Mekan: İstanbul-Avrupa yakası
israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Aşağı yukarı 40 yaşında olan bu devlet, neredeyse süper devletlerle boy ölçüşecek güce nasıl sahip oldu? Nükleer silah ve kimyasal silah noktasında çok büyük aşamalar kaydetmiş bu ülke neden gözaltına alınamaz? Dünyanın gözünün içine baka baka istediği katliamı yaparken nereden cesaret alıyor.
Masonlar!
"Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası"
Allah Allah, isme bak. Kim kabul etmiş, nasıl hürmüş. Yani devlet üstünde bir otoriteye mi sahipler? İsmi koyarken bile "bize yan bakanın..." der gibiler.
Kim bunlar?
Türk Halkı ndan üstünmü olduklarını sanıyorlar?
Arı kovanına yıllar evvel bir Abdülhamit Han çomak sokmuştu (her ne kadar mason diye anılsada), bide rahmetli Özal (iyisiyle kötüsüyle yorum yapmam ama tahtakaleye 2 defa orta parmağını taktı, bu nedenle de öldürüldü bunu bilirim)!
Kim bunlar?
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
) bu topluluk hısları ve inatları uğruna yapmayacakları bir iş yoktur kendilerine haksızca adaletsizce bir ülke kurabilmiş bu acınası topluluk aslında tüm dünyaya yayılmış durumdadırlar tek amaçları bu dünyada hakimiyet kurmak olan bu topluluk kendi yalanlarına bile son derece inanmış durumdadırlar...islami kesime peki neden bu kadar düşmanlardır? çünkü islam dininde yahudi toplumu lanetlenmiş bir topluluktur. bu durumu onlarda çok iyi bilmektedir ve bu durmu "bakalım kim lanetliymiş" cümlesini kurup katliam yapmaktadır ki şunu hala anlayamamışlardır insan öldürerek ya da dünya hakimi olarak lanetiniz üzerinizden kalkmaz...neyse masonik gruplara gelince bu tiplere ben asalak tipler diyorum çünkü bir mantar bir ağaca nasıl yapışıp ondan besleniyorsa masonik gruplarda yahudilere yapışıp bu şekilde yaşamaktadırlar masonların çoğu benliklerini ve hatta çoğu bedenlerini bile satmıştırlar...kısaca yahudilere hizmet eden kölelerdir... Neyse işin özüne gelelim bu yahudilerin amacı nedir ne yapmaya çalışıyorlar...bu soru çok gereksiz ne yapmaya çalıştıklar ap açık ortada değilmi..? amerikada başkan seçilmeden önce yahudi localarına sorulduğunu biliyormuydunuz "bu başkan uygunmudur." diye..böyle bir amerika başkanından ne beklenir tabiki müslüman katilamı beklenir...
bu mahlukatların düşündükleri olay tam olarak şudur ARMAGEDON SAVAŞLARI....biraz armagedon savaşlarıyla iligli araştırma yaparsanız tüm taşlar yerine oturucaktır emin olun... 
Ha son bir söz ırkcılığa maruz kaldığını söyleyen bir toplumun dini inancına bi baksanıza dışardan yahudiliğe giremiyosun...
çok komik yaa insanın suratına suratına da aptal denilmezki...
Ne yazıkki onlardedikçede sanki bizim hoşumuza gidiyor...hiç birşey yapmıyoruz... hak mı ediyoruz ne?kolay gelsin........
![]()
.:: Şeytan Ayrıntılarda Gizlidir ::.
Yeni Üye
Mekan: İstanbul
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
bugunlere gelmesine neden izin verildi dersek ; bambaşka biyerden alıp uzun uzun yazmak, konuşmak gerekir.
Eğer bugün neden durumun bu olduğuna gelirsek zaten geçmişindede silah üretimi konusunda profesyonel olan bu insanlar "İsrail " olarak silah geliştirme ve üretim işlerine onem verdikten sonra inanılmaz gelişmişlerdir.bknz : zamanında filistin israil gene savaşırken filistinliler silahlarıyla isrillileri oldururken , bir yahudi bugun filistinlilerin taş atmak için kullandığı alet(abuk bi ismivardı hatırlayamadım suan , sapan değil
) ile bir filistinli lideri oldurmüşken bugün herşey tam tersi durumda hemde katlanmış şekilde.Velhasıl adamlarda dünyanın en iyi silahları mevcut.İnsan gücü olarak ele alırsak ;hepsi asker , profesyonel asker.Her israilli mecburi 4 yıl askerlik yapıyor(kesintisiz) bu bittikten sonra her yıl ise 1 ay zorunlu hizmet adıyla gene askerlik yapıyorlar ve sürekli bir çatışma içerisindeler.her gün bir restoranda ya da benzeri biyerde muhakkak birkaç bomba patlıyor(minimum)+ çatışma bolgelerinde hergün heran sıcak çatışma içerisindeler filistinlilerle.Sonuç olarak hem ordu bazında hem de silah ve teknoloji bazında dünyada 1 numara diyebilirim ben..
e kolay değil tabi laf etmek...
![]()
...İmza...
Mekan: İstanbul-Avrupa yakası
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Peki israil nasıl durdurulur (çok saçma, böyle birşeyi yukarıda yazılanlara göre düşünmek bile çok saçma)?
50 yıl belki 100 yıl önce çizilmiş olan "kutsal topraklar" haritası, bugün yavaş yavaş uygulanmaya başladı. ırak asla bağımsız bir devlet olamaz. Ama dünya kamuoyuna böyle gösterilecektir. ıraklı kürtler (ki bunu sakın kendi vatandaşlarıma kasıt olarak anlamayın), güdülmeyi çok severler. Eğer biraz da ara gazı verirseniz, dün saddam diye haykıranlar, bugün dönüp amerika-israil diye yaygara yapabiliyorlar. Unutmayın, saddamın en güçlü destekçileri kürtler ve araplardı. Bu nedenle Türkmenler i katletmeye çalışmıştır. Neyse! Senaryo çok açık. kuzey ırak (mezapotamya burayı da kapsar) kürtlere verilecek. kürtler israile hizmet edecek ve güneydoğu anadolu da güya referandumla kuzey ırak a ilhak edecek böylece israil bin yıldır kurduğu hayalerine kavuşmuş olacak. Bu nedenle AB de Türkiye haritası artık farklı gösterilmeye başlanmıştır. AB li bakanların, devlet başkanlarının doğuyu ziyareti de, Türkiye ye aba altından sopa gösterme hareketidir.
Bu yay boşaldı. Ok fırladı artık. Ciddi anlamda bir kafa tutma ve hatta vurma olmadığı sürece israil yolunda yürüyecek. iran boşuna bağırmıyor arkadaşlar.
Peki çözüm ne?
BOP mu? Kahkaha ile gülerim. Ama, Türkiye+suriye+iran konsorsiyumu ve bununda alenen yapılması bazı çizgilerin değişmesini sağlayacaktır. Her ne kadar geçmişte sırtımızdan vurmuş olsalarda, şuan paçaları tutuştuğu için Türkiye nin sırtını sıvazlamaya başladılar. Böyle bir oluşumun en büyük rakibi ABD olacaktır. Eeeeee...zaten büyük dünya savaşının da Türkiye ve ABD arasında geçeceği söylenmiyormu?
