#1
Dave
Cristo Redentor
Mekan: Kırım Kongo
Blog Başlıkları: 54
Psych Download (Part II)
Cristo Redentor
Mekan: Kırım Kongo
Blog Başlıkları: 54
Psych Download (Part II)
Memleketim topraklarında yanlış algılama sevdası
Birçoğumuzun başına gelir.Özellikle de siyaset konuşurken...Aslında söylemek istediğiniz ve söylediğiniz başka şeyken karşı taraf öyle bir .ötten anlar ki sinir katsayınız pek yükselir ve düşmek bilmez.Bunun üzerine bir de yanlış algı sevdalısı size iftira atıp vatan hainliğine kadar sizi düşürüverir(sosyalistler anlar beni
).Siz de kendiniz için vay be! ne iğrenç adammışım! diye bir an düşünürsünüz,o derece vahşidir çünkü karşı tarafın karalamaları...Tam olarak neden bahsediyor dave, diye düşünenler;dini bütün bir müslümana 'namaz kılmayan da cennete gidebilir' desin, bakın neler oluyor o zaman?
Ya da bu ülkenin aslında birkaç şehri dışında gerçekten geri kalmış bir ülke olduğunu, dünyaya açılamamış ve kendi sorunlarıyla boğuşan bir memleket olduğunu dile getirsin bir ortamda, bakın neler oluyor o zaman?
Açtığım başlığı birkaç yönden çok daha iyi anlatan bir yazıyı paylaşmak istiyorum,yorumlarınızı beklerim
Ben neymişim be abi?
"Internet çıkalı, mertlik bo... zulmadı da, bozulmasına çeyrek var. Yok, haber sitelerinin birbirlerinden ve basından haber araklayıp dayamalarını kastetmiyorum. Çoğu, “kes yapıştır” yöntemini gizlemeye bile gerek görmüyor ama şimdi şimdi bu sitelerin kendi yazarları, farklı stilleri, ayrı ayrı dünya görüşleri oluşmaya başladı. Bu bir gelişmedir.
Yorum olduğunu sandığı abuklamalar gönderen “okur kitlesinden” sözediyorum. Azıcık içi dolu olana “blog” diyorlar.
Yirmi birinci yüzyılda, Andy Warhol’un ünlü öngörüsüyle herkesin on beş dakikalığına ünlü olması gibi, hemen herkes de sanal ortamlarda yazar kesildi.
Fakat ruh hastalarına da gün doğdu.
Çöp tenekesine cüruf boşaltır gibi, ruhlarının pisliklerini Internet’e döktüler.
Sanal ortamda birşeyler çiziktirip göndermek son derece kolay, doğru dürüst “imla” bilmek bile gerekmiyor. Ciddi siteler böyle bir koşul arasalar ve yanlış yazılmış bu tür metinleri yayınlamasalar, “tıklama” sayıları nasıl küt diye gider başaşağı...
Psikopatlara sağlanan ikinci kolaylık, “anonim yazabilme” olanağı. Yani gizlilik. Gözüne bir “rümuz” kestiren, sallıyor abuklamasını...
Elbette herkes “saçmalama özgürlüğüne” de sahiptir, suç kapsamına girmediği sürece.
Fakat insanlarda da “okuduğuna inanma eğilimi” vardır, bu çok doğaldır ve atılan çamurun izi de, bir şekilde kalır.
Örneğin Hıncal Uluç benim Atatürk düşmanı olduğumu söyleyecek kadar alçalınca, kimbilir kaç budala “aaa, bak, Engin böyleymiş, Hıncal söylüyor” demiştir...
Bu, çamur deryasının matbuat kıyısı.
Sitelerde durum daha da rezil.
Ne yazık ki bu toplumun ruh sağlığı son derece bozuk, bu da yalnızca maçlara değil, buralara da yansıyor.
Geçenlerde, kim olduğunu da tahmin ettiğim, kendisine yüz vermemiş olduğum bir hanım, benim evimde eşimle “sorunlarım” olduğunu ileri sürmüştü. Sanırım öyle olduğunu düşünmek hoşuna gidiyordu.
