Gün geçtikçe dâhâ çok endişe ediyorum,geleceğinizden.Biliyorum aynı evreni paylaşıyoruz ama yine de endişe etmeden duramıyorum.Zamanında elin muhtemelen gevur olan filozoflarından biri şöyle demiş "fetişler,yaşanılamayan dünyaların hayaletleridir" Ne de güzel demiş.Görmeden
|
#1
|
||||
|
||||
|
Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Gün geçtikçe dâhâ çok endişe ediyorum,geleceğinizden.Biliyorum aynı evreni paylaşıyoruz ama yine de endişe etmeden duramıyorum.Zamanında elin muhtemelen gevur olan filozoflarından biri şöyle demiş "fetişler,yaşanılamayan dünyaların hayaletleridir" Ne de güzel demiş.Görmeden bu kadar kolay özetlenebilir mi bir gerçeklik?
Tıpkı,muhteremin dediği gibi,siyâseti yaşayamadığımızdan olacak çevremiz siyâsî göstergelerle dolu.Fetişleşmiş,putlaşmış,çelikten heykellere benziyorlar.Siyâset kelimelerde değil onlarda vücut buluyor.Sakallardan,bıyıklardan,rozetlerden,armalardan,kuşaklardan,sancaklardan taşıyor.Tartışanlar fikirler değil,onlar oluyor.Ne dediğiniz,neyi nasıl ve nerden dediğinizle anlamlanıyor.Bu adeta bir oyun,simgeleştirme oyunu.Ne ay yıldızlı bayrak ne de Mustafa Kemal kurtulabiliyor bu oyundan.Hatta "oyun" kelimesi bile bu sistematiğin bir parçası artık.Metinlerin içinde geçen "oyun" birçok şeye gönderme yapıyor aslında. Bu yüzden biz sistemleri değil,sistemlerin göstergelerini tartışıyoruz.Kendimizi bu simgelerle ifâde ediyoruz.Ama niye? Örneğin neden "türban" bu kadar kolay simgeleşebiliyor bu ülke de ya da "bayrak" ya da "hilal bıyıklar".Veya neden bizim siyâsî hareketlerimiz,siyâsetten çok "slogan" fikirden çok "döviz" üretmiş? Anormal bir evrenin normalize edilmiş bireyleriyiz,galiba. Bir şey çirkin görünüyorsa bunun tek sebebi onu gerçekten görmüyor oluşunuzdur.Zira çirkinlik bakış açınızla ilgilidir gerçeklerle değil. |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Güzel. Benim 'sivil' kelimesinin çevirisini neden taktir etmediğim şahsına aşina gibi görünüyor... Bir kaç değişik yerde yazdığın yazılara bakarak, son bir kaç günde izlediğin düşünce yolunu aynı harita üzerinden takip ediyordum ben de. Dosrum, aynı yere gidiyoruz. Sana biraz daha anlatayım. Patikalar birbirine bağlanıp ana yola çıksın.
![]() 'Sivil' kelimesi 'birey' kelimesini karşılamıyor ülkemizde. Yukarıda bahsettiğin ve 'neden böyle oluyor' dediğin her cümlenin cevabı: bizler henüz bireylerden oluşan bir toplum değiliz. Peki neyiz? Bireylerden oluşmayan topluluklar kendilerine sığınacak yer ararlar, birey olmadıklarından en doğalından kendilerine olan saygıları ve güvenleri gelişmemiştir. Bu açığı da -sana cevap niteliğinde- etnik, siyasî, dinî, hayalî topluluklar -sürüler- oluşturarak kapatmaya çalışırlar. Yani içinde bulunduğumuz ortamın psikolojisi kısaca 'sürü psikolojisi' oluyor. Şimdi bu açıklamaların ışığında senin yukarıda bulmaya çalıştığın nedenlerin sebeplerine gelelim. Sürüler nasıl ilerler, kimleri takip ederler. Kavgada baskın olanı: Atlar, kedigillerin birçoğu, ve insanlar ( bkz. Siyaset