Unutmamak gerekir. Uluslar arası hukukta, komşularındaki iç karışıklığı önlemek için, çevre ülkelerden "barış harekatı" adı altında yardım alınabiliyor. Bu üç ülke, hani ABD nin meşhur lafı olan barış ve özgürlük için bir harekat yapsa en başında israil karşı gelecektir. ki burada "sanane lan otur aşağı" diyecek kıvamda lidere de ihtiyaç vardır!
Saygılar....
Atçalı
Mekan: İstanbul
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
yapa bu israil
hür masonların hürlüğünü da vincinin filminde propagandası yapılan sonunda seni koruyacağız diyen yaşlı teyze tanımıştır.(the quenn)
![]()
Özledim buraları ama kimse doğru söyleyeni özlemiyor. Dünya kanunudur, değişmez.
deepresif
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
ilk olarak--ya ABD denen bu devlet PKK yı tanıyo tamam diyo bu teroristtir diyomu??
galiba diyo....
ikinci-- abd turkiye buyukelcisi dediki--İSRAİL KENDİNİ SAVUNUYO
neye karsı__ hamas a karsı
peki abd diyo ki hamas teroristtir..
ee eger bu durumda biz pkk ya karsı kuzey ıraga girersek kendimizi mi savunmus oluyoruz??
hayır.. baksanıza herkes bişi diyo...
ee madem biz ıraga giremiyoz KENDİMİZİ SAVUNMAK İÇİN
israil deki o oç ler nasıl kendilerini savunmak için gezebiliyolar???
biri varmı acıklıcak bunu
yada ben yanlışmı anlıyorum herseyi
![]()
[FONT="Arial Black"][I][B]çileli dooğmuşum zaten ezelden......[/B][/I][/FONT]
Mekan: İstanbul-Avrupa yakası
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
İsrail ortadoğunun tek hakimi olmak ve sözde tavırlarına dayanak sağlamak için girdi lübnana....yani, son yumruğu vurmadan önce dünyanın nabzını yokladı.
pkk nın temelinde, ermenistan, yunanistan ve suriye vardı zaten. kıbrıs rum kesimi, kurulan bu konsersiyumun başıydı. geçmiş zaman kullanıyorum, zira pkk şuan sadece kıbrıs rumundan ve israilden besleniyor. bu konuda avrupa devletleri, israilin desteklemesinden dolayı pkk ya tek bir adım bile yaklaşmıyorlar. pkk kuzay ırakta son sürat büyüyor. çünkü, ona yürü diyen israil ortadoğu daki arapları ırak devleti ve pkk sayesinde kıracak. kuzay ırakta kürt devleti kurulacak. güney doğu referandumla bu devlete ilhak edecek. eeeee bugüne kadar başlarında olan israilde meşru bir şekilde mezopotamyaya yerleşmş olacak....
Elbette kağıt üzerinde böyle, ama icraat ta baya baya sıkar!
Hatta şimdiden sıkıntı olmaya başladı.
zapsunun kendi kafasına göre hareketinden de hangi tarafa çanak tuttuğunu hemen anlamış bulunuyoruz. zira, aldığım duyumlara göre, Türk Ordusu kuzay ıraktan uzun bir süre çıkmayacak. çıkın diyenlere de karşılık olarak halk istiyormu bakalım diye manevra yapacak. bu nedenle dini liderlerle inanılmaz bir görüşme trafiği hakim. Türkmenler zaten orada ayvayı yemiş durumda, böyle bir hadisede en çok onların sesi çıkacaktır ki bu durum iç güvenliği daha iyi sağlamak adına Türk Ordusu na büyük bir avantaj verecektir.
Ordu yılanın başını kesmeye çalışıyor! ABD bu durum da ciddiye bile alınmamalı! Binlerce km oteden terorist avına gelen bir ülkenin bu durma müdahalesi çok çok komik görünecektir....
elegiac-amuck
Mekan: elysium
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
![]()
nothing but darkness in and around
the isles of the blest
Son düzenleyen Rocker_angeL : 22-07-2006 - 21:14.
Devil İnside
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Amerikanın Irak'a müdahelesinden sora sözde CIA istihbaratı tamamen yanlış hatta yalan çıkmıştır ne nükleer füzelere nede benzeri silah tesislerine rastlanmamıştır bölegede ki petrol kontrol altına alınmış ve Irak halkı iç savaşa sürüklenmiştir bu zaman diliminin hemen akabinde A.B.D İran ve Suriye'ye uyarılar yapmış hatta Suriye'ye saldırı tehdidinde bulunmuş AB ve BM ülkelerine yine bir çok CIA raporu göndermiştir.
Fakat tamamen düzmece olan Irak harekatı sonrası fazla tepki toplayacağı için Suriyeden vazgeçmiş artan ekonomik ve teknolojik sıkıntılar yüzünden ise İran saldırısını ertelemeiş ve dünya kamuoyunun gündemine oturtmayı başarmıştır. Bu sırada oyunlardan bıkmayan A.B.D Lübnan'daki tampon görevi gören (tam rakamı hatırmalmıyorum 30.000-50.000 civarında) Suriye askerlerinin ülkelerine dönmelerini sağlamıştır aslında buda planın bir parçasıdır.
İsrail ise bu durumu değerlendirmiş henüz doğruluğu net olarak bilinmeyen sebeplerden dolayı saldırı noktasını Gazze şeridinden çok çok dışarı çıkartarak şu an Lübnan'a girmiştir, hatta bu süre zarfı içerisinde İsrail hava kuvvetlerine ait uçaklarla Suriye hava sahası işgal edilmiş (uluslararası suç) Hafız Esad'ın sarayı üzerinde tehditkar uçuşlar yapılmıştır.
Bence burda sadece saldırı yönü değişmiştir amacı hala aynıdır A.B.D'nin yapmak istedikleri şu an dolaylı olarak İsrail'e yaptırılmaktadır İsrail'de dünya kamuoyuna bu bölegeleri vaadedilmiş toprak olarak gösterip kendini haklı çıkartmaya çalışmaktadır.
Vaad edilmiş topraklar içerine ayrıca tüm mezopotamya akdeniz bölgesi ve Rize dahildir bilgilerinize.....
![]()
Ben Cenk Etmen Zevüşürüm
)))
Yasaklı kişiler
Mekan: Anglosaksafonia
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
İsrailoğulları iki kez yükselecek ve yenilecekler. Birincisini gördük, ikincisinde sıra...
deepresif
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
bence
israili savas actıgı için protesto etmemmiz yersiz ve gereksiz..
tüm dünyadaki sözde yardım kurululşlarını,bm,nato,avrupa kons. vs. vs ve diger ulkeleri boyle bir şeye izin verdigi için ve osuruktan teyyare seylere her sekilde karsı cıkıp fakat bu durum karsısında sessiz durdukları ve israil denen o oç lere bu sansı verdigi için asıl onnarı protesto etmeliyiz aslında..
bu olay tüm dünyanın (müslüman ülkeler hariç) acizligini aslında o ulkelerin ve kurumların bi halta yaramadıgını ve sadece isimlerden ibaret oldugunu gostermektedir..
hepsinin aq
![]()
[FONT="Arial Black"][I][B]çileli dooğmuşum zaten ezelden......[/B][/I][/FONT]
Mekan: antalya
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
A.B.D. iran saldırısını erteliyor çünkü buraya yanlız başına girmekten korkuyor.neden korkmasın iranın kendisi zaten ırak değil karşılık verivektir adam akıllı
bunun yanı sıra olası savaşın açacağı ekonomik bir kriz (ıraktaki, afganistandaki ve dünyanın bilimum yerlerindeki birliklereine para yetiştirmek şimdi bile onlara yeterince zor bide iran şimdilik fazla gelicektir)
İran girdiği takdirde çin ve rusya iran tarafında olacaklarını gösteren işaretler vermektedirler(çin eneji ihtiyacının yarısından fazlasını irandan karşılamaktadır.rusya iranla çok büyük oranlarda ticaret yapmaktadır ve iran rusyanın en büyük silah alıcısıdır) ve bunların müttefikleri ve diğer A.B.D. karşıtı ülkeler mesela çinin en büyük müttefiği olan her türlü teknolojinin karşılıklı transferini yapan pakistan ile malum A.B.D. düşmanı K. Kore. dahasıda var.