Bir zamanlar gazeteciliğe bulaşmış ve de ne mal olduğu ortaya çıktığı için artık kimsenin iş vermediği, boşta gezen tehlikeli bir psikopat, hakkımda uydurduğu iftiralara önce kendisi inanıyor, sonra öyle “hararetle” savunuyor ki onları...
Kazandığımı ileri sürdükleri paraları da gerçekten kazanmış olsaydım şimdi buralarda ne işim vardı acaba?
Bir de mesnetsiz sallayanlar var.
Bir zamanlar bir “sanal sapığım” vardı, John Doe adıyla yazan İsmail... Takmıştı kafayı...
Çarpık beyninin hangi karanlık kıvrımında ürettiyse, ısrarla benim Balatlı olduğumu, ağabeyimin pabuçlarını giyerek okula gittiğimi söylüyordu...
Hayatımda Balat’tan iki kereden fazla geçmiş bulunsam ve tek çocuk olmasam, hani vallahi “acaba öyle miydi, ben mi unutmuşum” diye durup düşünecektim!
Evet, bana Yahudi de dediler, Ermeni de... Zavallılar bunu bir “hakaret” olarak algılıyorlardı...
Bir başka manyak, dönüp dönüp, Boğaziçi’nde deniz manzaralı bir köşkte oturduğumu iddia ediyordu.
Güvenlik nedeniyle bu adres yanıltması işime geldiğinden, hiç sarsmadım!
Şimdi de bir başka sapık, 1986 yılında Turgut Özal’la birlikte hac zamanı Suudi Arabistan’a gittiğimi, orada sarayda ağırlandığımı, bu nedenle “o günden beri Suudi yaşam tarzına yakınlık duyduğumu” yazmış.
Böyle bir geziye katılmadım, o ülkeye hayatımda hiç ayak basmadım. Eşinin başı açık, her akşam bir şişe şarap, kesmeyince de birkaç duble viski deviren, en son 1961 yılında namaz kılmış ve oruç da tutmayan adamın o yaşam tarzına nasıl hayranlık beslediğini de anlayamadım.
Herifi yakalasam döveceğim ama, belirttiğim gibi, adı sanı belli değil!
Zaten o da buna güveniyor.
Attığın boka teşekkürler, çok çok sevgili Hıncal Bey."
11.12.2007 Akşam Gazetesi-Engin Ardıç
Akşam Gazetesi - Engin Ardıç - Ben neymişim be abi?
).Siz de kendiniz için vay be! ne iğrenç adammışım! diye bir an düşünürsünüz,o derece vahşidir çünkü karşı tarafın karalamaları...Tam olarak neden bahsediyor dave, diye düşünenler;dini bütün bir müslümana 'namaz kılmayan da cennete gidebilir' desin, bakın neler oluyor o zaman?
Ya da bu ülkenin aslında birkaç şehri dışında gerçekten geri kalmış bir ülke olduğunu, dünyaya açılamamış ve kendi sorunlarıyla boğuşan bir memleket olduğunu dile getirsin bir ortamda, bakın neler oluyor o zaman?
Açtığım başlığı birkaç yönden çok daha iyi anlatan bir yazıyı paylaşmak istiyorum,yorumlarınızı beklerim
Ben neymişim be abi?
"Internet çıkalı, mertlik bo... zulmadı da, bozulmasına çeyrek var. Yok, haber sitelerinin birbirlerinden ve basından haber araklayıp dayamalarını kastetmiyorum. Çoğu, “kes yapıştır” yöntemini gizlemeye bile gerek görmüyor ama şimdi şimdi bu sitelerin kendi yazarları, farklı stilleri, ayrı ayrı dünya görüşleri oluşmaya başladı. Bu bir gelişmedir.
Yorum olduğunu sandığı abuklamalar gönderen “okur kitlesinden” sözediyorum. Azıcık içi dolu olana “blog” diyorlar.
