Osmanlı'da Basın

Alıntı: Şu anda bu konuda bir ödev hazırlıyorum. Bölümler bittikçe buraya hepsini ekleyeceğim. Osmanlı'da ilk gazete: Vakay-i Mısriye Yakın tarihe kadar ilk Türkçe gazetenin 1831’de yayınlanan “Takvim-i Vakayi” olduğu bilinmekteydi.

  #1  
Eski 18-05-2008, 18:17
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Osmanlı'da Basın

Alıntı:

Şu anda bu konuda bir ödev hazırlıyorum. Bölümler bittikçe buraya hepsini ekleyeceğim.



Osmanlı'da ilk gazete: Vakay-i Mısriye


Yakın tarihe kadar ilk Türkçe gazetenin 1831’de yayınlanan “Takvim-i Vakayi” olduğu bilinmekteydi. Ancak, Orhan Koloğlu yaptığı çalışmalar ile, ilk Türkçe gazetenin 1828’de Mısır’da yayınlanan “Vakay-i Mısriye” olduğu kanıtlanmıştır. Vakay-i Mısriye gazetesinin çıkmasından yaklaşık 8-9 yıl önce Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır’da Bulak Matbaasını kurdurmuştur. Bu da demek oluyor ki, Osmanlı’da ilk matbaa nın kurulmasından yaklaşık bir yüzyıl sonra ilk gazete çıkartılmıştır.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Arap haberlerini Türkçeye çevirip dışarıdan bilgi ediniyordu. Jurnallerin derlenmesi ve değerlendirilmesi için “Curnal Divanı” adında bir kurul oluşturmuş, kurulun derlediği haberler de “Curnal el Hidivi” adı verilen bir bülten biçiminde 100 sayı basılarak yönetici ve ilgililere dağıtılmaktaydı. Ancak bunun yeterli gelmemesi üzerine, Mehmet Ali Paşa, 1928’de bu tür haberlerin Vakay-i Mısriye adı altında, yarısı Arapça yarısı ise Türkçe olarak yayınlanmasına karar vermiştir[1].

Gazetenin ilk çıkış nedeni tarım, endüstri ve öteki alanlardaki gelişmelerin izlenmesi ve toplumu koruyacak önlemlerin alınması olarak belirtilmekteydi. Amaç, yenilikleri anlatarak Mısır’daki yeni düzenin propagandasını yapmaktı[2]. Gazete kaynak olarak genellikle Fransız ve İtalyan gazetelerini kullanmaktaydı. Giritli kaynaklardan da çok kısıtlı olmakla birlikte yararlanılmıştır. Buna karşın İstanbul kaynaklı haberler yok denecek kadar azdır ve bunun yanında, gazetede İstanbul’dan bir ferman gelmediği sürece padişahın adı dâhi geçmemiştir. Bunun yanında Avrupa ülkeleri ve onların sömürgelerine ağırlık verilmiş ancak, emperyalizm eleştirisi konu olmamıştır. İslâm ülkelerinden gelen haberler ise oldukça sınırlı kalmıştır.

İlk başlarda 8 – 20 gün aralıklarla yayınlanlanmış olsa da, sonraları haftada iki gün düzenli bir şekilde çıkmaya başlamıştır. Mehmet Ali Paşa, içerik, dilbilgisi ve dizgi yanlışlarına kızıyor ve hatalı olanların üzerine gidiyordu. Dilin sadeliğine ise son derece önem gösteriyordu. Dil konusundaki bu özen zamanla etkisini göstererek, bölgede Türkçe’nin yaygınlaşmasına yardımcı olmuştur.

Gazete, İslâm ülkelerinden haberlere pek rağbet etmese de, her fırsatta İslâm’ın üstünlüğünden, halifeye bağlılıktan söz edilmiş, ama aynı zamanda da öteki dinlere de eşit uzaklıkta bir tutum sergilenmiştir. Örneğin, sömürgelerdeki İslâm topluluklarının bağımsızlık savaşları gazeteye yansımamıştır.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır üzerinden Osmanlı’yı tehdidi ve çıkarttığı gazetenin içeriği düşünüldüğünde, Mehmet Ali Paşa’nın basın’ı bir propaganda aracı olarak çok iyi kullandığını görebiliriz. Zira, çıkan gazetede İstanbul’dan haberlerin yer almayışı, sömürgelerdeki İslâm topluluklarının savaşımlarının yer almayışı ve diğer dinler ile eşit mesafedeki duruş da buna kanıt olarak gösterilebilmektedir. Zira, Osmanlı ile savaşında II. Mahmut Avrupa’dan yardım istediğinde Fransa Mehmet Ali Paşa’nın yanında oldu, İngiltere ise tarafsız kalmayı yeğledi. Ancak, bu sefer de Osmanlı’nın Rusya’dan yardım istemesi ile İngiltere ve Fransa araya girdi ve sonuç olarak Mısır Kavalalı ve soyundan gelenlere bırakılmak zorunda kalındı. Daha sonra Mehmet Ali Paşa Osmanlı’ya bağlılıığını bildirmiş olsa bile, diğer etkenlerin yanında, çıkarttığı gazeteyi, gerek Mısır dışında, gerekse Mısır içerisinde bir propaganda aracı olarak kullandığı açıktır.


