#1
Sound_Of_Silence
-- kleitus --
Mekan: Khalkedon
Blog Başlıkları: 129
The COOK'tan Haberler...
-- kleitus --
Mekan: Khalkedon
Blog Başlıkları: 129
The COOK'tan Haberler...
Son Çıkış
Cumhuriyet 26.01.2008
Mumtaz SOYSAL
BOGAZICI'NIN iki yanindaki otoyollardan koprulere dogru araba surenler bilir: Kopruye yaklasinca sagda bir uyari levhasi gorulur; yoredeki bir semtin adiyla birlikte "Kopruden once son cikis" diyen bir levhadir bu. O semte gitmek istediginiz halde dalip cikisi atladiniz mi, akan trafikle birlikte kisa surede kendinizi yuzlerce metrelik bir koprunun uzerinde ve obur ucunda bulursunuz. Artik, geri donup istediginiz yere gidebilmek ugruna uzak kavsaklardan donmek icin hayli vakit harcamak zorundasinizdir.
Turkiye'nin bugunku durumunda da boyle. Cumhuriyetci devrimin yolu uzerine konan engellere dogru suruklenirken bu son cikis firsati kacirilirsa gerici iktidar sizi onune katar ve uzaklara surer. Kisa zamanda hic begenmeyeceginiz sahillere suruklenmis, icinden cikilmaz kuyulara atilmis bulabilirsiniz kendinizi. Buyuk olasilikla, batakligindan kurtulmak icin uzun yillar didinmek, bin bir eziyete katlanip agir bedeller odemek zorunda kalacaginiz durumlardir bunlar.
Uyanik durma, karsi cikma, direnme zamanidir. Cunku ulke korkunc bir akibete dogru itiliyor. Karsidevrimciler azmis, pervasizca ve kira doke korkunc bir ise girismislerdir: Ortunme konusunu bahane edip Cumhuriyeti yikacak dinamitleri ayni Cumhuriyetin mevzuatina sokmak icin kollarini
sivamislardir.
Bunun, universite yerleskelerinde kalmayip asama asama kamu yasaminin her alanini kapkara bir kapanisa goturecegini ve goruntudeki karanligin yavas yavas zihinlere, bilim ve hukuk alanina bulasacagini bile bile.
Sasirtici olan, Cumhuriyetin kurulus yillarindan beri boyle bir yikim firsati beklemis bir irtica canavarinin sozde din ozgurlugu ve yuksekogrenim hakki adina yeniden bas kaldirmis olmasi degildir. Sasirtici olan, yine ayni Cumhuriyeti kuranlarin buyuk cabalarla bagimsizlastirmis, okutmus, yetistirmis milyonlarca insanin bu cullanisi, sanki bir baska devletin yikilis filmini seyreder gibi, sessiz, tepkisiz seyrediyor olmasidir. Oysa gun, Cumhuriyet donemlerinde dogup buyumus birkac kusagin birden ayaga kalkma ve "Yiktirmayiz" diye haykirma gunudur.
Herkesin.
Yalniz gecmisin onurlu yillarini gormus yaslilarin degil, gelecekleri karartilmak istenen genclerin de.
Yalniz universitelilerin degil, devletten herhalde boyle bir edilginlik icin maas almayan devlet gorevlilerinin de.
Yalniz memurlarin degil, emekleri ve cabalariyla Cumhuriyeti uretken kilan iscilerin ve isverenlerin de.
Yalniz sivillerin degil, Cumhuriyet icin olmeye ant icmis askerlerin de.
Cunku Cumhuriyet kendisinin hancerlenisini sessiz seyretsinler diye yetistirmedi bu kusaklari. Onlara verdigi bilimin aydinligi, teknigin becerisi, silahin caydiriciligi, kisacasi butun bu donanim hep o korunsun diye verildi.
Mumtaz SOYSAL
SON CIKIS
BOGAZICI'NIN iki yanindaki otoyollardan koprulere dogru araba surenler bilir: Kopruye yaklasinca sagda bir uyari levhasi gorulur; yoredeki bir semtin adiyla birlikte "Kopruden once son cikis" diyen bir levhadir bu. O semte gitmek istediginiz halde dalip cikisi atladiniz mi, akan trafikle birlikte kisa surede kendinizi yuzlerce metrelik bir koprunun uzerinde ve obur ucunda bulursunuz. Artik, geri donup istediginiz yere gidebilmek ugruna uzak kavsaklardan donmek icin hayli vakit harcamak zorundasinizdir.
Turkiye'nin bugunku durumunda da boyle. Cumhuriyetci devrimin yolu uzerine konan engellere dogru suruklenirken bu son cikis firsati kacirilirsa gerici iktidar sizi onune katar ve uzaklara surer. Kisa zamanda hic begenmeyeceginiz sahillere suruklenmis, icinden cikilmaz kuyulara atilmis bulabilirsiniz kendinizi. Buyuk olasilikla, batakligindan kurtulmak icin uzun yillar didinmek, bin bir eziyete katlanip agir bedeller odemek zorunda kalacaginiz durumlardir bunlar.
Uyanik durma, karsi cikma, direnme zamanidir. Cunku ulke korkunc bir akibete dogru itiliyor. Karsidevrimciler azmis, pervasizca ve kira doke korkunc bir ise girismislerdir: Ortunme konusunu bahane edip Cumhuriyeti yikacak dinamitleri ayni Cumhuriyetin mevzuatina sokmak icin kollarini
sivamislardir.
Bunun, universite yerleskelerinde kalmayip asama asama kamu yasaminin her alanini kapkara bir kapanisa goturecegini ve goruntudeki karanligin yavas yavas zihinlere, bilim ve hukuk alanina bulasacagini bile bile.
Sasirtici olan, Cumhuriyetin kurulus yillarindan beri boyle bir yikim firsati beklemis bir irtica canavarinin sozde din ozgurlugu ve yuksekogrenim hakki adina yeniden bas kaldirmis olmasi degildir. Sasirtici olan, yine ayni Cumhuriyeti kuranlarin buyuk cabalarla bagimsizlastirmis, okutmus, yetistirmis milyonlarca insanin bu cullanisi, sanki bir baska devletin yikilis filmini seyreder gibi, sessiz, tepkisiz seyrediyor olmasidir. Oysa gun, Cumhuriyet donemlerinde dogup buyumus birkac kusagin birden ayaga kalkma ve "Yiktirmayiz" diye haykirma gunudur.
Herkesin.
Yalniz gecmisin onurlu yillarini gormus yaslilarin degil, gelecekleri karartilmak istenen genclerin de.
Yalniz universitelilerin degil, devletten herhalde boyle bir edilginlik icin maas almayan devlet gorevlilerinin de.
Yalniz memurlarin degil, emekleri ve cabalariyla Cumhuriyeti uretken kilan iscilerin ve isverenlerin de.
Yalniz sivillerin degil, Cumhuriyet icin olmeye ant icmis askerlerin de.
Cunku Cumhuriyet kendisinin hancerlenisini sessiz seyretsinler diye yetistirmedi bu kusaklari. Onlara verdigi bilimin aydinligi, teknigin becerisi, silahin caydiriciligi, kisacasi butun bu donanim hep o korunsun diye verildi.
![]()
Herşey o kadar vardı ki, aslında yoktu... Di mi Hayatım?
#2
ansaneri
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Ynt: Son Çıkış
mümtaz hocanın yazısında ısrarla vurgulamış olduğu 'şaşırtıcı olan ' deyimi,türban sorunu üniversite kapılarına dayanmadan önce pek çok 'laik'in YÖK'ü bir baskı aracı olarak görmemesi,hatta onu savunması,şimdi ellerindeki iktidarı kaybedince köprü arayıp dursunlar..zamanında Cumhuriyet okuduğum zamanlarda mümtaz hoca 'Kıbrıs sorunu'ndan başını kaldırıp üniversitelerle ilgili tek kelime etmezdi,yada en azından ben rastlamadım,YÖK için de kıyametler kopmazdı..ne hükümetin ne de 'laik'lerin derdi din veya laiklik değil..kendi otorirelerini, karşıt gördüklerine kabul ettirmek dertleri..mümtaz hoca da ilhan selçuk da özgürlüklerden tasını tarağını çoktan toplamış ,kışlanın kapısına yerleştirmişlerdir..Ve ülkenin bugün içinde geçtiği yolun,gideceği yolun kışladan geçtğini bilmezsek yeri gelir türbana nefret besleriz yeri gelir demokrasiye nefret besleriz..laik demokratik bir cumhuriyet korku pazarlayarak değil somut talepler etrafında mücadele elderek kurlur..türban sorununu baz alırsak bu talepler ne mi olabilir?
1-Türban yasağının üniversiteler genelinde kaldırılması
2-Zorunlu Din Eğitimi derslerinin kaldırılması
3-Evrim teorisinin AB ülkeleri baz alınarak ilkokullarda okutulması
4-Diyanet İşleri Başkanlığından Cem evlerine,Kiliselere ve Sinagoglara yeterli bütçe ayrılması
5-Düşünce özgürlüğünün sağlıklı bir şekilde var olabilmesi için Anayasa’dan 301. maddenin kaldırılması
6-Temel eğitimin 12 seneye çıkarılması
1-Türban yasağının üniversiteler genelinde kaldırılması
2-Zorunlu Din Eğitimi derslerinin kaldırılması
3-Evrim teorisinin AB ülkeleri baz alınarak ilkokullarda okutulması
4-Diyanet İşleri Başkanlığından Cem evlerine,Kiliselere ve Sinagoglara yeterli bütçe ayrılması
5-Düşünce özgürlüğünün sağlıklı bir şekilde var olabilmesi için Anayasa’dan 301. maddenin kaldırılması
6-Temel eğitimin 12 seneye çıkarılması
![]()
Çatlaklar kutsaldır,çünkü,ışığı içeri sızdırırlar
#3
haydarabi
ressam
Mekan: gündüz iş - gece ev
ressam
Mekan: gündüz iş - gece ev
Ynt: Son Çıkış
cumhuriyet tarihinin belkide en sessiz, en teslim olmuş, en koyun en, en.... gençleri olarak ben kendimizden utanıyorum. dahası bu kandırılmış halkın aydınlatılmasında hiçbir çaba gösterilmediği içinde bu kuşağı ömrümün elverdiği süre boyunca asla affetmeyeceğim. yarınlarımız göz göre göre karartılıyor
#4
Dave
Cristo Redentor
Mekan: Kırım Kongo
Blog Başlıkları: 54
Psych Download (Part II)
Cristo Redentor
Mekan: Kırım Kongo
Blog Başlıkları: 54
Psych Download (Part II)
Ynt: Son Çıkış
Daha önce de böyle bi şey yazmıştım sanırım ayyas'ta emin değilim:
Saygıdeğer Ayyaşlar,
Türkiye bağımsız bir ülke değildir ve bu aşağı yukarı 50-60 yıldır böyledir, bu açıdan -gizli vatanseverler varsa onları tenzih ederek- türkiye'nin tüm kademeleri ABD'ye çalışır denilebilir ve Türkiye, Büyük Ortadoğu projesi kapsamında işgal hedefi haline getirilmek isteniyor, bu da özellikle içeridekilerin çıkarları kullanılarak yapılıyor.ABD iki tarafı da kullanarak türkiye'de zaten yarım olan demokrasiyi tamamen ortadan kaldırmayı, türkiye'yi dünya gözünde işgal edilmesi gereken bir yer olarak göstermek istiyor.Peki kim bu iki taraf?Birincisi dinciler, ikincisi faşizan tutumlarıyla laikler.Biri, ülkenin yönetiminde dini öğeleri ön plana çıkarıp(halkın dinini kullanarak) -uzun vadede- iktidara kalıcı bir şekilde sahip olmak istiyor, diğeri de darbe...
Her iki durumda da, Türkiye'de demokrasi diye bir şey kalmayacağı için, ABD; İran gibi Türkiye'yi de 'insan hakları ve demokrasi' düşmanı bir yer olarak (ki öyle de olacak ayyaş falan kapanır merak etmeyin, böyle rahat rahat yazacağımızı sanmayın
) gösterecek sonra da artık normal savaş mı olur, nükleer mi, Tanrı bilir.
Açıkçası; Türkiye'de iktidar sahibi olmak isteyip bu işin sonu ne olur diye düşünmeyen o kadar .ik kafalı varken; ABD'nin burada kendine kullanacak adam bulamaması düşünülemez.İster islam bezeli yönetim olsun, ister darbe; her iki koşulun da Türkiye'ye 20-30 yıl hatta daha fazla zaman ve -zaten yüksek olmayan- prestij kaybettireceği açıktır.
Saygıdeğer Ayyaşlar,
Türkiye bağımsız bir ülke değildir ve bu aşağı yukarı 50-60 yıldır böyledir, bu açıdan -gizli vatanseverler varsa onları tenzih ederek- türkiye'nin tüm kademeleri ABD'ye çalışır denilebilir ve Türkiye, Büyük Ortadoğu projesi kapsamında işgal hedefi haline getirilmek isteniyor, bu da özellikle içeridekilerin çıkarları kullanılarak yapılıyor.ABD iki tarafı da kullanarak türkiye'de zaten yarım olan demokrasiyi tamamen ortadan kaldırmayı, türkiye'yi dünya gözünde işgal edilmesi gereken bir yer olarak göstermek istiyor.Peki kim bu iki taraf?Birincisi dinciler, ikincisi faşizan tutumlarıyla laikler.Biri, ülkenin yönetiminde dini öğeleri ön plana çıkarıp(halkın dinini kullanarak) -uzun vadede- iktidara kalıcı bir şekilde sahip olmak istiyor, diğeri de darbe...
Her iki durumda da, Türkiye'de demokrasi diye bir şey kalmayacağı için, ABD; İran gibi Türkiye'yi de 'insan hakları ve demokrasi' düşmanı bir yer olarak (ki öyle de olacak ayyaş falan kapanır merak etmeyin, böyle rahat rahat yazacağımızı sanmayın
#5
ansaneri
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Ynt: Son Çıkış
Aziz Nesin: 'Başörtülü kızların okula alınmamasına karşıyım'
Önceki gün, "Başörtüsüne özgürlük" bildirisine imza attığı için başta kardeşi olmak üzere belli kesimlerin hakaretlerine maruz kaldığını yaptığı açıklama ile dile getiren Prof. Ali Nesin'e yöneltilen küfüre varan ağır "eleştiriler" arasında babası Aziz Nesin'in mirasına "ihanet" ettiği de dile getirilmişti. Aşağıda sizlere tarihi bir belge olarak sunduğumuz 1995 yılına ait söyleşi bu konuda "fikir" beyan edenlere adeta bir "ibret belgesi" işlevini görüyor. İşte o söyleşi...
Toplumun her kesiminden insanların, birbirlerini inançlarından ya da inançsızlıklarından dolayı rencide etmedikleri bir ortamda yaşama adına ümit verici gelişmelerin yaşandığı bir zeminde, -müsbet ya da menfi- en çok adı geçen bir isim Aziz Nesin.
Salman Rüşdi'nin kitabını çevirtmek istemesi, Teslime Nesrin'e destek olması ve onunla Almanya'da görüşmesi bir hayli merak ve tepki uyandırdı. Sivas olayları ve akabindeki gelişmeler ise hadiseye tuz biber ekti.
80'ini biraz geçen yazar 'Çocuk Cenneti' adını verdiği vakfında 34 çocukla birlikte yaşıyor. Çatalca'daki vakfında iki saate yakın görüştük. Ne o bizi yedi ne de biz onu. Ramazan olmasaydı birlikte yemek yiyecektik. Aziz Nesin kimdir, bugünlere nasıl gelmiştir, dünya görüşü, din ve dindarlar hakkındaki izlenimleri nedir? Gerçekten dini ve dindarları düşman mı addediyor? Tahrikçiliği nasıl anlıyor? Bunları ilk ağızdan duymak istedik. Evet o bir "dinsiz". Bu kelime size olduğu kadar bize de soğuk geliyor. Fakat görüşmemiz sonunda bizim hissettiklerimizi sizler de bu yazıyı okuduktan sonra belki hissedecek ve Hazreti Ömer'ın (ra) kiliseden çıkan ak saçlı ak sakallı rahibi görünce niçin hıçkıra hıçkıra ağladığını çok daha iyi anlayacaksınız... Aziz Nesin hakkında herkes bir şeyler söyleyebilir fakat hiç kimse "riyakar" diyemez. Çünkü o olduğu gibi, evet sadece "olduğu gibi" görünüyor. Girişler böyle uzun olmamalı ama herhalde bu kadar sözden sonra siz de röportajımızı artık bir solukta okursunuz.
Ercüment Dursun, "Aksiyon Dergisi", 25 Subat 1995
AZİZ NESİN: "DİNDARLAR 'TEHLİKELİ' DEĞİL"
» Bir konuşmanızda iyi bir din eğitimi aldığınızı söylüyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?
- Bir defa Arapça okudum. Yani, Arap harfleriyle yazmayı öğrendim. Emsile, Bina, Maksud ve Avamil okudum. Daha sonra İslam'ın şartlarını yerine getirmeyi öğrendim. Böyle bilgiler aldım. Ama iyi bir din eğitimi aldım demek fazla iddialı bir laftır. Öyle bir şey söylemişsem onu biraz değiştirmek gerekiyor. Din eğitimi aldım, iyisi filan değil. Ama benim çevreme göre iyi bir din eğitimi aldım. Aslında buna din eğitimi demek pek de doğru değil. Çünkü din eğitiminin bütün dinleri içine alması lazım. Bunun adı İslami din eğitimidir.
» Hayatınızda ve eserlerinizde bu eğitimden istifade ettiğinizi söyleyebilir miyiz?
- Gayet tabii. Bir yazar ne tür birikimi olursa olsun onların tümünden yararlanır. Kendi ortamımdan yararlanmış bulunuyorum. Bir yazar hangi ortamda yetişmişse "~ndan yararlanır. Benim ortamım bu olduğu için ondan yararlandım.
» Bu yararlanma hangi anlamda oldu daha çok? Eleştiri yapabilme imkanı mı buldunuz?
- Hayır. Çocuk yaşlarda eleştiriyi düşünemiyordum. Benim asıl değişimim otuz yaşlarıma doğru oldu. O zamana kadar edindiğim bilgilerin üzerine Diyanet'in Kur'an çevirisini okudum. Tabii düşüncelerim değişti.
» Otuz yaşına kadarki yaşantınız nasıldı? İslami bir yaşantınız var mıydı?
- Hayır. Sadece inancım vardı. Oruç, namaz gibi ameller yoktu. Yani Türkiye'deki birçok Müslüman gibiydim. Asker olmamın da bunda etkileri var. Bazı ibadetlerimi yerine getirmeme engel oluyordu. Yerine getirme isteği yaşım ilerledikçe olmadı.
» Çocukluk yıllarınızda hafızlık çalıştığınızı da biliyoruz. Şu anda hafızlığı unuttunuz mu?
- Tabii unuttum. Uzun bir zaman oldu. O zaman çocuktum. Belleğim de biraz zayıf olduğu için külliyen unuttum hafızlığı.
» Babanızdan mı ders alıyordunuz?
- Hayır. Galib amcamdan alıyordum. Bir dervişti. Tekke'ye mensubtu. Babam da tekkeye mensubtu. Babam daha sonra icazet alarak şeyh oldu. Fakat tekke açmadı.
» Babanız hangi tarikata mensubtu?
- Kadiriydi.
» Hıfzı kaç yılında tamamladınız?
- Tam olarak hatırlamıyorum ama bir yıldan fazla sürmüştü. Çocuk olduğum için biraz da kolay ezberliyordum ama, yine de bir yıldan fazla sürdü.
» Kaç yaşına kadar düzenli olarak namaz kıldınız?
- Zannediyorum 12-13 yaşına kadar namaz ve oruç ibadetini yerine getirdim. Daruşşafaka'da okudum. Orada namaz mecburi idi. O zaman herkes şarta uyuyordu. Şimdiki gibi değildi. Ramazan gecelerinde sahura kadar oynardık. Sabah namazını kılıp yatardık.
» O yaştaki çocuklar için biraz fazla değil mi bu program?
- Hayır niçin fazla olsun ki? O yaşta alışmasa çocuklar namaza ileride hiç kılmazlar. İnsanlar alışkanlıklarının birikimidir.
» Ezan okudunuz mu hiç?
-Tabii okudum. Heybeliada'da.
» Sesinizi beğeniyorlar mıydı?
- Hayır. Çok çirkin bir sesim vardı. Ama mecburen okuyordum. Çünkü başka ezan okuyan yoktu. Zaten cami de yoktu Heybeliada'da. Sadece Bahriye Mektebi'nin camisi vardı.
» Namaz kıldığınız dönemlerde, gelecek için neler düşünüyordunuz? Planlarınız var mıydı?
- Yazar olmayı, tiyatrocu olmayı ve ressam olmayı arzu ediyordum. Özellikle ressam olmayı çok istiyordum.
» Peki, o dönemlerde dine karşı içinizde bir şüphe veya soğukluk var mıydı? Namaz kılıyor, oruç tutuyor ve ezan okuyordunuz belki ama, bunları çevrenizin etkisiyle mi yapıyordunuz yoksa isteyerek mi?
-Hayır, o yaştaki bir çocuk böyle bir çelişki yaşamaz.
» Yani namazdan kaytarmak istemez miydiniz yurttayken?
- Hayır. Daruşşafaka'da arkadaşlarım kaytarırlardı. Abdest almadan namaz kılarlardı. Ben öyle yapmazdım. Bütün kurallara uyardım. İçimden gelerek ibadetlerimi yapardım. İçimizde Allah korkusu vardı.
» Babanızla ilişkileriniz nasıldı? Size karşı sert miydi? Bilhassa hafızlık eğitiminiz ve dini yaşantınız yönüyle size baskı yapıyor muydu?
- Hayır, kesinlikle. En basit anlamda bile bir şiddet kullanmamıştır bana karşı. Sadece bir kez bir tokat atmıştı. O da Mahmutpaşa'da bir alışveriş esnasında olmuştu. Onun da vicdan azabını ömrü boyunca çekmişti zavallı. Tam aksine hayatı boyunca beni daima yüreklendirmiş, kusurlarımı görmezden gelmiştir. Babam öldükten sonra zaten ben dinden iyice soğudum.
» Peki dine karşı veya dinlere karşı tavır alışınız ne zaman başladı? Hangi yaşlarda?