Yirmi birinci yüzyılda, Andy Warhol’un ünlü öngörüsüyle herkesin on beş dakikalığına ünlü olması gibi, hemen herkes de sanal ortamlarda yazar kesildi.
Fakat ruh hastalarına da gün doğdu.
Çöp tenekesine cüruf boşaltır gibi, ruhlarının pisliklerini Internet’e döktüler.
Sanal ortamda birşeyler çiziktirip göndermek son derece kolay, doğru dürüst “imla” bilmek bile gerekmiyor. Ciddi siteler böyle bir koşul arasalar ve yanlış yazılmış bu tür metinleri yayınlamasalar, “tıklama” sayıları nasıl küt diye gider başaşağı...
Psikopatlara sağlanan ikinci kolaylık, “anonim yazabilme” olanağı. Yani gizlilik. Gözüne bir “rümuz” kestiren, sallıyor abuklamasını...
Elbette herkes “saçmalama özgürlüğüne” de sahiptir, suç kapsamına girmediği sürece.
Fakat insanlarda da “okuduğuna inanma eğilimi” vardır, bu çok doğaldır ve atılan çamurun izi de, bir şekilde kalır.
Örneğin Hıncal Uluç benim Atatürk düşmanı olduğumu söyleyecek kadar alçalınca, kimbilir kaç budala “aaa, bak, Engin böyleymiş, Hıncal söylüyor” demiştir...
Bu, çamur deryasının matbuat kıyısı.
Sitelerde durum daha da rezil.
Ne yazık ki bu toplumun ruh sağlığı son derece bozuk, bu da yalnızca maçlara değil, buralara da yansıyor.
Geçenlerde, kim olduğunu da tahmin ettiğim, kendisine yüz vermemiş olduğum bir hanım, benim evimde eşimle “sorunlarım” olduğunu ileri sürmüştü. Sanırım öyle olduğunu düşünmek hoşuna gidiyordu.
Bir zamanlar gazeteciliğe bulaşmış ve de ne mal olduğu ortaya çıktığı için artık kimsenin iş vermediği, boşta gezen tehlikeli bir psikopat, hakkımda uydurduğu iftiralara önce kendisi inanıyor, sonra öyle “hararetle” savunuyor ki onları...
Kazandığımı ileri sürdükleri paraları da gerçekten kazanmış olsaydım şimdi buralarda ne işim vardı acaba?
Bir de mesnetsiz sallayanlar var.
Bir zamanlar bir “sanal sapığım” vardı, John Doe adıyla yazan İsmail... Takmıştı kafayı...
Çarpık beyninin hangi karanlık kıvrımında ürettiyse, ısrarla benim Balatlı olduğumu, ağabeyimin pabuçlarını giyerek okula gittiğimi söylüyordu...
Hayatımda Balat’tan iki kereden fazla geçmiş bulunsam ve tek çocuk olmasam, hani vallahi “acaba öyle miydi, ben mi unutmuşum” diye durup düşünecektim!
Evet, bana Yahudi de dediler, Ermeni de... Zavallılar bunu bir “hakaret” olarak algılıyorlardı...
Bir başka manyak, dönüp dönüp, Boğaziçi’nde deniz manzaralı bir köşkte oturduğumu iddia ediyordu.
Güvenlik nedeniyle bu adres yanıltması işime geldiğinden, hiç sarsmadım!
Şimdi de bir başka sapık, 1986 yılında Turgut Özal’la birlikte hac zamanı Suudi Arabistan’a gittiğimi, orada sarayda ağırlandığımı, bu nedenle “o günden beri Suudi yaşam tarzına yakınlık duyduğumu” yazmış.
Böyle bir geziye katılmadım, o ülkeye hayatımda hiç ayak basmadım. Eşinin başı açık, her akşam bir şişe şarap, kesmeyince de birkaç duble viski deviren, en son 1961 yılında namaz kılmış ve oruç da tutmayan adamın o yaşam tarzına nasıl hayranlık beslediğini de anlayamadım.