meydanları, meclis ve her türlü toplantıda). Sürü bireylerinden belirgin farklılıklar gösterenleri: Bir çok hayvan türünde güç, postta belirgin renk değişikliği, alışılmışın dışında hareketler. İnsanlarda da saç sakal bıyık giyim, atını gün batımına sürme efekti taşımak. ![]() Sürünün batıl itikatlarına ve dini inanışlarına göre konumu olanları: Rahip diyeyim siz anlayın gerisini ( bu bir önceki maddeye de uğrar biraz). Sürü içerisindeki ve tabiat koşullarındaki anlık değişimler: Ölüm, kavga, iklim şartları, kaynakların azalması, afetler, açlık. Yani bir topluluk, bireylerden oluşan bir toplum değilse, kişilerin etnik kökeni, dini inanışları, benimsediği ideolojiler, ortam koşulları... kısaca kim ve ne, ne tarafa çekiyorsa o tarafa gitmeye meyillidir. Böyle toplulukların üyeleri bıyık da bırakır armasına rozetine de sarılır, siyasi çemberlerle de oynar diğerlerini de oynatır. Bi' baltaya sap, bi' çayıra ot olamaz. Peki Türkiye'nin bu hale gelmesinin sebebi ne? Birincisi - hep söylerim - dil devrimi. Bir toplumun yüzyıllardır harmanladığı duygu ve düşünce dünyasını bir çırpıda 'okunmaz' hale getirmiştir. Ha bu yapılmasa daha mı iyi olurdu? Bence daha kötü olurdu, iyi ki yapılmış. Yapılmasa bir Irak'da biz olurduk, dil devrimi bizi batıya yaklaştırmıştır. Atatürk çok zor bir karar vermiştir, yaşamak için kangrenli kolunu kesmek zorunda kalan bir adamın çektiği acıyı hissettiğini tahmin ediyorum. Duygu ve düşünce dünyası 'sığ' olan toplumumuz, Türkçe geliştikçe, kelimelerin anlamları yaşanan olaylarla iyice yerlerine oturdukça ve Türkçe olarak sanat bilim ve diğer dallarda eserler yaratılmaya devam ettikçe yeniden sağlıklı bireyler yetiştirmeye başlayacaktır. ( muhtemelen 400 sene sonra, bir dilin oturması bu civarda vakit alıyor. ) İkincisi, bir çok etnik kökenin mensubu çok uluslu'dan gayrı çok sesli bir koro oluşumuz ve bunun bir takım sivrilerce kullanılıyor olması. Bu sorun da, hâlâ bu sınırların içerisinde bir arada kalmayı başarır da o insanın en iyi bildiği ve hatta bu konuda bir 'üstat' sayılabileceği 'kendini yok etmek' yoluna sapmazsak, birbirimize alışarak, lokal sorunlarımız ve etnik kimliklerimizden oluşan çıkıntıları törpülüyerek aşılabilir ancak. Kısacası eğitim, hoşgörü ve sabır. Sağlıcakla... böyle uzaktan... |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Sorunun kökleri dil devriminde midir ya da köklerden biri de dil devrimi midir? En sağlam ve derin kök değil belki ama en azından cılız da olsa köklerden biridir diyebilirim.Zirâ siyâset dil devriminden önce de yada hiçbirzaman ??? (öyle bir zaman oldu mu?) bu toplumun yaşadıklarından ya da yaşattıklarından biri olmadı.Örneğin İngiliz "pub"larında (bar,bira sokakları,bir terim olduğu için "pub" dedim,şimdi meyhane derim yanlış algılayan çıkar) doğup köklerini salmış siyâset,politika denen şeyin bir benzerinin Osmanlı coğrafyasında da yaşandığını düşünmek için fazla sebebim yok.Elbette bunu "Oryantalist" bir zihnin görüngüsü olarak da almak çok kırıcı olur.
Belki de sorun,kendilerine ait olmayan bir mecrâ ve algılama sürecinde tamamen kendilerine yabancı bir "homo-politicus"(bak bizim Latince burda tıkanır) için yaratılmış sistemin bir parçası olmak zorunda kalan halkın yaşadığı travma ile ilgilidir.Ve hiç şüphesiz,siyâsetin cılız da olsa yansımasını bulduğu,fikri ifâde alanı olan Tanzimat meclislerinin de bu konuda halka pek yardımcı oldukları söylenemez.Bize hep şablonlar sirâyet etti.Biz hep şablonları aldık.Biz hep şekli kopyaladık.Örneğin bizim solcularımız yıllarca Enternasyonel jargonu kullandılar.Olmayan yerlerde Burjuva avına çıktılar.Var olmayan bir proleteryanın kavgasını yaptılar.Sağ ideolojimiz şu sabit düsturdan ötesini düşünemedi;"kalkınma" Küçük birer kapitalist kesildiler.Milton amcamı millet duymayı bile bırakmışken onlar arkasına düştüler.Varlıklarını bile bir "kitle" kavramına indirgemiş bu insanlardan elbette "sürü"yü ortadan kaldırmalarını beklemek abes olurdu.Öyle de oldu,abes oldu,hava oldu,hayâl oldu. Bir sürü var haklısın,ama o sürü de aslında tüm sürüler gibi tek bir amaçla sürü oldu,Hayatta kalmak.O politik evrenin apolitik bireyleri olarak kurtulabileceklerini sanmaları da 12 Eylül 1980 tarihine rastlar.Sanırım ikinci basamakta bu oluyor.Siyâset toplumun elinden tasfiye edilirken,simgeleri olduğu gibi kaldı.İçleri boşaltılmış kabuklara döndüler.Siyâsetin kendi değil ama hayaletleri ordaydı. Etnik yapımıza geldim.Buna diyecek bir lafım yok.Aslında etnik yapıntılarımızın Osmanlı'nın dağılma sürecinden balayarak siyâseti bir tür ayraç olarak kullanmalarına güzel bir örnek Taşnak ve Hınçak partilerinin sadece üç yılda "sosyalist" yapıdan "milliyetçi" hâle dönmesi olabilir.Böyle keskin bir u dönüşü de sanırım bizim (onlarda bizdi aslında) siyâsi halet-i rûhiyemizi güzel tanımlar.Ya da çok uğraşmayalım geri sarıp Ağar'ı bir beş yıl önce bir de şimdi dinleyelim.Veya ona da gerek yok,Abdullah Gül'ün her biri geçmişten geleceğe mektuplar niteliği taşıyan siyâsi polemiklerini tekrar tekrar sarıp şimdi dinlemekte aynı etkiyi yaratabilir.Sorunun üçüncü ayağı da bu (mu?) siyâsî kimlik adetimiz yoktu bizim.Ne solumuz sol ne de sağımız sağ olabildi.Neyse dağılmadan etnisitelere döneyim.Bu şeyler,bu ülkede bolca var.Aslında sadece burda değil bu coğrayada Balkanlar'dan Ortadoğu çevresine kadar da bolca bulunmaktalar.Olmasa da oldurmak hiçte zor değil.Son 100 yılda kaç millet icâd olundu ben saymaya kalkmadım.Bu yüzden olacak ortaya bir parça et atıp gitmekte,siyâseti olmayan toplumların anasını ağlatmaya yetiyor.(özür,ları unuttum) Atan da belli tabi. Bunlar sanırım sorunu özetler nitelikte olacak.Peki çözüm? Yoruldum.Yarın inşallah.(Güneri Civaoğlu gibi mi oldu??? ) (Allah yazdıysa silsin) (bozsun) Bir şey çirkin görünüyorsa bunun tek sebebi onu gerçekten görmüyor oluşunuzdur.Zira çirkinlik bakış açınızla ilgilidir gerçeklerle değil. |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
sabırsızlıkla bekliyorum.
böyle uzaktan... |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Birey kelimesi bir topluluğu oluşturan her bir üye için kullanılır. Bir maymun topluluğunda her maymun bir bireydir. İnsan toplulukları da bireylerden oluşur. Bireyleşememek diye bir şey yoktur. Kişileşememek vardır. Sürü psikolojisiyle davranma sadece "birey" olabilenlere özgüdür. Birey ve kişi ayrımına dikkat edelim.
Kocaman düşler kurup, küçücük şeyleri özlüyor insan... |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Bunun ana sebebi malesef ülkemizin barındırdığı Din'den dolayı olmaktadır.Çeşitli yerlere din devrimi vs... gibi olayın özüne bakmalısınız. Ülkemizin 99%'ını oluşturan islam dini gelişmeye son derece kapalı yozlaşmış bir dindir ve din yaşam biçimidir ülkemizde. Bu olgu olduğu müddetçe insanlar birey olamayacaktır çünkü herşeyin özünde din insanların ve toplumun üzerinde büyük baskı aracıdır.
People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#7
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Doğduğumuz anda bireyizdir. Birey olma bizim toplumla ortak olan yanımızdır. Kişilik zamanla kazanılır. Bizim gibi ülkelerde kişilik hiç kazanılmayabilir de. Tüm davranışlarımız, zevklerimiz, tepkilerimiz bizim birey mi yoksa seçim yapabilen bir kişi mi olduğumuzu ortaya koyar. Birey olmak seçim yapmayı içermez. O bir organ gibi çalışır. Ülkemizde aile içi ya da kurumsal eğitim bireylerin hep birey olarak kalması için uğraşır. Çünkü kişilik farklılık demektir. Ve bizim gibi toplumlarda farklılık bölünme, kopma olarak algılanır. Oysa bizim gibi toplumlarda farklılıklar bile bireyliklerle ilgilidir. Girilen gruplara göre birey özellikleri ortaya çıkarılır. Türban takılır ya da saç uzatılır. Aslında bu çok daha derin ve her toplumda, her insanda az çok vardır. Ama ben gördüğümü yorumlamaktan öteye gidemem. Gördüğüm: insanlarımızın kişilik özelliklerinin bile bireylik içerdiği. Sonuç: farklılaşmış tektiplilikler. Zaten küresel kapitalizmin insanlara aşıladığı "farklı ol"ma isteği de aslında düzenin tekleştirilmesi anlamına geliyor. Bütün simgeler aslında tek bir sistemi simgeliyor. Bir simge seçmek ve kendini o simge altındaki diğer bireylerle eşitlemek aslında altında tüm simgelerin bireylere dönüştüğü küresel bir sömürü sistemi simgesini yaratıyor. Görünüşteki çokluğa aldanmamak gerekiyor. Artık farklı olma(!)yı sistem dayatıyor.
Kocaman düşler kurup, küçücük şeyleri özlüyor insan... |
|
#8
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Birey kelimesi bir topluluğu oluşturan her bir üye için kullanılır. Bir maymun topluluğunda her maymun bir bireydir. İnsan toplulukları da bireylerden oluşur. Bireyleşememek diye bir şey yoktur. Kişileşememek vardır. Sürü psikolojisiyle davranma sadece "birey" olabilenlere özgüdür. Birey ve kişi ayrımına dikkat edelim. 'kişi' kelimesiyle de 'kişilik' kelimesini karıştırıyorsun. Bence 'kişileşememek' değil bir 'kişilik oluşturamamak' demeliydin. Anlatmak istidiğinin tam karşılığını da 'şahsiyet' yani 'şahsiyetsizlik' kelimesi karşılıyor. Kişi genel kullanımı olan bir isim. Bir toplumun temel taşlarından biri olamaz. Toplum ve topluluk kelimeleri arasındaki tınıyı ayırabilecek kadar hassas olsaydı kulakların, kişi ve birey arasındaki nüansı da fark ediverirdin. Bir dilin oturması sadece 400 sene almıyor, dikkat ve tercih de gerekli. Kelimelere orospu muamelesi yapmayalım lütfen. Muhabbetle. birey isim 1 . Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert. 2 . Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri. 3 . mantık Bir türün kapsamı içine giren somut varlık. 4 . ruh bilimi İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert. 5 . toplum bilimi Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert. Türk Dil Kurumu kişi isim 1 . İnsan, kimse, şahıs: "Dilenciler de sayıda olduğu hâlde, yirmi otuz kişi kadardık."- M. Ş. Esendal. 2 . dil bilgisi Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs: "Ben (tekil kişi), sen (tekil kişi), o (tekil kişi); biz (çoğul kişi.) siz (çoğul kişi), onlar (çoğul kişi)."- . 3 . edebiyat Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse. 4 . halk ağzında Eş, koca. 5 . eskimiş Erkek. Türk Dil Kurumu böyle uzaktan... |
|
#9
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Birey için yazmış olduğun bütün tanımlar benim anlatmaya çalıştığım düşünceyi destekliyor. İnsanlar asla bireyleşmezler. Onlar her zaman bireydir. Bireyler kişilik kazanır ve kişileşirler. Kişilik sahibi bireyler olurlar. Alıntıladığın birey tanımlarını tek tek iyice bir oku. Hepsi de fert anlamına geliyor. Kelimelere yeni anlamlar yüklemek edebiyatta hoş karşılanabilir, ama felsefede ya da sosyolojide birey ve kişi tanımları sabittir ve hiç de sözlüğe aykırı değildir. Birey kavramı türsel özellikleri ön plana çıkarır. Kişi ise bireyin "özel"liğini. Aldığın eğitim sana tek tek her kelimeyi öğretmemiş olabilir. Böyle bir şeyi beklemek de yanlış olur. Ama benim aldığım eğitim "birey" ve "kişi" kavramlarını ayırmakla başlıyor. Yaptığım uyarı teknik bir uyarıydı. Duygusal değil.