- Ben hiçbir zaman dine karşı tavır almadım. Ne İslamiyet'e ne de bir başka dine. Bazı kesimler ısrarla beni öyle göstermeye çalışıyorlar. Kaldı ki tavır almayı da doğru bulmuyorlar. Bir kere sosyolojik olarak bu doğru değil. İnsanların inanmaya ihtiyaçları var. Mesela, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, hatta diğer sosyalist, komünist ülkeler dağıldıktan sonra oralardaki insanlar tekrar eski dinlerine geri döndüler. Dinlerini yaşamaya başladılar. İşkodra 'da ateizm müzesi vardı. Şimdi kaldırdılar.
» Sizi dinden soğumaya iten nedenleri biraz aralayabilir misiniz?
- En başta söylediğim gibi, Kur'an'ın çevirisini hiç okumamıştım, ilk okuduğum zaman bazı şeyler aklıma yatmadı. Tarihsel olarak Kur'an'ın çevrilmemesindeki inat çok önemlidir. O tavır belirli bir tarihsel döneme ait bir tavır. Bugün Kur'an mealleri bol miktarda var.
Ama yetersiz. Benim inandığım başka şeyler de var. Peygamberlerin büyük bir insan olduğuna inanıyorum. Ama, zamanının büyüğü. Onun söyledikleri uzun zaman değerini korur. Bazı söyledikleri bugün için bile çok değerli. Ama, hiçbir faninin söylediği söz sürekliliğini sonsuza kadar koruyamaz. Bu benim kendi inancım. Bunun propagandasını yapmıyorum, kimseye dinsiz olmasını söylemiyorum. Bu vakıf’ta çocuklarım var gidin sorun. Kendi çocuklarım var dört tane. Bir tanesi Müslüman. Bundan rahatsız olmuyorum. Öyle ileri derecede bir Müslüman değildir ama, elinden geldiği kadar dini farizalarını yerine getirmeye çalışır. Bir tanesi Hıristiyan da olabilirdi. Gerçi öyle bir şey yok ve gönlümden de olmasını istemem. Ama ben hiçbirini dinsiz olması için zorlamadım.
Bir tane misyoner kadın beni Hıristiyan yapmak için aylarca uğraştı ama Hıristiyan olmadım. Hıristiyan yaptığı kızlar vardı, onları bana gösterdi. Bunlar sadece Hıristiyan olmakla kalmamışlardı onu savunuyorlardı da. Baktı ki bende iş yok bıraktı. Sadece bana değil herkese komik gelir, Müslümanlığı bırakıp Hıristiyan olmak. Eğer bir dine inanacak olsaydım Müslüman olurdum. Benim bütün eleştirilerime karşın son din olması önemlidir tabii. Daha kurallı bir dindir öbürlerine göre. Eğer seçmek gerekseydi, onu seçerdim. Bağnazlık bakımından Yahudilik daha bağnaz. Öyle bir dini hiçbir zaman seçmezdim. Anlaşılıyor ki insanların vicdan özgürlüğüne ve seçmeye ihtiyaçları var. Ve Allah'a ihtiyaçları var. Cennete, cehenneme ihtiyaçları var. Yanlıştır bu, doğru değildir bu demek, çok yanlış olur.
» Aydınlarımızın İslami bilgileri yeterli mi? İslam'ı bilmeleri gerekiyor mu?
- Kesinlikle. Mutlaka bilmeleri, okumaları gerekir. Türkiye'de aydınların, yazarların mutlaka Kur'an'ı okumaları gerekir. Sadece Kur'an değil diğer dini kitapları da okumaları gereklidir. İster dinli olsun ister dinsiz olsun her Türk'ün köken olarak Müslüman bir aileden geldiği için bunları bilmesi ve okuması gerekir. Okunması gereken baş kitaptır Kur'an.
» Din hakkındaki şüphelerinizin arttığı dönemlerde birileriyle konuşma ihtiyacı hissettiniz mi?
- Sorularınıza cevap arama ihtiyacı hissetmediniz mi?
Evvela bu bir süreç. Yani birdenbire olmadı bu soğuma. Ve kimse de bana 'Dinsiz ol' diye bir telkin de bulunmadı. Ben de kimseye bir şey sormadım.
» Belki de size anlaşılmaz gibi geliyordur?
- Kur'an sadece aydınlara yazılmış bir kitap değil ki! Her insan için yazılmıştır. Benim de bir düzeyim var. Ben anlamadığıma göre başkası bana nasıl anlatacak?
Bu matematik kitabı değil ki! Bu herkesin anlaması için yazılmıştır. Bu herkesten biri de benim. Ve üstelik de bir düzeyim var. Benim onu anlamam için yazılmıştır. Eğer anlayamayacaksam o zaman yanlıştır.
» Sizi dinden soğutan şey acaba sadece Kur'an'ı yüzeysel bir okuyuştan sonra gördükleriniz mi?
Müslümanlar'ın yaşayışları, içinde bulundukları toplumsal, siyasi ve ekonomik durumlarının da etkisi olamaz mı? Daha pekçok şey var. Müslümanlar'ın içinde bulundukları durumlar da çok önemli. Daha başka nedenler de var.
» Din, özü gereği barış, Sevgi, hoşgörü ve adaletin teminini ister. Qysa siz ve daha birçok kesim dini ve dindarları bir tehlike gibi görüyor. Neden?
- Dini ve dindarları tehlike görmüyorum. Tehlike gibi görülmesine de karşıyım. Eğer İslam hoşgörüyse bana da hoşgörüyle bakmalılar. Ben Türkiye'nin aleyhine hiçbir şey yapmadım. Odamdaki ödüller, diplomalar ülkem için gurur kaynağı olmalı. İnsan olduğum için saygı gösterilmeli. Karşılıklı saygı. Ben de onlara saygı duyuyorum. Ama, boğazlayan, canavarlık yapanlara nasıl saygı duyayım.
» Bu ülkenin büyük bir çoğunluğu Müslüman. Ve yine bu kitlenin büyük bir çoğunluğu inançlarına karşı hassas. Dince kutsal addedilen kavramlara karşı hakaret edilmesi, başörtüsüyle alay edilmesi, başörtülü kızların okullara alınmaması mantıklı mı sizce?
- Başörtüsünü yasaklamaya çalışmak aptallıktır. Başörtülü kızların okullara alınmamasına karşıyım. Başlarını örtmesinler demek demokrasi veya laiklik demek değildir. Neden? Çünkü, ilkokuldan beri aldığı eğitim sonucu o ister istemez bir gün başını örtecektir. Örtme demek, 'Oranı buranı, aç' demek kadar saçma. Ben başlarını örtmelerinden yanayım. Ama, okullardaki din derslerinin kaldırılması lazım. Veya o dersi gerçekten din dersi yapsınlar.
Mesela başka bir şey: İmam-hatip mezunlarının harb okullarına girmesi mevzuu! Ben girmelerinden yanayım. İmam-hatip mezunları eğer istedikleri fakültelere girebiliyorlarsa harb okullarına da girmeli.
» Dünyadaki fundamentalizm tehlikesine karşı uluslararası bir konferans tertip ediyorsunuz. Fundamentalizmi nasıl anlıyorsunuz?