şimdi bu önbilgilerden sonra isaralin saldırısına geçelim.bu saldırılardaki asıl amaç iranı kışkırtmak ve saldırmasını sağlamak.Bu gerçekleşirse iran "sana ne oluyo oğlum lübnanın derdi geldi senin mi gerdi" diyecek uluslararası kamuoyu ve Amerika irana yanlız başına girmekten kurtulucak nato gircek B.M. giricek(yani canım ülkem TÜRKİYE'de giricek boşu boşuna bu vatanın evlatlarıda ölcek) rusya ve çinde bir şey yapamayacak.
İşte herşey amerika ve israilin planına uygun giderse dünya kendini altın tepside amerika ve israile sunucak
Bunun dışında 3. DÜNYA SAVAŞIda çıkabilir amerikanın arada bir yaptığı beceriksizliklerini düşünürsek hadi hayırlı olsun
![]()
[COLOR="Blue"][FONT="Comic Sans MS"][B][I]UÇMAK LASIM
[/I][/B][/FONT][/COLOR]
Yeni Üye
Mekan: İstanbul
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
unutulan bir kaç şey var eklemek istediğim
A.B.D. iran saldırısını erteliyor çünkü buraya yanlız başına girmekten korkuyor.neden korkmasın iranın kendisi zaten ırak değil karşılık verivektir adam akıllı
bunun yanı sıra olası savaşın açacağı ekonomik bir kriz (ıraktaki, afganistandaki ve dünyanın bilimum yerlerindeki birliklereine para yetiştirmek şimdi bile onlara yeterince zor bide iran şimdilik fazla gelicektir)
İran girdiği takdirde çin ve rusya iran tarafında olacaklarını gösteren işaretler vermektedirler(çin eneji ihtiyacının yarısından fazlasını irandan karşılamaktadır.rusya iranla çok büyük oranlarda ticaret yapmaktadır ve iran rusyanın en büyük silah alıcısıdır) ve bunların müttefikleri ve diğer A.B.D. karşıtı ülkeler mesela çinin en büyük müttefiği olan her türlü teknolojinin karşılıklı transferini yapan pakistan ile malum A.B.D. düşmanı K. Kore dahasıda var.
şimdi bu önbilgilerden sonra isaralin saldırısına geçelim.bu saldırılardaki asıl amaç iranı kışkırtmak ve saldırmasını sağlamak.Bu gerçekleşirse iran "sana ne oluyo oğlum lübnanın derdi geldi senin mi gerdi" diyecek uluslararası kamuoyu ve Amerika irana yanlız başına girmekten kurtulucak nato gircek B.M. giricek(yani canım ülkem TÜRKİYE'de giricek boşu boşuna bu vatanın evlatlarıda ölcek) rusya ve çinde bir şey yapamayacak.
İşte herşey amerika ve israilin planına uygun giderse dünya kendini altın tepside amerika ve israile sunucak
Bunun dışında 3. DÜNYA SAVAŞIda çıkabilir amerikanın arada bir yaptığı beceriksizliklerini düşünürsek hadi hayırlı olsun
Demem o ki bu ülkelerden herhangi birine dokunmak kimseye kolay kolay nasip olmayacaktır .Ya olursa? - ozamanda 3. dünya savaşı için belki demeye gerek duymam boyle bir durumda dünya savaşı kaçınılmaz olacaktır bence...
![]()
...İmza...
Atçalı
Mekan: İstanbul
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Enerji kaynaklarını kim sömürge yaparsa o kazanır şu anda orta doğudaki alevlenmelerde bu enerji yüzünden zate. dünya 1 asırdır hala alternatif bir enerji kaynağı bulamadı buldukları her yerde de şavaş durumu var nedense
ki bulan ülkeler silah yapıyor
![]()
Özledim buraları ama kimse doğru söyleyeni özlemiyor. Dünya kanunudur, değişmez.
Yeni Üye
Mekan: İstanbul
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan büyük katkılar sağlıyor tabi ancak iran k.kore de bu 5liye kağıt uzerinde olmasa da dahil diye düşünüyorum ben
kaynak konusunda sorun çekecek ulkeler değiller bence ...
![]()
...İmza...
Yeni Üye
Mekan: İstanbul
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
ORTADOĞU'YU bir anda kan gölüne çeviren İsrail, bu hareketiyle aslında ABD Başkanı Bush'u korkaklıkla suçluyor. İsrail, hep ABD'nin İran ve Suriye'ye müdahalesini savundu. Olmayınca da savaş silahını çekti. Filistin, Lübnan baskını genişletilmiş Ortadoğu'da yeni duruşları ve pozisyonları tetikledi. İsrail'in emrivakisi Washington olduğu kadar Moskova'ya ve Tahran adına da siyaset değişikliğini elzem kılmıştır.
Bu emrivaki Moskova'ya ve Putin'in özellikle Irak'ta hareketlilik kazanmasına yol açtı. Daha önce de işaret ettik. Irak'ta öldürülen 5 Rus gizli servis mensubunun uğradığı saldırı, Irak içinde direnişe katkı sağlayan zeminlere karşı ABD'nin karşı bir mesajıdır. Son Çar Putin, "Rus askerlerini öldürenleri öldürün" talimatı verdi. Rus gizli servisine verilen bu görev emri Rusya'nın, "Irak'ta ben de varım" iddiasının yüksek sesle bir ifadesidir.
Çin ve Hindistan, bu güç dengesi içinde Irak'ta Rusya'nın arkasına saklanmıştır. Bunun adı Şangay Beşlisi'dir. Şangay Beşlisi, dünya nüfusunun yarısı anlamına gelir. Coğrafi bir birlikteliktir. Zaman zaman da siyasi ağırlıklı bir coğrafi birliktelik hürriyeti vardır. AB'nin tersine ekonomi ikinci sıradadır. Şangay Beşlisi bu birliği ABD'ye karşı sergilemektedir. AB'ye karşı da temkinlidir. Ama aynı zamanda ABD'nin BOP diye tanımladığı Turan coğrafyasında, gizli emelleri olan başka bir güçtür, bloktur. İsrail'in Filistin'de ördüğü ateş duvarını bir kötü sembol olarak kabul edecek olursak, fiziksel duvarın diğer yanı Tahran'dır. 20. Yüzyıl'da Almanya'yı ikiye bölen duvarın 21. Yüzyıl versiyonu Filistin ve Tahran'da örülen duvarlardır. Tahran'daki duvar, nükleer bir duvardır. Duvarın sınırı da zaman zaman Şangay Beşlisi'nin oluşturduğu nükleer nokta yani Tahran, zaman zaman da Türkiye'ye ulaşan enerji iletim hakları üzerinden varsayılmaktadır. Ya üzerinden, ya teğet geçmektedir. Tahran ve Filistin arasında kalan bölge tampondur. Ateş, kan, gözyaşı vardır. ABD, bu tampon bölgede kalan coğrafyada Barzani ve Talabani ile yetinemiyor. Çünkü Barzani ve Talabani ile Tahran, nükleer duvarını delemiyor. Barzani ve Talabani de duvarın iki yanında yâni arada kaldı. Bu bölgede yaşayan milyonlar, Barzani ve Talabani'yi ABD işbirlikçisi olarak görüyor, bu yüzden de sevmiyor.
