Varlıkları sürekli tartışılan bir imparatorluk Atlantis.Okuduklarınız size bir masal veya bilim kurgu öyküsü gibi gelebilir. Masal ya da gerçek. Ne farkeder? Anlatılan öykü benliğe yenik düşen, insan ırkının üzerinde üstünlük
|
#1
|
||||
|
||||
|
Atlantis
Varlıkları sürekli tartışılan bir imparatorluk Atlantis.Okuduklarınız size bir masal veya bilim kurgu öyküsü gibi gelebilir. Masal ya da gerçek. Ne farkeder? Anlatılan öykü benliğe yenik düşen, insan ırkının üzerinde üstünlük kurmaya çalışan bir uygarlığın öyküsüdür. Gerçek mi, değil mi ? diye merak ediyorsanız, yanıtını kalbinize sorun. O size doğru olanı söyleyecektir.
it is the need to escape from a harsh reality. |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Masal olduguna inanmıyorum neticede atlantislerin bir kolunun misira yerlestiği bir kolunun guney amerikaya yerlestiği tam olarak ıspatlanamasada bütün bulgular bunun gercek oldugu doğrultusunda.
Sağ kalan bir kaç atlantisli misirda tapınakları inşa edip ezoterik bilgileri sadece seçilmiş olanlara veriyordu masonluğun başlangiç noktasida burasi . bu seçiilmişler tapınaklarda türlü sinavlardan geciyor ve sınavi basari ile bitirenler once cirak sonra kalfa en sonda üstadlık mertebesine ulasarak gizli bilgilere sahip olabiliyordu. Eflatun , aristo , hzmusa , isa , pisagor , mevlana vs gibi aklıma gelemeyen birçokalri bu ezotorik bilgilere ulaşmıştır. Bu şekilde gizli olmasinin sebebini ise şu şekilde açıklıyorlar : Ozamanlar insanlar genelde cahil ve dünyanin varolan gizlrerini almaya hazir değiller o yüzden tapinaklarda bizim bilidiğimiz peygamberlere şu söyleniyor : İnsanlara tek bir tanrının varligina inandırın ama öyle bir şekilde ve basitçe yapmalisiniz ki , sapıtmasınlar. Bunun üzerine dinler mitolojik hikayeler seklinde karsimiza cikiyor . Atlantis'in tanrıların gazabı tarafindan yokedilği söyleniyor çünkü okadar güçlenmişlerki kendilerini tanrılara eşit saymışlar. Buna kesinlikle katılmıyorum ama atlantislerin bilim , tıp , astrofizik ve parapsikoloji konularında üst seviyede olduklarini ve ozamanalr bile bizim simdi hayal edemeyecegimiz silahlar kullandiklarini düşünüyorum bunu destekleyeci bir yazi okumustum (ezoterik batıni doktrinler tarihi ) neticede bir şekilde kendi sonlarini hazirladir biyolojik ve kimyasal silahlarla ayni bizim yapmakta oldugumuz gibi. Oh , Yeah ? |
|
#3
|
||||
|
||||
|
The Story of Atlantis
------------------------------------------------------- Over 11,000 years ago there existed an island nation located in the middle of the Atlantic ocean populated by a noble and powerful race. The people of this land possessed great wealth thanks to the natural resources found throughout their island. The island was a center for trade and commerce. The rulers of this land held sway over the people and land of their own island and well into Europe and Africa. This was the island of Atlantis. Atlantis was the domain of Poseidon, god of the sea. When Poseidon fell in love with a mortal woman, Cleito, he created a dwelling at the top of a hill near the middle of the island and surrounded the dwelling with rings of water and land to protect her. Cleito gave birth to five sets of twin boys who became the first rulers of Atlantis. The island was divided among the brothers with the eldest, Atlas, first King of Atlantis, being given control over the central hill and surrounding areas. At the top of the central hill, a temple was built to honor Poseidon which housed a giant gold statue of Poseidon riding a chariot pulled by winged horses. It was here that the rulers of Atlantis would come to discuss laws, pass judgments, and pay tribute to Poseidon.. To facilitate travel and trade, a water canal was cut through of the rings of land and water running south for 5.5 miles (~9 km) to the sea. The city of Atlantis sat just outside the outer ring of water and spread across the plain covering a circle of 11 miles (1.7 km). This was a densely populated area where the majority of the population lived. Beyond the city lay a fertile plain 330 miles (530 km) long and 110 miles (190 km) wide surrounded by another canal used to collect water from the rivers and streams of the mountains. The climate was such that two harvests were possible each year. One in the winter fed by the rains and one in the summer fed by irrigation from the canal. Surrounding the plain to the north were mountains which soared to the skies. Villages, lakes, rivers, and meadows dotted the mountains. Besides the harvests, the island provided all kinds of herbs, fruits, and nuts. An abundance of animals, including elephants, roamed the island. For generations the Atlanteans lived simple, virtuous lives. But slowly they began to change. Greed and power began to corrupt them. When Zeus saw the immorality of the Atlanteans he gathered the other gods to determine a suitable punishment. Soon, in one violent surge it was gone. The island of Atlantis, its people, and its memory were swallowed by the sea. *wolrath the kapitan* Son düzenleyen Cey : 30-10-2005 - 23:09 |
|
#4
|
||||
|
||||
|
O taşların sırrı çözüldü malesef.Bir gemiden düşen içleri çimento dolu fıçılarmış.Zaman içinde tahtanın erimesi ile bu şekil taşlara dönüştüler.
Kesinlikle Atlantis üzerinde konuşulacak çok şey var.Uyanayım yazarım birşeyler. People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
bugünlerde epey bi sardım aslında bu atlantis olayına..biraz araştırdım.
platon'un bahsettiği söz "iç içe geçmiş adalar "dünyada bu tür bir jeolojik yapının benzeri sadece ege'deki santorini adasında var..savunduğun yer olan kanarya adalarının eski devirlerde bir büyük, birleşik ada olduğu sanılıyo ama içe içe geçen adalar yok.. bunun oluşması santorini adasında ki yanardağ gibi patladıktan sonra kaldera'sının taşlaşma sonucu bir ada gibi yüzeyde kalıp koskoca yanardağın sular altına gömülmesi ve çevresine yaptığı baskıyla biriken enerjinin suda kalan kısmın yanlarından deniz dipinin bir dağ gibi yukarı çıkmasıdır.. böylece iç içe geçen ada görünüşü oluşmuş oluyor, ayrıca bu bölgede yerleşen minos uygarlığı hakkında biraz araştırma yaparsan ne kadar geliştiklerini görürsün.. var5olan yapılarının binlerce yıldır nasıl korunduğunu ve o zaman ki fresklerden yaşanılan hayatın şu anki bile birçok medeniyetten ileri olduğunu fark edersin.. bahsettiklerin insanın ortaya çıkması şimdiki yeni zellanda ve hawai adaları arasında var olduğu iddaedilen kayıp mu kıtasının hikayesine benziyo ordan orta amerika,atlantis, afrika mısır diye hayali bir yol izledikleri söyleniyor bir kısım mulu'nun, ki bunun temellendirilmesi i,nka ve aztek medeniyetlerinin yazı biçimiyle mısır yazısının benzerliği ile yapılıyor.. bu ne kadar güçlü bi tartışmaysa benim bahsettiğim olayda o kadar güçlüdür aslında kanıtlanabilirliğinin çok şüpheli olmasından dolayıda güçsüzde diyebiliriz.. bu arada masonlar her devirde bulunan bir tür garip grup bence.. (başka bi başlıkta vardı böyle bi tartışma ama asıl atlantisle ilgili olduğu için buraya yazdım) it is the need to escape from a harsh reality. |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Atlantis üzerine geniş inanış bir kıta'nın yok olması üzerine olmasına rağmen benim değişik bir tezim var.Atlantis tek bir kıta değil dünyanın her tarafına yayılmış çok geniş bir Denizci ırk'idi.Dünyadan yok olmaları ise binlerce yıl önce kıtaların yer değiştirmesine sebep olan Meteor düşüşü ile gerçekleşti.
Yok olmalarının sebebi ise sahillerde yaşıyor olmaları ve müthiş tsunami dalgaları yüzünden yok olmaları dır. People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#7
|
||||
|
||||
|
yok olmak la dunyadan yok olmak arasında ne fark var kı?!.
*wolrath the kapitan* |
|
#8
|
||||
|
||||
|
Dünya üzerindeki her bölgenin enerji alanı, orda yaşayan halkı etkileyen belli bir ''kişiliği'' vardır. Farklı enerji alanları orada yaşayan insanların bedensel titresşimlerini ve grup psikolojisini değiştirir, duygusal ve ruhsal gelişimini etkiler.
Atlantis halkı kendi özgün enerji alanında yaşadığından, onlar biz Lemuryalılardan farklı bir biçimde gelişmişlerdi ve bu yüzden farklı ilgi alanlarına sahiptiler. Atlantis, özellikle kıtanın batı yarısı, yoğun bir meraklılığa yol açan, ateşli, huzursuz bir enerji içeriyordu. Huzursuz sınırlanmışlık duyguları, onları keşfetmeye ve icat etmeye yönlendirmişti. Deniz ve hava yolculuğu yapma konusunda şaşırtıcı bir yetenek göstermiş ve uygarlıklarının çok erken bir döneminde aletler ve ilkel bir teknoloji göstermişlerdi. Öte yandan, bizim enerjimiz daha kişi-ve yuva- yönelimliydi, buda genişlemeden çok, ilişkilerle ve grup faaliyetiyle yoğun biçimde meşgul olmayla sonuçlanıyordu. Biz yaratacı kaynağa, ve evrensel yasalara ve bilgeliğe tam bağlılığı ve bütünüyle destekleyici, birbirine bağlayıcı bir ortak bilinci deneyimlemeye çalışıyorduk. Doyumlu dingin, neşeli ve eğlence severdik ve mevcut durumu değiştirmeyi hiç istemiyorduk. Lemurya kültürümüz ve uygarlığımız on binlerce yıl boyunca gelişmişti, ancak modern insanlar bizim yaşam tarzımızı durağan olarak görebilirlerdi. Belli bir doyum, rahatlık ve uyum düzeyine eriştiğimizde, dışsal ilerleme durmuştu. Bu yüzden, Atlantisliler bizi ilk keşfettiklerinde, bizi geri kalmış, tembel, sıkıcı, teknolojik olarak aşağı, hatta aptal olarak görmüş olabilirler (Amerikalıların kızılderilileri gördüğü gibi, A.G) Biz Atlantislilerin çok konuştuklarını fark etmiştik. Üstelik onlar çoğunlukla kastettikleri şeyi söylemiyor, yada söyledikleri şeyi kastetmiyorlardı. Karşılıklı dil engelleri yüzünden, ve buna bizim neşeli kıkırdamalarımız ve kahkahalarımızda katıldığında, onlara anlaşılmaz şeyler söyleyen çocuklar gibi görünmüş olmalıyız. Atlantisliler uygarlıklarına tıpkı bizim gibi, evrensel bilgeliğe ve birbirlerine bağlı olarak başladılar. Ne yazıkki gelişmelerinin erken bir döneminde – insan türünün bir çoğunun yapmış olduğu gibi – ışık bedenlerinden ayrılıp fiziksel forma düştüler. Ondan sonra binlerce yol boyunca Evrensel Bilgeliğin nufus ettiği ortak bilinçaltını korudular, ama uygarlıklarının geçirdiği büyük yıkımdan sonra bu bilinçaltı da parçalandı. Ancak Lemuryayı keşfetmelerinden uzun zaman önce, onların Evrensel Bilgelikle ilgili eksik anlayışları daga materyalist hale gelmişti, toplumlarının bazı üyeleri doğaya ve birbirlerine hükmetme arzusu taşıyorlardı. Biz Lemuryalılar ruhsal eğilimli ve gayri mulkiyetçi olduğumuzdan, sahip olduğumuz şeyleri onlarla karşılıksız olarak paylaştık. Sahip olduğumuz şeyleri Atlantislilerler paylaşmaya sadece gönüllü değil, çok hevesliydikde. Öğretmekten hoşlandığımızdan, onlara sadece Evrensel Bilgeliği ve yasaları değil, ayrıca kutsal geometriyi, yıldızların, gezegenlerin ve kristallerişn enerjisini, bitkileri beslemeyi, esansımsı yağların üretimini, şifalı otların bilgisini ve güzel sanat eserleri ve kumaşlar yaratmayı memnuniyetle öğrettik. Bizim başvuru noktamız olmadan yeteneklerimizi anlamanın onlar için çok güç olduğunu takdir etmiş ve bilgimizi özümsemelerine yardımcı olması için Altın Işığı çağırmıştık. Ancak bir çoğunun anlamasına karşın, bazıları bizim iyi niyetlerimize sırt çevirdiler.. Bunun sonucunda, o Atlantisliler bizim değerli bilgiyi, bilgeliği ve malları karşılıksız olarak verecek kadar zayıf olan ilkel yerlilerden başka bir şey olmadığımıza hükmettiler. Yinede