sokaktaki suç ve şiddet eğilimi sürerken gözümüzü açıp şuça maruz kalacağımız anı beklememeliyiz suçluların karakolların arka kapısından çıkmasını istemiyorum adalet ulkemizde yavaş işliyor ve bu durum bütün suça meilliler tarafından
|
#1
|
||||
|
||||
|
bu dünya bizimmi?
sokaktaki suç ve şiddet eğilimi sürerken gözümüzü açıp şuça maruz kalacağımız anı beklememeliyiz suçluların karakolların arka kapısından çıkmasını istemiyorum adalet ulkemizde yavaş işliyor ve bu durum bütün suça meilliler tarafından kullanılıyor artık dur denmeli bu insanlara belkide yarın sizin anneniz kapkaça yada v.s bi suça maruz kalıcak bizler bunu durdura bilecek bir oluşum içirsindeyiz ve desteğe ihtiyacımız var katılmak isterseniz buyur ederiz istemesseniz sizleri burada dinler ve tavsiyelerinizin olabilirliğini konuşabiliriz
içtim kafam kıyak derdim çok.... |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Kriminel vakalar her sistemin içinde varolmak zorundadır ki zaten sistemin kendisini oluşturan da budur. İnsanların adalet isteği. Peki ya adalet nedir?
Bence adalet güçsüzlerin güçlülerden korunmak için anlattıkları bir yanılsamadır. Hiçbir zaman kelimesine yüklenen anlamı karşılayamamıştır çünkü adaletin nasıl işleyeceği hala muallak bir durumdur. Güçsüzler adaleti o kadar çok isterler ki Tanrı'yı da bunun ışığında yaratmışlardır. ''Hakim'' sıfatını yüklemişlerdir ona. Adaletin temeli olan kurallar koymuşlardır sonra. Ve kurallar oldukça onu çiğneyenler, onu çiğneyenler oldukça da kurallar olacaktır. Bu bir bütündür, değiştirilemez. Bunu engelleyecek bir oluşum olduğunu hiç sanmıyorum Ki zaten mantıken de imkansız. Gelgelelim böyle birşeyi hayal etmek, işte bu güzel birşey![]() Ama sadece hayal... |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Suç öznel bir terimdir. Her ne kadar evet, asla yapılması kabul edilmeyecek olsa da cereyan etmiş hadiseler önümüzde iken hırsa kurban gitsek bile oturup "suçlu" damgasının vurulduğu şahısın, nesnenin suç teşkil düşünce yapısını kurcalamak gerekir. Çıkış yolu olmayan, hataya yönelir. Hatalar yapıda birikince sürekli, suça yöneltir. Ve suçlar mantık içinde kendilerine kalacak yer bulursa sadece vuku eder.
Yoksa kimse sabah yataktan kalkıp "lan Afife teyzenin kızı da taş gibi, iki tecavüz edeyim, üzerine de kahvaltımı yapıp işe giderim" demez. Yavaşlık... Bu malesef işte gerçek olan. Çünkü insan sabırsız bir varlık ve suçta tecelli eden düşünceler ve onlara gark ettiren olayların akisleri hemen sonuçlanmış görünürken, cevaplarının geç gelmesini bekleyecek gücümüz yok. Öldürdü mü, hemen ölsün. Tecavüz mü? Kesin lan çükünü... Hırsızlık? Sağ eli fazla zaten... Ne kadar imkansız olduğunu bilsem de, düşünceye zaman ayırmakta her daim fayda var. Adalet, gücü bir diğer güçten korur. Bunun "güçsüzlerin savunması" ile alakası yok. Dengeler tasvirseldir ve el değişimlerinde didaktiksel bir yapıda çözümlenir. "Güçsüz" olduğu için tanrıyı yaratan bünye, eline silahı geçirdiği zaman "güçlü"nün tanrısından mı kaçıyor? Nasıl bir yargıdır