Bu Turan coğrafyasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti aslında zaman zaman üzerine düşeni yaptı. Elçibey ve Aliyev döneminde Azerbaycan Ordusu'nu kurdu. Şevardnadze döneminde de Gürcistan ordusunu kurdu. Türkiye'de liberallerin AB'si muhafazakârların D-8'i, Marksistler'in Sovyet bloku tezi çöktü. AKP'nin tezi de çöktü. Türkiye eskisinden daha önemli bir ülkedir. Ama iç kamuoyu buna inandırılamamıştır. Bölgede Türk unsurunu yok saymak mümkün değildir. İran, Irak, Afganistan, Azerbaycan, Doğu Türkistan ve niceleri Turan yurdudur. Bakü-Tiflis-Ceyhan ile Türkiye'nin dünyaya enerji taşınmasında tek terminal ülke olduğu da anlaşılmıştır. Bu İpek Yolu'nun geri dönüşüdür. Tabii bağımsızlığı, güvenliği ve kontrolü sağlamak şartıyla.
Dünya bilmelidir ki, İran ile ilişkiler ne zaman Türkiye'ye bırakılmışsa, dünya tarafından emanet edilmişse, bu en güvenli yol olmuştur. Putin bunun farkındadır. Maalesef Türkiye, Atatürk'ün Cumhuriyet projesinden bu yana büyük bir proje ortaya koyamamıştır. Çünkü yönetenler yeteri kadar Türkiye'nin farkında değildir. İran üzerinden kurulan Şangay duvarı Batı karşıtıdır. İtirazcıdır ve antiemperyalisttir. ABD ve yanında duran ülkeler huruç hareketiyle Tahran nükleer duvarını delmek istediler. Ama gedik açamadılar. Duvarı delmek isteyen de, korumak isteyen de Türkiye'ye muhtaçtır. 21. Yüzyıl'da Turan coğrafyasında acı ve kan içinde de olsa Türklük bütün heybetiyle ortaya çıkıyor. Tabii ki görene. Tekrar oldu ama İsrail, Filistin, Tahran üçgenindeki saldırıları bir de bu gözle görelim.
Metin Işık
![]()
...İmza...
Mekan: İstanbul-Avrupa yakası
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
İşin doğrusu da bu zaten! Türkiye yi, hem yönetim hemde denetim anlamında atki altında bölgeye de hükmedecektir!
Son dönemde ordumuz üzerinde sipekilasyonlar yaratılmaya çalışıldı. Halkın orduya olan güveni ve desteği değerlendirildi. Olası bir İran savaşında hem Türk Ordusu hemde Türk Milleti nin ne safta yer alacağı ölçülmeye çalışıldı!
Aslında İsrail in hedefi büyük. Ancak, bir anlamda tüm dünya milletlerinin ve özellikle müslüman ülkelerin sessizliği, korku yada çıkar çatışması değil, daha büyük bir adım habercisidir.
3.dünya savaşı kapımızın önünde...
Benim şahsi hesaplarım sonunda, Suriye ve İran, Türkiye ile her konuda açık pazar çalışmaya başlarsa (serbest geçiş, ticaret, silah v.s.) bu durum taşların yeniden hazırlanmasını sağlar ki savaş da ötelenir, dünya kamuoyuda birşeylerin farkına varır....
Türkiye AB ye sırt döndüğünü hissettirmeli. Orta doğu ya dönmeli. Ve açıkça AB ye beni yanında görmeyen, tüm orta doğuyu karşısında görürü demeli. Bu işten en zararsız çıkış bence bu...Büyük kumar ama kazanma ihtimali de çok yüksek.....
Ancak, el altından, kiriz pofpoflayanların kellesi alınmalı ki, halk daha başka sıkıntılar içine düşmesin....
Mekan: antalya
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Bu ortamda Türkiye'nin savaşa girmeden durması pek mümkünde değil.Benim takıldığım konuda, Türkiye'nin savaşata kimlerin yanında olacak?Bugün dünden daha uzağız A.B.ye ve A.B.D.ye ve dahada uzaklaşıyoruz her geçen gün.A.B. kapısında maymun edilmemiz ve A.B.D.nin pkk p.çlerine ne yaparlarsa yapsın müdahele etmemesi ve koruması son günlerde verdiğimiz ŞEHİTLER(RUHLARI ŞAD OLSUN) nedeniyle oluşan kızgınlık biz Amerika ve amerikanın batı ülkelerinde uzaklaşıyoruz.Geçmişde onlardan yediğimiz kazıklarda cabası.
Batıdan uzaklaşırsan doğal olarak doğuya gidersin yani rusya çin iran tarafına.Zaten son yıllarda rusyaile yaptığımız ticaretin büyümesi ve oraya yapılan ziyaretlerde az yada çok bir yakınlaşma olduğunu göstergesidir.
Benim görüşüm Türkiye'nin savaşa hangi tarafta gireceğinin cevabı savaşın başlangıç tarihine bağlıdır.Türkiye bu gün her ne kadar dünyada en büyük amerikan karşıtı halklardan biride olsa politik açıdan o kadar değil.Türkiye bugün doğuyla batının tamda ortasında
amerika ve avrupa birliği Türkiye'ye bu şekilde davranmaya devam eder ve bizim ne kadar değerli bir konuma ve güce sahip olduğumuzu daha iyi bilen ve bunu daha iyi gösteren Rusya ile ilişkiler bu şekilde devam ederse Türkiye'nin savaşa ne tarafta gireceği sanırım hepinize malum oldu.Unutmayalım bu arada Rusya, Türkiye ile %100 kapsamlı bir teknoloji transferi istiyor yani %100 Müttefiklik demektir bu.
Son olarak ben savaşı istemem ama bir savaş olursada vatanım ve milletim için en iyisi ne ise onu yapmaya çalışırım.Muhtemel bir Savaş durumunda Türkiye Rusya tarafında olmalıdır.Zaten güçlü Türkiye bu savaşta belirleyici ülke olacaktır.
![]()
[COLOR="Blue"][FONT="Comic Sans MS"][B][I]UÇMAK LASIM
[/I][/B][/FONT][/COLOR]
Mekan: antalya
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
avrupa türkiyenin ırağa yapmayı planladığı sınır otesi operasyona karsı hep birlikte tavır koyarken ;
iran bugün üst düzey bir pkk yöneticisini öldürdü ...
Diğer tarafta bizim düşmanımızla savaşıyor
![]()
[COLOR="Blue"][FONT="Comic Sans MS"][B][I]UÇMAK LASIM
[/I][/B][/FONT][/COLOR]
Mekan: İstanbul-Avrupa yakası
Ynt: israilin hedefi nedir? Nereye kadar ilerleyecektir?
Ali İhsan Bağış HAKKINDA YAZILANLAR
Esrarengiz ölüm
Vatan 09.11.2004
Özellikle İsrail''in GAP üzerindeki oyunlarını araştırmasıyla tanınan Prof.Dr.Ali İhsan Bağış, şüpheli bir trafik kazasında can verdi.
KAZA MI, SUİKAST MI?
Çalışmalarını özellikle İsrail''in GAP bölgesindeki faaliyetlerini araştırmaya yoğunlaştıran Prof.Dr.Ali İhsan Bağış''ın kafaları karıştıran ölümü üzerindeki sır perdesi bir türlü aralanamıyor.
Prof.Dr.Bağış''ın ölümünü Yeni Şafak gazetesindeki köşesine taşıyan Şamil Tayyar, trafik kazasının birçok şüphe barındırdığına ve hocanın kazasının planlı bir cinayet olabileceğine dikkat çekti.
SU DOSYASINI AÇMIŞTI
Hocanın son dönemde yaptığı çalışmalardan dolayı cinayete kurban gitmiş olabileceğine dikkat çeken Tayyar, "Son dönemde çok kapsamlı bir Su Raporu üzerinde çalışıyordu.
Fırat ve Dicle sularının paylaşımı konusunun Türkiye''nin başını ağrıtacağını, ABD ve İsrail''in sadece petrolü değil suyu da "stratejik bir enstrüman" olarak gördüğünü düşünüyordu" diye yazdı.
Vatansever bilim adamlarının şüpheli ölümleri, özellikle İsrail''in GAP üzerinde oyunlarını araştıran Prof.Dr.Ali İhsan Bağış''ın da cinayete kurban gitmiş olabileceği sorularını gündeme getirdi.
22 Ağustos''ta 2004 kaybettiğimiz Prof.Dr.Ali İhsan Bağış''ın ölümü üzerindeki sır perdesi bir türlü aralanamıyor.
Memleketi olan Şanlıurfa''dan Ankara''ya dönüş yaparken tuhaf bir trafik kazası geçirerek hayatını kaybeden Prof.Dr.Ali İhsan Bağış''ın, çalışmalarını özellikle İsrail''in GAP bölgesindeki faaliyetlerinin oluşturuyor olması akıllardaki soru işaretlerini daha da arttırdı.
Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Hidropolitik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı da olan Prof.Dr.Bağış''ın suikaste kurban gitmiş olabileceği şüpheleri giderek artıyor.
Prof.Dr.Bağış''ın ölümünü YeniŞafak gazetesindeki köşesine taşıyan Şamil Tayyar da, Bağış''ın geçirdiği trafik kazasının bir çok şüphe barındırdığına ve hocanın kazasının planlı bir cinayet olabileceğine dikkat çekti.
MÜLK SATIŞINA KARŞIYDI
Şamil Tayyar düşüncelerini de hocanın yaptığı şu çalışmalarından dolayı cinayete kurban gitmiş olabileceğini ifade etti: " Hoca, son dönemde çok kapsamlı bir "Su Raporu" üzerinde çalışıyordu.
Fırat ve Dicle sularının paylaşımı konusunun ileride Türkiye''nin başını ağrıtacağını, ABD ve İsrail''in Irak''ın işgalinden sonra sadece petrol değil suyu da "stratejik bir enstrüman" olarak gördüğünü düşünüyordu".Köşesinde Prof.Dr.Ali İhsan Bağış''ın özellikle yabancılara toprak satışına karşı olduğunu ve çeşitli kampanyalar düzenlediğini belirten Şamil Tayyar, Bağış hocanın Aksiyon dergisine verdiği demeçlerden hareketle şunları söyledi: "Nitekim, Aksiyon Dergisi''ne yaptığı bir açıklamada, Ortadoğu''da su savaşının çıkması ya da Türkiye''den daha fazla su talebinin neden olacağı sorunların tamamen Amerika''nın geliştireceği politikalara bağlı olduğunu belirtmişti.
Hocanın üzerinde çalıştığı diğer önemli projeler ise savunma ihaleleri ve GAP bölgesinde yabancılara mülk satışıydı.
Kendisi de Urfalı olduğu için bölgeyi yakından tanıyordu.
Ölüm yolculuğuna çıktığı Urfa gezisinde yabancıların satın aldıkları arazilerin genişliğinden çok su kaynaklarına yakınlığını araştırmış.
Hoca, yabancıların su kaynaklarının etrafında kümelenmeye çalıştığını düşünüyormuş." DERİN ADAMLAR KİM ? Prof.Dr.Bağış''ın son 1 yılda İsrail, Irak, Ürdün, Suriye ve İran vatandaşı çok sayıda "derin" isimlerle görüştüğünü vurgulayan Tayyar, Prof.Dr.Bağış''ın Ankara''daki "gizli" görüşmelerini, Gaziosmanpaşa''daki ofisinde değil askeri lojmanların yoğun olduğu gözden ırak bir semtte yaptığına dikkat çekti.
Tayyar şöyle devam etti: Bu "ikinci adreste" yakın tarihte İsrail Büyükelçiliği''den üst düzey bir yöneticiyle görüşmüş, görüşmede hakarete varan karşılıklı "ağır" konuşmalar geçmiş.
Hoca, elindeki viski bardağını yere fırlatırken, şöyle bağırıyormuş: "Ben Türkiye''nin hakkını size yedirmem." SUİKAST Mİ ? Bağış''ın özel otomobiliyle Urfa''ya gideceğini söylediği bir yakın dostunun "Yol çok uzun, neden uçakla gitmiyorsun?" sorusu karşısında, Bağış''ın "Uçaklar da çok güvenli değil.
Artık çağımızda ''yok etme'' teknikleri çok değişti" dediğini ifade eden Şamil Tayyar bizimde aklımızı kurcalayan şu sorularla yazısını sonlandırıyor: " Hoca, yaşasaydı bize neler anlatacaktı? Neler anlatacaktı bilmiyorum ama ortak dostumuz hocayı bu konuda uyarmış: "Şamil''in iki çocuğu var.
Çok gizli bilgileri aktararak hayatını tehlikeye atma.
Şimdi gelin bu soruya hep birlikte yanıt arayalım: Kaza mı cinayet mi?
XX
Türk ve İsrailli yetkililer Manavgat suyunu görüştü
Hürriyet 1 Haziran 2001
Kudüs'te düzenlenen bir sempozyumda İsrail'in Türkiye'den su alması konusu tartışıldı. Kudüs ve Washington'da bulunan ve Türkiye'ye verdiği önemle tanınan düşünce kuruluşu ''Institute for Advanced Strategic and Political Studies'' (IASPS) tarafından düzenlenen ''Türk Suyu, Hazar Enerjisi: İsrail ve Batı İçin Bir Ulusal Güvenlik Önceliği'' konulu sempozyuma, Türk ve İsrailli yetkililerle uzmanlar katıldı.
İsrail Altyapı Bakanı Avigdor Liberman, Türkiye'den su alımının İsrail'in su sorununa bulunabilecek en acil çözümlerden birisi olduğunu belirtti. Liberman, projenin dünyada ilk kez bu kadar fazla miktarda suyun (yılda 45 milyon metreküp) naklini gerçekleştirmiş olacağını söyledi. Liberman, bunun uygun bir fiyata mal edileceğine güvendiğini de ifade etti. İsrailli uzmanlar da Manavgat suyunun maliyetinin deniz suyu arıtma tesislerinden elde edilecek suyun maliyetinden fazla olmaması gereği üzerinde durdular.
Hacettepe Üniversitesi Hidropolitika ve Stratejik Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Bağış ise Türkiye'nin suyun fiyatını mümkün olduğu ölçüde indirdiğini, ancak bedavaya vermesinin mümkün olmadığını belirterek, ''İsrail tek müşteri değil. Malta ve Libya gibi diğer ülkelerle de görüşmeler yapılıyor. İsraillilerin mantıklı olmasını bekliyoruz'' dedi.
Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Ahmet Üzümcü de Türkiye'nin Manavgat suyunun satışından kar amacı gütmediğini belirterek, ancak tesisin işletme giderleri için gereken paranın sağlanması gerektiğini söyledi. Suyun, Türkiye'nin bölgeye bir katkısı olacağını vurgulayan Üzümcü, Türkiye'nin, su kaynaklarını baskı aracı olarak değil, bölgedebarış ve istikrarın korunması için kullanmayı düşündüğünü bildirdi.
XX
Ortadoğu'da Sınıraşan Sular ve Alternatif Çözüm Önerileri
2023 DERGİSİ 9 Kasım 2002
Prof. Dr. Ali İhsan Bağış
Hacettepe Üniversitesi, İ.İ.B.F., Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi.
Su her zaman olduğu gibi, özellikle günümüzde birçok bakımdan daha da önem kazanmıştır. Bilindiği gibi tarihsel süreç içerisinde ekonomik ve sosyal gelişme su ve barışın birlikte olmasıyla sağlanmıştır. Aslında su insanoğluna pekçok fırsatlar sunduğu gibi felaketlere de neden olabilmektedir. Dolayısıyla söz konusu olumsuzlukları önceden görülerek felâketlerin kontrol altına alınması gerekir. Aşırı nüfus artışına bağlı olarak, artan düzensiz kentleşme, sanayileşme ve sulama uygulamalarındaki yanlışlıklar ve aksaklıklar su kalitesi ve miktarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun en vâhim sonucu olarak da temiz içme suyu yokluğu insan sağlığına çok ciddî zararlar vermektedir.
Su sorununun önemi ülkelerin coğrafî konumuna bağlı olarak değişmektedir. Örneğin Kuzey ülkeleri su kıtlığı çekmezken, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu, Güney ve Doğu Akdeniz ülkeleri kuraklık ve su kıtlığı ile karşı karşıyadırlar. Dolayısıyla su birçok ülkenin iç ve dış politikasında önemli bir rol oynamaktadır.
Ortadoğu’da dönüşümü olmayan su kaynakları hoyratça kullanılmaktadır. Bunun başlıca nedenleri yüzeysel suyun yeterli olmaması ve yeraltı kaynakların bilinçsizce tüketilmesidir. Bunun yanında tarımsal sulamada eski ve geri yöntemler kullanılmaktadır. Türkiye, İsrail ve Ürdün’ün bir kısmında sulamada ileri tekniklerin kullanılması ise istisnâî bir durum arz etmektedir.
Genel durumu kısaca özetledikten sonra Ortadoğu’daki durumu biraz açmakta yarar vardır. Şöyle ki, son yıllarda su telaffuz edildiğinde insanların aklına hemen savaş ve çatışma senaryoları gelmektedir. Bu senaryolar büyük ölçüde Batı kaynaklı olmakla birlikte maalesef bölge içinde de taraftar bulmaktadır. Bunun da en önemli sebebi ne yazık ki Ortadoğu düşünce sisteminin rasyonellikten ziyade retorik söylemler ile çoğu zaman gerçeği unutturmasıdır.
Türkiye bölgelerarası az gelişmişliği asgariye indirme amacıyla Güneydoğu Anadolu Projesini (GAP) 1980’li yıllarda uygulama yoluna gitmiştir. GAP entegre bir proje olup sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedeflemektedir. Barajlar ve hidroelektrik santralleri sâyesinde Türkiye, enerji açığını da büyük ölçüde asgarî düzeye indirecektir. Sulamayla birlikte önce tarıma dayalı sanayileşme gelişecek ve buna bağlı olarak bölgenin refah düzeyi de yükselmiş olacaktır.
Bu doğrultuda elektrik enerjisi ve sulamanın ilk etabının gerçekleştirilmesi amacıyla 1990 yılı Ocak-Şubat aylarında bir aylık devre için Atatürk Barajı’nda su tutulmasına başlanmıştır. Bunun üzerine Suriye başta olmak üzere Irak ve Arap dünyası kıyametler koparmış ve Türkiye aleyhinde dünya kamuoyunu yönlendirmeye girişmişlerdir. Esasen Türkiye iyi niyetinin bir ifâdesi olarak Atatürk Barajı’nda su tutulmasına başlanmadan önce, bölge ülkelerine özel bir heyet göndererek durumu izah etmeye çalışmıştır. Ancak buna rağmen karşı taraftan anlayış görmemiştir. Körfez savaşı sırasında bazı müttefik ülkeleri Türkiye’ye ve Irak’a zarar vermek amacıyla Dicle sularının kesilmesini telkin etme yoluna gitmişlerdir. Ama buna rağmen Türkiye yine iyi niyetinin bir ifâdesi olarak, suyu bir silâh olarak kullanma yoluna gitmemiştir. Oysa ki Suriye terörist PKK’yı besleyerek ve Türkiye’nin ikazlarına rağmen bu tutumundan vazgeçmeyerek Türkiye’den bu yönde taviz alabileceğini düşünmüştür. Hatta bununla da kalmayarak Arap ülkelerini ve Arap Ligi’ni de sürekli yanlış bilgilerle etkilemeye çalışmıştır.
Türkiye’nin tüm iyiniyetli uyarılarına rağmen, tavrını değiştirmeyen Suriye’ye karşı Ekim 1998’de Türkiye, Suriye sınırına askerî yığınak yapma zorunluluğu duymuştur. Durumun ciddîyetini ve vahâmetini anlayan Hafız Esad, PKK başı Abdullah Öcalan’ı ülkesinden çıkarmak zorunda kalmıştır.
Burada çok önemli bir hususun özellikle belirtilmesinde yarar vardır. Türkiye dışında haksız ve yanlış bir şekilde Türkiye’nin su zengini bir ülke olduğuna dair propaganda yapılmaktadır. Aslında Türkiye, Suriye ve Irak su fakiri ülkeler değillerdir. Ancak Türkiye, bütün bölgeyi de su bakımından besleyecek bir durumda da değildir. Gerçekte su kıtlığı çeken ülkeler Ürdün, İsrail, Filistin ve diğer Arap ülkeleridir. İsrail dışındaki sözkonusu ülkeler önceden değinildiği gibi suyu ekonomik olarak kullanamadıkları gibi aşırı bir şekilde israf etmektedirler.
X
TBMM GÖDÜŞMELERİ'NDE ALİ İHSAN BAĞIŞ
www.tbmm.gov.tr/komisyon/21Donem/ sukaynaklari/tutanaklar/8.11.2001.htm
HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Sınırdaş da var, iki sınırı çizen sular var; yani, su sınır oluyor. Onun için, hem sınırdaş, hem sınır aşanlar; yani, tabir yanlış değil.
