Mehmet Ali Kılıçbey-(yeni aktüel dergisi) Kadın seçilir, çocuk satılır, aile kutsaldır Karşılığında altın verilen bir şey, bir birey olabilir mi? Olamaz, doğurdukları da olamaz. Bunların bir kısmı yuvalara atılır ve
|
#1
| ||||
| ||||
| ne güzel anlatmış memleketimi... Mehmet Ali Kılıçbey-(yeni aktüel dergisi) Kadın seçilir, çocuk satılır, aile kutsaldır Karşılığında altın verilen bir şey, bir birey olabilir mi? Olamaz, doğurdukları da olamaz. Bunların bir kısmı yuvalara atılır ve örneğin Diyarbakır'da olduğu gibi çocuk yuvalarından 18'i kız 34 çocuk kaybolur ve kimse bulamaz. Tarımın, MÖ yaklaşık 10 bin yıllarında, tarihsel adı Kuzey Mezopotamya olan ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde başladığı bilim dünyası tarafından en aşağı 70 yıldan beri bilinmektedir. Kökü çok eskilere dayanan jeoloji çalışmaları, yerleşik tarımın başlangıcında yer alan arpa ve buğdayın vahşi atalarının fosil kalıntılarını bu bölgede ortaya çıkartalı neredeyse 100 yıl oluyor. Ama cehaleti, bundan beteri araştırmamayı yaşam felsefesi haline getiren bir kısım medya mensubu, Der Spiegel dergisinde çıkan ve tamamen magazine yönelik bir haberin üstüne atladı. Buna göre, Adem ile Havva, bundan 11 bin yıl önce Cennet'ten kovulduktan sonra bu bölgede tarımcılığa başlamış. Ancak bu iddianın sahibi İngiliz David Rohl'e göre, "Bundan 11 bin yıl önce insanlar Türkiye, Suriye, Irak ve İran sınır bölgesinde avcılıkla yaşıyordu. Daha sonra insanlar burada toprağı işlemeye, yerleşmeye başladı." Bu durumda ya Adem ilk insan değil, ya da tarımı o başlatmadı. Veya her ikisi birden. Bu kadar keskin bir çelişkiyi göremeyen necip medyamız, bu tamamen palavra "haber"e sayfalarını tahsis edip, bir de gelir açlığı içindeki Urfalılar'ı havaya sokuyor. Kadın seçilir, çocuk satılır, aile kutsaldır Şanlıurfa Valisi bile, "Bunu iyi kullanmalıyız" diye beyanat veriyor. Bu aralar valilerimiz çok etkin. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik Niğde'de bir yemek daveti öncesi biraz dinlenirken, davetliler ve gazeteciler yemek salonuna alınmışlar. Niğde Valisi, salondakilere bakan gelene kadar ayakta bekleme talimatı vermiş. Dünya Çevre Günü nedeniyle Giresun'da düzenlenen törende ise Deniz, Dağcılık ve Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyesi Yasemin Özdemir anıta kot pantolonlu olarak çelenk koyunca, alandaki en yüksek rütbeli kişi olan vali yardımcısı, "Bu ne saygısızlık, çıkartın bunu buradan" diye bağırmış. İşin tuhafı emri yerine getiren görevli de kot pantolonluymuş. Törende hazır bulunan başörtülü hanımlarımızdan hiçbiri "Herkes istediği kıyafeti giyer" dememiş. Bu arada Erzurum Valiliği tarafından memur alımı için yapılan sözlü sınavda Hülya Avşar'ın ilk eşinin adı sorulmuş. Valilerimizin bazıları kendilerini herhalde kral naibi olarak görüyor ve emirlerinin yasa hükmünde olduğunu sanıyor. Buna pek karşı çıkan da yok, çünkü bu ülkede yurttaşın haklarını güvenceye alan yerleşik bir demokrasi yok. Yalnızca mama dağıtması beklenenleri suyun başına göndermeye dayalı bir kapışma sisteminin (Bu ülkede buna seçim diyorlar) demokrasi olarak adlandırılmış olması söz konusu. Yurttaş yoksa demokrasi de olamaz. Haklar güvence altına alınmamışsa ve insanlar ortaklaşa sahibi oldukları ülkeye karşı sorumluluk taşımazsa yurttaşın varlığından söz edilemez. Hafta sonlarında arkalarında dağlar gibi çöp bırakan piknikçilerle ilgili olarak, Bakırköy Belediye Başkanı "Belediyemiz piknik yapan yurttaşlarımıza çöplerini atmaları için torba dağıtıyor. Ancak vatandaşlar bu torbaları hiç kullanmıyor, yanlarında götürüyorlar" dedi. Ne yapacaklar bu torbaları? Evlerindeki çöpleri atacaklar. Evlerini temiz tutuyorlar da, kamusal alanı neden leş gibi bırakıyorlar? Çünkü kamusal alan yok. Talan edilecek alan var. Öyleyse toplum da yok. Eğer toplum olsaydı, İstanbul Kâğıthane'de beş kadın dışarıda halı yıkayıp deterjanlı suları otoyola akıtmazlar ve iki arabanın kısa aralıklarla su kanalına düşmesine neden olmazlardı. Bu kadınlara para cezası kesilmiş, ama emin olun ödemeyecekler ve kimse de bunun peşine düşmeyecek. Herkes bunun böyle