Yanlış bir kullanım. Doğrusunu defalarca yazdım. Aşağılayıcı sözlerini ayrıca iade ediyorum. Kocaman düşler kurup, küçücük şeyleri özlüyor insan... Son düzenleyen scarecrow : 19-01-2007 - 20:01 |
|
#10
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Birey kelimesi bir topluluğu oluşturan her bir üye için kullanılır. Bir maymun topluluğunda her maymun bir bireydir. İnsan toplulukları da bireylerden oluşur. Bireyleşememek diye bir şey yoktur. Kişileşememek vardır. Sürü psikolojisiyle davranma sadece "birey" olabilenlere özgüdür. Birey ve kişi ayrımına dikkat edelim. bak işte bu parargafa çok şey söylenir.Tabi,tanımların,kavramların ve kavramlar üstü kavramların çarpışmasının en az bir toz kütlesinden koca bir gezegen meydana gelmesi kadar yavaş bir süreç sonunda yarattıkları gösterge ziyâfetine ayıracak vaktimiz varsa. Olduğunu varsayalım. Hâkim sermâye ideolojilerinin tek tek sekerekten yar yar gezerekten "fark" ve "farklılık" üzerine kurulu yeniden okumalarla,kavramları kendi arz ve talep dengelerinin merkezine oturttukları gerçeğini kabul etmekle birlikte,"birey" ve "kişi" kavramları arasında bu kadar ince bir ayrımla bu kadar keskin oynamalar yapmanın tehlikeli ve fazla duygusal bir teknik çıkarım olduğunu söylemeden edemiyorum.Özellikle de aynı şeyi söyleyip,aynı anlamı ifâde etmeye çalışırken bunu farklı terimler üzerinden götürmeye kalkmak da diyeceğim olmayacak.Olmayacak ki neden? Evet dışarıda bu kadar çok "sağlıklı bireyler için Birey dershaneleri","Avrupa uluslararası Bireysel Gelişim kursları" "Birey olmanın onbeş yolu" vb........ slogan dolanırken insan korkuyor hâliyle,gelişmiş bir "Birey" görünce.Köküde uygun hem Liberal yeniçağ felsefesine,bakınız;"bir" den türemiş.Tektir bir.Tekildir.Bu çağın "bireyi","bireysel girişir","bireyseli gelişmiştir onun.Kim bilir kaç bin dolara "birey" olmuştur O.Korkutucu gerçektende.Ama bana biraz "duygusal" davrandın gibi geldi "Scarecrowe".Halbuki biz bir "Hitman" kadar duygusuz olmak zorundayız.Susturucumuzu takalım lütfen,eller usulca iç cebe kaysın.Cebimizde piyano telinin kıvrımları dolansın. Alıntı: scarecrowe Doğduğumuz anda bireyizdir Bak burda bir laf edecem TDK amcamdan; Alıntı: TDK Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert "Kendine özgülük",evet her insan eşsiz doğar şüphesiz.Hatta kar kristalleri falanda eşsizdir,derler.Neyse ona girmesekte olur.Ancak "kendine özgü" olmak nedir? Bireyi (bak yine ağzımdan kaçtı) senden benden ayıran şeyler,kendine özgü kılan şeyler,örneğin seni KAFKA beni de NEDİM yapmayan şeyler,doğduğumuz andan itibâren elimize geçenlerden mi ibârettir? Aslında bu soruları böyle uzatmakta isterim ama uzatmayacağım.Niye mi,bilmiyorum valla bir ağırlık çöktü birden.O kadarda demiştim kendime,yeme o son parçayı diye.Yiyebildiğin kadar ye partisi falan yok artık.En iyisi tabildot. Ama anlıyorum endişeni.Duygusal olsak senin yanındaydım emin ol. Bir şey çirkin görünüyorsa bunun tek sebebi onu gerçekten görmüyor oluşunuzdur.Zira çirkinlik bakış açınızla ilgilidir gerçeklerle değil. |
|
#11
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Yüzer-gezer gösterenlerin bu kadar sabit olduğunu bilmiyordum. Teorik olarak mahallî sabitlikler gösterdiğinin farkındaydım ama ne bileyim, pratikte, bir burjuvazi ya da 'şehir çocuğu' edasıyla karşılaşmamıştım hiç. 'Yedi' kelimesinin -bu çerçeveden bakınca- duyulunca bir 'ürküntü'ye neden olması beni eğlendirmiyor değil ama öte yandan sonumuzu düşünmüyor da değilim. Ne yazık! Bazı hafızalarda kötü bir intiba olarak kalacağım...