Bunu arkadaşlar yazarlarsa, yönlendirme yönünde, raporun yazımı yönünden özellikle sonunda, teknik bir konu olduğu için, kelimelerin ve özellikle tabirlerin yanlış kullanılmaması yönünde şart. Çünkü, bu araştırma raporu, literatüre geçecek, herkesin faydalanacağı kaynak rapor olacak.
PROF.DR. ALİ İHSAN BAĞIŞ – Sayın Bakanım, bunu memnuniyetle yaparım ben.
BAŞKANVEKİLİ ALİ GEBEŞ (Konya) – Sayın Başkanım, siz yokken konuştuğumuz konuların özetini yapıp size devrediyorum.
Şimdi, özellikle nasıl bir yol izleyelim anlamında, kimler çağırılsın denildi. Bazı kurumlar tespit edildi. DSİ, Köy Hizmetleri, Devlet Planlama, Dışişleri, yerel yönetimler, mesela, İstanbul Büyükşehir gibi, Ankara, yani, bu su işletmesi yapan yerler, elektrik idaresi, üniversiteler, Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığının temel sağlık hizmetleri, ODTÜ, Çevre Bakanlığı, TEMA, bunlar çağırılsın denildi. Yalnız, bu arada da, arkadaşlarımızın genel kanaati olarak da, mutlaka, bir bilgilendirme yapılması gerekiyor. Bence, bundan sonraki toplantının gününü tespit edelim, DSİ’nin uzman kişilerini çağıralım. Bu haritaların okunması, nedir ve şu anda DSİ, işi pratik olarak da yürüten kurum. Şu anda, kanunî prosedür olarak, çok büyük sıkıntıları var, müdahale edemiyorlar. Bu sıkıntıları nedir ve bu sıkıntılar aşıldığı zaman kaynaklarımızı nasıl koruyabiliriz ve bilgilendirme toplantısıyla beraber, bütün grupların toplantı saatleri de gündeme getirilerek, uygun bir saat yapalım. Cengiz Bey akşam yapalım diyor, herkesin yerine göre çıkması var diyor; o da bir öneri ve bu şekilde tespit edelim diyorum. Ben, sözü size veriyorum; konuştuğumuz konular bunlar.
Buyurun Başkanım.
BAŞKAN – Ali Beye teşekkür ediyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlarımız, sanıyorum, söz alıp da düşüncelerini orta yere koymayan arkadaşımız kalmadı herhalde. Mükerrem Levent arkadaşımız, değerli dostu, üniversite öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Ali İhsan Bağış’ı bugün komisyonumuza kişisel olarak davet etmiş.
Değerli arkadaşlarımız, komisyonun başlangıcında olduğumuza göre, Sayın Prof. Dr. Ali İhsan Bağış hocamızdan, aşağı yukarı buradaki arkadaşlarımızın konuşmalarını dinleyerek, onun da kendisine göre düşünceleri olmuştur umuyorum. Kendisi bu konuda da üniversitede çalışan bir arkadaşımız. Müsaade ederseniz eğer, kendisine komisyonda bir söz verelim, kendi görüşlerini de alalım.
Sayın Hocam, buyurun efendim.
PROF.DR. ALİ İHSAN BAĞIŞ – Tekrar teşekkür ederim. Aslında, ben de böyle bir komisyonun Meclis içinde işe başlamasından oldukça mutluyum bir bilim adamı olarak. Çünkü, Türkiye’de bu konu çok değişik şekilde ele alındı, ele alınıyor. Biraz önce, Sayın Bakan bir teklif de yaptı. Acaba, buraya geçici danışmanlık yapabilir misiniz dedi. Türkiye’de biz tek kuruluşuz.
BAŞKAN – Hocam, isterseniz, kuruluşunuzu bize bir tanıtın.
PROF.DR. ALİ İHSAN BAĞIŞ – Onu söylüyorum. Ben de, ne yazık ki yurt dışından geliyorum, üstümde Türkçeleri yok, broşürlerimizin Türkçelerini en kısa zamanda size gönderirim. Bizim kuruluş, biraz önce arkadaşlara da ifade ettim, Dışişleri Bakanlığı bize 1994 yılında Bakan imzasıyla, üniversitelere yazı yazdı. Türkiye, Ortadoğu’da çok ciddî sıkıntılarla karşı karşıya, biz diplomatlar bu sorunu tek başımıza göğüslememe tehlikesiyle karşı karşıyayız; siz üniversitede ne yapıyorsunuz dediler. Anladığım kadarıyla, üniversiteler çeşitli şekillerde bunu şeye aldılar. Bizim üniversitede, Hacettepe’de şey yapılıyor ve Dışişleri bize her türlü maddî, manevî yardımı yapacağını da söyledi; ama, Türkiye’de her zaman olduğu gibi, vaatler yapılır, birtakım şeyler gelmez.
Şimdi, biz, mültidisipliner yapıyoruz, yüksek lisans eğitimi yapıyoruz. Mültidisiplinerden şunu kastediyoruz; çünkü, bu işin hukuk tarafı var, bu işin ekonomik tarafı var, bu işin tarım tarafı var, bu işin hidroloji tarafı var, bu işin strateji tarafı var. Biz, bu yönde eğitim veriyoruz. Nitekim, bize sürekli, ilk başladığımızda eğitime 1995 yılında, eski DSİ Genel Müdürü Özden Bilen geldi ders verdi. Şimdi yine DSİ eski Genel Müdürü Ferruh Anık Bey halen ders veriyor. Zaman zaman, yurt dışından misafir, para sıkıntımız olduğu için, çağırdığımızda, bilim adamını veya bir politikacıyı, ilgili kuruluşları da davet ediyoruz. Bu mültidisipliner olmasında büyük bir yarar var. Nitekim, bakın biraz önce bir laf söylendi burada. Sınırdaş, kıyıdaş, memba ülkesi. Bugün, Türkiye, ısrarla şunu söylüyor: Sınır aşan sular. Asi Nehri, hem sınır aşandır, hem sınır yapan bir nehirdir. Orada mesela çok ciddî sıkıntı var. Bu konuda tezler de yaptırıyoruz. Şu anda o konuda bir tez yapılıyor. Muhtelif zamanlarda yapılıyor bu master tezleri. Dünya bu hukuksal olarak meseleyi nasıl çözüyor; hiçbir örneği yoktur. Ne yazık ki, her zaman olduğu gibi, uluslararası hukukta güçlü değilse bir ülke, çok ciddî sıkıntı çekmektedir. Nitekim, Türkiye kendisini güçlü hissetti 1998 senesinde, 1998 değil mi, Suriye’nin Apo’yu sıkıştırması, evet.