- Bağnazlık, yobazlık anlamına gelir. Fundamentalizm yalnız dinsel değildir. Irksal da olur. Bir şeyde sonuna kadar körü körüne direnmektir. Örneğin, son zamanlarda İsviçre'de ortaya çıkan bir tarikatın mensupları topluca intihar etmişler; Bu fundamentalizmdir. Bu Müslümanlar'a özgü bir olay değildir. Bosna-Hersek olayları karşısında Avrupa'nın tepki göstermemesi, olaya müdahale etmemesi; bunun aksine Kuveyt olayında hemen müdahale etmesi bir Hıristiyan fundamentalizmidir. Budistler'in Hindistan' da bir Müslüman camiini yakmaları bir fundamentalizmdir. Bu yakınlarda Müslümanlar'da biraz daha fazla hoşgörüsüzlük var. İran, Suudi Arabistan ve yakınlarda Cezayir'in gittiği yol budur. Türkiye'nin bugünkü durum devam ederse gideceği son durum budur.
» NATO'nun gelişen fundamentalist tehlike ye karşı Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri ortak bir strateji geliştirme kararı almasını nasıl karşılıyorsunuz? Yeni hedefleri İslam mı?
- Buna hakkı yok. Ben NATO'ya başından beri karşıyım. NATO'nun böyle bir tavır içine girmesine elbette taraftar değilim. Hoşgörü sahipleri kendi ülkelerinin mücadelelerini kendileri verirler. NATO buna karışamaz.
» Fundamentalizmle mücadelenizde metodunuz nasıl olacak?
- Benim düşüncem uluslararası bir komisyon, bir konferans düzenlemek. Bunun için de gittiğim ülkelerde gerekli ilişkilerde bulunuyorum. Siyasilerin karışmasını istemiyorum, Sivil Toplum Örgütleri'nin katıldığı bir çalışma olmasını istiyorum. Çünkü devletlere, hükümetlere güvenim yok, buna kendi hükümetim de dahil.
» Bağnazlık, şiddet yanlısı olma anlamındaki bu yaklaşıma katılabilirim. Kaldı ki Türkiye'de İslami kesimin büyük bir bölümü bu söylediğiniz kapsama girmez. Onlar da en az sizin kadar şiddete, bağnazlığa karşıdırlar. Ancak, siz Türkiye'deki hangi olayları, gelişmeleri bu bağlamda değerlendiriyorsunuz?
- Köktendincilik anlamında fundamentalizm İran, Arabistan ve Libya'da var. Yani benim özgürlüğümü sınırlayıcı hiçbir dini kısıtlamayı kabul etmiyorum. Dinleri kabul ediyorum, saygı duyuyorum. Ne yaparlasa yapsınlar ama, dinsiz olanlara veya laik olanlara karışmasınlar.
» Müslümanlar demokrasiye karşı mı?
- Kendi anladıkları manada bir cumhuriyete taraftarlar. Müslüman deyince hangi anlamda Müslüman kastediliyor ona bakmak lazım. Laik Müslümanlar da olabilir. Bütün Müslümanlar diyemem. Demokrasiye, laisizme karşı olanlar var. 40-50 sene önce şeriat kelimesi ağıza alınamazdı, bugün açıkça söyleniyor.
» 'Şeriat' demenin bu derece suç olması normal mi sizce?
- Düşüncelerini açıkça yazıp, söylemeleri suç olmamalı. Ama, şeriata dayalı bir 'eylem' yapılırsa bu normal değil. Mesela Sivas olayı gibi.
» Türkiye'de pek çok kesimde bir kanaat var ve sizin ek ifadelerinizin satır aralarından o anlaşılıyor ki Müslümanlar'ın her türlü hareketinin arkasında böylesi bir 'şiddet' vehmediliyor. Kur'an kursları, vakıflar, yurtlar vs. gibi faaliyetler örgütsel faaliyet kapsamında değerlendiriliyor. Bunların artması bir çeşit ‘fundamentalist' tehlike olarak algılanıyor. Bu doğru mu?
- Bütün Müslümanlar'ın terörist olarak görülmesi doğru değil. Şiddet taraftarı olmayan pek çok Müslüman var. Onları öyle gösteren var mı? Araştırmak lazım. Böyle bir şey olmaz. Çok yanlış -yani kabul etmeyeceğim şeyler söylediği halde bile Diyanet İşleri Başkanı terörist olamaz.
» Yani birkaç 'şiddet' yanlısı grubun, kişinin yaptıklarının faturasının bütün Müslümanlar'a biçilmesine taraftar değilsiniz?
- Hayır kesinlikle. Öyle şey olmaz.
» Rüşdi'nin kitabını okudunuz mu?
- Hayır.
» Niçin çevirisini yaptırmak istediniz?
- Laik bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede bu kitabın çevirisi yasaktır. Buna karşı çıktığım için çevirtmek istedim. Rüşdi'nin kitabı çok iyidir diye bir iddiam yok. Kaldı ki çevirecek kimse bulamıyorum. Herkes bir kaç sayfa çevirip vazgeçiyor.
» Bu kadar olayın olmadığını varsayalım. Bunların olacağı ihtimalini bilerek Sivas'a gider miydiniz?
- Giderdim. Buradaki 'tahrik' suçlamasını kabul etmiyorum. Ben daha evvel de gittim Sivas'a.
» Bu gidiş biraz farklı değil mi? Yani bireysel bir ziyaretin ötesinde, düzenlenmiş bir programa iştirak söz konusu. Yani bu program adeta bir gövde gösterisine dönüşmüş.
- Hayır değil. Ben Sivas'a gitmek için izin mi alacağım. Burası benim memleketim. Bütün mesele Rüşdi'nin kitabını çevirtmek için teşebbüste bulunmamsa niye rahatsız oluyorlar? Ben yayınlarım, okurlar. Gerekirse cevap yazarlar. Ama, öldürmek niye?
"DÜŞÜNCELERİME TEPKİ DÜŞÜNCE OLARAK, YAZILARIMA TEPKİ DE YAZI OLARAK OLMALI"
» Düşüncelerinize karşı nasıl tepki görmek istersiniz?
- Hiçbir tepki istemem. Ben düşüncelerimi söyleyeceğim, onlar da söyleyecek. Düşüncelerime tepki, düşünce olarak, yazılarıma tepki de yazı olarak olmalı.
» Sivas'ta olanlarla interStar' hadisesi arasına benzerlikler yok mu?
- Yok. Orada insanlar ölmedi. Ölmedi ama, neredeyse ölecekti. Bir kibrit eksikti adeta. Ayrıca basının ve aydınların olaya yaklaşımı da çok farklıydı. O tavırlar bağnazlıktı. Tasvib edilemez. Ama bu bir Alevi fundamentalizmini göstermez. Sivas ve Taksim'de olanlar fundamentalizmdir. 'Şeriat' diye bağırdılar.
» Fakat bazı gösterilerde de 'Kahrolsun Şeriat' diye bağırdılar. Çoğu insan için kutsal olan bir kavrama açıkça hakaret edilmesi de fundamentalizm değil mi?
- Evet öyle. Onlar da fundamentalist. Niye bağırıyorlar, niye sokağa dökülüyorlar ki?
"Aziz Nesin ile söylesi" / Ercüment Dursun, Aksiyon Dergisi, 25 Subat 1995
http://www.sesonline.net/php/index.php
Önceki gün, "Başörtüsüne özgürlük" bildirisine imza attığı için başta kardeşi olmak üzere belli kesimlerin hakaretlerine maruz kaldığını yaptığı açıklama ile dile getiren Prof. Ali Nesin'e yöneltilen küfüre varan ağır "eleştiriler" arasında babası Aziz Nesin'in mirasına "ihanet" ettiği de dile getirilmişti. Aşağıda sizlere tarihi bir belge olarak sunduğumuz 1995 yılına ait söyleşi bu konuda "fikir" beyan edenlere adeta bir "ibret belgesi" işlevini görüyor. İşte o söyleşi...
