıları çok azdır. Hitler olmasaydı başkası olurdu stalin olmasaydı başkası olurdu emin olun... eğer tarihteki olaylar incelenirse kişilerin bireysel etkilerinden çok ekonomik ve siyasal koşulların etkili olduğunu görürdünüz.

bir vidanın gerçek değeri alınırken değil vidalanırken belli olur

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #9  
Eski 09-07-2004, 01:46
Jack Bauer nickli Ayya$'ın avatarı  
Lizard sana ikinci dünya savaşı ve Churchill konusunda itiraz edeceğim. Zira savaşın kaderini değiştiren Amerikan yardımı olduğu kadar Churchill'in anlık bir kararıdır da...

Britanya operasyonunda durum çok kritiktir, Alman bombardımanı böyle sürerse ve İngiliz savaşçıları kendilerinden sayıca çok üstün Alman avcıları ile bu kadar sık karşılaşırsa, bütün İngiliz Hava Kuvvetleri (RAF) 3 hafta içinde bitecektir. Almanlar direk olarak İngiliz sanayisini ve daha da doğrudan savaş sanayisini hedef almaktadırlar. Ancak günün birinde rotasını şaşıran bir Alman uçağı benzininin bitimine yakın geri dönebilmek için bombalarını bilmediği bir İngiliz bölgesine bırakır. Bu, bir İngiliz şehrinin tam üzeridir aslında, sivil hedefler.

Churchill bunun üzerine çıkıp bir açıklama yapar ve elindeki kısıtlı bombardıman imkanları ile bir gece özel bir operasyon ile Berlin'de sivil halkın yaşadığı bir bölgeyi bombalatır. Buna çok sinirlenen Hitler elindeki bütün uçakları direk olarak İngiliz şehirlerine, yani sivil hedeflere yöneltir misilleme olarak ve savaşın dönüm noktası buradadır, Alman bombardımanının şehirlerde yoğunlaştığı sıralarda şu an adını hatırlayamayacağım bir İngiliz'in geliştirdiği üretim standardı sayesinde RAF eski gücüne kavuşur ve Almanları Ada'dan atarlar.

Tabi şu sorulabilir, acaba Churchill gerçekten de düşünüp mü vermiştir bu kararı yoksa son bir kahramanlık olarak mı "son zamanlarımızda bile Berlin'i bombalayabildik" diyebilmek için gerektiğinde Amerika'ya sığındığında? Kim biliyor, açıkçası kimse...
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #10  
Eski 09-07-2004, 07:37
Lizard King nickli Ayya$'ın avatarı
Gnik Drazil
 
Mekan: Istanbul
Blog Başlıkları: 236
Evet o anlık bir karar olabilir ama Amerika destek vermeseydi ne kadar zaman dayanabilirdi ki Ingiltere ? Ne hammadde gecerdi ellerine ne baska birsey.Bir gun illa ki teslim olmak durumunda kalacaktı.

People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend.

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #11  
Eski 09-07-2004, 11:32
Jack Bauer nickli Ayya$'ın avatarı  
Evet, günün birinde teslim olmak zorunda kalırdı, eğer Almanlar gidip de Ada harekatını bitirmeden Barbarossa harekatına başlamasalardı.
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #12  
Eski 10-07-2004, 13:52
muhtesem insan nickli Ayya$'ın avatarı  

Alıntı: Lizard King

...aynı Osmanlı gibi savaşı kaybetmediği halde iç politikada yapılan teslim olma baskısı ...

Osmanlı 1. dünya savaşını kaybetmedi mi diyorsun? Nassı yani....

bir vidanın gerçek değeri alınırken değil vidalanırken belli olur

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #13  
Eski 11-07-2004, 06:31
Lizard King nickli Ayya$'ın avatarı
Gnik Drazil
 
Mekan: Istanbul
Blog Başlıkları: 236
Osmanlı Devleti 1. Dunya Savaşı'nı cephede kaybetmedi .Almanya'nın teslim olması üzerine Osmanlı'da teslim olmayı seçti.

People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend.

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #14