#1
ansaneri
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Sanal ortamın yarattığı forum ortamanın bir artısı olarak yeni bir hikaye yazma stili gelişti..yazılan hikayenin belli bir yazarı veya okuyucusu yok..bütün üyeler hem yazar hem de okuyucu olabilir..bir üye kendi halet-i ruhiyesine göre bir giriş yapar(benim birazdan yapacağım gibi)..içinde yazma arzusu olan üyeler de ana şablonu kaçırmamaya özen göstererek kendi karakterlerini olaylarını ekleyip çıkartabilirler..edebi kurallara özen göstermeye çalışmakla birlikte bir yazar gibi yazmaya kasmanıza gerek yok..yalnız önemli olan hikayenin bütünlüğünden sapmamak..bunun içinde önceki yazılanları okumakta ve değerlendirmekte fayda var..bir de eleştiri ve yorumları başka bir başlık açarak yaparsak hikayeyi elden kaçırmamış oluruz..yardımlarınız bekliyorum ve başlıyorum..
![]()
Çatlaklar kutsaldır,çünkü,ışığı içeri sızdırırlar
#2
ansaneri
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Karar veremiyordu..aç mıydı?değilmiydi?Ziya,yaptığı makarnadan ayırmıştı sağolsun ama sabah içtiği çorba öylesine ağır gelmişti ki günlerce yemek yiyemeyecek gibiydi..düşündü..kendini kandırmanın bir alemi yoktu..çorba gayet güzeldi..bir an önce bilgisayarın başına geçmesi gerektiğinin farkındaydı..yoksa günün tahliline başlayacak yatana kadar da nur topu gibi bir baş ağrısı edinecekti..hayır..bugün değil..en azından arkadaşları gelene kadar oyalansa onlar nasılsa eğlendirirlerdi onu..böyle anlarda hep hayal ettiği gibi yalnız bir yaşama sahip olmadığı için yüzeysel bir huzura kapılırdı..zaten neden yalnız bir yaşam istiyordu,kendisi de emin değildi..kimbilir hangi hoolywood filminde hangi kusursuz karaktere öykünmüştür..belki de otoriter bir anne ve hayttan bezmiş bir babanın mutlak zıtlıkları içerisindeki hayat paylaşımında! bir yerlerde bu kararı bilinç altı onun yerine vermişti..yalnız bir yaşam..yalnızlığı mutlak özgürlük gibi düşündüğündendir..yine sıkıntı bastı..yalnız kalmaması gerektiğini biliyordu..kelimeler,bakışlar ve eller,özellikle eller,beyninin içersinde milyarlarca görüntü halinde şölen yapıyorlardı..
Gıcık olduğu bu kanarya sesini duyduğuna hiç bu kadar sevinmemişti..sonunda birisi geldi..koştu..ziya olsa ya..ne nasihatler verirdi kim bilir..’olum bascan geçcen,takmayacan’..evet evet..onu ancak ziya kendisine getirebilirdi..”Naber Mehmet”..”asıl seni sormalı,anlat hele dumuru,ama detaylarıyla”..o yavşak sırıtışı görünce suratında..alttan yukarı bir tane kaptırmak istedi..gereği yoktu ama..kıl olsa da iyi çocuktu..hem hepimiz bazan yakınlarımızın düştüğü vahim durumlara içten içe sevinmezimiyiz..beterin beterini görüp bulunduğumuz beter durum daha bi hoş gelmez mi bize..”cafenin önünden geçerken içimde garip bir his uyandı içimde..yemeğe gidecektik hesapta..Tolga’ya yalvardım bir çay içip çıkarız diye..dedim ya garip bir histi..sanki bir taş parçası mideme oturmuştu..içeri girdik..zuhal 3 erkeğin yanında oturuyordu..genellikle erkeklerle oturduğu için garipsemedim..karşısındaki masaya oturduk..geldi..masayı sildi..verem ettin beni dedi..ne içmek istediğimi bile sormadan gitti..anlayamamıştım..bu aralar salgın vardı acaba gerçekten verem mi olmuştu diye düşünürken..clubber tipli..botları bağlanmamış..bir kaşı diğerinden 5 santim yukarı kaçmış..yakışıklı sayılabilecek(bariz yakışıklı)..bir herifin kollarına girdi..ellerini avını yakalayan bir kartal pençesi gibi geçirdi eleman..halı sahada kafama top yediğim zamanki gibi kafamı salladım birden..kendime geldim..yüzümün kızardığını hissettim ama kendimi toparladım hemen.midemdeki taş bir kaya olmuştu...tam o sırada aylin geldi..ne içersiniz diye sordu..bana bir dedim..sustum..zuhale baktım..bana baktığını hiç de gizlemeye gerek görmeden gülüyordu..yüksek sesle cümlemi tamamladım soğuk su!”..Mehmet çoktan gülme krizine girmişti..o gün Varol’un Zuhal’le konuşacağını biliyordu..resimden bahsetmeyeyim bari diye düşündü Varol..çizdiği karakalem resmini hediye edecek ve sonunda açılacaktı..boşuna verem ettin beni demedi ya Zuhal..kaç ay olmuştu..Ziya’dan da ümidi kesti sonunda..Mehmet de içtikçe kimbilir daha neler yapardı ona..Atakan Abi daha kapatmamıştı..Atakan abiyle mi içseydi yoksa..alkol muhabbettini eğlenceli hale getiren yetenekli bir insandı..ama içince hüzünleneceğini,dolayısıyla eğlenceli bir muhabbeti hiç de çekemeyeceğini hissetti..en iyisi yalnız içmesiydi..duruma göre damar bir müzik de bulurdu..bir büyük votka bir buçuk paket çilekli tang biraz da çerez..hayatın anlamı hiç bu kadar anlaşılır olmamıştı o gece..bir ayyaş ne zaman ne yapması gerektiğini iyi bilirdi..