Toplumun her kesiminden insanların, birbirlerini inançlarından ya da inançsızlıklarından dolayı rencide etmedikleri bir ortamda yaşama adına ümit verici gelişmelerin yaşandığı bir zeminde, -müsbet ya da menfi- en çok adı geçen bir isim Aziz Nesin.
Salman Rüşdi'nin kitabını çevirtmek istemesi, Teslime Nesrin'e destek olması ve onunla Almanya'da görüşmesi bir hayli merak ve tepki uyandırdı. Sivas olayları ve akabindeki gelişmeler ise hadiseye tuz biber ekti.
80'ini biraz geçen yazar 'Çocuk Cenneti' adını verdiği vakfında 34 çocukla birlikte yaşıyor. Çatalca'daki vakfında iki saate yakın görüştük. Ne o bizi yedi ne de biz onu. Ramazan olmasaydı birlikte yemek yiyecektik. Aziz Nesin kimdir, bugünlere nasıl gelmiştir, dünya görüşü, din ve dindarlar hakkındaki izlenimleri nedir? Gerçekten dini ve dindarları düşman mı addediyor? Tahrikçiliği nasıl anlıyor? Bunları ilk ağızdan duymak istedik. Evet o bir "dinsiz". Bu kelime size olduğu kadar bize de soğuk geliyor. Fakat görüşmemiz sonunda bizim hissettiklerimizi sizler de bu yazıyı okuduktan sonra belki hissedecek ve Hazreti Ömer'ın (ra) kiliseden çıkan ak saçlı ak sakallı rahibi görünce niçin hıçkıra hıçkıra ağladığını çok daha iyi anlayacaksınız... Aziz Nesin hakkında herkes bir şeyler söyleyebilir fakat hiç kimse "riyakar" diyemez. Çünkü o olduğu gibi, evet sadece "olduğu gibi" görünüyor. Girişler böyle uzun olmamalı ama herhalde bu kadar sözden sonra siz de röportajımızı artık bir solukta okursunuz.
Ercüment Dursun, "Aksiyon Dergisi", 25 Subat 1995
AZİZ NESİN: "DİNDARLAR 'TEHLİKELİ' DEĞİL"
» Bir konuşmanızda iyi bir din eğitimi aldığınızı söylüyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?
- Bir defa Arapça okudum. Yani, Arap harfleriyle yazmayı öğrendim. Emsile, Bina, Maksud ve Avamil okudum. Daha sonra İslam'ın şartlarını yerine getirmeyi öğrendim. Böyle bilgiler aldım. Ama iyi bir din eğitimi aldım demek fazla iddialı bir laftır. Öyle bir şey söylemişsem onu biraz değiştirmek gerekiyor. Din eğitimi aldım, iyisi filan değil. Ama benim çevreme göre iyi bir din eğitimi aldım. Aslında buna din eğitimi demek pek de doğru değil. Çünkü din eğitiminin bütün dinleri içine alması lazım. Bunun adı İslami din eğitimidir.
» Hayatınızda ve eserlerinizde bu eğitimden istifade ettiğinizi söyleyebilir miyiz?
- Gayet tabii. Bir yazar ne tür birikimi olursa olsun onların tümünden yararlanır. Kendi ortamımdan yararlanmış bulunuyorum. Bir yazar hangi ortamda yetişmişse "~ndan yararlanır. Benim ortamım bu olduğu için ondan yararlandım.
» Bu yararlanma hangi anlamda oldu daha çok? Eleştiri yapabilme imkanı mı buldunuz?
- Hayır. Çocuk yaşlarda eleştiriyi düşünemiyordum. Benim asıl değişimim otuz yaşlarıma doğru oldu. O zamana kadar edindiğim bilgilerin üzerine Diyanet'in Kur'an çevirisini okudum. Tabii düşüncelerim değişti.
» Otuz yaşına kadarki yaşantınız nasıldı? İslami bir yaşantınız var mıydı?
- Hayır. Sadece inancım vardı. Oruç, namaz gibi ameller yoktu. Yani Türkiye'deki birçok Müslüman gibiydim. Asker olmamın da bunda etkileri var. Bazı ibadetlerimi yerine getirmeme engel oluyordu. Yerine getirme isteği yaşım ilerledikçe olmadı.
» Çocukluk yıllarınızda hafızlık çalıştığınızı da biliyoruz. Şu anda hafızlığı unuttunuz mu?
- Tabii unuttum. Uzun bir zaman oldu. O zaman çocuktum. Belleğim de biraz zayıf olduğu için külliyen unuttum hafızlığı.
» Babanızdan mı ders alıyordunuz?
- Hayır. Galib amcamdan alıyordum. Bir dervişti. Tekke'ye mensubtu. Babam da tekkeye mensubtu. Babam daha sonra icazet alarak şeyh oldu. Fakat tekke açmadı.
» Babanız hangi tarikata mensubtu?
- Kadiriydi.
» Hıfzı kaç yılında tamamladınız?
- Tam olarak hatırlamıyorum ama bir yıldan fazla sürmüştü. Çocuk olduğum için biraz da kolay ezberliyordum ama, yine de bir yıldan fazla sürdü.
» Kaç yaşına kadar düzenli olarak namaz kıldınız?
- Zannediyorum 12-13 yaşına kadar namaz ve oruç ibadetini yerine getirdim. Daruşşafaka'da okudum. Orada namaz mecburi idi. O zaman herkes şarta uyuyordu. Şimdiki gibi değildi. Ramazan gecelerinde sahura kadar oynardık. Sabah namazını kılıp yatardık.
» O yaştaki çocuklar için biraz fazla değil mi bu program?
- Hayır niçin fazla olsun ki? O yaşta alışmasa çocuklar namaza ileride hiç kılmazlar. İnsanlar alışkanlıklarının birikimidir.
» Ezan okudunuz mu hiç?
-Tabii okudum. Heybeliada'da.
» Sesinizi beğeniyorlar mıydı?
- Hayır. Çok çirkin bir sesim vardı. Ama mecburen okuyordum. Çünkü başka ezan okuyan yoktu. Zaten cami de yoktu Heybeliada'da. Sadece Bahriye Mektebi'nin camisi vardı.
» Namaz kıldığınız dönemlerde, gelecek için neler düşünüyordunuz? Planlarınız var mıydı?
- Yazar olmayı, tiyatrocu olmayı ve ressam olmayı arzu ediyordum. Özellikle ressam olmayı çok istiyordum.
» Peki, o dönemlerde dine karşı içinizde bir şüphe veya soğukluk var mıydı? Namaz kılıyor, oruç tutuyor ve ezan okuyordunuz belki ama, bunları çevrenizin etkisiyle mi yapıyordunuz yoksa isteyerek mi?
-Hayır, o yaştaki bir çocuk böyle bir çelişki yaşamaz.
» Yani namazdan kaytarmak istemez miydiniz yurttayken?
- Hayır. Daruşşafaka'da arkadaşlarım kaytarırlardı. Abdest almadan namaz kılarlardı. Ben öyle yapmazdım. Bütün kurallara uyardım. İçimden gelerek ibadetlerimi yapardım. İçimizde Allah korkusu vardı.
» Babanızla ilişkileriniz nasıldı? Size karşı sert miydi? Bilhassa hafızlık eğitiminiz ve dini yaşantınız yönüyle size baskı yapıyor muydu?
- Hayır, kesinlikle. En basit anlamda bile bir şiddet kullanmamıştır bana karşı. Sadece bir kez bir tokat atmıştı. O da Mahmutpaşa'da bir alışveriş esnasında olmuştu. Onun da vicdan azabını ömrü boyunca çekmişti zavallı. Tam aksine hayatı boyunca beni daima yüreklendirmiş, kusurlarımı görmezden gelmiştir. Babam öldükten sonra zaten ben dinden iyice soğudum.
» Peki dine karşı veya dinlere karşı tavır alışınız ne zaman başladı? Hangi yaşlarda?
- Ben hiçbir zaman dine karşı tavır almadım. Ne İslamiyet'e ne de bir başka dine. Bazı kesimler ısrarla beni öyle göstermeye çalışıyorlar. Kaldı ki tavır almayı da doğru bulmuyorlar. Bir kere sosyolojik olarak bu doğru değil. İnsanların inanmaya ihtiyaçları var. Mesela, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, hatta diğer sosyalist, komünist ülkeler dağıldıktan sonra oralardaki insanlar tekrar eski dinlerine geri döndüler. Dinlerini yaşamaya başladılar. İşkodra 'da ateizm müzesi vardı. Şimdi kaldırdılar.
» Sizi dinden soğumaya iten nedenleri biraz aralayabilir misiniz?
- En başta söylediğim gibi, Kur'an'ın çevirisini hiç okumamıştım, ilk okuduğum zaman bazı şeyler aklıma yatmadı. Tarihsel olarak Kur'an'ın çevrilmemesindeki inat çok önemlidir. O tavır belirli bir tarihsel döneme ait bir tavır. Bugün Kur'an mealleri bol miktarda var.
Ama yetersiz. Benim inandığım başka şeyler de var. Peygamberlerin büyük bir insan olduğuna inanıyorum. Ama, zamanının büyüğü. Onun söyledikleri uzun zaman değerini korur. Bazı söyledikleri bugün için bile çok değerli. Ama, hiçbir faninin söylediği söz sürekliliğini sonsuza kadar koruyamaz. Bu benim kendi inancım. Bunun propagandasını yapmıyorum, kimseye dinsiz olmasını söylemiyorum. Bu vakıf’ta çocuklarım var gidin sorun. Kendi çocuklarım var dört tane. Bir tanesi Müslüman. Bundan rahatsız olmuyorum. Öyle ileri derecede bir Müslüman değildir ama, elinden geldiği kadar dini farizalarını yerine getirmeye çalışır. Bir tanesi Hıristiyan da olabilirdi. Gerçi öyle bir şey yok ve gönlümden de olmasını istemem. Ama ben hiçbirini dinsiz olması için zorlamadım.
Bir tane misyoner kadın beni Hıristiyan yapmak için aylarca uğraştı ama Hıristiyan olmadım. Hıristiyan yaptığı kızlar vardı, onları bana gösterdi. Bunlar sadece Hıristiyan olmakla kalmamışlardı onu savunuyorlardı da. Baktı ki bende iş yok bıraktı. Sadece bana değil herkese komik gelir, Müslümanlığı bırakıp Hıristiyan olmak. Eğer bir dine inanacak olsaydım Müslüman olurdum. Benim bütün eleştirilerime karşın son din olması önemlidir tabii. Daha kurallı bir dindir öbürlerine göre. Eğer seçmek gerekseydi, onu seçerdim. Bağnazlık bakımından Yahudilik daha bağnaz. Öyle bir dini hiçbir zaman seçmezdim. Anlaşılıyor ki insanların vicdan özgürlüğüne ve seçmeye ihtiyaçları var. Ve Allah'a ihtiyaçları var. Cennete, cehenneme ihtiyaçları var. Yanlıştır bu, doğru değildir bu demek, çok yanlış olur.
» Aydınlarımızın İslami bilgileri yeterli mi? İslam'ı bilmeleri gerekiyor mu?
- Kesinlikle. Mutlaka bilmeleri, okumaları gerekir. Türkiye'de aydınların, yazarların mutlaka Kur'an'ı okumaları gerekir. Sadece Kur'an değil diğer dini kitapları da okumaları gereklidir. İster dinli olsun ister dinsiz olsun her Türk'ün köken olarak Müslüman bir aileden geldiği için bunları bilmesi ve okuması gerekir. Okunması gereken baş kitaptır Kur'an.
» Din hakkındaki şüphelerinizin arttığı dönemlerde birileriyle konuşma ihtiyacı hissettiniz mi?
- Sorularınıza cevap arama ihtiyacı hissetmediniz mi?
Evvela bu bir süreç. Yani birdenbire olmadı bu soğuma. Ve kimse de bana 'Dinsiz ol' diye bir telkin de bulunmadı. Ben de kimseye bir şey sormadım.
» Belki de size anlaşılmaz gibi geliyordur?
- Kur'an sadece aydınlara yazılmış bir kitap değil ki! Her insan için yazılmıştır. Benim de bir düzeyim var. Ben anlamadığıma göre başkası bana nasıl anlatacak?
Bu matematik kitabı değil ki! Bu herkesin anlaması için yazılmıştır. Bu herkesten biri de benim. Ve üstelik de bir düzeyim var. Benim onu anlamam için yazılmıştır. Eğer anlayamayacaksam o zaman yanlıştır.
» Sizi dinden soğutan şey acaba sadece Kur'an'ı yüzeysel bir okuyuştan sonra gördükleriniz mi?
Müslümanlar'ın yaşayışları, içinde bulundukları toplumsal, siyasi ve ekonomik durumlarının da etkisi olamaz mı? Daha pekçok şey var. Müslümanlar'ın içinde bulundukları durumlar da çok önemli. Daha başka nedenler de var.
» Din, özü gereği barış, Sevgi, hoşgörü ve adaletin teminini ister. Qysa siz ve daha birçok kesim dini ve dindarları bir tehlike gibi görüyor. Neden?
- Dini ve dindarları tehlike görmüyorum. Tehlike gibi görülmesine de karşıyım. Eğer İslam hoşgörüyse bana da hoşgörüyle bakmalılar. Ben Türkiye'nin aleyhine hiçbir şey yapmadım. Odamdaki ödüller, diplomalar ülkem için gurur kaynağı olmalı. İnsan olduğum için saygı gösterilmeli. Karşılıklı saygı. Ben de onlara saygı duyuyorum. Ama, boğazlayan, canavarlık yapanlara nasıl saygı duyayım.
» Bu ülkenin büyük bir çoğunluğu Müslüman. Ve yine bu kitlenin büyük bir çoğunluğu inançlarına karşı hassas. Dince kutsal addedilen kavramlara karşı hakaret edilmesi, başörtüsüyle alay edilmesi, başörtülü kızların okullara alınmaması mantıklı mı sizce?
- Başörtüsünü yasaklamaya çalışmak aptallıktır. Başörtülü kızların okullara alınmamasına karşıyım. Başlarını örtmesinler demek demokrasi veya laiklik demek değildir. Neden? Çünkü, ilkokuldan beri aldığı eğitim sonucu o ister istemez bir gün başını örtecektir. Örtme demek, 'Oranı buranı, aç' demek kadar saçma. Ben başlarını örtmelerinden yanayım. Ama, okullardaki din derslerinin kaldırılması lazım. Veya o dersi gerçekten din dersi yapsınlar.
Mesela başka bir şey: İmam-hatip mezunlarının harb okullarına girmesi mevzuu! Ben girmelerinden yanayım. İmam-hatip mezunları eğer istedikleri fakültelere girebiliyorlarsa harb okullarına da girmeli.
» Dünyadaki fundamentalizm tehlikesine karşı uluslararası bir konferans tertip ediyorsunuz. Fundamentalizmi nasıl anlıyorsunuz?