[1] Topuz, Hıfzı, II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003

[2] Koloğlu, Orhan, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın, İletişim yayınları, İstanbul, 1994

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...


Son düzenleyen kontrast : 18-05-2008 - 18:28
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #2  
Eski 18-05-2008, 18:27
Thunderpeak nickli Ayya$'ın avatarı
Gondolindhrim
 
Üyelik Tarihi: Mar 2007
Mekan: Gondolin
Mesajlar: 11,208
Blog Başlıkları: 85
re: Osmanlı'da Basın

Teşekkürler bilgi için

the city of Menzoberranzan 20000 drow lived there 20000 soldier in the army of evil

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #3  
Eski 18-05-2008, 23:23
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
b. Osmanlı Devletinin ilk resmi gazetesi: Takvim-i Vakayi (1831)

Osmanlı Devletinin ilk resmi gazetesi: Takvim-i Vakayi (1831)

11 Kasım 1831’de, II. Mahmut’un çabasıyla çıkartılmaya başlanmıştır. Yani, İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurmasından 105 yıl sonra, Osmanlı’da ilk gazete çıkmıştır. II. Mahmut, yayınladığı bir fermanda, kısaca: “Gazete konusunundüzene konması çoktan beri emelimdi. Ancak, zamanı gelmemiş olduğundan susuyordum. İşte şimdi sırası geldi. Bunun din kurallarına ve düzene karşı bir yanı olmadığı gibi, ülkeye pek çok yararı olacağını herkes kabul ediyor. Bu işe Esat Efendi nezaret edecek. Sârım Efendi ile Sait Bey’i de bu işe memur ediyorum (...)”[1]

Yabancı ülkelerdeki basının 200 yıllık bir tarihi vardı ve dışarıdaki olayları da gazetelerden okuyanlar padişaha bildiriyordu. Aynı zamanda o yıllarda İzmir’de çıkan Fransızca gazetelerin de padişah’ı etkilediği anlaşılıyor.

İlk defa bir gazete çıkartılması fikri, 14 Eylül 1829’daki Edirne Anlaşması sonrasında devlete yeni bir düzen vermek amacıyla toplanan “Islahat Meclisleri”nin bir toplantısında ortaya atılmıştı. Padişahın da bunu olumlu karşılamadı ve gazetenin adını da kendisi koydu: “Mukaddeme-i Takvim-i Vakayi”.
“Önsöz” başlıklı özel sayısında açıklanan gazetenin çıkış nedenleri kısaca şu şekildeydi: “ Eskiden vak’anüvis denen resmi tarih yazarları, kendi çağlarının önemli olaylarını kaleme alsalar da bunlar ancak 20 – 30 yıl sonra basılarak dağıtılabiliniyordu. Halk gerçekleri zamanında öğrenemediğinden de olaylar yanlış yorumlanır ve bunun da devlete zararı olurdu. Gazete bütün bunları engelleyerek iç ve dış olayları zamanında duyurmak için çıkmaktadır.”[2]

Gazetenin ilk sayısı 5000 basıldı ve bütün devlet örgütüne, subaylara, taşra eşrafına ve elçiliklere gönderildi. Gazete, Süleymaniye Camisi ile şimdiki İstanbul Üniversitesi’nin arasında bulunan bir konakta, “Takvimhane-i Amire” adı verilen basım evi ile aynı yerde çıkartılıyordu. Gazete; umur-u dahiliye (iç haberler), mevlad-dı askeriye (askeri işler), umum-u hariciye (dış haberler), fünun (bilimler), tvhicat-ı ilmiye (din adamlarının atanması), ticaret ve es’ar (fiyatlar) bölümlerinden oluşmaktaydı. Gazete’de ilk çeviri yazı 8’nci sayfada, ilk ilân ise, 11. sayıda çıkmıştır.

Sade bir dil kullanımı II. Mahmut’un özen gösterdiği bir noktaydı. Tıpkı, Kavalalı Mehmet Paşa gibi, II. Mahmut’ta bu konuda özen göstererek gazeteyi halka ulaştırmayı, onlara doğrudan bilgi vermeyi ve bu yolla da yine gazeteyi bir halkaulaşım yolu olarak kullanmayı amaçladığını görebiliriz. Takvim-i Vakayi’nin haftalık olarak yayınlanmak istanmesi, ancak hiçbir zaman haftalık olamaması, yılda ancak 15 – 20 en çok da 31 adet çıkabilmiş olması, dolayısıyla da taze haberler sunamamasından ötürü, Mehmet Ali Paşa’nın gazeteyi bir propaganda aracı olarak kullanmasındaki başarısını II. Mahmut, Takvim-i Vakayi’de gösterememiş olduğunu söyleyebiliriz, ki zaten, 1860’lardan sonra Takvim-i Vakayi bir çeşit “resmi gazete” halini almıştır[3] ve basın özelliğinden oldukça uzaklaşmıştır.

Gazete, 1879’da bir dizgi yanlışı yüzünden kapanmış ve 12 yıl kapalı kalmıştır. 1891’de yeniden çıkmaya başlamış, bu kez de 1892’de yine dizgi yanlışı nedeniyle kapatılmış ve ikinci meşrutiyet’e kadar (1908) kapalı kalmıştır. 27 Temmuz 1908’de yayın hayatına dönen Takvim-i Vakayi 4 Kasım 1922’de ise kesin olarak tarihe karışmıştır.