Gıcık olduğu bu kanarya sesini duyduğuna hiç bu kadar sevinmemişti..sonunda birisi geldi..koştu..ziya olsa ya..ne nasihatler verirdi kim bilir..’olum bascan geçcen,takmayacan’..evet evet..onu ancak ziya kendisine getirebilirdi..”Naber Mehmet”..”asıl seni sormalı,anlat hele dumuru,ama detaylarıyla”..o yavşak sırıtışı görünce suratında..alttan yukarı bir tane kaptırmak istedi..gereği yoktu ama..kıl olsa da iyi çocuktu..hem hepimiz bazan yakınlarımızın düştüğü vahim durumlara içten içe sevinmezimiyiz..beterin beterini görüp bulunduğumuz beter durum daha bi hoş gelmez mi bize..”cafenin önünden geçerken içimde garip bir his uyandı içimde..yemeğe gidecektik hesapta..Tolga’ya yalvardım bir çay içip çıkarız diye..dedim ya garip bir histi..sanki bir taş parçası mideme oturmuştu..içeri girdik..zuhal 3 erkeğin yanında oturuyordu..genellikle erkeklerle oturduğu için garipsemedim..karşısındaki masaya oturduk..geldi..masayı sildi..verem ettin beni dedi..ne içmek istediğimi bile sormadan gitti..anlayamamıştım..bu aralar salgın vardı acaba gerçekten verem mi olmuştu diye düşünürken..clubber tipli..botları bağlanmamış..bir kaşı diğerinden 5 santim yukarı kaçmış..yakışıklı sayılabilecek(bariz yakışıklı)..bir herifin kollarına girdi..ellerini avını yakalayan bir kartal pençesi gibi geçirdi eleman..halı sahada kafama top yediğim zamanki gibi kafamı salladım birden..kendime geldim..yüzümün kızardığını hissettim ama kendimi toparladım hemen.midemdeki taş bir kaya olmuştu...tam o sırada aylin geldi..ne içersiniz diye sordu..bana bir dedim..sustum..zuhale baktım..bana baktığını hiç de gizlemeye gerek görmeden gülüyordu..yüksek sesle cümlemi tamamladım soğuk su!”..Mehmet çoktan gülme krizine girmişti..o gün Varol’un Zuhal’le konuşacağını biliyordu..resimden bahsetmeyeyim bari diye düşündü Varol..çizdiği karakalem resmini hediye edecek ve sonunda açılacaktı..boşuna verem ettin beni demedi ya Zuhal..kaç ay olmuştu..Ziya’dan da ümidi kesti sonunda..Mehmet de içtikçe kimbilir daha neler yapardı ona..Atakan Abi daha kapatmamıştı..Atakan abiyle mi içseydi yoksa..alkol muhabbettini eğlenceli hale getiren yetenekli bir insandı..ama içince hüzünleneceğini,dolayısıyla eğlenceli bir muhabbeti hiç de çekemeyeceğini hissetti..en iyisi yalnız içmesiydi..duruma göre damar bir müzik de bulurdu..bir büyük votka bir buçuk paket çilekli tang biraz da çerez..hayatın anlamı hiç bu kadar anlaşılır olmamıştı o gece..bir ayyaş ne zaman ne yapması gerektiğini iyi bilirdi..
![]()
Çatlaklar kutsaldır,çünkü,ışığı içeri sızdırırlar
#3
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Ve o,ne yapması gerektiğini bilerek,pencerenin kenarına çöktü.Her zamanki yerine...Ay hiç bu kadar güzel olmamıştı.Hiç parlamamaştı,bu gece olduğu kadar.Oysa ne önemi vardı bu gecenin?Neydi ayı bu kadar güzel gösteren.Yanlızlığın gözlerinin önüne indirdiği perdeyi kavradı,ve araladı.Anlamıştı;ay bu gece çok güzeldi,çünkü yalnızlığı kavrayabilmişti.Votkasından bir yudum aldı.Gözlerini kıstı.İstemeden de olsa,düşündü.Neydi onu düşünmeye iten?Zuhal'in bal rengi gözleri olabilirmiydi acaba?Düşündü.Gerçekten,nede güzel gözleri vardı Zuhal'in.İstediği zaman,tepkisini nede güzel dile getiriyordu.Dile getirdiği tepkimiydi acaba?
#4
ansaneri
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Vasıflı Deli
Mekan: trabzon
Blog Başlıkları: 47
Konuşmayalım bu gece
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir türlü başaramıyordu..şişenin dibine,dikine koyulmuş bir sigara paketi kadar mesafe vardı..fikret kızılok da iyice baymıştı..annesinin 80’li yıllarda kullandığı sonbaharda yaprak dökümü desenli güneşliği aralamış,turuncu sokak lambasının odayı aydınlatmasına izin vermişti..karşıdaki kız yurdu ile bir alakası yoktu..yine de başaramıyordu..eskiden nasıl da kendine acı çektirerek mutlu olmasını bilirdi..her reddediliş unutulmaz bir mezeydi..bazen yalnız votkalı akşamlarda bazen de kalabalık rakı sofralarında..adını bile hatırlayamadığı insanlarla neler neler paylaşmıştı..ne çok insan gelip geçti hayatımdan diye düşündü..ne vefasızmışım ulan bende!..mükemmelli aradın hep..aşkda dostlukda..öyle bir odaya kilitledinki kendini sonunda kapı açık ama çıkamıyorsun..ne Zuhal’in başkasını seçmesi ne de bir şişe votka..doya doya acı bile çekemiyordu artık..olgunluk denebilirdi bu durum için..diğer duygulardan da haz alabilseydi..
Kaç yıl geçmişti..üniversite bitmiş..işe girmiş.askere gitmiş..yine işe girmişti...o küçücük kızın hayatında böylesine bir boşluk bırakacağını nasılda anlayamadı..gittikçe büyüyen,bütün hazları,umutları emen bir boşluk..işin garip tarafı O’nunla ilgili anıları da yutmuştu boşluk..sanki başka çaresi kalmamış ve bilerek teslim olmuştu boşluğa..Karanlıktı da üstelik..küçükken yalnız yatamadığı karanlık odalardaki kadar karanlık..Zuhal’i ilk gördüğünde,hatta görmeden önce cafeye girerken,yeniden içinde birşeylerin kıpırdanmaya başladığını hissetmişti..sima olarak Yağmur’a oldukça benzediğini inkar da etmemişti..bal renginde Türkan Şoray gözleri..özenle fönlenmiş yapay sarışın saçları..cılız denilebilecek hiç de sexi olmayan vücudu..ve en önemlisi..yenidoğan görünümündeki yanakları..Yağmur’da bulduğu doğallığı bulup saflığı bulamamış olmasına rağmen şükretmesini bilirdi..
Kendini Yağmur’u düşünürken yakalayınca kızmadı..Freud’u okuduğundan beri bilinçaltında ikinci bir Varol yaşadığını ve O’nun da kendine has özlemleri olduğunu düşünüyordu..elinden birşey gelemeyeceğinin farkındaydı..üstüne düşen görevi yapmış..bir şişe votkayı içmişti..ama adam gibi sarhoş bile olamamıştı..
