Yakın tarihte iç çatışmaların her bakımdan en korkunçlarından birinin yaşandığı Bosna'ya geçen yıl Centre André Malraux'nun davetlisi olarak yaptığım iki kısa geziyi anımsadım örneğin: Saraybosna'nın duvarları delik deşik o hüzünlü
|
#1
|
||||
|
||||
|
Bosna'lı Sırp General
Yakın tarihte iç çatışmaların her bakımdan en korkunçlarından birinin yaşandığı Bosna'ya geçen yıl Centre André Malraux'nun davetlisi olarak yaptığım iki kısa geziyi anımsadım örneğin: Saraybosna'nın duvarları delik deşik o hüzünlü evlerini, harap binaların arasına sıkışmış dar sokaklarını, parklarındaki mezarları, kurşun yağmuru altında inadına çalışmaya devam eden o rengarenk tramvaylarını… Bir de o Bosnalı Sırp generali…
Hayır hayır, o malum kasaplardan söz etmiyorum… Ötekini kastediyorum… Bilirsiniz canım… Duymuşsunuzdur, bir yerlerde okumuşsunuzdur mutlaka o adamın öyküsünü… Saraybosna kuşatması sırasında saf değiştirip, katliam yapan Sırplara sırt çevirerek Boşnak'lara destek olan, Saraybosna direnişinin başına geçen o generalden, Jovan Divjak'tan söz ediyorum. Sırp milliyetçileri için “hain”… Boşnaklar için tam bir “milli kahraman”… Sıra dışı bir öykü, sıra dışı bir kader… Saraybosna tepelerinde, kuşatma sırasında Sırp mevzilerinin bulunduğu yerleri bizlere gezdirirken pek de öyle etkileyici biri gibi görünmüyordu oysa. Orta yaşlı, sivil giysili sıradan bir adam gibiydi yani. İyi bir aile babası görüntüsü… Belki de üzerinde üniforma olmadığı için öyle görünmüştü gözüme. Üniforma, sıradan insanlara daima farklı, sert, keskin bir hava katar… Sevimsiz. Üniforma sevmem. Hiç sevmedim. Ne hakisini ne de laciverdini… kızılını da sevmem. Önyargılıyım yani. Ya da daha doğrusu: Yargılı! Önü sonu yok. Buna bir tür alerji de denebilir. Sevmem işte. Elimden gelmiyor. Kimse kusuruma bakmasın, ama toplum bu işi meşru görüp ulvi gerekçelerle yapıldığını kabul etse de, hatta yasalar açıkça bu müessesenin varlığını emretse de, ben adam öldürmenin meslek haline getirilmesini bir türlü benimseyemiyorum. Ne yapayım? Sırf bu yüzden o adamcağıza da, yani artık emekli olmuş Bosnalı generale de soğuk bakmıştım başlangıçta. Üniformalı halinin bugünkü görüntüsü kadar mülayim olmadığından emindim. Yaşananların askeri boyutu konusunda anlattıkları da pek ilgimi çekmiyordu doğrusu. Dedim ya: sevmem! Gerçi, çocukken ben de elime plastik tabanca alıp kovboyculuk oynamıştım, gerçek hayatta “vatan” ya da “ulvi davalar” adına gerçek silahlarla sonradan oynanacak kanlı oyunlar için masum alıştırmalar yapmıştım ben de, hemen her erkek çocuğu gibi… Ancak yetmemiş anlaşılan: Savaşı, adam öldürmeyi masum ya da “meşru” bir oyun olarak görmeyi benimseyemedim bir türlü… En “haklı”, “ulvi” gerekçelerin ardına bile gizlense, “meşru müdafaa” kılığına da bürünse, öldürme edimine daima ürkütücü bir haz duygusunun karıştığını düşünürüm: Hamamböceklerini ele alalım örneğin… O zararlı, evlere dadandığında görüldüğü yerde acımasızca yok edilesi tiksinç düşman böcekleri… Onları öldürürken bile duyumsamaz mıyız mı o garip hazzı: Siyah/kahverengi kabuklarının ayaklarımızın altında ezilirken çıkardıkları o çatırdama sesini işitir iştimez, o mide bulandırıcı duyargalarının son kez titreşip hareketsiz kaldıklarını gördüğümüzde, kusma arzusuna eşlik eden garip, tekinsiz bir haz duygusu… Bir düşmanı yok etme, zararlı bir nefret nesnesinden kurtulma duygusu… Zafer... Bir tür rahatlama, boşalma… İnsan öldürenlerin de daima buna benzer duygular içinde olduklarından kuşkulanırım hep: “Zorunluluk” olarak sunulan, “haklı”, “meşru” gösterilmeye çalışılan öldürmelerin bile ardında bu tür bir sadizmin yattığı kanısındayım. Zaten savaş kışkırtıcılarının propagandalarının amacı da hep bu değil midir? “Düşmanınızı” bir insanoğlu olarak görmekten vazgeçmenizi sağlamak ve –“düşman” bir çocuk olsa dahi!- onu yok edilmesi gereken bir böceğe, bir hamamböceğine dönüştürmek, böylece katlinin vacip, “gerekli” ve “olağan” bir işlem olduğunu düşündürtmek, yapılan işi temize çıkarmak, hatta zafer duygusuyla karışık bir hazza çevirmek… Tüm savaşları mümkün kılan bu tür bir beyin yıkama değil midir zaten? Çanağı çevreleyen tepelerdeki eski Sırp mevzilerinden, yemyeşil bir vadi içindeki Saraybosna'yı kuş bakışı izleyince, anlatılanlar bambaşka bir anlam kazanıyordu. Keskin nişancı “sniper”lerin o tepelerden sokakları, hatta evleri gözetleyip, nasıl tek tek böcek öldürür gibi insan avladıklarını çok daha net algılayabiliyor insan… Orada yaşananın bir savaş bile değil, Sırp milliyetçileri tarafından taammüden işlenmiş seri halinde soğukkanlı cinayetler olduğu gerçeği daha kolay anlaşılıyor. Bunları da anlatmıştı Bosnalı general. Abartmadan. Rol kesmeden. Sesinde o bildik milliyetçi hamaset, kin ya da nefret tınısı bile olmadan, acındırmaya da çalışmadan. Zaten direnişi anlatırken işin askeri boyutu üzerinde o kadar durmamıştı. Askeri kahramanlık öyküleriyle şişinmemişti açıkçası. Asıl vurguladığı şey, kentteki direnişin kültürel boyutuydu, Boşnakların silahlara karşı asıl kültürle, kültürleriyle direnişini bir kahramanlık öyküsü olarak betimlemişti. Bir zamanlar üniforma giymiş biri için ilginç bir anlatımdı doğrusu. Saraybosna direnişi belli ki onu da etkilemiş, ola ki değiştirmişti… o andan itibaren benim de o generale bakışım değişti. Üniformasından, rütbesinden soyunmuş, askeri başarısından ötürü değil, önce insan olmayı başardığı için kahraman sıfatını hak eden bir insan vardı karşımda: Üniformanın, rütbenin, savaşın, çevredeki insanlık dışı vahşetin bile insancıllığı yok etmeyi her zaman başarmadığının canlı bir kanıtı, abidesi. Saraybosnalılar üç yıl süren o kuşatma altında bile, tepelerine bombalar ve kurşunlar yağarken, o vahşet ortamında sağ kalmaya çabalarken dahi sığınaklarda tiyatro oyunları sergilemeyi, edebiyat tartışmayı, şarkılar söylemeyi sürdürmüşlerdi: Asıl varlıklarının, onları bir insan topluluğu, bir millet olarak ayakta tutanın, var olmalarına anlam verenin kültür olduğunun, hem de yalnızca kendi kültürleri değil, evrensel kültürle kurdukları bağlar olduğunun bilincindeydiler… Milliyetçiliğin en kudurmuşunun, ırkçılığın en anlamsızının doruğa çıktığı o soğukkanlı toplu katliam sırasında bile, Bosna'nın tüm etnik kökenlerinden, tüm farklı dinlerinden gazetecilerin el ele verip, sürekli bombalanan binalarının sığınaklarında birlikte çıkarmaya devam ettikleri Oslobodenje gazetesine o nedenle sahip çıkmışlardı. Silaha karşı tiyatroyla, gazeteyle, kitapla direnmek inanılmaz, hatta anlaşılması bile zor gelebilir insana… Oysa Sırp milliyetçileri bunun anlamını gayet iyi kavramışlardı: Camileri boşuna yakıp yıkmamış, milli kütüphaneyi boşuna yakmamışlardı... Hedefleri yalnızca insanları değil, onların kültürlerini, kültürel miraslarını da yok etmekti... Soykırımcılar böyledir işte, yalnızca yok etmek istedikleri insanları öldürmekle yetinmezler, onların var oluşlarının tüm izlerini de silmeye çalışırlar. Nefrete ve düşmanlığa teslim olmadan savaştan daha güçlü olmaya çalışmanın, kuşatma altında günlük hayatını sürdürerek, kültürel varlığını korumaya çalışarak var olmanın, direnmenin çılgınlık olduğu düşünülebilir. Ancak Saraybosnalıların çoğu, çevrelerini kuşatan kolektif çılgınlığa, kaderlerine terk edilmeye, unutulmaya işte bu yolla, bu yöntemle direnmesini bildiler. İşte bu nedenle de saygıyı hak ediyorlar. Tıpkı savaşı kutsamayan, silahıyla değil savunmayı seçtiği halkın kültürel direnişiyle övünmeyi seçen o Bosnalı Sırp general gibi… İster “vatanlarını koruma” güdüsüyle hareket ettiklerini sansınlar, ister "vatan sahibi olma" dürtüsüyle, ister “mazlum” ister “zalim” konumunda olsunlar: Şiddetten başka iletişim dili kullanmaktan aciz, kutsanan liderlere körü körüne itaatten başka bir irade beyan edemeyen, yok edici güçlerinden ve eril askeri başarılarından başka övünecek kimliği olmayan, üstelik milliyetçiliğin zehirli diliyle birbirlerine düşmanlık kusan, savunmasız sivilleri bile acımasızca öldürmekten çekinmeyen, çocukları bile hedef almaktan ya da hedef haline getirmekten utanmayan halklar, asla aynı saygıyı hak etmeyeceklerdir. http://www.iktidarsiz.com/default.as...&aType=article |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Aslında tüm dünya sosyologlarının birleşip Sırbistan'daki durumu gözden geçirmeleri gerek ne tür bir kültürel,fikri hareket bu tür bir sosyal yapıya zemin hazırlayabilir.Veya ne tür bir fikriyat bu türden bir oluşumu örgütleyebilir (Sırp çentikçileri vb.. intikam tugayları) Özellikle bu bölgeyi incelemelerini istiyorum çünkü yakın zamanın belki de en açık katliamlarını yaptı bu insanlar hatta bununla da kalmadı ve yaptıklarını gizleme ihtiyacı bile duymadılar.
Bu durum ne tür bir patolojik rahatsızlıktır biri izah etsin. Bir şey çirkin görünüyorsa bunun tek sebebi onu gerçekten görmüyor oluşunuzdur.Zira çirkinlik bakış açınızla ilgilidir gerçeklerle değil. |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Alıntı: discorsis
Aslında tüm dünya sosyologlarının birleşip Sırbistan'daki durumu gözden geçirmeleri gerek ne tür bir kültürel,fikri hareket bu tür bir sosyal yapıya zemin hazırlayabilir.Veya ne tür bir fikriyat bu türden bir oluşumu örgütleyebilir (Sırp çentikçileri vb.. intikam tugayları) Özellikle bu bölgeyi incelemelerini istiyorum çünkü yakın zamanın belki de en açık katliamlarını yaptı bu insanlar hatta bununla da kalmadı ve yaptıklarını gizleme ihtiyacı bile duymadılar.
Ben Cenk Etmen Zevüşürüm |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Aslında her foruma lazım bir tane sosyolog bir tane piskolog bir tane de doktor.
Düşündüm yasa bile çıkarılabilir bu konuda Amma Velakin Sırbistanda ki durumun analizi bizi nereden baksanız bir 60 yıl idare eder.Zira ben önümüzde ki 60 yıl boyunca bu türden bir sosyolojik sapıklığın vücut bulabileceğini sanmıyorum. Bir şey çirkin görünüyorsa bunun tek sebebi onu gerçekten görmüyor oluşunuzdur.Zira çirkinlik bakış açınızla ilgilidir gerçeklerle değil. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Alıntı: discorsis
Aslında her foruma lazım bir tane sosyolog bir tane piskolog bir tane de doktor.
Ben Cenk Etmen Zevüşürüm |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Sanmam haklı çıkacağımı.İnsanlar bu tür konularda beni hep yanıltırlar,söz konusu katliamlar olduğunda yaratıcılıkta sınır tanımamaktalar.
Ama ne diyim yiğidi öldür hakkını yeme çok beceriklilier bu konuda Bir şey çirkin görünüyorsa bunun tek sebebi onu gerçekten görmüyor oluşunuzdur.Zira çirkinlik bakış açınızla ilgilidir gerçeklerle değil. |
![]() |
| Etiketler |
| general |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
|
|