"ABD ile yapılan ilk ikili anlaşma, 23 Şubat 1945 tarihinde imzalandı. Borç alma ve kiralamalarla ilgili olan bu anlaşma TBMM'de 4780 sayıyla yasalaştı. Anlaşmanın temel özelliği, adının Karşılıklı Yardım Anlaşması
|
#1
|
||||
|
||||
|
Satılmışlığın Tarihi
"ABD ile yapılan ilk ikili anlaşma, 23 Şubat 1945 tarihinde imzalandı. Borç alma ve kiralamalarla ilgili olan bu anlaşma TBMM'de 4780 sayıyla yasalaştı. Anlaşmanın temel özelliği, adının Karşılıklı Yardım Anlaşması olmasına karşın, ABD isteklerinin Türkiye tarafından kabul edilmesi ve Türkiye'yi ağır yükümlülükler altına sokmasıydı. Anlaşmada, 'Koruyucu Hükümler' olarak yer alan maddelerle, Türkiye'nin değil ABD'nin 'haklan' korunuyordu. Anlaşmanın II. maddesi şöyleydi: TC hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD'ye teslim edecektir.' Böyle bir maddenin bağımsız iki ülke arasında yapılan bir anlaşmada yer alması, örneği olan bir uygulama değildir. TC hükümeti, ABD'ye hizmet sunmakla görevli olacak ve bu görevin sınırı da belli olmayacaktı.
ABD ile yapılan ikinci anlaşma, 27 Şubat 1946 gün ve 4882 sayılı yasayla kabul edilen kredi anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın özü dünyanın değişik yerlerinde ABD'nin elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı olan eskimiş savaş artığı malzemeleri satın alması koşuluyla Türkiye'ye borç verilmesiydi. Türkiye 1950'ye dek ABD ile 7 Mayıs 1946 tarihli Borçların Tasfiyesi ile İlgili Anlaşma, 6 Aralık 1946 tarihli Kahire Anlaşmasına Ek Anlaşma, 12 Temmuz 1947 tarihli Askeri Yardım Anlaşması ve 27 Aralık 1949 tarihli bir başka Askeri Yardım Anlaşmasını imzaladı. Demokrat Parti döneminde, 1954 yılında uluslararası petrol şirketlerinin adamı Max Bell'in hazırladığı ve Atatürk'ün çok önem verdiği petroldeki devlet tekelini kaldıran Petrol Yasası çıkarıldı. Bu yasanın 136. maddesi şöyleydi: Bu yasa yabancı şirketlerin izni olmadan değiştirilemez. 23 Haziran 1954 yılında, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Vergi Muafiyetleri Anlaşması imzalandı. Yalnızca Amerikalıların yararlandığı bu anlaşma, Türkiye'deki ABD varlığını adeta devlet içinde devlet haline getiriyor ve ABD şirketlerine vergisiz, gümrüksüz, denetimsiz ve yargı organlarından uzak, yasa üstü bir statü tanıyordu. 1959 yılında millileştirme işlemlerinde muhatabın ABD hükümeti olmasını kabul eden, İstimlâk ve Müsadere Garantisi Anlaşması yasalaştırılıyor ve bu yasaya Erzurum Milletvekili Sabri Dilek, 'Bu anlaşmanın kabulüyle kapitülasyonlar geri getirilmektedir. Bu anlaşma ile Amerikalılara açıkça imtiyaz verilmektedir diye tepki gösteriyordu. ABD ile Türkiye arasında 12 Kasım 1956 tarihinde Tarım Ürünleri Anlaşması imzalandı. 24 Eylül 1963 gün ve 11513 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu anlaşmaya göre, ABD Türkiye'ye 46,3 milyon dolarlık (o zaman 1 dolar 10 liraydı) buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı. BU ürünler azgelişmiş bir tarım ülkesi olan Türkiye'nin temel ürünleriydi ve bunlar ABD gibi bir ülkenin eşit olmayan rekabetine terk ediliyordu. Ama daha vahim olanı anlaşmanın 2. ve 3. maddeleriydi. 2. madde şöyleydi: Türkiye'nin yetiştirdiği ve bu anlaşmada adı geçen ya da benzer ürünlerin Türkiye'den yapılacak ihracatı Birleşik Devletler tarafından denetlenecektir.' 3, maddenin b bendi ise, Türk ve Amerikan hükümetleri Türkiye'de Amerikan mallarına karşı talebi artırmak için birlikte hareket edeceklerdir' diyordu. 31 Mayıs 1968 tarihinde yapılan ve 12978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Kredi Anlaşması; Türkiye'yi ekonomik, mali ve siyasi bağımlılığa sürükleyen koşullu kredi anlaşmalarına çarpıcı bir örnektir. Anlaşma 30,5 milyon dolarlık bir anlaşmaydı ve Türkiye'nin bu borcu koşullara bağlanmıştı. Etibank'ın Ergani hariç tüm bakır işletmelerini ABD'nin denetimi altındaki Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş.'ye devretmesini şarta bağlayan anlaşmanın 3. maddesi şöyleydi: 'Şirketin kuruluş sözleşmesi, tescil belgesi, organizasyon şeması, Türk hükümetinin krediyi şirkete borç vereceğine ilişkin hükümetle şirket arasında yapılmış olan sözleşmenin tasdikli bir örneği, yönetim kurulu üyelerinin isimleri Türkiye'deki Amerikan Yardım Teşkilatına (AID) bildirilecektir. ABD'in bütün bunları uygun görmesi halinde kredi ödemesi yapılacaktır.' ABD ile yapılan ikili anlaşmalar burada konu edilenlerden çok daha fazladır ve büyük bir karışıklık içindedir. İlgili ve sorumlu Türk makamları, Amerikalılarla yapılan anlaşmaların anlam ve kapsamının ne olduğunu, ne zaman imzalandığını ve hangi koşulları taşıdıklarını bilmiyorlardı. Bu karışıklıktan Amerikalılar geniş ölçüde yararlanarak Türkiye'de diledikleri gibi hareket etmişler ve anlaşması olmayan konularda bile anlaşma varmış gibi uygulama yapmışlardı, Orgeneral Refik Tulga bu konuda 1969 yılında şu açıklamayı yapmıştı; "Genelkurmay, bir anlaşmaya dayanmadan kullanılan Sinop ve Yalova havaalanları için, Amerikalılara 'buradan çıkın' diyordu. Amerikalıların yanıtı 'bize müsaadeyi hükümet verdi' oluyordu. 'Anlaşmayı gösterin' dendiğinde Amerikalılar 'anlaşma yok' demekten başka yanıt bulamıyorlardı." Türkiye ile Batılılar arasında uzun süre içinde oluşturulan anlaşmalar setinin temel özelliği, Türkiye pazarını adım adım yabancı rekabete açması ve büyüme ihtiyacı içindeki ulusal tarım ve sanayinin gelişimine engel olmasıydı Bu engelleme ABD ve AB kaynaklı programlar ve bu programların dayanağı olan yabancı uzman raporlarıyla gerçekleştiriliyordu. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, ABD yardımlarına yön vermek üzere Amerikalı ekonomist Thornburg Türk ekonomisini inceledi ve Türkiye'nin “Bugünkü Ekonomik Durumunun Eleştirisi” adlı bir rapor düzenledi. Atatürk dönemi ekonomik uygulamalarını eleştirmekle başlayan rapor, Türkiye'nin ağır sanayii kurma girişimlerine karşı çıkıyor, Karabük demir-çelik tesislerinin tasfiyesini istiyor ve 125 lokomotif imal edecek kapasitede bir fabrika kurma projesini reddediyordu. Thornburg, Türkiye’nin lokomotif fabrikası kurmak için istediği krediyi kastederek, Türkler böyle düşündükleri sürece dolarlarımızın ABD'de kalması daha iyi olacaktır' diyor ve Türkiye'nin makine, uçak ve dizel motoru yapımı projelerine kesin bir biçimde karşı çıkarak, Türkiye'yi bu tür düşüncelerden vazgeçmesi yönünde adeta tehdit ediyordu: 'Amerikalılar böyle düşünenleri iyi çalışma arkadaşı saymazlar.' Thornburg Raporu, bugün Türkiye'ye kurtarıcı gibi getirilen Kemal Derviş'in, Dünya Bankası yetkilisi olarak 1978 yılında Türkiye için hazırladığı raporun hemen aynısıydı. Atatürk döneminde gerçekleştirilen ekonomik atılımlar ve bu atılımları planlayan, uygulayan ve geliştiren ulusçu Kadroların tasfiyesini öngören Thornburg anlayışı, Türkiye'de sürekli bir biçimde iktidar oldu. Bu iktidarın somut ifadesi olan hükümetlerin hemen tümü, anti-Kemalist politikalar yürüttüler. Atatürk'ün Türkiye için sakıncalı gördüğü hemen her girişimi uygulamaya soktular. Thornburg Raporu'yla aynı anlayışa sahip olan ve Atatürk döneminde rafa kaldırılan 1800 sayfalık Dorr Raporu yeniden gündeme getirildi ve uygulandı. 1945'ten sonra yeniden Türkiye'ye gelen Dorr'a olağanüstü ilgi gösterildi ve kimi hükümet üyeleri Dorr'a, “Raporun kendileri için kutsal kitap olduğunu” söylediler. 1945'ten sonra motor ve ağır sanayi yatırımlarından vazgeçildi ve bu yöndeki eğilimler resmi politikadan çıkarıldı. Türkiye, yabancı sermayeye denetimsiz olarak açıldı; gübre ve tarım ürünleri dahil ithalata yönelindi; yoğun olarak dış borç alındı; NATO'ya girildi; Petrol Kanunu çıkarılarak petrol işletmeciliği devlet tekelinden çıkarıldı; KİT'lerin satılacağı açıklandı. Yasadışı ilişkiler ve karaborsayla palazlanan zenginler türedi, arazi spekülatörleri ve büyük toprak sahipleri, uluslararası şirketlerin temsilciliklerini almaya başladılar. CHP, 1947 yılında programını değiştirdi ve Demir-Çelik Kombinaları, Genel Makine Fabrikası, Elektrolitik Bakır Kombinası gibi ağır sanayi projelerinden vazgeçildiğini açıkladı. MKE'nin (Makine Kimya Endüstrisi) gerçekleştirdiği ve Danimarka dahil birçok ülkeye ihraç edilen 8 kişilik yolcu uçağı üretimine son verildi. Türkiye, Batıya bağlanmanın yeni bir aşaması olan Avrupa Birliği (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu-AET) sürecine 20 yıllık anti-Kemalist uygulamalar döneminden sonra böyle geldi. 1959'da üyelik için AET'ye başvurduğunda, Türkiye Atatürk'ün 1938'de bıraktığı Türkiye'den çok farklı bir yerdeydi. Tam bağımsızlıktan ödün vermeyen, emperyalist bloklarla ittifak yapmayan, kendi gücüne dayanarak kalkınan ve dünyanın hiçbir ülkesine en küçük bir bağımlılığı olmayan, borçsuz ve bağlantısız Türkiye'nin yerinde; iç ve dış siyasette özgürce karar üretemeyen, açık bütçeli, sanayileşemeyen ve sürekli borçlanan bir Türkiye vardı. Ülkeyi yönetenler Batıya bağlanmaktan başka bir yolun olmadığını söylüyor, söylemleri yönünde uygulamalar yapıyor, üstelik bu uygulamaları Atatürkçülük adına yaptıklarını ileri sürüyorlardı. Atatürk'ün ölümüyle başlayan ve 1963 yılında AB ile imzalanan Ankara Anlaşması'na dek geçen 25 yıllık geri dönüş süreci içinde, yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların Türkiye'yi getirdiği durum şuydu: 1- Türkiye, imzaladığı çok sayıda uluslararası ve ikili anlaşmayla yönetim inisiyatiflerini önemli oranda yitirdi ve egemenlik haklarını dışarıyla paylaşır duruma geldi, Atatürk'ün yaşamsal düzeyde önem verdiği tam bağımsızlık işleyişinden vazgeçildi ve Tanzimat Batıcılığı yeniden yerleşik devlet politikası haline geldi. 2- Ulusal sanayi yatırımları durduruldu, dış yönlendirmelere bağlı olarak 'savaş zenginleri ve dış borca dayanılarak tüketime yönelik montaj yatırımlarına yönelindi. Dışardan alınan borçlar, teşvik kredisi adıyla, yerli ortak bularak yatırım yapan uluslararası şirketlere devredildi ve geleceğini Batıya bağlamış olan yeni bir işbirlikçi zümre yaratıldı. 3- Yabancılara hemen her alanda imtiyaz hakları tanındı. Petrol başta olmak üzere tüm stratejik madenler yabancı sermaye yatırımına açıldı. Yatırımcı kuruluşların yönetimlerine, dışarıda eğitim gören ve Batı değerlerini temsil eden kadrolar getirildi. Ulusçu ve Atatürkçü kadrolar devlet yönetiminden uzaklaştırıldı. 4- Dış ticaret ve bütçe dengeleri bozuldu. İhracatın ithalatı karşılaması oranı sürekli küçüldü ve bütçe açıkları hızla arttı. Bu olumsuz gelişmenin doğal sonucu olarak ve giderek artan bir yoğunlukta dış borçlanmaya gidildi. Milli kambiyo işleyişi zedelendi, Türk parası sürekli değer yitirdi. 5- 'Eğitim Birliği' ilkesi uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye her çeşit insan yetiştiren bir ülke haline getirildi. Misyoner okulları, tarikat mektepleri, paralı kolejler, imam hatip kurs ve okulları, yabancı dilde eğitim yaygınlaştırıldı. Köy enstitüleri ve köy öğretmen okulları kapatıldı, eğitimin ulusal niteliği bozuldu. 6- Bağımsız ve bağlantısız niteliğiyle tüm dünyada saygı uyandıran Atatürkçü dış siyasetten vazgeçildi. Batı politikalarının dümen suyuna gidildi. Türk ordusunun büyük bölümü NATO emrine verildi. Kore'ye asker gönderildi. Kurtuluş Savaşı ile örnek olunan ve anti-emperyalist bir mücadele içine giren 'mazlum' uluslar değil, büyük devletler desteklendi. Kemalist Cumhuriyetin saygınlığı yitirildi. 7- Gelişmiş ülkeler öncülüğünde kurulup geliştirilen hemen tüm uluslararası örgütlere üye olundu. Truman Doktrini, Marshall Planı, IMF, Dünya Bankası, Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü politikalarıyla emperyalizm Türkiye'de içsel bir olgu haline getirildi; Türkiye'nin geleceğine bu örgütler karar verir hale geldi. 8- Atatürk döneminde sıkı bir biçimde denetlenen ve ulus karşıtı hiçbir faaliyetine izin verilmeyen Fener Rum Patrikhanesi'ne ayrıcalıklı bir hoşgörü gösterildi. CIA görevlisi Athenagoros Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına geçirilerek patrik yapıldı; Milli Eğitim Bakanlığı, Heybeliada Ruhban Okulu'nun Teoloji Yüksek Okulu adıyla, İlahiyat Fakültesi haline getirilmesine izin verdi. 9- Sınır komşularıyla, Atatürk döneminde geliştirilen dostluk ilişkileri kalıcı düşmanlıklara dönüştürüldü. Sovyetler Birliği ve Yunanistan birinci tehdit unsuru düşmanlar haline geldi. Menderes hükümeti Irak'a askeri müdahale yapmaya kalkıştı. Türkiye 'düşmanlarla' çevrili bir ülke haline geldi. 10- Yaygın ve etkili bir kültürel yozlaşma yaşandı. Atatürk'ün bizzat katıldığı Türk dili ve tarihi konusundaki çalışmalar geliştirilmediği gibi yapılanlar, sistemli bir karşı çıkışla ortadan kaldırıldı. Özellikle Amerikan kaynaklı 'kültür' ürünleri bilinçli programlarla yaygınlaştırıldı. Toplumsal değerler ve ulusal kimlik kalıcı bozulmalara uğradı. Demokratik hemen hiçbir gelişmeye izin verilmedi. Partiler ve örgütler kapatıldı. Atatürk'ün özellikle emperyalizme karşı söylemleri bile 'suç' olarak değerlendirildi. Köy enstitüsü çıkışlılar başta olmak üzere hemen tüm ulusçu aydınlar baskı altına alındılar, cezai kovuşturmaya uğradılar. Türkiye, kendi aydınlarını yok eden bir ülke haline geldi." Metin Aydoğan- Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Ynt: Satılmışlığın Tarihi
12 Temmuz 1947
ABD-Türkiye İkili Askeri Anlaşması "Türk ve ingiliz dillerinde iki nüsha olarak; Ankarada 12 temmuz 1947 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına Hasan Saka-ABD Hükümeti adına Edwin C.Wilson İlgili anlaşma 8 maddeden ibarettir. 3.maddenin (2.)bendinde; " Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu anlaşma için:yardım amacı,kaynağı,mahiyeti,genişliği,miktarı ve ilerlemesi hakkında ve ABD hakkında Türkiyede tam ve devamlı (lehinde)yayın yapacaktır." Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İsmet İnönü: "Büyük Amerika Cumhuriyetinin;memleketimiz ve milletimiz hakkında beslemekte olduğu yakın dostluk duygularının yeni bir misalini teşkil eden bu sevinçli olayı her Türk'ün candan alkışlaması gerekir. 2.cihan savaşı sırasında ve savaşın fiilen sona ermesinden sonra,milletimizin ispat ettiği yüksek meziyet ve ideallerinin dünya efkar-ı umumiyesi tarafından takdir edildiğini gösteren bu yardım,Türkiyeye zaruri ve normal savaş malzemesinin bir kısmını temin etmek maksadıyla savaş sonunda Türkiyenin düştüğü iktisadi güçlüklerde çok ferahlatıcı olacak ve Amerikan Hükümeti cihan barışının korunması uğruna çok büyük fedakarlık etmiştir." Ancak 1964 yılı haziran ayında bu sefer Başbakan olan merhum İsmet İnönü'ye Kıbrıs bunalımında ABD tarafından 12.temmuz 1947 tarihli ikili askeri anlaşmanın 2.ve 4.maddeleri gereği Türkiye nin müdahale edemeyeceği notası verildi. ABD -Türkiye ikili askeri anlaşması imzalandığından kısa süre sonra hemen Amerikalı subay,astsubay ve erleri askeri üniformalarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri karargah ve birliklerine dağıldı. Ordumuzdaki önemli direnişe rağmen Türk Hükümetleri desteklediği için ABD'liler isteklerini gerçekleştirdiler. 13 şubat 1952 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti NATO ya girişi onayladı. 1947 askeri anlaşmalar gereği ABD Türkiyede hemen Askeri Üs ve Tesisler kurmaya başladı. 23 Haziran 1954 tarihinde ABD ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 1947 askeri kolaylıklar anlaşması devamı olarak 100 den fazla uygulama anlaşması imzaladı. 23 Haziran 1954 "Askeri kolaylıklar anlaşması": Diplomatların dışında kalan bütün ABD askeri personeli de çok geniş imtiyazlara ve ekonomik muafiyetlere kavuşturuldu. Ayrıca Türkiye'ye giriş ve çıkış yapan ABD askeri personeli Türk Hükümeti kontrol edemeyecektir. ABD askeri Bölük,Tabur,Filo,Alay v.b.gibi unsurlar Türkiye'ye gelişlerinde Türk Hükümetinden izin alınmayacak sadece ABD keyfiyeti önceden bildirecektir. 27.şubat 1946 tarih 4882 sayılı kanunla Türkiye'ye ABD tarafından verilen 10 milyon dolarlık kredi Merkez Bankasında ABD hesabına yatıttırılmıştı. Daha sonra Türkiyede ki ABD askeri üs ve tesislerinde ve diğer Türk kurumlarında uzman olarak bulunan tüm ABD li personelin maaş,yolluk ve tüm ihiyacları bu krediden karşılandı. Ancak Türkiye bir kuruşunu kullanamadığı bu kredinin ana para ve tüm faizlerini ödeme yükümlülüğünü kabul ettiği için ödemeler Türk Milletinin vergilerinden yapılmıştır. Ne dostluk anlaşması ama(!) Ayrıca Türkiye'nin dört bir yanına yerleştirilen 30000 ABD askeri personelinin yurtdışından getirecekleri her türlü mal tamamen gümrük vergisinden muaf olduğu için TL olarak sattıkları mallarını dolara çevirerek yurtdışına transfer etmişlerdir. ABD ye personel eğitim kursuna giden bir Hava Yüzbaşımızın tanık olduğu olay: ABD den yurtdışına gönderilen tüm askeri personele komutanları tarafından şu talimat verilmekteymiş: "-Senin ev eşyanı gideceğin yere ABD Hükümeti sembolik bir ücretle ulaştırmaktadır. Amerikan Halkının refahını arttırmak için,gönderildiğin ülkede eşyalarını satarak Amerikan İşçisinin emeğini değerlendireceksin" ....... Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 23 şubat 1945 tarihinde ABD Hükümetiyle çok geniş kapsamlı ilk ikili anlaşmayı imzalamıştır. Aslında çok geniş kapsamlı olan bu ikili anlaşma ABD Hükümetlerine çok geniş yetkiler vermiştir. 23.şubat 1945 tarihli anlaşma ile 23 haziran 1954 tarihli anlaşma arasında geçen 9 yıl;ABD,Türkiye de kendi siyasi,ekonomik,mali ve askeri politikalarını nasıl uygulayacağını kendi uzmanlarıyla geniş ve derin araştırma ve hazırlık yapmıştır. 9 yıl boyunca ABD li uzmanlar;Türkleri,Türkiyeyi,Türk kanunlarını,var olan düzeni ve kendilerine göre etnik halk kabul ettikleri grupları,çeşitli siyasi akımları,dini inanç,mezhep,tarikat ve cemiyetleri,idare sistemini ve Devlet mekanizmasını bütün yönleriyle en ince ayrıntılarına kadar incelediler ve raporlar hazırladılar. 9 yıl Amerikalılar bilgi toplama,örgütlenme ve yerleşmeleri içine alan çok geniş bir hazırlık dönemi geçirdiler. Ve bu 9 yıl araştırmalarından sonra Türkiye ile can ciğer dost oldular(!). Bu can ciğer dostluğa karşı çıkanlar ise;en değerli müttefikler Türk-Amerikan ilişkilerini bozmak ve devlet ilişkilerine zarar vermek suçuyla derhal görevlerinden uzaklaştırıldılar. Emekli Orgeneral R.Tulga: "Genelkurmay;bir anlaşmaya dayanmadan Sinop ve Yalova Havaalanlarını kullanan Amerikalılara çıkın diyor ancak Amerikalılar ise"Bize müsaadeyi Türk Hükümeti verdi" karşılığını veriyor. Genelkurmay yazılı belgeyi gösterin diyor ancak Amerikalılar "yazılı değil sözlü müsaade var"diyorlardı". 28 aralık 1965 Kıbrıs bunalımı günlerinde;Genelkurmaydan yüksek rütbeli subayımız,Dışişleri Bakanlığımıza gidiyor. Dışişleri Bakanı merhum İhsan Sabri Çağlayangil,nezaketle karşılayıp oturttuğu subaya aniden "Paşam siz niye Amerikan düşmanısınız?" diyor. Paşa: "Ben,Genelkurmayı temsilen buradayım.Sorunuzu kendi adıma değil Genelkurmay adına cevaplıyorum.Biliniz ki-Genelkurmay düşman değildir ancak ABD nin Kıbrıs davranışı kesinlikle müttefiklikle bağdaşmıyor.Fakat en önemlisi ise sayın beyefendi-BİR MİLLET HERŞEYDEN ÖNCE KENDİ KENDİSİNİN DOSTU OLMALIDIR." Amerikalılar;Türkiye de uygun gördükleri her yere üs kurdular. İstimlak bedellerini ise Türk Hükümetleri ödedi. Amerikalılara bedelsiz tahsis edilen araziler 32 milyon metrekare idi. Bu üs ve tesisler NATO ya değil ABD ye bağlı idi. 1963 yılı 3.Ordu Komutanı R.Tulga,Trabzon'daki ABD üssüne gider. Bu gezisini daha sonra 23 ekim1969 tarihli Devrim Dergisinde anlatır: "ABD Trabzon Üs komutanı Albay,bizi büyük bir merasimle karşıladı.Albay;kantini,kulüp,yemekhane,mutfak tesislerini gezdirdi.Biraz ötede ise demir kafesle çevrili gerçek üsse doğru ilerledim.Amerikalı Albay yolumu kesti. -Oraya giremezsiniz!Buraya ancak ABD uyruklu yetkili kişiler girebilir. -Ben Ordu Komutanıyım.Bulunduğumuz bölge giremiyeceğim yer olamaz. Albay-Emir