Gazetenin bu denli baskı altında çıkması ve sürekli ol(a)mayışı gazetenin hiçbir zaman etkili olamamasının nedenleri olmuştur. Tıpkı dönemde yapılmaya çalışılan Islahatlar gibi, Takvim-i Vakayi’nin de, gösterilen özensizliğin bir sonucu olarak işe yaramaz bir “deneme” olarak tarihteki yerini almıştır diyebiliriz.

[1] Hıfzı Topuz, II.Mahmut'tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, s.15.

[2] Hıfzı Topuz, a.g.e. S.16.

[3] Hıfzı Topuz, a.g.e. S 16.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #4  
Eski 19-05-2008, 00:56
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

İlk özel gazete: Ceride-i Havadis (1840)

William Churchill adında bir İngiliz çıkartmıştır. Morning Herald gazetesinin İstanbul muhabirliğini yapan bir tüccar olan 1836 yılında bir gün Kadıköy’de avlanırken bir çocuğu yaralaması sonucu Üsküdar muhafızlığına götürülmüş, ancak dönemdeki kapitülasyonların yabancılara tanıdığı geniş hak, yetki ve dokunulmazlıklar sebebiyle, İngiliz elçiliği olaya el koyarak Churchill’i salıvermiş, aynı zamanda da dönemin dışişleri bakanı Akif paşa görevinden azledilmiştir. Bunun yanında, Churchill’e pırlantalı bir nişan, onbin kantarlık (yaklaşık 350 bin kuruş değerinde) zeytinyağı ihracı için bir ferman ve bir de gazete çıkartma yetkisi verilmiştir. Ancak o dönemde Dışişlerinden azledilen Akif Paşa içişlerine getirildiğinden Churchill buna cesaret edememiş, Akif Paşa birkaç yıla görevinden ayrılır ayrılmaz gazete kurmak için çalışmalarına başlamış ve kendi basımevini kurarak 3 temmuz 1840’da gazetesini yayınlamaya başlamıştır.

Gazetenin ilk 3 sayısı ücretsiz dağıtıldığından ilk başlarda hiç satılmadığı anlaşılıyor. Churchill, bir yazısında Ceride-i Havadis’in ilk 3 yıl zorluklarla yayınlandığını, ancak daha sonra 150 kadar “zevat” tarafından rağbet gördüğü belirtiliyor. Bunun yanında Churchill’in hükümete baskı yapabilecek güçte bir yavancı olmasından ve kendisine de devletten ayda 2500 kuruşluk yardım yapıldığından dolayı gazete yavaş yavaş durumunu düzeltmiştir. Gazete ilk başlarda 10 günde bir yayınlanmış, ancak sonralarında yayın sürekliliğini sık sık aksatmıştır.

Gazetede, Mehmet Efendi, Şair Ali, Ahmet zarif, Ebüziyya Tevfik, Ahmet Rasim, Sadrazam sait Paşa, Şair İsmet, Emin Bey, Nüzhet Efendi, Siret Bey, Salih Efendi ve Süreyya Bey yazı yazmıştır. Gazete Dış haberlere önem vermiş ve çevirilere geniş yer ayırmıştır. Ayrıca Enver Behnan Şapolyo, İskenderiye’den gazeteye haber ulaştıran bir gazetecinin basın tarihimizde ilk muhabir sayılacağını söylemektedir[1].

Bazı İngiliz gazetelerinin muhabiri olarak Kırım’a giden Churchill, oradaki savaştan Ceride-i Havadis’e yazılar yollamış ve bu da gazeteye canlılık katmıştır. Sık sık haberlerin gelmesi üzerine gazete özel sayılar yayınlamaya başlamış ve bunlara “Ruzname-i Ceride-i Havadis” denmiştir. Bunun yanında, gazete gelirlerinin önemli bölümünü ilan yayınlarından kazanmış, hatta ilk ölüm ilanları da bu gazetede yayınlanmıştır.

Gazete, William Churchill’in ölümünden kısa süre önce gazete yönetimini oğluna bırakmasından sonra, Ruzname-i Ceride-i Havadis olarak sürekli (haftada 5 gün) yayınlanmaya başlamış, ancak mevcudiyetini koruyamamıştır.


[1] Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönü ile Basın, s.110.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #5  
Eski 19-05-2008, 03:07
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Tercüman-ı Ahval (1860)

Tercüman-ı Ahval (1860)


1852 – 53 yıllarında Paris Elçiliğinde görev yapmış sonrasında da çeşitli devlet hizmetlerinde çalışmış olan Agâh Efendi ve 23 yaşında Fransa’ya öğrenci olarak gönderilmiş, 6 yıl orada kalmış ve dil, edebiyat ve maliye öğrenmiş Şinasi, Tecüman-ı Ahval’i çıkartmışlardır. Gazete çıktığında Agâh Efendi 28, Şinasi ise 34 yaşındaydı. Tarih 21 Ekim 1860’ı gösteriyordu. Gazete bu ilk dönemlerinde ehaftada iki gün çıksa da, 22 Ocak 1861’den sonra haftada üç, daha sonralarında ise haftada dört – beş gün yayınlanmıştır.