Herifi yakalasam döveceğim ama, belirttiğim gibi, adı sanı belli değil!
Zaten o da buna güveniyor.
Attığın boka teşekkürler, çok çok sevgili Hıncal Bey."
11.12.2007 Akşam Gazetesi-Engin Ardıç
Akşam Gazetesi - Engin Ardıç - Ben neymişim be abi?
Son düzenleyen Dave : 11-12-2007 - 12:01.
#2
Dave
Cristo Redentor
Mekan: Kırım Kongo
Blog Başlıkları: 54
Psych Download (Part II)
Cristo Redentor
Mekan: Kırım Kongo
Blog Başlıkları: 54
Psych Download (Part II)
Ynt: Memleketim topraklarında yanlış algılama sevdası
Benzer konuda başka bir Engin Ardıç yazısı:
Ahmaklar için özel yazı
"Bugün canım yazı yazmak istemiyor.
Yok canım, Çetin Altan’ın 29 Nisan 1960 sabahı çektiği numarayı çekmiyorum, isteyip de yazamadığım hiçbir konu yok. Elimi kolumu tutan yok, Allah Serdar’dan razı olsun.
(Allah dedi, gerici bu herif, gerici!)
Fakat zaman zaman içimi derin bir bezginlik kaplıyor.
Hava karanlık, kar yağıyor, doğalgaz basıncı düşmüş, ev ısınmıyor, kapıcı gazeteleri getirdi ama ekmeği getirmedi, kedim koltukları tırmalamakla kalmayıp köşeye de bir güzel işedi, acaba bunların da etkisi var mı?
Yoksa gecenin bir vakti, hatta rüyada bile yazı konusu düşünmenin gizli yorgunluğu mu?
“Laf anlatamamaktan” kaynaklanan ve zaman zaman basının da, gazetenin de, köşenin de, maaşın da içine tükürme isteği uyandıran bir sıkıntı bu.
Birçok budala tarafından “hükümet yanlısı” ilan edildim. (Bunun “utanılacak bir şey” olduğunu varsayıyorlar, pezevenklik ya da torbacılık falan gibi.)
Benim için “hangi taraftan olduğu belli olmayan” diyen meslekdaş bile çıktı, ille “bir taraftan” olmak şartmış gibi... Kendisi amigo ya, benden de bekliyor.
“Seçimi AKP kazanacak demek, seçimi AKP’nin kazanmasını istiyorum demek değildir” dedim, anlamamakta direndiler.
“Yazılarında Allah peygamber lafları çokça geçmeye başladı, hükümete yağ mı çekiyorsun?” diye soran zavallılarla aynı sektörde çalışmak pek de gurur verici olmasa gerek.
“Benimle uğraşma, sana öyle bir çamur atarım ki altından kalkamazsın” mesajını alınca, birtakım “ağabeylere” muhabbet de kalmadı içimde.
Alçaklara ve ahmaklara tarih, sosyoloji, psikoloji falan öğretmeye çalıştım, boyumun ölçüsünü aldım.
“Ritüel” terimini açıklamaya çalışıyorum, Vatan Gazetesi’nde çalışan mektep medrese görmemiş bir öküz, “Anıtkabir ziyaretiyle satanistlerin kedi kesmesini aynı kefeye koydu” dedi.
Bana oldum olası düşmanlık güden bir “İnternet iti” de bunun üzerine balıklama atladı.
Anlama dinleme özürlü birtakım zavallılar da beni kınamaya koyuldular.
Bunlara mı laf anlatacağız, biz de ana baba evladıyız, bize de yazık...
Bu kadar pis bir “camiada” ve böylesine ahmak bir toplumda yazı yazmak mutluluk mu verir sanırsınız?
Ne yapalım, viran olası hanede evlat yoksa bile ayal ve kedi var.