bu? Adalet düzlemseldir ve konuyla X mesafeli düşünce yapısıyla işlemez. Güçlü ve güçsüz yargısı yoktur, doğru ve yanlış yargısı vardır. Doğrunun deklarasyonunu süregelmiş ve düzenlenmiş toplumsal, insancıl ve kültürel veriler ışığında yapar, cezasını da yanlış olarak nitelendirdiği mantık yapısında çözümler. Tanrı, adaletin simgesi değildir. İnanç ve bağlanma arzusuyla birlikte, korku, cevap verememenin getirdiği boşluk ve sorgulama isteğine karşılık gelen dilden dile anlatımların eksikliğinin bir yansımasıdır. Bunun dışında, ütopya gerçel değildir, her mantığın kendine ait bir ütopyası vardır, arzular/gerçekler/niyetler ve elde olanlar asla herkes için aynı doğrultuda yer bulmaz. Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Alıntı: kymophobia Güçlü ve güçsüz yargısı yoktur, doğru ve yanlış yargısı vardır. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Alıntı: nugo Bence adalet güçsüzlerin güçlülerden korunmak için anlattıkları bir yanılsamadır. Alıntı: nugo Kanunlar güçlüyle güçsüzü eşit seviyeye getirmek yani güçlüleri güçsüzleştirmek, güçsüzleri güçlendirmek üzere kurulmuştur. Adalet güçlüleri mi yerer? Adalet Seviyeyi mi sağlar? Adalet bunların hepsini yapıyor mudur? Adalet hiçbirini yapamıyor musur? Adalet herşeyi yapıyorsa, bir "yanılsama" nasıl güç olarak nitelendirilebilir? Adalet hiçbir şey yapmıyorsa, yerel tasvirde güç gerçel ise, neden güç adalet karşısında ezilmektedir? Adalet güçsüzlüğün nesnel ya da manen dayanağı ise, "Güç" adalet yardımı ile güçsüz olarak nitelendirilenlerin eline geçmektedir. Bu anlatımla birlikte, güç ve güçsüz metalar yer değiştirdiğinde oıluşan paradoksu gene kim çözmelidir? Tekrar söylüyorum; Güç ve güçsüz yoktur. Doğru ve yanlış vardır. Adalet bir seviyeyi değil, bir hareketi irdeler. + Legal tanımını güçsüzler değil, toplum belirler, kültür belirler. Kimsenin kişisel yargıları değil. + "Kanunlar karşısında herkes eşittir". "Kanunun amacı eşitlemek değildir" Sen adaletin tecelli edeceği noktaya geldiğinde, haklılığın ya da haksızlığın doğrultusunda aşağıya ya da yukarıya çıkarsın. Kimse senin eşitlenme merakınla ilgilenmez. (X bir kişi gelip ailenden birini vurdu. Sen de gidip onu vurdun. "evet sayın adalet, bu ikisi de katil" denmez. Biriniz katil, öteki provokasyon ve meşru müdafadır.) Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Alıntı: kymophobia
Tekrar söylüyorum; |
|
#7
|
||||
|
||||
|
Sen yukarıda çözmüşsün ya?
"Güç vardır" diye ben zıplamadım? Madem cevabın var, diğer cevapları da okuyacaksın sıradan. "Bilmişlik" taslamamak adına, "yapılmasını istemediğini yapma"... Şimdi, konuya katılacak arkadaşları görelim... Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#8
|
||||
|
||||
|
Alıntı: kymophobia
Sen yukarıda çözmüşsün ya? Alıntı: nugo İşte buna kesinlikle katılmıyorum. Ben şunu şunu düşünüyoum de eyvallah diyelim. Sen yanlışsın, ben doğruyum tartışması yapma. Çünkü sen de benim kadar yanlışsın. |
|
#9
|
||||
|
||||
|
"Sen" kim olarak benim "yanlış" olduğumu açıklama hakkına sahipsin?