Gazetenin “mukaddime”sinde belirtildiğine göre, iç ve dış olaylardan seçme haberlerle eğitici yazılar yayınlayacak ve bunların “umum halkın kolaylıkla anlayabileceği” düzeyde olacağı belirtilmiştir. Bunun yanında, gazetede, resmi haberler, “hattı hümayun”lar, bildiriler, tüzükler, anlaşmalara da yer veriliyor, piyasa, borsa haberleri, fiyat listeleri, çeşitli çeviriler, ekonomik konularla inceleme yazıları da önemli yer tutmaktaydı. Ayrıca, iç sayfalarında geniş ölçüde resmî ve özel ilanlar da yayınlanmaktaydı. Basın tarihinin ilk tefrikası da yine Tercüman-ı Ahvalde yayınlanmıştır. Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı manzum oyunu gazetenin ikinci sayısından itibaren tefrika halinde yayınlandı.

Tercüman-ı Ahval’in çıkışını Ceride-i Havadis hiç iyi karşılamamış ve çeşitli nedenlerle iki gazete sık sık tartışmalar yaşamışlardır.

Gazete, elle çalışan basit bir düz makineyle basılmaktaydı, ayrıca ülkede bir dağıtım örgütü de olmadığından çok zor koşullarda dağıtım gerçekleşmekteydi. Gazete yalnızca tek bir yerde, basımevinin bulunduğu hanın altındaki tütüncü ve tömbekici Hasan Ağa’nın dükkânında satılmaktaydı.

Şinasi, tercüman’da yaklaşık 6 ay kadar çalışmış, Ahmet Vefik Paşa, Sarı Tevfik Bey, Mehmet Şerif Bey ve Hasan Suphi efendi de gazetenin diğer yazarlarıydı. Tercüman, hükümet ile iyi ilişkiler kuramamıştır. İlk olarak 1861’de kapatılmış, ancak nedeni açıklanmamıştır. Gazete beş buçuk yıl yaşamını sürdürebilmiş ve E.B. Şapolyo’ya göre, Ziya paşa’nın Milli Eğiitim’i eleştiren yazıları yüzünden gazete kapatılmıştır[1]. Zira, elde bulunan son sayı 11 Mart 1866 tarihli, 792 sayılı olandır.

Agâh Efendi’nin Türk basın tarihinde önemli bir yeri vardır. Zira, devletten emir almadan, kendi dar olanaklarıyla, ilk özel gazeteyi çıkartan ve bu gazetenin sayfa düzenini, başlıklarını yağan ve başyazıları yazan kişidir. Fakat buna rağmen Agâh Efendi, hayatını gazetey adamamış, yalnızca yaklaşık 11 sene kadar bu işle uğraşmıştır. Genç Osmanlılar Cemiyeti’nin kurulmasında görev almış, arkadaşlarının tutuklanması ile 1867’de Avrupa’ya kaçmıştır. 28 yaşında Tercüman-ı Ahval’i çıkartmış 35 yaşında Avrupa’ya kaçmış, 39 yaşında da geri dönmüştür.



[1] Enver Behnan Şapolyo, a.g.e, s. 118.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #6  
Eski 20-05-2008, 02:41
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Bitemedi ödev

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #7  
Eski 21-05-2008, 13:05
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

1.Osmanlı Devleti, Matbaa

a. İlk matbaa

1492 yılında Sultan II. Beyazıt’ın ülkesine kabul ettiği Avrupa’daki Engizisyondan kaçan Yahudiler beraberlerinde matbaa tekniğini de getirmişlerdi. Bundan bir yıl sonra ise, David ve Samuel ibn Nahminas kardeşler 1493 yılında ilk matbaayı kurdular[1]. Ancak, kendilerine yalnızca tevrat ve dini kitaplar basma yetkisi verilmişti. Bunu takiben Osmanlı kendi matbaasını kurmak istediyse de, Kuran’ın eskiden olduğu gibi yine elle yazılmasının gerektiğini belirten hattatlar tarafından kışkırtılan İslâm tebaası her girişime karşı çıkmıştır.


b. İlk çalışan matbaa

Osmanlı Devleti’nde nitelikli anlamda basının araştırmasını yapmak istediğimizde konumuzun ilk önemli dönüm noktası 1726[2] yılında İbrahim Müteferrika’nın Osmanlı’da ilk Türk matbaasını kurmasıdır. Bu da, ülkeye matbaa teknolojisinin gelmesinden 234 yıl sonra ilk Türk matbaasının kurulduğunu bize götermektedir. Ancak, başta da bahsettiğim gibi, salt matbaanın kurulması demek, basın tarihi açısından bir önem içerse de, basın tarihinin başlangıcı anlamına gelmiyordu Osmanlı için.

Lale Devri süreci içerisinde düzenlenen bir padişah fermanı ile Paris elçisi 28. Mehmet Çelebi’nin oğlu Sait Efendi ile İbrahim Müteferrika bu konu üzerinde çalışmalarına başlamıştır. Dönemin sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın da verdiği destek ile birlikte, önce Şeyhülislâm Abdullah Efendi’den, “din ile ilgili olmayan eserlerin basılabileceği” yönünde bir fetva alarak çalışmalar hızlandırılır. Öncelikle matbaa makinası ve Latin harf kalıplarını yurtdışından getirtilir (ancak Arap harf kalıplarınının kaynağı açık olmamakla birlikte, İbrahim Müteferrika’nın kendisinin yaptığına dair buluntular vardır.[3]) ve sonrasında Yalova şehrinde bir kağıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kurulur. Nihâyetinde, 16 Aralık 1727 yılında ise, matbaa çalışmaya başlar. İlk olarak “Vankulu Lûgatı” adında bir Arapça – Türkçe sözlük basılır. Ardından tarih ve coğrafya ile ilgili 6 kitap daha yayımlanır. Ancak, 1743’te İbrahim Müteferrika, bir atama emrini Dağıstan’a götürür ve bu yolculuğu ardından ölür.

Müteferrika’nın ölümünden sonra 1754 yılında İbrahim ve Ahmet efendiler, 1783 yılından sonra ise, Beylikçi Raşid Mehmet Efendi ve Vak’a-nüvis Vasıf Efendi geçmiştir. Matbaa, dönem dönem atıl kalsa da çalışmalarına devam etmiştir.

1769 yılında Abdurrahman Efendi, Mühendishane matbaasını kurmuş, Sonrasında Üsküdar matbaası (1802) ve Takvimhane-i Amire (1831) kurulmuştur.

[1] Türkiye'de matbaacılık - Vikipedi , 05.2008

[2] Bazı kaynaklar bunu 1726, bazıları ise 1727 olarak belirtmiştir.

[3] The Republic of Letters and The Levant, Alastair Hamilton, Mauris H. Van Den Boogert, Bart Westerweel (2005), isbn = 9004147616

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #8  
Eski 21-05-2008, 13:06
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Tasvir-i Efkâr (1862)

Daha önce Agâh Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahval’i kuran Şinasi bir süre sonra bu gazeteyi bırakarak tek başına bir düşünce gazetesi kurmayı amaçlamış ve bunun sonucunda Tasvir-i Efkâr (Düşüncelerin anlatımı) gazetesini çıkartmaya başlamıştır. Gazete toplam 835 sayı çıkartmıştır.

27 Haziran 1862’de çıkan ilk sayıda yayınlanan giriş yazısında gazetenin amacı havadis vermek, halka kendi yararını düşünmeyi ve kendi sorunları üzerinde durmayı öğretmektir. Bu yazısında Şinasi, her hükümetin halkın yararına çalışmakla güç kazanacağını belirtmiştir. Gazete, haftada iki gün çıkmış, iç ve dış haberleriçin ayrı sütunlar oluşturulmuştur. 3 Yıl gazeteyi çıkartan Şinasi, o sıralarda bir arkadaşının tutuklanması üzerine 1865 ilkbaharında Parise baçmıştır. Şinasinin ayrılışı ardından, gazetenin başına Namık Kemal’in geçtiğini görülür. Şinasinin etkisinde kalan Namık Kemal, yazılarında özgürlük konularına değinmiş ve aydın çevrelerde geniş yankılar uyandırmıştır. 1867’de çıkan “Şark Meselesi” başlıklı bir yazı dizisi Namık Kemal’in gazetecilik hayatını bitirecektir. Bunun üzerine Namık Kemal’de Avrupa’ya kaçmış ve gazete yönetimi Recaizâde Ekrem’e kalmıştır.

Şinasi, Türkiye (ve Osmanlı) tarihindeki gazeteciliğin öncüsü sayılmaktadır. Zira, kendisinden önce çıkmış olan gazetelerin hepsi gazetelerinde ferman, olay ve ilan yayınlarken, bunları yayınlamayı amaç edinmişken, Şinasi –kendi- çıkarttığı gazetesinde olay, ferman ve ilan yayınlamanın ötesine giderek “yorum” yayınlamaya başlamış ve dahası gazetesini bir propaganda aracı olarak kullanmaya başlamıştır ve bu Türk basın tarihinde bir ilktir. Bundan dolayı da, modern gazeteciliğin Türkiye’deki öncüsü olarak Şinasi görülmektedir. Bunun yanında, gazete Türk basın tarihinde imzalı başyazı, tefrika ve “tartışma”nın ilk uygulandığı gazetedir.

Ayrıca Türk basın tarihinin ilk “polemiği” de Ceride-i Havadis ve Tercüman-ı Ahval arasında gerçekleşmiştir. Gazetenin 1861’de iki hafta süre ile ilk kez kapatılması ile de, gazete kapatma olayı ilk defa gerçekleşmiş bulunmaktadır.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #9  
Eski 21-05-2008, 13:08
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Muhbir (1866)