Şimdi, biliyorsunuz Suriye, uzun yıllar fazla su alma konusunda Türkiye’den hâlâ 700 metreküp/saniyelik su ister, Türkiye 500’ü vaat etti kendisine1987 yılında; geçici bir protokol Allah’tan. Şimdi, bizim iddiamız, suyun kullanımı çok önemli. Suriye’ye 500 metreküp de yeter. Zaten, ben, birinci GAP master planında DPT adına danışmandım. Bizim maksimum bugünkü şartlar altında 500 metreküp değil, 400 metreküp civarında su ancak verebileceğiz. Bu rakamı biz açıklamıyoruz, hükümet bunu açıklamıyor haklı olarak; ama, GAP olmasaydı, bugün Suriye, Irak’la bir sorunumuz olmayacaktı bu açıdan. Şimdi, GAP’ın niçin böyle oldu, onu uzun uzun izah ediyoruz. Bu konuda size faydalı olmaya çalışırım. Ekoloji konusunda biraz evvel aynı şey oldu. Şimdi, sınır aşan su veya uluslararası su. Doğrudur, aslında, sınır aşan sular da bir uluslararası sudur; ama, önce Bakan Bey bir şey söyledi, tabiî, bunlar hukukî tabirlerde oynanır. Bugüne kadarki hukuktaki tabiri, iki ülke arasında sınır yapıyor ise bunlara uluslararası su diyoruz. Nitekim, Suriye ve Irak da bunun üzerinde çok ısrarlı; ama, biz de diyoruz ki, Türkiye diyor ki, sınır aşan sular. Şimdi, literatürde, şu konuyu tartışıyoruz: Acaba, biz, uluslararası sınır aşan sular desek de, Türkiye’yi biraz daha hem iki tarafı kollar bir pozisyona gelir miyiz, gelmez miyiz onu tartışıyoruz özel toplantılarımızda. Aynı şekilde, suyun verilmesi konusunda, ne kadar miktar, Avrupalılar bunun üzerinde çok duruyorlar, yani, Arabın hakkını, çok da söylüyorum bunları kendilerine; bir taraftan Suriye ve Irak’a terörist ülke diye yaklaşıyorsunuz; âdeta Suriye’nin ve Irak’ın haklarını onlardan fazla savunuyorsunuz. Biraz da onun için Avrupa Birliğine girişimizde su sorunu çok ciddî, kimse farkında değil bunun. Orada bir sıkıntımız var.
Yani, sizin bu ifade ettiklerinizin hepsini biz çeşitli şekillerde raporlar var elimizde, onu çalışıyoruz. Sıkı bir şekilde DSİ’yle temas halindeyiz, şu andaki Genel Müdür de yakın arkadaşım. Diğer Dışişleriyle bir temasımız var. Nitekim, aralık ayında, Millî Güvenlik Akademisinde, Ortadoğu’dan, bu konuda tekrar çağırdılar, gidip orada bir ders vereceğim. O bakımdan, önerge sahibini ben kutlarım, bu konuyu Meclise getirdiği için. O bakımdan, teklifinizi büyük bir memnuniyet ve şerefle kabul ederim; çünkü, ben de başında bulunuyorum bu kuruluşun. Türkiye’de tek kuruluşuz. Dışişlerine cevabı Hacettepe verdi ve benim o zamanlar zaten çalışmalarım vardı. Böyle bir çalışma içindeyiz; yani, bu söylediklerinizin hepsini biz, şu kelimenin yanlış anlaşılmasını istemem, sadece biz demiyorum, biz DSİ’yle, Dışişleriyle, diğer üniversitelerle, konferans, ders verme şeklinde de çalışıyoruz. Ama, siz, komisyon olarak, elbette ki, sizin de bu prosedürü götürdükten sonra kişilerin davet edilmesi konusunda biraz hassas davranmanız lazım. Tabiî ki, dinlemeniz gerekir hepsini tanımanız gerekir sizin de bu komisyonun üyesi olarak.
Şimdilik söyleyeceklerim bunlar. Siz bana sorarsanız, cevaplandırmaya çalışayım bazı sorularınızı. Şimdi genel tablomuz bu. Broşürümüzde, anlatıyoruz hangi dersleri, ne şekilde veriyoruz, dünyadaki büyük barajlar, Türkiye’deki barajlar, sorunları, çatışma nasıl yapılıyor. Bu konuda, bizim de üniversite olarak çok ciddî para sıkıntımız olduğu için, daha büyük atak yapamıyoruz maalesef. Şimdi, mesela, yeni bir bina yapmak istiyoruz; inanır mısınız, Arap ülkelerinden para istedim.
BAŞKAN – Ne parası?..
PROF.DR. ALİ İHSAN BAĞIŞ – Bina yapmak için, şartlarımızın büyümesi için.
BAŞKAN – Üniversite olarak mı istediniz; yani, Türkiye Cumhuriyeti devleti mi istedi bunu, siz üniversite olarak mı istediniz.
PROF.DR. ALİ İHSAN BAĞIŞ – Ben, üniversite olarak istedim. Genellikle bu kuruluşlar işbirliği yapıyorlar ya, imkânlarımızın artması bakımından söylüyorum. Para istedim; ama, dilencilik yapmadım. Bunu, Ortadoğu’ya da kurslarımızın şamil olması, onların gelip bizde ders dinlemesi anlamında söyledim; yani, bir işbirliği.
BAŞKAN – Tabiî, sizin üniversitedeki çalışmalarınız, sizin kendi alanınızdır. Mutlaka, su konusunda çalışan bir birim olduğunuz için zaten buradasınız. Tabiî, bizim aşağı yukarı hedefimiz belli. Türkiye’nin yüzölçümünün kaç kilometrekare olduğu belli, yuvarlarsak, 777 000 kilometrekare diyelim buraya. Türkiye’nin coğrafi olarak aldığı yağış da belli. Eğer bunu da yuvarlatıp da Türkiye yılda 600 milimetre yağış alıyor derseniz, alan ile yağış yüksekliğini çarptığınız zaman, Türkiye’nin su rezerv miktarı orta yere çıkar. Bu çıkan miktar da, Türkiye’nin gerçek suyudur. Bu suyun ne kadarını biz tutuyoruz, ne kadarı topraklarımızda erozyon da yaratarak, ne kadarı bitkisel, üreten toprakları da götürüyor. Bizim sorunumuz bu. Şimdi, mevcudu bulup, bu bulduğumuz mevcudu biz nasıl optimal, ekonomik değerlendiririz, bunun tedbirlerini bulmak zorundayız. Komisyonumuzun özünde yatan bu. Yoksa, biz, Türkiye’ye 600 milimetrenin üzerinde 200 milimetre daha yağış yağdıracak durumda değiliz. Neyse gelen bu; ama, bu geleni en ekonomik, en optimal nasıl kullanacağız,. Denizlere akan suyu kaybettiğimiz gibi, onunla beraber taşınan üretken topraklarımız da gidiyor. Bunu biz araştırıp ortaya yere çıkarmak durumundayız. Bu, işin bir boyutu. Gayet tabiî, diğer boyutları da var. Siz bilimsel olarak çalışıyorsunuz. Bakın, karşımızda bir Türkiye haritası var. Türkiye haritasında, su toplama havzaları, 26 tane olarak görülüyor. Demek ki, tüm Türkiye’nin alanında ana yatak olarak, 26 tane nehrimiz var demektir. Bu ana havzalar üzerinde bir şeyler yapılması lazım bu suyun rezerve edilebilmesi için. Yan havzacıklarda bir şeylerin yapılması lazım, oralarda tutulması için. Biz, hem su rezervi sağlayacağız bununla hem de mevcut topraklarımızın taşınmasının önüne geçeceğiz. Gayet tabiî, şimdi komisyon olarak biz bir yerlerden başlamak durumundayız. Buna başlarken, işte, dediğimiz gibi, elimizde sabit iki nokta var. Birisi Türkiye’nin yüzey alanı, birisi de yukarıdan yağan yağmur. Bunların ikisi sabite. Bu sabitelerden biz çoğunluğu veya rezervleri nasıl artırabiliriz, onun çarelerini bulmak durumundayız.
PROF.DR. ALİ İHSAN BAĞIŞ – Özellikle uluslararası toplantılarda, özel