Sırt üstü yattığı yerden içinde mayhoş bir duygunun belirdiğini hissetti..cinsel organı bir piston gibi hareket ediyordu ancak kimin yönlendirdiğinden emin değildi..Ebru’dur diye düşündü...yurttan izin alabildiği zamanlarda yemek yapma bahanesiyle gelir..canı o gece kimi istiyorsa onunla sevişirdi..genelde Tolga’yı tercih ederdi ama o da mesaiye kalmıştı bu akşam..parası bol sevgili bulduğu zamanlarda (nedense)evlerine getirir ‘abi’leriyle tanıştırırdı..hepsi de içinden kıs kıs gülerdi ama oyunu bozmazlardı..kafasını kaldırınca Ebru’yu göremedi..kimseyi göremedi..kendi kendini Ebru’yu düşünürken yakaladı..eli donunun içindeydi..bir şişe votkadan etkilenmeyecek kadar ayyaş olmamıştı henüz..demek ki haz alabilecek bir duygu kalmıştı dünyada..o da uykuya yenik düştü..
Kaç yıl geçmişti..üniversite bitmiş..işe girmiş.askere gitmiş..yine işe girmişti...o küçücük kızın hayatında böylesine bir boşluk bırakacağını nasılda anlayamadı..gittikçe büyüyen,bütün hazları,umutları emen bir boşluk..işin garip tarafı O’nunla ilgili anıları da yutmuştu boşluk..sanki başka çaresi kalmamış ve bilerek teslim olmuştu boşluğa..Karanlıktı da üstelik..küçükken yalnız yatamadığı karanlık odalardaki kadar karanlık..Zuhal’i ilk gördüğünde,hatta görmeden önce cafeye girerken,yeniden içinde birşeylerin kıpırdanmaya başladığını hissetmişti..sima olarak Yağmur’a oldukça benzediğini inkar da etmemişti..bal renginde Türkan Şoray gözleri..özenle fönlenmiş yapay sarışın saçları..cılız denilebilecek hiç de sexi olmayan vücudu..ve en önemlisi..yenidoğan görünümündeki yanakları..Yağmur’da bulduğu doğallığı bulup saflığı bulamamış olmasına rağmen şükretmesini bilirdi..
Kendini Yağmur’u düşünürken yakalayınca kızmadı..Freud’u okuduğundan beri bilinçaltında ikinci bir Varol yaşadığını ve O’nun da kendine has özlemleri olduğunu düşünüyordu..elinden birşey gelemeyeceğinin farkındaydı..üstüne düşen görevi yapmış..bir şişe votkayı içmişti..ama adam gibi sarhoş bile olamamıştı..
Sırt üstü yattığı yerden içinde mayhoş bir duygunun belirdiğini hissetti..cinsel organı bir piston gibi hareket ediyordu ancak kimin yönlendirdiğinden emin değildi..Ebru’dur diye düşündü...yurttan izin alabildiği zamanlarda yemek yapma bahanesiyle gelir..canı o gece kimi istiyorsa onunla sevişirdi..genelde Tolga’yı tercih ederdi ama o da mesaiye kalmıştı bu akşam..parası bol sevgili bulduğu zamanlarda (nedense)evlerine getirir ‘abi’leriyle tanıştırırdı..hepsi de içinden kıs kıs gülerdi ama oyunu bozmazlardı..kafasını kaldırınca Ebru’yu göremedi..kimseyi göremedi..kendi kendini Ebru’yu düşünürken yakaladı..eli donunun içindeydi..bir şişe votkadan etkilenmeyecek kadar ayyaş olmamıştı henüz..demek ki haz alabilecek bir duygu kalmıştı dünyada..o da uykuya yenik düştü..
![]()
Çatlaklar kutsaldır,çünkü,ışığı içeri sızdırırlar
#5
alane
iyon sütunu
Mekan: ...
iyon sütunu
Mekan: ...
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
karıncalar var rüyasında.yanlız insanlar karınca rüyaları görür hep.onlar bir arda yaşar çalışır ve ölürler çünkü.bir çeşit yanlızlığa tepkinin simgesidr karınca,ve yine bu gece de onunla beraberlerdi.ya sıradan rüyalardı gördükleri ya da bu karınca kabusları.sıradan rüyalar fazla sıradandı,hayatının soktuğu kısır döngü her gece rüyalarında baştan sarıyordu.makarna yapıyor,televizyon seyrediyor ya da arkadaşlarla muhabbet ediyordu rüyalarında.yaşadıklarını görüyor,ya da gördüklerini yaşıyordu.
yanlızlıktaydı hep çünkü her zaman kendi kendine yetebilecek biri imajı çizmişti,düşünsel anlamda tabii.hep olgundu,hep düşünceliydi,fikirleri fazlaca umursanandı,hep yaşından olgundu.bir kadın istemişti veya bir olay,kendisini kendisine unutturracak.ya da bir kadın istemişti hep kendisini umursamayacak.zuhaldi muhtemelen bu kadın,umursamazdı ona karşı,o da hep bunu istiyordu.yalnız ironiktir ki,zuhalin kendisini umrsaması için her şeyi yapabilirdi.
bu kadar kendimi düşünmesem mi dedi,uzun süredir ki uyanmıştı.bu kadar fazla freud okumasam mı,rüyalarımı sorgulamasam mı,yanlızığı düşünmeden yanlız kalsam mı.eylemlerin altında kalanları sorgulamasam mı.kendimi kontrol etmesem bu kadar,beni neyin mutlu ettiğini bilmesem mi.mutlu olması gereken durumlar zaten mutluluk vermiyordu,üstüne acı çekmenin kendisini hoşnut ettiği fikrine o kadar alışmıştı ki,acılar da zevk vermez oldu artık dedi.
zevkler de zaten artık zevk değil benim için dedi,ebru yağmur veya zuhal.veya hayatından geçmiş diğer kadınlar.fazlaca sıradandı cinsellik,fazla içgüdüsel.fazla anlam yükledi psikiyatrlar cinselliğe,hayatının amacı ve içgüdülerin en temeli olarak gördüler.cinselliğin bu kadar yüce kılınması sıradanlaştırdı gözünde.ya da alıdğı zevkle aslında güdüsüne köle gibi hizmet ettiğinin de farkındaydı.
aptallaşma dedi,bu kadar sorgulama bu kadar salaklaşma.yaşa ve siktir et her şeyi,fazlaca yanlız kalma.insanlarla tanış falan,isimlerini unut,isimlerini unuttuğunu da unut.onlarla konuşurken ne konuştuğunu unut içmeden sarhoş ol.
kalktı yüzünü yıkadı,bir kaç bişi attı ağzına ve telefonu eline aldı,yüzlerce numara kimin kim olduğu bile belli değil,unutmuş gitmiş nerden tanışmış hiç bilmiyor işte.bir tanseini seçti yeniden tanışmak için numaraların arasından.
yanlızlıktaydı hep çünkü her zaman kendi kendine yetebilecek biri imajı çizmişti,düşünsel anlamda tabii.hep olgundu,hep düşünceliydi,fikirleri fazlaca umursanandı,hep yaşından olgundu.bir kadın istemişti veya bir olay,kendisini kendisine unutturracak.ya da bir kadın istemişti hep kendisini umursamayacak.zuhaldi muhtemelen bu kadın,umursamazdı ona karşı,o da hep bunu istiyordu.yalnız ironiktir ki,zuhalin kendisini umrsaması için her şeyi yapabilirdi.
bu kadar kendimi düşünmesem mi dedi,uzun süredir ki uyanmıştı.bu kadar fazla freud okumasam mı,rüyalarımı sorgulamasam mı,yanlızığı düşünmeden yanlız kalsam mı.eylemlerin altında kalanları sorgulamasam mı.kendimi kontrol etmesem bu kadar,beni neyin mutlu ettiğini bilmesem mi.mutlu olması gereken durumlar zaten mutluluk vermiyordu,üstüne acı çekmenin kendisini hoşnut ettiği fikrine o kadar alışmıştı ki,acılar da zevk vermez oldu artık dedi.
zevkler de zaten artık zevk değil benim için dedi,ebru yağmur veya zuhal.veya hayatından geçmiş diğer kadınlar.fazlaca sıradandı cinsellik,fazla içgüdüsel.fazla anlam yükledi psikiyatrlar cinselliğe,hayatının amacı ve içgüdülerin en temeli olarak gördüler.cinselliğin bu kadar yüce kılınması sıradanlaştırdı gözünde.ya da alıdğı zevkle aslında güdüsüne köle gibi hizmet ettiğinin de farkındaydı.
aptallaşma dedi,bu kadar sorgulama bu kadar salaklaşma.yaşa ve siktir et her şeyi,fazlaca yanlız kalma.insanlarla tanış falan,isimlerini unut,isimlerini unuttuğunu da unut.onlarla konuşurken ne konuştuğunu unut içmeden sarhoş ol.
kalktı yüzünü yıkadı,bir kaç bişi attı ağzına ve telefonu eline aldı,yüzlerce numara kimin kim olduğu bile belli değil,unutmuş gitmiş nerden tanışmış hiç bilmiyor işte.bir tanseini seçti yeniden tanışmak için numaraların arasından.
#6
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Numaraları çevirirken,ellerinin titrediğini fark etti.Tireyen elleri ve hissettiği soğuk.Başka hiç bir şey yoktu,loş ve nem den kabarmış duvarları olan odasında.Bunları düşünürken,karşıdan gelen ''Alo!''sesiyle irkildi.Karşıdan gelen ses,herhangi birine ait olamayacak kadar güzeldi.Cennet kadar yumuşak bir dokunuş...Gözlerini kapadı.O,bütün bunları düşünürken,karşıdan gelen korku ve heyecan la karışık sözler beyninde dans etti,ahenkle.Birden korkuya kapıldı,telefonu kapatmak istedi,ancak bedeni,beyninden gelen emirleri gerçekleştiremicek kadar,uyuşmuştu.Konuşamadı.Ve fazla beklemesine gerek kalmadan,telefon kapandı.Yüzüne kapanan telefonun,sersemletici etkisiyle kendisine geldi.
Araladığı perdeden içeri günün bütün sıcaklığı girdi.Bir o kadar da yoğun.Kafa karıştıracak cinsten.Üstünü bile değiştirmeden,adeta,önceki günden kalma bir şekilde,dışarı attı kendini.Karmakarışık sokağa.Yürüdü.Bir an yol hiç bitmeyecek sandı.Yorulmuş ayakları yalanladı onu.Ne düşündüğünü bilemiyorudu.Aslında biliyorduda.Saçma geliyordu.Bir an duyduğu ses.Belkide düşünecek başka bir şeyi olmadığından dı o sese bağlanışı.Ne kadar da kabaydı.İsmini bile soramamıştı.Sahi,ismi neydi acaba.Yada gözleri.Hangi renkti?Sonra birden fazla sorguladığını düşündü bazı şeyleri.Ve sorgulamamaya karar verdi o gün.Geri dönecek takati kalmamıştı.Bir taksi çevirip bindi.Beş kuruş parası yoktu yanında.Taksinin küçük camından sabahın ilk ışıklarında insanların koşuşturmalarını izledi.
Araladığı perdeden içeri günün bütün sıcaklığı girdi.Bir o kadar da yoğun.Kafa karıştıracak cinsten.Üstünü bile değiştirmeden,adeta,önceki günden kalma bir şekilde,dışarı attı kendini.Karmakarışık sokağa.Yürüdü.Bir an yol hiç bitmeyecek sandı.Yorulmuş ayakları yalanladı onu.Ne düşündüğünü bilemiyorudu.Aslında biliyorduda.Saçma geliyordu.Bir an duyduğu ses.Belkide düşünecek başka bir şeyi olmadığından dı o sese bağlanışı.Ne kadar da kabaydı.İsmini bile soramamıştı.Sahi,ismi neydi acaba.Yada gözleri.Hangi renkti?Sonra birden fazla sorguladığını düşündü bazı şeyleri.Ve sorgulamamaya karar verdi o gün.Geri dönecek takati kalmamıştı.Bir taksi çevirip bindi.Beş kuruş parası yoktu yanında.Taksinin küçük camından sabahın ilk ışıklarında insanların koşuşturmalarını izledi.
#7
alane
iyon sütunu
Mekan: ...
iyon sütunu
Mekan: ...
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Gülüşen kızlar,neden bizi farketmiyorsunuz diye gizli mesaj veren kızlar,çekici olmaya çalışanlar,bu konuda başarılı olanlar,tatlı kız gibi görünmeye çalışanlar,kendi olmaya çalışan bir kadın görmezdi meydanda,yoktu.nina simone un şarkısı geldi aklına,” My eye is watching the noon crowds/Searching the promenades seeking a clue/To the one who will someday be my”her kadının bakışları ve gözlerini çekişi,yaşamını sağlayacak ve anlam verecek bir kadına ait değildi.yoktu,o kadınların somut veya soyut maskeleri vardı,ki onlar da sadece artık o zevk vermeyen o işte yarayabilirlerdi.
Aşık edebilecek bir kadın,yanında uzanmanın bile huzur vereceği bir kadın.annesinin mükemmeliyetçiliği,babasının bezginliği arasında kalakalmış bir adamı anlayabilecek ve ordan çekebilecek bir kadın.mükemmeliyetçilik ve bezginlik bir araya gelmemesi gereken iki büyük zıt kutuptur.mükemmel olmaya çalışırsın ama bunun için bezginsindir,sarf edecek eforu kendinde bulamazsın.bulamadıkça daha da mükemmellikten uzaklaşırsın,bu daha da rahatsızlık verir ve böyle bir hayatı böyle de zindan eder işte.kısır döngülere sokar,kısır bırakır.
Amanda palmer ın half jack şarkısı çalmaya başladı kafasında bu sefer,bir kadın tarafından yazılmış ve de bir kadının söyleyebileceği bir şarkıydı.kadınlar da bazen anlayabiliyor bizleri dedi,hepimiz kan bağındayız sonuçta,büyük ortak noktalarımız var.onlar ve biz de insanız,onlar da biz de bu hayatta yaşıyor dedi.onu anlayabilecek birileri vardı demek ki,ama demek ki o da bana amanda palmer kadar uzak biri dedi.
Çenesi titremeye başlayınca bir insan ağlamasını durduramaz,o andan sonra kendini ağlamamak için kasmanın bir anlamı yoktur,elde değildir,yüz kasların ve gözlerin senden bağımsız yaşar o anda.elinde kitabı ve sigarasıyla meydanın köşesinde kitap okurken Vural,böyle bir kız gördü yanındaki bankta.çenesi titriyordu,sigarasından küçük nefesler çekip burnundan üflüyordu,çenesi titriyordu,ağlamasını durdurmak,durdurmasa bile en azından sigara içmesiyle maskelemek istiyordu.imkansızdı tabi,ela gözler kırmızıya dönüşünce birden,ağlamayı saklamak biraz daha zorlaşır.
Ben bu kızı bir yerden tanıyorum dedi kendi kendine.bu laftan da nefret ederdi ya neyse.bir şekilde tanışmış olmalıyız,tanışıp birbirimizi unutmuş olmalıyız.
Belki de tekrar tanışmalıyız dedi,sonra güldü ettiği salak lafa.kendi kendiyle çok eğlenebildiğini fark etmek de bir ayrı dertti işte.yeni bir farkındalık Vural,yeni bir kendi hakkındaki düşünce.yeni bir kontrol ediş,yeni bir kasılma anı.neyse ya dedi,kitabını okumaya devam etti.dert dinleyecek halim yok,benim ki bana yeter derken,o an kız artık ağlamasını gizlemekten vazgeçip,hıçkırmaya başladı.kitabın kapağını kapatıp,yaklaşacak gibi oldu,neyse siktir et dedi.kararsızlık anı,yeni bir kararsızlık anı,yaklaşıp yaklaşmama arasında,saçmasapan boktan bir an.yaklaşmak veya kitabına geri dönmek veya meydandaki herkes gibi,umursamaz olmak.
Kapattı kitabın kapağını,ağlarken insanların tepesinde bitmeyi sevmezdi,neyse dedi bir sigara yaktı,bu sefer de kızdan ateş isteyip istememe karasızlığı başladı…
Aşık edebilecek bir kadın,yanında uzanmanın bile huzur vereceği bir kadın.annesinin mükemmeliyetçiliği,babasının bezginliği arasında kalakalmış bir adamı anlayabilecek ve ordan çekebilecek bir kadın.mükemmeliyetçilik ve bezginlik bir araya gelmemesi gereken iki büyük zıt kutuptur.mükemmel olmaya çalışırsın ama bunun için bezginsindir,sarf edecek eforu kendinde bulamazsın.bulamadıkça daha da mükemmellikten uzaklaşırsın,bu daha da rahatsızlık verir ve böyle bir hayatı böyle de zindan eder işte.kısır döngülere sokar,kısır bırakır.
Amanda palmer ın half jack şarkısı çalmaya başladı kafasında bu sefer,bir kadın tarafından yazılmış ve de bir kadının söyleyebileceği bir şarkıydı.kadınlar da bazen anlayabiliyor bizleri dedi,hepimiz kan bağındayız sonuçta,büyük ortak noktalarımız var.onlar ve biz de insanız,onlar da biz de bu hayatta yaşıyor dedi.onu anlayabilecek birileri vardı demek ki,ama demek ki o da bana amanda palmer kadar uzak biri dedi.
Çenesi titremeye başlayınca bir insan ağlamasını durduramaz,o andan sonra kendini ağlamamak için kasmanın bir anlamı yoktur,elde değildir,yüz kasların ve gözlerin senden bağımsız yaşar o anda.elinde kitabı ve sigarasıyla meydanın köşesinde kitap okurken Vural,böyle bir kız gördü yanındaki bankta.çenesi titriyordu,sigarasından küçük nefesler çekip burnundan üflüyordu,çenesi titriyordu,ağlamasını durdurmak,durdurmasa bile en azından sigara içmesiyle maskelemek istiyordu.imkansızdı tabi,ela gözler kırmızıya dönüşünce birden,ağlamayı saklamak biraz daha zorlaşır.