ama sevgili ötekim sen de lazımsın
böyle uzaktan... Son düzenleyen yedi : 19-01-2007 - 20:50 |
|
#12
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Sana bir sosyoloji sözlüğü öneriyorum. En azından bir felsefe sözlüğü. Ama TDK da olur:
"Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert" Bu tanım sadece tekillikle ilgisi olan bir tanımdır. Toplum kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünebilir. Yani bireylere bölünebilir. Ve birey bir özne olarak toplumdan ya da diğer bireylerden farklı yüklemler alabilir. Kişilik de bunlardan biridir.Tanımdaki bölünemezlik sadece bireyin tekil olmasıyla ilgilidir. Bir bireyi toplum gibi bölemezsiniz. Çünkü o tektir. Bir birey taşıdığı özellikleriyle diğerlerinden farklı olabilir. Örneğin kişilik her bireyde farklıdır. Farklı olduğu ölçüde bireyi kişi yapar. Eğer bireyi sizin savunduğumuz anlamda alırsak tıpkı yedi'nin kurduğu şu cümle gibi saçmalıklarla uğraşmamız gerekir: yedi: bizler henüz bireylerden oluşan bir toplum değiliz. Bunu hiçbir TDK sözlüğüyle savunamazsınız. Doğrusu şudur: Her toplum bireylerden oluşur. Bizim aradığımızsa kişilik kazanmış bireylerden oluşan bir toplumdur. Fakat biz kişilikli bireylerden oluşan bir toplum değiliz. Verdiğin örneklere gelince: "sağlıklı bireyler için Birey dershaneleri" sağlıklı birey doğru bir kullanım. "Avrupa uluslararası Bireysel Gelişim kursları" bireysel gelişim doğru bir kullanım. "Birey olmanın onbeş yolu" En az yedi'ninki kadar saçma bir cümle. Birey zamanla olunan bir şey değildir. Günlük kullanımlarla, ya da sokaktaki tabelalarla tarışacak değiliz bu konuyu. Ya da birey kelimesini cümle içinde kullanan bir edebiyatçıya da kulak asacak değiliz. Artık saçmaladığınızı düşündüğüm için bu konu hakkında yazmaya gerek görmüyorum. Çok merak ederseniz bir de sosyoloji sözlüğünden araştırın kavramları. Tabii onları kelime olarak değil kavram olarak kullanmak istiyorsanız. Ya da "Kişi ve Birey" adlı bir sosyoloji seminerine katılın ve yüzyıllardır yapılan bir yanlışlık(!)ı düzeltin. Kocaman düşler kurup, küçücük şeyleri özlüyor insan... Son düzenleyen scarecrow : 19-01-2007 - 21:48 |
|
#13
|
||||
|
||||
|
Ynt: Siyâsî Göstergeler Evreni,Türkiye
Birey: Bir sınıfın indirgenemez öğesi. Tek olan. Bir türün üyesi. Kendi varoluşuna sahip somut varlık.
Kişi: Kendi bilincinde olmakla kendi kendisinin sorumlusu olan varlık. Özgül olarak insan değerleriyle donanmış birey. Birey herhangi bir türün bir üyesidir, kişi insan türünün yetkin ve bilinçli bir üyesidir. Felsefe Sözlüğü - Afşar Timuçin (Felsefe Profesörü, Şair) Tartışmayı "kişi"selleştirenler için yeterlidir sanırım. Kocaman düşler kurup, küçücük şeyleri özlüyor insan... |