bizim çabasız bir biçimde sürdürdüğümüz o evrensel bigelik birikimi onların merakını uyandırmış ve daha sonrada saplantıları haline gelmişti. Atlantisliler bu muazzam bilgi birikimini bizden memnuniyetle alıp kendi toplumlarına uyguladılar. Ve teknolojik eğilimli olduklarından, bizden aldıkları bilgiyi pratik biçimlerde uyguladılar. Bizim dostlarımızı, kristalleri kendi teknolojilerinde aletler olarak kullandılar. Denizin üstünde, altında ve havada gidebilen gemiler yaptılar ve bu taşıtları kristal enerjisiyle işlettiler; kristalleri bir tür ısıtma, soğutma, aydınlatma ve enerji gücü olarak kullandılar ve bizim kazı yapma ve nesneleri kolayca hareket ettirme yeteneğimizden yararlandılar. Tapınaklar, binalar ve harika kentler yaratmak için bizim kutsal geometri anlayışımızı kullandılar. Kadim kil tabletlerde, diğer kayıtlarda ve mitos larda bizim harika binalar, kentler ve anıtlar yaratabildiğimizden söz edilir. Ama onları biz yapmamaıştık, Bizim kutsal geometri, enerji ağı, enerji istasyonları hakkında bilgimiz vardı ve yüksek matematik ve muhendislik denebilecek şeye sahiptik. Ama bu bilgiler diğer halklar, esasen Atlantisliler tarafından uygulanmıştır. Biz ne gemiler inşa ettik nede koloniler kurduk. Bu harikaların mimarları ve muhendisleri olarak görülebilirdik, ama onlar Lemuryalı olmayanalar tarafından yapılmıştı. Atlantisliler ayrıca bizim birbirimizle iletişim kurmak için düşünce formlarını, enerji-ağını ve telepatiyi kullanma, nesnelere, kristallere ve kayalara bilgi kaydetme, beden dışı yolculuk yapma, uzun bir ömür sürme yeteneğimizide kopya etmeye ve kendi enerji-ağlarının yerini saptamaya çalışmışlardı. Ne yazıkki, onlar yüksek bilginin ve ona eşlik eden gücün asıl maksadını anlamamaış ve onu bütünün hayrı yönünde kullanmayı amaçlamamışlardı. Bazıları güç açlığı çektiklerinden, bilgiyi kişisel kazanç için ve insanları kendi amaçları yönünde etkileyip yönlendirmek için kullandılar. Atlantisliler bizim yıldızları okuma becerimizide edinmişlerdi, ancak bunu neyi ve neden okuduklarını tam olarak anlamadan yapıyorlardı. Bizi taklit etme sürecinde, yıldızlara, güneşe ve aya adanmış bir çok anıt yarattılar. Diğer uygarlıklarda bu becerileri – bazen Atlantislilerden kopya ederek edinmişlerdi. Ancak çocukların ‘’telefon’’ oyunu gibi, bu süreçte değerli bilgi yanlış bir şekilde aktarıldı, dağıldı ve bazı bilgiler kayboldu. Biz Lemryalılar Büyüğkler Kurulu nun yardımıyla Evrensel Bilgeliğe bağlıydık. Hatırlayacağınız gibi, büyüklerimişz bizi ışığa bağlı tutma görevilerine dayanan kararlar veriyorlardı,. Ama Atlantisliler Büyüklerimizin Lemurya toplumundaki pozisyonlarını bir güç pozisyonu olarak yanlış anladılar. Bilgeliği tüm Atlantislilerle ve kolonilerdeki yurttaşlarla paylaşmak yerine, sır olarak sakladılar ve rahip/krallar yaratarak sadece onları Bilgeliğe inisiye ettiler. Atlantislilerin bu arada Lemuryalılarla yakın ilişki kurmaları yarı Lemuryalı yarı Atlantisli bebeklerin doğumuyla sonuçlandı. İki toplumun birbirine karışması tüm Lemurya titreşimini düşürdü ve bu durum daha sonra uygarlığımızın çöküşüne katkıda bulundu. Yüzyıllar boyunca Atlantisliler ticaret ve öğrenim amacıyla Lemuryaya geldiler. Hatta anayurdumuzda koloniler bile kurdular. Onlardan kolonilerini enerji-ağımızın üzerine değil, başka yerlere kurmalarını ve o bölgelerde kalmalarını istedik, ilk başta bunu yapmaya razı oldular. Ancak bazıları kendi bölgeleri içinde kalmadılar ve dahada fazla yayılmak için Büyüklerimize teklifde bulunmaya başladılar. Büyüklerimiz bu teklifleri reddettiler ve bu Atlantislilerin bize düşman olmasına yol açtı. Yüzyıllar boyunca barış içinde bir arada yaşdıktan sonra, bazı Atlantisliler boyun eğmeyen Lemuryalıları yakalayıp anayurdumuzdan uzaklaştırmaya başladılar. Ve tutsak ettikleri Lemuryalıları sadece Atlantise değil, Tibet, Mısır Orta doğu, Avrupa, Afrika ve güney Amerikadaki kolonilerinede götürdüler. Biz Lemurya içinde geniş çapta yolculuk yapmamıza karşın, sevgili kıtamızın dışına yolculuk yapmayı asla arzulamaz ve bunu yapmazdıkta. Ana yurdumuzun ve halkımızın enerjisinden ayrılmak bir ölüm haberi gibiydi ve bu Shangri-la efsanesini üretmişti. Ülkemizi asla isteyerek terk etmedik, çünkü topraklarımızı terk etmek bizim –ruhsal bedenimizi ve grup bağımızı tam olarak sürdüremeden- tümüyle fiziksel bir varoluşa zorlanmamıza yol açmıştı. Kutsal tapınaklarımız, Büyüklerimiz, Şifacılarımız ve diğer Lemuryalıların sinerjisi olmadan, ışık bedenimizi sürdüremedik ,(bedensiz varlıkların sürekli bizi birliğe çağırmasının sebebi bu olsa gerek A.G) ve fiziksel bedenimizi gençleştiremedik. Sadece bu değil, işbirliği ve koşulsuz sevgi içeren değerli toprak enerjimiz olmadan, biz götürüldüğümüz toprakların enerjisini üstlenmeye başladık. Sonuçta ya öldük, yada çok daha kısa ömürlü ve kederli-kasvetli tutumlu bir fiziksel form üstlendik. Benzer bir biçimde, bir Aborjin de hapsedildiğinde çoğunlukla hücresinde ölür. Ama gittiğimiz yerlere bilgimizi, deneyimlerimizi ve anılarımızıda götürdük. Ana yurdumuz hakkında anlattığımız, hayranlık verici ve şaşırtıcı öyküler mitoslar ve efsaneler haline gelirken, bilgimiz diğer uygarlıklar tarafından hevesle özümsendi. Lemurya Yolu adlı kitaptan alıntıdır Oh , Yeah ? |
|
#9
|
||||
|
||||
|
arran'sinaxan'key arravn'sinaxan
gelişlerdeki gidişler flovinya'key dixin'sinaxan, çiçeklerdeki ötüşler oprimedya'mey cohte odafan piramitsel güç alanları um torn-toran glaxin'key entelekt cohte odafan im. böyle uzaktan... |
|
#10
|
||||
|
||||
|
Alıntı: princess of the darkness Varlıkları sürekli tartışılan bir imparatorluk Atlantis.Okuduklarınız size bir masal veya bilim kurgu öyküsü gibi gelebilir. Masal ya da gerçek. Ne farkeder? Anlatılan öykü benliğe yenik düşen, insan ırkının üzerinde üstünlük kurmaya çalışan bir uygarlığın öyküsüdür. Gerçek mi, değil mi ? diye merak ediyorsanız, yanıtını kalbinize sorun. O size doğru olanı söyleyecektir. ilginç ve dikkat çekici |
|
#11
|
||||
|
||||
|
Ynt: Atlantis
Bu uygarlığa ait bir çok buluntu var,Naacal tabletleri ve Edgar Cayce nin jeolojik araştırmaları buna örnek.
Cayce bir kahin,8000 kişi üzerinde tekrar doğuş ile bedenlenen insanların atlantis döneminde yaşadıklarını falan iddia etmiş.Birde Mu'nun kolonisiyken teknolojik olarak ilerlemiş ve bağımsızlığını elde etmiş imparatorluk olmuş.Yeri de bugünkü atlas okyanusu.Üç büyük tufan geçirmiş son tufan da ortadan kalkmış. Birde son tufandan kurtulanlardan bazıları Tibet ve Mısır a gitmişler... Dokuz canım vardı üçü gitti yedi canım var... Son düzenleyen marlasinger : 19-09-2007 - 18:29 |
![]() |
| Etiketler |
| atlantis |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
|
|