(Hadi şimdi işin yoksa otur, hangi özdeyişe gönderme yaptığını açıkla, “ayal” kelimesini de tercüme et. Bu arada sana “Osmanlıca kelimeler kullanıyor, demek ki Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmak istiyor” şeklinde bir çamur atmazlarsa da haline şükret.)
Ya da çek git, Journal of Social Scientific Studies gibi biryerlerde makale yaz, ayda yedi yüz lira versinler.
Bak hemşerim, son defa söylüyorum:
Gazeteci olarak benim görevim, gerçekleri yazmaktır.
Bu gerçeklerin senin hoşuna gitmesi ya da gitmemesi, kimin işine yaradığı ya da yaramadığı beni ilgilendirmez.
Bu tutumum senin görüşüne uymuyorsa, görüşüne koyayım."
30 Ocak 2008 Akşam Gazetesi
Akşam Gazetesi - Engin Ardıç - Ahmaklar için özel yazı
Ahmaklar için özel yazı
"Bugün canım yazı yazmak istemiyor.
Yok canım, Çetin Altan’ın 29 Nisan 1960 sabahı çektiği numarayı çekmiyorum, isteyip de yazamadığım hiçbir konu yok. Elimi kolumu tutan yok, Allah Serdar’dan razı olsun.
(Allah dedi, gerici bu herif, gerici!)
Fakat zaman zaman içimi derin bir bezginlik kaplıyor.
Hava karanlık, kar yağıyor, doğalgaz basıncı düşmüş, ev ısınmıyor, kapıcı gazeteleri getirdi ama ekmeği getirmedi, kedim koltukları tırmalamakla kalmayıp köşeye de bir güzel işedi, acaba bunların da etkisi var mı?
Yoksa gecenin bir vakti, hatta rüyada bile yazı konusu düşünmenin gizli yorgunluğu mu?
“Laf anlatamamaktan” kaynaklanan ve zaman zaman basının da, gazetenin de, köşenin de, maaşın da içine tükürme isteği uyandıran bir sıkıntı bu.
Birçok budala tarafından “hükümet yanlısı” ilan edildim. (Bunun “utanılacak bir şey” olduğunu varsayıyorlar, pezevenklik ya da torbacılık falan gibi.)
Benim için “hangi taraftan olduğu belli olmayan” diyen meslekdaş bile çıktı, ille “bir taraftan” olmak şartmış gibi... Kendisi amigo ya, benden de bekliyor.
“Seçimi AKP kazanacak demek, seçimi AKP’nin kazanmasını istiyorum demek değildir” dedim, anlamamakta direndiler.
“Yazılarında Allah peygamber lafları çokça geçmeye başladı, hükümete yağ mı çekiyorsun?” diye soran zavallılarla aynı sektörde çalışmak pek de gurur verici olmasa gerek.
“Benimle uğraşma, sana öyle bir çamur atarım ki altından kalkamazsın” mesajını alınca, birtakım “ağabeylere” muhabbet de kalmadı içimde.
Alçaklara ve ahmaklara tarih, sosyoloji, psikoloji falan öğretmeye çalıştım, boyumun ölçüsünü aldım.
“Ritüel” terimini açıklamaya çalışıyorum, Vatan Gazetesi’nde çalışan mektep medrese görmemiş bir öküz, “Anıtkabir ziyaretiyle satanistlerin kedi kesmesini aynı kefeye koydu” dedi.
Bana oldum olası düşmanlık güden bir “İnternet iti” de bunun üzerine balıklama atladı.
Anlama dinleme özürlü birtakım zavallılar da beni kınamaya koyuldular.
Bunlara mı laf anlatacağız, biz de ana baba evladıyız, bize de yazık...
Bu kadar pis bir “camiada” ve böylesine ahmak bir toplumda yazı yazmak mutluluk mu verir sanırsınız?
Ne yapalım, viran olası hanede evlat yoksa bile ayal ve kedi var.
(Hadi şimdi işin yoksa otur, hangi özdeyişe gönderme yaptığını açıkla, “ayal” kelimesini de tercüme et. Bu arada sana “Osmanlıca kelimeler kullanıyor, demek ki Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmak istiyor” şeklinde bir çamur atmazlarsa da haline şükret.)
Ya da çek git, Journal of Social Scientific Studies gibi biryerlerde makale yaz, ayda yedi yüz lira versinler.
Bak hemşerim, son defa söylüyorum:
Gazeteci olarak benim görevim, gerçekleri yazmaktır.
Bu gerçeklerin senin hoşuna gitmesi ya da gitmemesi, kimin işine yaradığı ya da yaramadığı beni ilgilendirmez.
Bu tutumum senin görüşüne uymuyorsa, görüşüne koyayım."
30 Ocak 2008 Akşam Gazetesi
Akşam Gazetesi - Engin Ardıç - Ahmaklar için özel yazı
#3
3-5-2
Harap ve Bitap...
Mekan: Ankara
Blog Başlıkları: 18
Kemalizm Nedir?
Harap ve Bitap...
Mekan: Ankara
Blog Başlıkları: 18
Kemalizm Nedir?
Ynt: Memleketim topraklarında yanlış algılama sevdası
Ahmaklar için özel yazı...
.
.
...Bu tutumum senin görüşüne uymuyorsa, görüşüne koyayım."
30 Ocak 2008 Akşam Gazetesi
Akşam Gazetesi - Engin Ardıç - Ahmaklar için özel yazı
Ama böyle yaparak iyi mi ediyor kötü mü ediyor yada karşındaki ısrarla seni anlamamakta direniyorsa, "Yeter lan!" deyip vazgeçmek mi gerekir yoksa anlayana kadar uğraşmak mı? Sonuçta engin ardıç hitap ettiği kişilerin ahmak olduklarını kabul etmiş/anlamış, tepkisini de bu yazısında belirtmiş.
Bu kabullenişe göre bundan sonraki yazılarını bu durumu dikkate alarak mı yazacak?
Her neyse kendi adıma konuşursam ben şu şekilde davranırdım:
Ben beni anlamayana kendimi anlatabilmek için sonuna kadar çaba sarfederdim, haklı olduğumu ve doğruları savunduğumu biliyorsam asla anlatmaktan veya cevap vermekten vazgeçmezdim. Karşımdaki beni ikna edinceye veya ben onu ikna edinceye kadar durmazdım, bu aşamada karşılaşabileceğim tepkileri ise "tepkilerinin neden anlamsız olduğunu anlatarak" bertaraf etmeye çalışırdım.
Bütün bu ikna çabalarından sıkılabilirim ama vazgeçmezdim, eğer yaşadığın yerin istediğin gibi olmasını istiyorsan, senin istediğini başkalarınında istemesi/kabullenmesi gerekir.
Bu söylediklerim sabit fikirlere takıldığım ve karşıt görüşleri kabul etmediğim anlamına gelmesin, karşımda benden bitane daha olsa ve farklı fikirlerde olsak, ikimizden birisi bir diğerini ikna edene kadar tartışmaya devam ederdik.
Eğer savunduğum şeye gerçekten inancım büyükse, vatan haini de ilan edilsem, bunu savunmaya devam ederdim, birisi beni farklı birşeye ikna edebilene kadar.
![]()
Frankly my dear, I don't give a damn.
| |











Benzer Başlıklar
Şehitler,memleketim ve gaz "Hepimizin acısı şüphesiz büyük.Sonuçta bu ülkenin vatandaşıyım diyen ve ülkesini seven her insan,...
Yanlış set!! YouTube - spiderman wrong movie
yanlış yer yanlış zaman Gördüğünüz üzere uçuş planına uymayan bir pilot ve gördüğünü umarsamayan bir bombacının ortaya...
yanlış spor dalı dayı başka bir spor dalıyla uğraşmalı, yada bu spor dalını yanlış anlamıştır belki de :mal:
koltuk sevdası Dün silivri ye giderken Büyükçekmece gölünü görünce sanırım durumun ciddiyetinin farkına...