Güç, denge, kendi kalende geziyorsun, farkında değilsin. İki cümlede bir "bence" demek diretmeleri ve dayatmaları haklı çıkarıyorsa, ben de yazayım? "Bence" diyen kişi, aynı zamanda iktidarmışcasına "öylesin"/"böylesin" diyemez. Ayriyeten "kimse kimseye eyvallah demek zorunda değil" ve aynı zamanda kimse kimseyi onaylayıp onaylamadığını da savunmak zorunda değil. Neden sürekli bir "adalet dengesi" çabasında insan evladı ama "güç" hakkında "güçsüz"ün yerini tasvir ederken bile sektirmeleri oynarken? Başa dönelim, tutarsız bir tezin var. Biraz okuyup irdelersen, açıklarını görürsün. Yeter ki "banane banane bence dedim" diye gezme. Ha ben demiyorum bunu, bu tartışmaya karışmak istemeyenler söylüyor. Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#10
|
||||
|
||||
|
Anlamsız işlerle uğraşıyorsun kymo. Neyse konuya dönelim, benim yorumum, düşüncem budur beğenen katılsın beğenmeyen takılsın kafasına göre. Ama kimse saldırmasın üzerime lütfen.
|
|
#11
|
||||
|
||||
|
güçlü-güçsüz , doğru-yanlış.. adaleti bir otomobil gibi düşünürsek; amacımızıda evden işe gitmek dersek ,bunlar otomobilin çalışma prensibine dahil olan motor aksamı, kaporta vs olabilir .. kavramlar ve paradigmalar sonuçlardan yola çıkarak oluşur.. biri bize "süpürge" derse süpürme amacına hizmet eden bir nesne canlanır beynimizde.. "telefon" derse iletişim amaçlı teknolojik bir alet...
adalet, yargı ve bağlantılı kalıpların bilmemkaçbinsenelik medeni hayatta insanların beyinlerinde oluşturduğu elektrik sinyalleri hak, haksızlık, hakka tecavüz, hakkın geri alınması,haksızlığın cezalandırılması gibi diğer kalıpları çağırır.. yani adalet özet olarak "haketmek" fiilinin farklı koşullarda,türlü sistemlerde çekimlenme platformudur.. çok genel bir kavram olduğu için herşeyle ilintilendirilebilir.. adil olan doğrudur, güçlüler koşulları belirlediği için haklıdır.. insan nekadar karmaşık bir vakaysa türettiği kavramlarda bir okadar öyledir.. bu dünya bizimmi? hayır tanrının.. yo yo 2345234 ışık yılı ötedeki bir ırkın.. sanırım bushtun bu dünya.. herkiminse.. herneyse the village filmini izlediyseniz eğer .. orda bir köy olmalı uzaklarda.. eğitim şart bide.. hayır! |
|
#12
|
||||
|
||||
|
Eh, nugo son kaleni de kaybettin.
Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#13
|
||||
|
||||
|
bakın doğa hassas bir dengeye sahiptir bu denge bozulursa çöküntüler oluşur nesil ve tür kayıpları oluşur bunu uzatmanın bir anlamı yok bu dengeye insanlarda dahildirler örn fazla hayvan avlarsak neslini yada türünü tüketiriz aynı şekilde düzen ve suçta bi denge üzerindedir şu anda bu denge bozulmuş durumdadır bizim toplumumuzdada çoküntüler olmuş ve bizler seyretmişizdir şuçun anatomisi değil durdurmanın çozümünü bulmalıyız yakın bir zamanda texas tan farklı olmayacak bir ülkede yaşıyoruz bunu düzenlemek için bişeylerin yapılabilirliğini ortaya koymalıyız
içtim kafam kıyak derdim çok.... |
|
#14
|
||||
|
||||
|
Adaletin temelini kanunlar oluşturur. Kanunların temelini açıklamak ise biraz daha zor sanırım.