1866 yılında ünlü devrimci Ali Suavi yönetiminde çıkan Muhbir gazetesi Türk haber tarihinde önemli bir yeri vardır. Gazetenin sahibi Filip Efendi olsa da, onun okuma yazmasının olmaması / az olmasından dolayı gazete yönetimi Ali Suavi’ye aitti. Gazete, çeşitli fırsatlarla hükümetin politikalarını eleştirerek basında bir eylem başlatmıştır. Dönemdeki Girit sorunu üzerindeki hükümetin politikasını yetersiz bulan gazete, bir milli Meclis kurulmasını öne sürmekteydi. Gazete, Girit’te ezilen Türklere yardım için büyük çapta bir kampanya düzenledi ve önemli bir gelir topladı. Gazete aynı zamanda okuyucu mektuplarına da yer veriyor ve bu mektuplardan bazılarında dolayılı da olsa hükümete sorular yöneltiliyordu. Ancak, gazetede çıkan bu tür yazılar hükümeti kızdırdığından, 1867’de yayınlanan bir emirnâme ile Muhbir gazetesi yasaklandı. Emirnâme’de, gazetenin hükümet aleyhine yazılar yazmayı alışkanlık haline getirdiğini ve son sayılarında kanuna aykırı pek çok uygunsuz içeriğe sahip olan yazı yayınladığı için basım evinin bir süre tatil edildiği bildirilmişti.

Muhbir özel bir sayı çıkartarak bu bildiriyi bastı. Bildiri altında da Filip imzasıyla bir açıklama yayınlandı. Bu açıklamada;“Dünyanın en adaletli yerlerinde bile bir matbaayı kapatmaya hükümetin yetkisi vardır. Fakat yukarıdaki (özel sayıda basılmış olan) bildiride sözü edilen yazılan Muhbir’in hangi sayısında yazılmıştır? Müşterilerimiz ve hamiyet erbâbı kişiler bunu bildirirlerse, bundan böyle gazetemizin kapatılmasını engelleriz. Muhbir Devlet-i Âliyye’nin ve milel-i Osmaniye’nin hayırhanıdır. Bir ay süreyle kapandığını müşterilerimize duyururuz. Bu süre içinde müşterilerimizi havadissiz bırakmamak için derhal başka bir gazete ile anlaşacağım ve Girit meselesini o gazeteyle ilân edeceğim ve ileride, hükümete hakların korunması için bazı düşünceler beyan edeceğim.”

Gazete neden kapatıldığını bile anlamamış, kendisini savunmaya çalışıyordu. Bir aylık süre sonunda yeniden yayınlanmaya başladı ve toplamda 55 sayı çıkarttıktan sonra gazete 27 Mayıs 1867’de kapanmıştır.

Muhbir gazetesi, basın tarihi açısından önemli bir kilometre taşıdır diyebiliriz. Zira, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin adına çıkan gazete, hükümeti eleştiren eleştirilerin yanında, halkı yanına çekmeye çalışan, halkın sesini de gazeteye yansıtmaya çalışan bir yapı içerisinde görülmektedir. Halkın bir basın organında sesini duyurması da ilk defa bu gazete ile gerçekleşmiştir.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #10  
Eski 21-05-2008, 13:08
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Basiret (1869)

Gazete 1869’da kurucusu “Basiretçi Ali Bey” tarafından çıkartılmaya başlandı.1871’de de Ali Bey imtiyaz almak için hükümete başvurdu ve 300 altınlık bir yardım aldı. Gazetede, Suphi Paşazâde, Ayetullah Bey, İsmail Efendi, Mustafa Celalettin Paşa, Lehli Hayrettin Karski, Halet Bey, Ahmet Mithat Efendi ve Ali Suavi yazı yazmıştır. Gazete küçük boyda ve 4 sayfa, haftada 5 gün çıkmaktaydı. Fiyatı 40 paraydı ve 1871’de 10.000 adete yükselmişti.

1870’de Almanya – Fransa savaşı sırasında gazetede yapılan bir toplantıda Mustafa Celâlettin Paşa’nın isteği üzerine, gazetenin Almanları tutmasına karar verildi. Savaş sonrasında da, Bismark, Ali Efendi’yi Berlik’e çağırdı ve bu gezi için Alman elçiliği kendisini 10.000 frank vermiş ve Sadrazam Ali Paşa’da 500 altın ödeme yapmıştır. Berlin’de 29 gün kalan Ali Efendi burada Bismark ile görüşmüş ve Bismark kendisine 1000 mark ve bir baskı makinesi hediye etmiştir. Bu da yabancı bir devletten ilk defa para alan gazete olarak tarihimize geçmiştir.

Ali Efendi, Zaptiye Müşiri Hüsnü Paşa’nın yaptığı zulümleri yazdığından dört ay hapis yatmış, sonrasında gazetesinde Ali Suavi’nin yazılarını yayınladığından dolayı da Mayıs 1878’de yakalanarak 5 buçuk ay tutuklu kalmıştır. Sonrasında da Kudüs’e sürülmüş ve gazete kapanmıştır. Gazete 1908’de Meşrutiyet ilanından sonra yeniden çıkmışsa da, tutunamamış ve kapanmıştır

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #11  
Eski 21-05-2008, 13:09
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

İbret (1870)

Gazetenin kurucusu ve sahibi Aleksan Sarrafyan Efendi’ydi. 1870’de çıkmaya başlayan gazete, aynı yıl içerisinde bir kere kapatılmıştır. Bunun üzerine Sarrafyan Efendi, gazetenin adını “İbretname-yi Âlem”e çevirmiş ve haftalık mizah dergisi haline getirmiş ancak yine de gazetenin durumunu kurtaramamıştır. 1872’de gazete Ahmet Mithat Efendi’ye kiralanmış ve yeniden günlük gazete olarak 13 Haziran 1872’de yeni kadrosu ile çıkmaya başlamıştır. Namık Kemal’in başyazıyı yazdığı gazete de, Ebüzziya Tevfik ve Paris’ten dönen (Paris Komününe katılmış olan) Reşat ve Nuri Beyler de yazı yazdılar. İbret gazetesi, bu haliyle İstanbul basınına olgun ve kaliteli bir hava getirmiştir.