böyle. Ben-Bu hükümranlık haklarımıza tecavüzdür.dedim. Amerikalı Üs Komutanı Albay: "Ama Hükümetlerimiz arasında ikili anlaşmalarımız var" dedi. Tulga Paşa bunun üzerine Amerikalıların tüm ısrarlarına rağmen Trabzon ABD üssünü terkettiğini beyan etti. Bizler yinede geçmişte olan ve hükümetlerce gizlenen bu ikili anlaşmaların içeriklerini askerlerimizin hatıralarından öğreniyoruz.Bu da gösteriyor ki asil TÜRK ORDUSU her türlü engellemelere rağmen yine de görevini yapmıştır." Gülsev Eyüboğlu İrhan - Vatan Haber Son düzenleyen Dave : 06-12-2007 - 23:45 |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Ynt: Satılmışlığın Tarihi
İnanılmaz, kesinlikle inaılmaz. Kendi elleriyle teslim etmişler ülkeyi. İnönü her zaman mevcut durumu korumayı öngeren bir politikacıydı ve bu yüzden Atatürk onun ve onun gibilerin iyi birer yönetici olmayacağını düşünüyordu ki düşüncelerinin doğruluğu kanıtlanıyor. Zira aralarının bozulmasının asıl sebebi de İnönü'nün faşist yönetimin iktidarda olduğu Almanya ve İtalya'da ki eğitim sistemlerinin Türkiye'de uygulanmasını istemesidir. Atatürk buna karşı çıkmış ve kendi eğitim sistemimizi kurmamızı sağlamıştır. Tabii bu da emperyalizmin işine gelmemiştir. Çünkü bu sistem ulusalcı insanlar yetiştirecekti.
Tabii birde Rusya meselesi var. Savaşın bitişinin arından Avrupa'ya tek başına kafa tutabilecek güce erişen Rusya'nın bizden Kars'ı istemesi durumun bu şekile gelmesine en fazla etki eden unsurlardan biridir. Bu durumdan kurtulabilmek için yılana sarıldığımız aşikar. Ama kardeşim bu kadar da sarılmaz ki bir insan yılana. CHP yönetiminin ardından gelen DP ve Menderes yönetimi tamamen teslimiyetçi olmuşlardır bu da kesin ve nettir. Okudukça üzüldüm ve gerildim açıkçası. Bunca büyük işler başardıktan sonra hala gücünün farkına varamamış insanların ülkemizi ne hale getirdiklerini görmek acı verici. Sen kalk emperyalizme karşı savaş ve kazan. Ardından kalkıp emperyalist güçlerle birlikte Kore'nin üstüne yürü. Rusya'nın az suçu yok bunda. Çok üzüntü verici çok. Dünyanın gördüğü en büyük hayal kırıklıklarından biri olmak da çok üzücü. the city of Menzoberranzan 20000 drow lived there 20000 soldier in the army of evil |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Ynt: Satılmışlığın Tarihi
Bu konuların 90'lardan itibaren konuşulmaya başlanması üzücü.Keşke daha önce gündeme getirilseydi ama bildiğim kadarıyla zamanında bu konular hakkında konuşanlar, mahkemelerde yargılanmışlar
|
|
#5
|
||||
|
||||
|
Ynt: Satılmışlığın Tarihi
bundan sonra konuşulmasında bir sakınca görüleceğini sanmıyorum zira bakın onlar hatalar yapmışlar bizim hükümetimiz herşeyi süper yapıyor süper gidiyoruz
diyen bir hükümet var başımızda
the city of Menzoberranzan 20000 drow lived there 20000 soldier in the army of evil |
![]() |
| Etiketler |
| tarihi |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Başlık | Başlığı Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Caz Tarihi (pt.7) | JosefK | Jazz - Blues | 2 | 15-12-2006 09:58 |
| Caz Tarihi (pt.6) | JosefK | Jazz - Blues | 4 | 22-11-2006 10:11 |
| Caz Tarihi (pt.5) | JosefK | Jazz - Blues | 3 | 14-11-2006 08:50 |
| Caz Tarihi (pt.3) | JosefK | Jazz - Blues | 3 | 09-11-2006 09:49 |
| Caz Tarihi (pt.1) | JosefK | Jazz - Blues | 1 | 07-11-2006 17:04 |