Şöyleki, Hobbes'a göre State of Nature, State of War'a eşittir, yani insanlar serbest bırakıldıklarında genel olarak şiddete eğilimlidirler. Bu durum kaosu beraberinde getirir; en zayıf olanların bile kişisel istek ve beklentileri doğrultusunda "güçlü" olanlara gözü dönmüşçesine saldırabilmesini, "Bende bulgur var, sende elma. Canım elma çekti, hele bir vurayım kelleni." gibi toplum nazarında yanlış olan ya da sonradan yanlışlığına inanılan eylemleri yargılamaktan uzaktır. Bunun için insanlar ortada bir düzen ,ki buna "state" diyoruz ama bu konuda dolaylı olarak "adalet" kavramını da karşılıyor, olması gerektiğine inanırlar, en güçlüsünden en güçsüzüne ve bunu sağlamak için gereken eylemleri uygulamaya koyulurlar. Locke ise State of Nature'ın State of Freedom'a eşit olduğunu söyler. İnsanların özünde şiddet ve agresiflik değil mantıksallık ve bireysellik bulunduğunu varsayar. Ona göre olmayan bir state'te insanlar yine birbirleriyle ilişki içinde bulunacaklardır, bilinen ahlak normları ya da dinin gereklerini karşılamak için değil de sadece ve sadece kendi beklentilerini cevaplandırmak içindir bu ilişki. Temel olarak bu düzenin tutarlı olması beklenir lakin insanlardan bazıları yanlış eğilimlerde olabilirler, mantıksal olmalarının yanı sıra kötülük de insan doğasının bir parçasıdır ve bu kötü eylemler toplumun düzenini bozar. On çanak karşılığında bir koyun vereceğini söyleyen bir adamın, çanakları aldıktan sonra ücret olarak hastalıklı bir koyun vermesi bunun göstergesidir, ahlak ölçülerine göre yanlış olan bu eylemi düzeltecek şey ise yine kural ve kanunlardır. Benim buralardan çıkardığım sonuç; adaletin güçlü ve güçsüz ayırımı için değil, doğru ve yanlış ayırımını sağlamak için varolduğudur. Doğru ve yanlış elbette tartışılabilir olgulardır mamafih varoluştan beri bir şekilde birikim olarak isimlendirebileceğimiz ahlak ölçütleri bunlara kısmi sınırlar çizmişlerdir. Bu sınırlar ise kanunlar yoluyla mutlaklaştırılmaya çalışılmıştır, belki doğru belki yanlış. Ama düzenin oluşabilmesi için bunların kabullenilmesi ve hatta uygulanması gerekmektedir. Konuyla ne alakası varsa... you're like a stepsister to me. a stepsister who i want to sleep with. |
|
#15
|
||||
|
||||
|
bireysele indirgemeden eğer toplumun yapısı suça meyilliyse ve otorite gerekli olan iktidarı sağlayamıyorsa,elbette ki şuçlar olacaktır ama nereye kadar tabi,birazda farklı kesimlerin bir arada olmasından da suç oranının arttığı düşünülebilir,karma bi yapıdayız.Adalet ise dengeleyici bi unsur olmak zorundadır,şayet Adalet yeteri kadar etkin olmazsa bu sefer de bireylerin adalet sistemi devreye girmek zorunda kalır,en kötüsü de bu olur sanırım.Bknz,kan davaları...
when doubts arise the game begins... |
|
#16
|
||||
|
||||
|
nerden nereye gitmis konu, neyse konuya doneyim ben herhangi bir kurumun veya sivil toplum orgutunun bunun onune gecebilecegini sanmıyorum nerde kaldı bunu insanlara ifsa etsinler, bir ornek vereyim yakın bir arkadasımın evi soyulur, sabahında gider bir sokak altındaki karakola, derki benim evim soyuldu, eleman bana ne der benim isim degil , sistemi temelinden degistirecekseniz eyvallah ama zamanla oda yozlasacak insan faktoru icerisinde...
|