- Bağnazlık, yobazlık anlamına gelir. Fundamentalizm yalnız dinsel değildir. Irksal da olur. Bir şeyde sonuna kadar körü körüne direnmektir. Örneğin, son zamanlarda İsviçre'de ortaya çıkan bir tarikatın mensupları topluca intihar etmişler; Bu fundamentalizmdir. Bu Müslümanlar'a özgü bir olay değildir. Bosna-Hersek olayları karşısında Avrupa'nın tepki göstermemesi, olaya müdahale etmemesi; bunun aksine Kuveyt olayında hemen müdahale etmesi bir Hıristiyan fundamentalizmidir. Budistler'in Hindistan' da bir Müslüman camiini yakmaları bir fundamentalizmdir. Bu yakınlarda Müslümanlar'da biraz daha fazla hoşgörüsüzlük var. İran, Suudi Arabistan ve yakınlarda Cezayir'in gittiği yol budur. Türkiye'nin bugünkü durum devam ederse gideceği son durum budur.
» NATO'nun gelişen fundamentalist tehlike ye karşı Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri ortak bir strateji geliştirme kararı almasını nasıl karşılıyorsunuz? Yeni hedefleri İslam mı?
- Buna hakkı yok. Ben NATO'ya başından beri karşıyım. NATO'nun böyle bir tavır içine girmesine elbette taraftar değilim. Hoşgörü sahipleri kendi ülkelerinin mücadelelerini kendileri verirler. NATO buna karışamaz.
» Fundamentalizmle mücadelenizde metodunuz nasıl olacak?
- Benim düşüncem uluslararası bir komisyon, bir konferans düzenlemek. Bunun için de gittiğim ülkelerde gerekli ilişkilerde bulunuyorum. Siyasilerin karışmasını istemiyorum, Sivil Toplum Örgütleri'nin katıldığı bir çalışma olmasını istiyorum. Çünkü devletlere, hükümetlere güvenim yok, buna kendi hükümetim de dahil.
» Bağnazlık, şiddet yanlısı olma anlamındaki bu yaklaşıma katılabilirim. Kaldı ki Türkiye'de İslami kesimin büyük bir bölümü bu söylediğiniz kapsama girmez. Onlar da en az sizin kadar şiddete, bağnazlığa karşıdırlar. Ancak, siz Türkiye'deki hangi olayları, gelişmeleri bu bağlamda değerlendiriyorsunuz?
- Köktendincilik anlamında fundamentalizm İran, Arabistan ve Libya'da var. Yani benim özgürlüğümü sınırlayıcı hiçbir dini kısıtlamayı kabul etmiyorum. Dinleri kabul ediyorum, saygı duyuyorum. Ne yaparlasa yapsınlar ama, dinsiz olanlara veya laik olanlara karışmasınlar.
» Müslümanlar demokrasiye karşı mı?
- Kendi anladıkları manada bir cumhuriyete taraftarlar. Müslüman deyince hangi anlamda Müslüman kastediliyor ona bakmak lazım. Laik Müslümanlar da olabilir. Bütün Müslümanlar diyemem. Demokrasiye, laisizme karşı olanlar var. 40-50 sene önce şeriat kelimesi ağıza alınamazdı, bugün açıkça söyleniyor.
» 'Şeriat' demenin bu derece suç olması normal mi sizce?
- Düşüncelerini açıkça yazıp, söylemeleri suç olmamalı. Ama, şeriata dayalı bir 'eylem' yapılırsa bu normal değil. Mesela Sivas olayı gibi.
» Türkiye'de pek çok kesimde bir kanaat var ve sizin ek ifadelerinizin satır aralarından o anlaşılıyor ki Müslümanlar'ın her türlü hareketinin arkasında böylesi bir 'şiddet' vehmediliyor. Kur'an kursları, vakıflar, yurtlar vs. gibi faaliyetler örgütsel faaliyet kapsamında değerlendiriliyor. Bunların artması bir çeşit ‘fundamentalist' tehlike olarak algılanıyor. Bu doğru mu?
- Bütün Müslümanlar'ın terörist olarak görülmesi doğru değil. Şiddet taraftarı olmayan pek çok Müslüman var. Onları öyle gösteren var mı? Araştırmak lazım. Böyle bir şey olmaz. Çok yanlış -yani kabul etmeyeceğim şeyler söylediği halde bile Diyanet İşleri Başkanı terörist olamaz.
» Yani birkaç 'şiddet' yanlısı grubun, kişinin yaptıklarının faturasının bütün Müslümanlar'a biçilmesine taraftar değilsiniz?
- Hayır kesinlikle. Öyle şey olmaz.
» Rüşdi'nin kitabını okudunuz mu?
- Hayır.
» Niçin çevirisini yaptırmak istediniz?
- Laik bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede bu kitabın çevirisi yasaktır. Buna karşı çıktığım için çevirtmek istedim. Rüşdi'nin kitabı çok iyidir diye bir iddiam yok. Kaldı ki çevirecek kimse bulamıyorum. Herkes bir kaç sayfa çevirip vazgeçiyor.
» Bu kadar olayın olmadığını varsayalım. Bunların olacağı ihtimalini bilerek Sivas'a gider miydiniz?
- Giderdim. Buradaki 'tahrik' suçlamasını kabul etmiyorum. Ben daha evvel de gittim Sivas'a.
» Bu gidiş biraz farklı değil mi? Yani bireysel bir ziyaretin ötesinde, düzenlenmiş bir programa iştirak söz konusu. Yani bu program adeta bir gövde gösterisine dönüşmüş.
- Hayır değil. Ben Sivas'a gitmek için izin mi alacağım. Burası benim memleketim. Bütün mesele Rüşdi'nin kitabını çevirtmek için teşebbüste bulunmamsa niye rahatsız oluyorlar? Ben yayınlarım, okurlar. Gerekirse cevap yazarlar. Ama, öldürmek niye?
"DÜŞÜNCELERİME TEPKİ DÜŞÜNCE OLARAK, YAZILARIMA TEPKİ DE YAZI OLARAK OLMALI"
» Düşüncelerinize karşı nasıl tepki görmek istersiniz?
- Hiçbir tepki istemem. Ben düşüncelerimi söyleyeceğim, onlar da söyleyecek. Düşüncelerime tepki, düşünce olarak, yazılarıma tepki de yazı olarak olmalı.
» Sivas'ta olanlarla interStar' hadisesi arasına benzerlikler yok mu?
- Yok. Orada insanlar ölmedi. Ölmedi ama, neredeyse ölecekti. Bir kibrit eksikti adeta. Ayrıca basının ve aydınların olaya yaklaşımı da çok farklıydı. O tavırlar bağnazlıktı. Tasvib edilemez. Ama bu bir Alevi fundamentalizmini göstermez. Sivas ve Taksim'de olanlar fundamentalizmdir. 'Şeriat' diye bağırdılar.
» Fakat bazı gösterilerde de 'Kahrolsun Şeriat' diye bağırdılar. Çoğu insan için kutsal olan bir kavrama açıkça hakaret edilmesi de fundamentalizm değil mi?
- Evet öyle. Onlar da fundamentalist. Niye bağırıyorlar, niye sokağa dökülüyorlar ki?
"Aziz Nesin ile söylesi" / Ercüment Dursun, Aksiyon Dergisi, 25 Subat 1995
http://www.sesonline.net/php/index.php
![]()
Çatlaklar kutsaldır,çünkü,ışığı içeri sızdırırlar
| |











Benzer Başlıklar
Oyun çıkış tarihleri Oyunlara yakınsanız, bu liste fena değil... UD = Hazırlanıyor Q1/2/3/4 = Senenin kaçıncı...
NASA ilk Ay'a çıkış videolarını kaybetti ABD Uzay ve Havacılık Dairesi, 1969'da Neil Armstrong'un Ay'a ilk kez ayak bastığı ve ''insan için...