Ben bu kızı bir yerden tanıyorum dedi kendi kendine.bu laftan da nefret ederdi ya neyse.bir şekilde tanışmış olmalıyız,tanışıp birbirimizi unutmuş olmalıyız.
Belki de tekrar tanışmalıyız dedi,sonra güldü ettiği salak lafa.kendi kendiyle çok eğlenebildiğini fark etmek de bir ayrı dertti işte.yeni bir farkındalık Vural,yeni bir kendi hakkındaki düşünce.yeni bir kontrol ediş,yeni bir kasılma anı.neyse ya dedi,kitabını okumaya devam etti.dert dinleyecek halim yok,benim ki bana yeter derken,o an kız artık ağlamasını gizlemekten vazgeçip,hıçkırmaya başladı.kitabın kapağını kapatıp,yaklaşacak gibi oldu,neyse siktir et dedi.kararsızlık anı,yeni bir kararsızlık anı,yaklaşıp yaklaşmama arasında,saçmasapan boktan bir an.yaklaşmak veya kitabına geri dönmek veya meydandaki herkes gibi,umursamaz olmak.
Kapattı kitabın kapağını,ağlarken insanların tepesinde bitmeyi sevmezdi,neyse dedi bir sigara yaktı,bu sefer de kızdan ateş isteyip istememe karasızlığı başladı…
#8
Iceboy
Hater of Hatred
Mekan: Aydın
Hater of Hatred
Mekan: Aydın
Ynt: Bir Ayyaş'ın Hikayesi
Tam ateş istemek için kıza doğru uzanacakken, kız ona döndü ve "Hiç mi sevmedi beni? Hiç mi güzel bulmadı? Ne vardı o kızda da beni bıraktı?". Bir anlık sessizlikten sonra: "Sence ben hiç mi güzel değilim?" dedi. Vural şaşkındı. Bir o kadar da korkmuş. Çünkü o an ne diyeceği hem kız için, hem kendi için çok önemliydi. Çok uzun süre geçmemesine rağmen, kız için çok uzun bir süre gibi gelmiş olmalıydı ki bu bekleme, cevabını kendi verdi: "Haklısın! Güzel olsam terkedilmezdim, değil mi?". Oysa Vural'ın aklından geçen bu değildi. Ve aklından geçeni bu kez hiç beklemeden söyledi ona: "Edgar Allan Poe'nun bir şiiri vardır, bilir misin: Annabel Lee. Aynen o şiirde anlatılan kıza benziyorsun bence. Ki o şiirde Poe, Annabel Lee'nin unutulamayacak bir güzelliği olduğundan bahseder. İnan bana seni başkasına her kim değiştiyse, ileride çok pişman olacak. Çünkü artık sen, seni gerçekten anlayan ve hak eden biriyle olacaksın." Kız afallamıştı. Böylesine olumlu bir cevap beklemiyordu. Bu sözler onun rahatlamasını sağlamıştı. Gözlerindeki yaşları sildi, kısık bir ses tonuyla, biraz da çekinerek: "Bunu içten mi söylüyorsun?" diye sordu. Vural, hafif bir tebessümle "Kesinlikle!" dedi, net bir şekilde. Kız da gülümsemeye başlamıştı. Vural'a dönüp, "Ben Meltem. Senin adın ne?" dedi. Vural, gayet rahatlamış bir şekilde söyledi adını. Sonra Meltem'in saçlarını düşündü. Simsiyah ve düz saçları vardı Meltem'in ve her an havalanacakmış gibi duruyordu. Sanki saçlar ona ait değildi, ipek böcekleri özellikle onun için siyah ipek örmüşlerdi. O kadar parlaktı ki... Acaba Meltem ismi başka birine bu kadar yakışabilir miydi? Evet, tıpkı hafif bir meltem esintisi gibiydi konuşmaları, ve saçları da bu esintiyle havada dalgalanıyordu sanki. Cildi kumsal gibi bronz, gözleri de deniz kadar maviydi. Aklından geçen bir düşünce yanlışlıkla ağzından kaçıvermişti: "Tıpkı bir denizkızı gibi!". O anda zaman sanki hiç geçmeyecekmiş gibi yavaşladı...
Son düzenleyen Iceboy : 06-03-2007 - 01:50.
| |











Benzer Başlıklar
Ayyaş'ın boy ortalaması. Bakalım neymiş ortalama ?
Ayyaş'ın En Sevdiğiniz Bölümü Biliyorum herkesin en az 4-5 tane vardır girdiği takıldığı ama olmazsa olmaz diyeceğiniz bir tane...
Aşk Hikayesi Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıptaokuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk...