#1
saykoloji
Mekan: sarıyer
Mekan: sarıyer
İllüzyon evreni - Melodik duygular
Zaman zaman paralel evrenlerden bahsedildiğine rast gelirsiniz. İlk dikkat çekici şey fizyolojik oluşumlar diğeri ise, felsefik anlamda insanın kendini sorgulamasına yönelebilir. Tabi bu tanım sadece kafamdan geçen düşüncelere ait.
Müziğin kendimize ifade ettiği tanım bence tam anlamıyla yepyeni bir evren doğuruyor. Öyle ki henüz keşfedilememiş ve neredeyse sonsuza kadar keşfedilemeyecek olan beynimizde ve beraberinde duysal algımızda çok çok kısa sürede var ettiğimiz, muazzam büyüklükteki evren. Ben bunu paralel evren olarak düşündüm. Çünkü şu an nefes alıp veren bünyemin ruhsal boyutumdan farklı olduğunu söyleyebilirim.
Uç noktadaki duygularımızı alışagelmiş iletişim yollarının (konuşmak, yazmak ve görsel yolların) dışında sunabileceğimiz yegane yol, ve bence en tatlı yolu müziktir. Yaşadığımız her dakikayı hafızamıza kazımamıza ve an geldiğinde tekrar aynı hissiyatları yaşamıza yardımcı olur. Örneğin bir barda dinlediğiniz parça geçmişinizde yaşadığınız keyif veren bir anıyı canlandırır ve tam anlamıyla aynı duyguları hissetmenize neden olur. Bir an heyecanlanır ve o an karşınızda biri ya da birden fazlası varsa, aklınıza gelen en sempatik kelimelerle ona ifade etmeye çalışırsınız. Büyük ihtimalle sadece bunu anlatmaya çalışmakla kalırsınız; karşınızdaki insanın apayrı bir yaşamı ve duyusal evreni vardır. Eğer o da aynı şeyi, aynı duyguları sizinkiyle aynı heyecanla yaşıyorsa, o insanla bağlarınız daha da güçlenir. İşte bu bana göre müziği yücelten en değerli unsurdur. Bir diğeri ise yalnızken, benliğinizi kavramsal düzlemden uzaklaştırır, manevi ve mistik (tabi buna meyilliyseniz) dünyanızda balonla gezintiye sürükler. Mesela bunu söylerken kendimi bulutsuz, temiz ve gece parlayan ayın altında sürükleniyormuş gibi hissediyorum. İçimde hafif bir ürperti dolaşıyor (yüksekten biraz korkarım) ve kafamda hafiften güzelleşmiş durumda (alkolün etkisi). Zaten yazının sonunda şu süreçteki "playlist"i vereceğim, belki anlaşılmamı kolaylaştırır.
Okuduğum bazı yazılardan, duyduğum bazı sözlerden bir takım çıkarımlarda bulundum: gerektiğinde müziğin büyük kitleleri, o süreçte savunulan veya empoze edilmeye çalışılan düşünceleri, özellikle de siyaset ve politikayla ilgiliyse insanlara anlatmakta büyük yararı olduğu düşüncesidir. Açıkçası ben buna inanmıyorum. Hatta karşı çıkıyorum. Teorik anlamda ne kadar işe yaradığı tartışılabilir ama çok popüler bir grubun konserinde, alanı dolduran binlerce kişi, hayatlarına ciddi anlamda müdahale edecek bir değişiklik yaptığı görülmemiştir. En fazla o konser sürecinde hep bir ağızdan müziğe eşlik edip eğlenmişlerdir. Aslında bana garip geldiğini söyleyebilirim. Fantastik anlamda bu denli etkileyici gücün nasıl oluyorda bu bakımdan işe yaramadığı?... Aynı anda ise kendi kendime de cevabı yapıştırdım: bu güç kimsenin tam anlamıyla kontrol edemeyeceği bir güç. Çünkü fazlasıyla bireysel! Bireysellikten kastım içselliktir. Beş altı kişiden oluşan bir müzik grubu, duygusal ve teknik olarak mükemmel üretimlerde bulunabilir tabi. Ama grup kavramı, bütünlüğün kilit noktasını da oluşturur aynı zamanda. Uyumlu bir grup aynı zamanda tek bir hissiyatı oluşturur. Grubun her üyesinin tonal ve ritmik anlamda farklı görevleri vardır. Birleşince, bir orkestra gibi tek bir amaca hükmeder. Tek bir vücuttan çıkan çok etkili bir ses gibi. Ama biraz önce de değindiğim gibi bu etki onu dinleyen kişinin hayatını yönlendiremez. Müziği kullanarak kitlelere hitap etmek, insanı hipnoz altına sokmaya çalışmaya benzer. Büyücü asasına sihirli sözlerini söyler ve doğaüstü güçleri devreye sokar. Etkileyici renkler, egzotik ve şiddetli parıltılar etrafa azgınca saçılır, asanın yöneldiği hedef çevresinde çılgınca dönüp dolaşır ve büyük bir patlama ile doğal bilinci istediği gibi şekillendirir. Melodiler son bulduğunda artık onlar “yola gelmiştir”.
İlüzyon. Hipnoz olmayı reddeden bir insanı hipnotize edemezsiniz.
Notalarla yazılmış hikayeler
Hatırlayabilir misin? “Mükemmel bir giriş! İşte mükemmel başlangıç diye ben buna derim!”
Bilincine kazınmış, kişisel evreninde milyarlarca yıl geçse zamanın bile silemeyeceği müthiş duygular uyandıran bir parçayı hatırlayabilir misin? Soru kendi içinde çelişkili tabiki. Tabii ki hatırlayabilirsin.
Zaman kelimesiyle eşsesli bir parça var aklımda. “Time”. Pink Floyd’un Dark Side Of The Moon albümünde, bana göre başlangıç parçası. Patlama anı ve ardından gelen sürükleyici, düşünsel, duygusal ve heyecanlı bir şölen. Tam anlamıyla bir ziyafet teorisi. Pratikte de ziyafet. Kelime oyunu yaptım kendimce [Yazar o an keyifli tebessümünü, görünmez mürekkeple beyaz sayfaya yapıştırır.]
Notalarla yazılan hikayeler... Üretilmiş olduğu tekniğin içerisinde yer alsa da aslında duygusal düzlemde tekniğin fazlasıyla önüne geçen, üstün müzisyenlerin hikayeleri. Bir kitabı açtığınızda genellikle ilk sayfasındaki ilk cümlelere göz gezdirir, belki de sadece o ilk cümlelerin size verdiği gücün etkisinde kalıp devamını okumak için büyük istek duyarsınız.
[to be continued]
Müziğin kendimize ifade ettiği tanım bence tam anlamıyla yepyeni bir evren doğuruyor. Öyle ki henüz keşfedilememiş ve neredeyse sonsuza kadar keşfedilemeyecek olan beynimizde ve beraberinde duysal algımızda çok çok kısa sürede var ettiğimiz, muazzam büyüklükteki evren. Ben bunu paralel evren olarak düşündüm. Çünkü şu an nefes alıp veren bünyemin ruhsal boyutumdan farklı olduğunu söyleyebilirim.
Uç noktadaki duygularımızı alışagelmiş iletişim yollarının (konuşmak, yazmak ve görsel yolların) dışında sunabileceğimiz yegane yol, ve bence en tatlı yolu müziktir. Yaşadığımız her dakikayı hafızamıza kazımamıza ve an geldiğinde tekrar aynı hissiyatları yaşamıza yardımcı olur. Örneğin bir barda dinlediğiniz parça geçmişinizde yaşadığınız keyif veren bir anıyı canlandırır ve tam anlamıyla aynı duyguları hissetmenize neden olur. Bir an heyecanlanır ve o an karşınızda biri ya da birden fazlası varsa, aklınıza gelen en sempatik kelimelerle ona ifade etmeye çalışırsınız. Büyük ihtimalle sadece bunu anlatmaya çalışmakla kalırsınız; karşınızdaki insanın apayrı bir yaşamı ve duyusal evreni vardır. Eğer o da aynı şeyi, aynı duyguları sizinkiyle aynı heyecanla yaşıyorsa, o insanla bağlarınız daha da güçlenir. İşte bu bana göre müziği yücelten en değerli unsurdur. Bir diğeri ise yalnızken, benliğinizi kavramsal düzlemden uzaklaştırır, manevi ve mistik (tabi buna meyilliyseniz) dünyanızda balonla gezintiye sürükler. Mesela bunu söylerken kendimi bulutsuz, temiz ve gece parlayan ayın altında sürükleniyormuş gibi hissediyorum. İçimde hafif bir ürperti dolaşıyor (yüksekten biraz korkarım) ve kafamda hafiften güzelleşmiş durumda (alkolün etkisi). Zaten yazının sonunda şu süreçteki "playlist"i vereceğim, belki anlaşılmamı kolaylaştırır.
Okuduğum bazı yazılardan, duyduğum bazı sözlerden bir takım çıkarımlarda bulundum: gerektiğinde müziğin büyük kitleleri, o süreçte savunulan veya empoze edilmeye çalışılan düşünceleri, özellikle de siyaset ve politikayla ilgiliyse insanlara anlatmakta büyük yararı olduğu düşüncesidir. Açıkçası ben buna inanmıyorum. Hatta karşı çıkıyorum. Teorik anlamda ne kadar işe yaradığı tartışılabilir ama çok popüler bir grubun konserinde, alanı dolduran binlerce kişi, hayatlarına ciddi anlamda müdahale edecek bir değişiklik yaptığı görülmemiştir. En fazla o konser sürecinde hep bir ağızdan müziğe eşlik edip eğlenmişlerdir. Aslında bana garip geldiğini söyleyebilirim. Fantastik anlamda bu denli etkileyici gücün nasıl oluyorda bu bakımdan işe yaramadığı?... Aynı anda ise kendi kendime de cevabı yapıştırdım: bu güç kimsenin tam anlamıyla kontrol edemeyeceği bir güç. Çünkü fazlasıyla bireysel! Bireysellikten kastım içselliktir. Beş altı kişiden oluşan bir müzik grubu, duygusal ve teknik olarak mükemmel üretimlerde bulunabilir tabi. Ama grup kavramı, bütünlüğün kilit noktasını da oluşturur aynı zamanda. Uyumlu bir grup aynı zamanda tek bir hissiyatı oluşturur. Grubun her üyesinin tonal ve ritmik anlamda farklı görevleri vardır. Birleşince, bir orkestra gibi tek bir amaca hükmeder. Tek bir vücuttan çıkan çok etkili bir ses gibi. Ama biraz önce de değindiğim gibi bu etki onu dinleyen kişinin hayatını yönlendiremez. Müziği kullanarak kitlelere hitap etmek, insanı hipnoz altına sokmaya çalışmaya benzer. Büyücü asasına sihirli sözlerini söyler ve doğaüstü güçleri devreye sokar. Etkileyici renkler, egzotik ve şiddetli parıltılar etrafa azgınca saçılır, asanın yöneldiği hedef çevresinde çılgınca dönüp dolaşır ve büyük bir patlama ile doğal bilinci istediği gibi şekillendirir. Melodiler son bulduğunda artık onlar “yola gelmiştir”.
İlüzyon. Hipnoz olmayı reddeden bir insanı hipnotize edemezsiniz.
Notalarla yazılmış hikayeler
Hatırlayabilir misin? “Mükemmel bir giriş! İşte mükemmel başlangıç diye ben buna derim!”
Bilincine kazınmış, kişisel evreninde milyarlarca yıl geçse zamanın bile silemeyeceği müthiş duygular uyandıran bir parçayı hatırlayabilir misin? Soru kendi içinde çelişkili tabiki. Tabii ki hatırlayabilirsin.
Zaman kelimesiyle eşsesli bir parça var aklımda. “Time”. Pink Floyd’un Dark Side Of The Moon albümünde, bana göre başlangıç parçası. Patlama anı ve ardından gelen sürükleyici, düşünsel, duygusal ve heyecanlı bir şölen. Tam anlamıyla bir ziyafet teorisi. Pratikte de ziyafet. Kelime oyunu yaptım kendimce [Yazar o an keyifli tebessümünü, görünmez mürekkeple beyaz sayfaya yapıştırır.]
Notalarla yazılan hikayeler... Üretilmiş olduğu tekniğin içerisinde yer alsa da aslında duygusal düzlemde tekniğin fazlasıyla önüne geçen, üstün müzisyenlerin hikayeleri. Bir kitabı açtığınızda genellikle ilk sayfasındaki ilk cümlelere göz gezdirir, belki de sadece o ilk cümlelerin size verdiği gücün etkisinde kalıp devamını okumak için büyük istek duyarsınız.
[to be continued]
![]()
run run run run run run run run run run run run run run run run.. run like hell!..
|











Benzer Başlıklar
Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye Gün geçtikçe dâhâ çok endişe ediyorum,geleceğinizden.Biliyorum aynı evreni paylaşıyoruz ama yine de...
İllüzyon İyi bak.. İyi bak bana.. Ne görüyorsun? Yağmurdan ıslanmış giysilerimi mi? Su alan ayakkabılarımı...