Ancak açılması ardından bir ay bile geçmeden 9 Temmuz 1872’de gazete 4 ay kapatılmıştır. Daha sonra ise, Ocak ve Şubat 1873’te Namık Kemal’in birkaç yazısı yüzünden tekrar bir ay kapatılmıştır. Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” ile ilgili bir yazı yayınlamasından sonra ise gazete 5 Nisan 1873’te toptan kapatılmıştır. Yazarlar tutuklanmış ve birkaç gün sonra da sürgüne gönderilmişlerdir. Gazete yalnızca 132 sayı çıkartabilmiştir.

İbret Gazetesinin başyazarı Namık Kemal, hükümetin bir basın yönetmeliği çıkartmasını önermiş ve “gazeteciler yasak olan şeyleri bilmeli ve ona göre yazı yazmalıdır” demiştir. Gazetedeki neredeyse tüm yazılarında, mahkeme kararı olmadan hükümetin gazete kapatmasına karşı çıkmış, ancak hükümet gazeteyi kapatıp, Namık Kemal’i de Magosa’ya sürmüştür. Böylece de, Namık Kemal’in gazetecilik serüveni son bulmuştur.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #12  
Eski 21-05-2008, 13:10
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Diğer gazeteler

El Cevaib: 1860’da İstanbul’da hükümetin yardımıyla Arapça çıkartılmıştır. Osmanlı Rejimini savunmuş ve Araplara seslenmiştir. 20 yıl boyunca en etkin Arapça gazete olmuştur. Fransız ve İngilizler bu gazetenin kendi sömürgelerine dağıtımını yasaklamışlardır.

Ayine-i Vatan: 1866’da Eğribozlu Mehmet Arif adında brisi çıkartmıştır. Türk tarihinin ilk resimli gazetesidir. Ancak satışı çok fazla olmadığından kapatılmış, bir süre sonra Vatan ismiyle çıkmış daha sonra 1867’de Ruzname-i Ayine-i vatan olarak ismi değiştirilmiş ancak bir yıl sonra bu isimden de vazgeçilmiş ve adı İstanbul olmuştur.

Terakki: 1868’de Ali Raşit ve Filip Efendiler tarafından çıkartılmıştır. Türkiye’de ilk kadın gazetesi, bu gazetenin yayınladığı haftalık bir ektir. İlk mizah gazetesi de, yine aynı gazetenin haftalık bir mizah sayısı olan “Letaif-i Asar” dır ve bu gazetede karikatür de yer almıştır.

Mümeyyiz: 1869’da çıkartılmıştır. Gazetenin çocuklar için yayınladığı özel bir sayı da Türk basın tarihinin ilk çocuk gazetesi sayılmaktadır.

Hakayik ül Vakayi: 1870’de yayınlanmaya başlamış ve uzun süre yayın hayatına devam etmiştir. Recaizâde Ekrem ve Kemal Paşazâde Sait Bey bu gazetede çalışmışlardır.

Hadika: Önce 1869’da bilimsel bir gazete olarak çıktı ama çok yaşamadı. İki yıl sonra gazete yeniden Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Ebüzziya Tevfik ve Şemsettin Sami ile yeniden çıkmaya başladı. Gazetenin sahibi Aşir Efendi’ydi.

İstikbal: Türk mizahının kurucusu Teodor Kasab tarafından 1875’te çıkartılmış bir haber gazetesidir.

Sabah: İlk olarak 1876’da Papadopulos isimli bir kişi tarafından çıkartılmış, Şemsettin Sami bu gazetede çalışmıştır. Sabah 1882’de ünlü gazeteci Mihran Efendi tarafından ele alınarak yeni bir biçimde yayınlanmıştır.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...


Son düzenleyen kontrast : 21-05-2008 - 13:15
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #13  
Eski 22-05-2008, 02:17
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Genel bir bakış

İlk başta, devlet eliyle çıkan gazeteler, zamanla özel iştirakçiler tarafından çıkartılmaya başlanmıştır. İlk gazetelerde, devletin gösterdiği yoldan bir gidiş görülürken, zamanla devletin boyunduruğunun gazeteler üzerinden kalktığını, hatta kısa zaman içerisinde gazetelerin hükümet karşıtı bir duruş sergilediklerini ve ardından (bugünlerimizden alışık olduğumuz) kapatılma kararlarının geldiğini görebiliyoruz. Bunun yanında gazetelerin, Avrupa’da 200 yıllık geçmişi olan basından pek çok şeyi kısa zamanda ve hızlı bir şekilde kendilerine adapte ettiklerini de görebilmekteyiz.

Ayrıca, zaman ilerledikçe, gazetelerin günden güne birer propaganda aracı olarak da kullanılmaya başlandığını, salt basından uzaklaşılıp, bilim, çocuk, kadın, mizah gibi öğelerle de çeşitlendiğini görmekteyiz.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #14  
Eski 22-05-2008, 02:18
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Vilâyet Gazeteleri

Osmanlı döneminde hükümetler bazı büyük illerde vali veya vali yardımcısının yönetiminde olan gazeteler çıkartılması için yardımcı olmuştur, basımevi sağlamıştır. Bu gazeteler İstanbul’daki hükümetin kararlarını taşraya duyuruyordu.

İlk vilayet gazetesi, 1860’da Beyrut’ta çıkartılan Hadikat al Ahbar’dır. İkinci sırada ise, Mithat Paşa’nın Tuna valisiyken 1865’de Rusçuk’da yayınladığı Tuna Gazetesi bulunmaktadır. Bir diğer önemli gazete ise, Mithat Paşa’nın Bağdat Valiliği sırasında çıkardığı “Zevra” gazetesidir. Trablusgarp’da 1866’da çıkartılan Trablusgarp gazetesi, 1866’da Erzurum’da çıkartılan Envar-ı Şarkiyye gazetesi, 1869’da Bursa’da çıkartılan Hüdavendigâr gazetesi önemli olanlarıdır. Bunların dışında, Suriye gazetesi (1865), Gadis El Fırat (1867), Lübnan Gazetesi (1867), Girit Gazetesi (1867), Edirne Gazetesi (1868), İşkodra Gazetesi (1868), Yanya Gazetesi (1868), Fırat Gazetesi (1869), Konya Gazetesi (1869), Selânik Gazetesi (1869), Trabzon Gazetesi (1869), Prizren Gazetesi (1871), Kastamonu Gazetesi (1872), Adana Gazetesi (1872), Yemen Gazetesi (1872), Rumeli Gazetesi (1874), Aydın Gazetesi (1874), Neretva Gazetesi (1876)’de vilayet gazeteleri arasında yer almaktadır.

"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.

İnsanın küçükken ettiği laflara dikkat etmesi lazım. Altında kalınıyor yoksa gelecekte...

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #15  
Eski 22-05-2008, 02:20
kontrast nickli Ayya$'ın avatarı
Hazine-i Evrak
 
Üyelik Tarihi: Feb 2005
Mekan: AnNaKARreninA
Mesajlar: 15,799
Blog Başlıkları: 23
Re: Osmanlı'da Basın

Fransızca Gazeteler

Türkiye’de ilk gazeteyi 1795’te Bulletin des Nouvelles (Haberler Bülteni) ismiyle Fransızlar çıkartmışlardır. 1789’deki büyük devrimin ardından Fransa bir yandan yurt içinde devrimi güçlendirmeye, diğer taraftan da dışarıya devrimi tanıtmaya, tüm dünyanın desteğini kazanmaya çalışıyordu. Henüz ajansların kurulmamış olması, çoğu ülkede gazete çıkmamasından dolayı bu konuda büyük güçlük çekmekteydiler. Hele ki, Osmanlı’da devrimin getirdiği yenilikleri Fransız ve Türklere anlatmanın hiçbir yolu yoktu. Paris’ten o zamanki Fransız devrimci hükümetinin Osmanlı Ülkesindeki özel temsilcisine, bir gazete çıkartma görevi verilmişti. Bu yayınlanan gazeteden günümüze örnek ulaşmasa da, arşivlerde gazetenin çıktığına dair belgeler bulunmaktadır.

27 Temmuz 1795’te baskı makineleri ve harfler İstanbul’a ulaşmıştır. Ancak, gönderilmiş olan harfler Türkçe baskıya uygun değildir. Fransa’dan tekrar sipariş verilse de, istek olumsuz cevaplanır ve Türkçe baskıdan vazgeçilir. Ayda iki gün 6 – 8 sayfa olarak yayınlanan ve Yalnız Fransa ve Avrupa haberlerini veren Bulletin des Nouvelles kıs ömürlü olmuştur. 7 Mart 1769’da elçinin Fransa’ya geri çağırılması ile de gazete tarihe karışmıştır.

İstanbul’daki ikinci gazete de yine Fransızlar tarafından çıkartılmıştır. Geri çağrılan elçi yerine gönderilen Aubert-Dubayet, 1769 yazından İstanbul’a yerleşmiştir ve Fransızca gazete çıkartmaya yönelmiştir. Eylül veya Ekim 1796’da yeni gazete Gazette Française de Constantinople adıyla yayınlanmaya başlanmıştır. Aylık olarak ve genellikle 4 sayfa olarak çıkan gazetede bazen de iki sayfalık bir ek yayınlanmıştır. Yine, ilk gazete gibi yalnızca Fransa ve Avrupa’dan haberler ileten gazete iki yıl yayınlanabilmiştir.1798’de Fransızların Mısır’a çıkartma yapmaya kalkmaları ile İstanbul’daki elçilik kapatılmış, elçilik memurları ise Yedikule zindanlarına hapsedilmiş ve baskı makinelerine el konulmuştur. Barışın ardından memurlar serbest bırakılıp, makineler geri verilmiş olsa