olduğunu, olacağını biliyor. Nitekim mahallenin diğer kadınları halı yıkayıp deterjanlı suları arabalar kaydırak oynasın diye otoyola akıtmaya devam ediyor. Eğer toplum olsaydı, TRT lokalinde bir grup insan çocuklarını ortaya salıp mikrofonda şarkı söyleyip etrafı rahatsız et melerine izin vermez ve uyaranlara da "Burası meyhane mi, cehennemde yanacaksınız" demezdi. Eğer toplum olsaydı, gasp için öldürülen Onur Topaloğlu'nun organlarıyla beş kişi kurtarılacakken, ilahiyatçı Cevat Akşit'in "caiz değil" fetvasıyla bu işten vazgeçilmezdi. Eğer bir ülkede herkes herkesin cehennemi olmuşsa, orada toplum yoktur. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun açıklamasına göre "Çocuklarını fuhuşa sürükleyen, hatta organ mafyasına pazarlayan aileler var." Büyüklerimizin ağzından hiç düşmez, "Aile toplumun temelidir" veya "Türk ailesi dünyanın en sağlam ailesidir." Demek ki öyle değilmiş, demek ki bizim toplumun temeli çürükmüş. Kışın okul çağındaki dört milyon çocuğun yazın da on milyon çocuğun çalıştırıldığı bu ülkede, sağlam bir aileden nasıl söz edilir? Toplumun temeli tamamen maddiyata teslim olmuş, maneviyat da teftiş fırçası. Nitekim altın fiyatlarının artmasıyla evlilik sayısında ciddi bir düşüş meydana geldi. Eğer denklem, ne kadar altın o kadar evlilik biçiminde kuruluyorsa, kimsenin "ailenin kutsallığı"ndan söz etmeye hakkı olamaz. İkinci first lady Emine Erdoğan da bunu kanıtlıyor. Hem "Halil Ürün'ün yaptıklarını hiç şık bulmadım" diyor, hem de "Siyasete sokacağınız kadınları oğlunuza kız seçer gibi seçin" diyor. Yani kadın, tıpkı domates, yumurta, davar vb. gibi seçilir, o halde dövülür de! Yani mal gibiyse mal muamelesi görür! Karşılığında altın verilen bir şey, bir birey olabilir mi? Olamaz, doğurdukları da olamaz. Bunların bir kısmı yuvalara atılır ve örneğin Diyarbakır'da olduğu gibi çocuk yuvalarından 18'i kız 34 çocuk kaybolur ve kimse bulamaz. Görünüşte korunan ve taşınan bir kutsallığın arkasında, çok derinlere inen bir köksüzlük ve sefalet patlamaya hazır bir volkan gibi lavlarını yüzeye çıkmak üzere biriktiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, "AB kriterlerini uygulamada örnek oluşturacak bir proje" kapsamında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da halka dağıtmak üzere, her bir kalemden 30 bin tane olmak üzere diş macunu, diş fırçası, ıslak mendil, sıvı sabun, kalıp sabun, antibakteriyel temizlik jeli alacak. Bu iki bölgemizin toplam nüfusu 11 milyondan fazla. Yani bin kişiden 3 kişiye bu sarf malzemeleri verilecek. Bitince ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Levent'te banka soygunu girişiminin ardından kaçtığı cami avlusunda intihar ettiği ileri sürülen emekli astsubayın otopsi raporunda kafasında iki farklı mermi yarasının bulunduğu belirtildi. Kendi kafasına iki farklı tabancadan iki kurşun sıkabilen adamların ülkesinde, hiç kimseye hiçbir şey olmaz. İnsanlığın üç devri; |
|
#3
| ||||
| ||||
| Ynt: ne güzel anlatmış memleketimi... O kadar da enseyi karartmayin arkadaslar, Turkiye 12 Eylul`den sonra bu hale dustu.Belki 12 Eylul`den once koyunde elektrik yoktu ama toplumsal yapisi bu kadar bozuk halde degildi.Televizyonlarinda da Mali gibi bir gerizekali yoktu. 12 Eylul, Turkiye`yi ileriye goturecek ya da pozitif yonde degisimini saglayacak(bundan sosyalizm anlasilmasin) gencleri yok etti, dusunceleri ortadan kaldirdi. Bence 12 Eylul yasasi ve herseyiyle Turkiye`nin siyasi tarihinde aci bir olaydir.Yazik oldu o carpisan genclere, kimse derdiniz ne diye sormadi onlara aksine "devlet" iki tarafi da ezdi.Peki sen neye hizmet ediyorsun(ya da ediyordun), sen o zamanlar kimdin be devlet diye sormazlar mi?! |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
| |
| | ||||
| Başlık | Başlığı Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| güzel bir şiir | AbocA | Beyin Fırtınası | 4 | 03-06-2006 15:44 |
| güzel yurdumun güzel insanları:) | bassisthus_ka | Visual Trip | 3 | 31-05-2006 03:40 |
| güzel mp3 sitesi | sabun | Metal - Rock | 10 | 26-04-2005 12:06 |
| Güzel Dorotee | scarecrow | Beyin Fırtınası | 1 | 17-08-2004 22:19 |