CANAVARIN TIRNAĞI ÖZELLEŞTİRME / ÖZELLEŞTİR-MEE ÖZELLEŞTİRME: Devlet(kanun) elindeki iktisadi üretim birimlerinin mülkiyetinin ve yönetimlerinin özel sektöre devredilmesidir. Bu yönü ile özelleştirme, mülkiyetin ve yönetimin kamudan özel sektöre doğru el değiştirme
|
#1
|
||||
|
||||
|
Canavarin Tirnaği : özelleştirme / özelleştir-mee
CANAVARIN TIRNAĞI
ÖZELLEŞTİRME / ÖZELLEŞTİR-MEE ÖZELLEŞTİRME: Devlet(kanun) elindeki iktisadi üretim birimlerinin mülkiyetinin ve yönetimlerinin özel sektöre devredilmesidir. Bu yönü ile özelleştirme, mülkiyetin ve yönetimin kamudan özel sektöre doğru el değiştirme sürecini ifade eder. Bir noktada da millileştirme ve kamulaştırma politikalarının tersi olarak nitelendirmek gerekir. Özelleştirmenin gündeme gelme gerçekleri; özellikle 1980’li yıllardan itibaren özelleştirmenin neden güncelleştiğinin gerekçelerini tetkik edecek olursak, bunun altında iki temel faktörün yattığını görürüz. Bunlar: 1- Uluslar arası arenada teknolojik değişmelerin çok hızlı olmasıdır. Sektörlerinde, ayakta kalabilmek, piyasaya hakim olabilmek için yeni teknolojilere adapte olma zorunluluğu vardır. Özel sektörün hızla değişen teknolojiye daha kolaylıkla uyum temin edebileceği yarıca kıt kaynakların kullanımında kamu sektörüne oranla daha başarılı olduğu görüşü. 2- Hükümetlerin içine düştüğü mali krizler, yeni finansman yollarının aranmasıdır. Özelleştirme ile yeni bir kaynak bulunmuş oluyordu. Böylece işletmeler özelleştirme ile gerek ülke içerisinde gerek ülke dışında daha etkin bir şekilde rekabete açılabilme şansını elde edeceklerdi. Bunun yanı sıra, hükümetler de büyüyen bütçe açıklarını kapatma ve azaltma yolunu bulmuş olacaklardı. Bu bilgiler ışığında, Kamu İktisadi Teşebbüslerin (KİT) mülkiyetinin özel sektöre devrini içeren özeleştirme, “dar anlamda özelleştirme” olarak tanımlanır. Devletin iktisadi faaliyetlerini azaltan, sınırlayan veya ortadan kaldıran bütün bu uygulamalar da “geniş anlamda özelleştirme” olarak tarif edilmiştir. Devletin elinde bulundurduğu ve ortak olduğu tüm işleri özel sektöre devretmesi daha ileriki aşamalarda belediye hizmetlerinin, eğitim hizmetlerinin, hatta hapishane, polis ve milli savunma hizmetlerinin özelleştirilmesi söz konusu olacaktır. Bunlarla beraber kısaca özelleştirmenin amaçlarına değinecek olursak; 1- İktisadi amaçları 2- Mali amaçları 3- Siyasi amaçları 4- Sosyal amaçları 5- Diğer amaçları Özelleştirmenin Siyasi amacına dikkatinizi çekmek istiyorum. Özelleştirme gelişmekte olan ülkeler için bir zorunluluk haline gelmiştir. Şöyle ki: Dünya Bankası ve Para fonu (IMF) gibi uluslar arası sermaye örgütleri borç kredisi verdikleri ülkelerde özelleştirmeyi ön şart olarak ileri sürmektedirler. Özelleştirmenin amaçlarından olan “diğer amaçlar” da ise; yine dikkatinizi bir noktaya çekeceğim. Uluslar arası sermayenin, ülkenin siyasi istikrarını garantiye alması bakımından, uluslar arası sermaye vazgeçilmez bir konuma getirilerek, korunması gerektiği savunulmaktadır. Nitekim yabancı sermaye ye blok halinde yapılan özelleştirme uygulamaları bu yaklaşımın neticesidir. Bununla ilgili olarak ülkemizde özellikle, belediyeler aracılığıyla dışarıda çok yüksek maliyetlerle krediler bulunarak projelerin gündeme getirildiğini görüyoruz. Örneğin: 100 milyon dolara mal olacak bir proje bu sistemle bir anda 300 milyon dolara çıkabiliyor. Çünkü; krediyi veren ülke kullanılacak malzemelerin kendisinden alınmasını zorunlu tutuyor. Örneğin: “İzmit’e Su Temini Projesi” : İzmit Su’ nun yabancılara devrettiği projede yabancılar kimler, İngiliz THAMES WATER, Japon MITSUI SUMITOMO ve Fransız COFACE. Yabancıların projeyi üç katı fiyata yapmaları yetmiyormuş gibi bir de ödenecek proje miktarına her yıl %10 faiz koymuşlar. Nitekim konuyla ilgili olarak Alorko Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih şöyle demektedir: “Kredili yapılan tüm işlerde gönüllü sömürü vardır. Bir ülke kendi imkanı olmadığından dolayı yabancı firmalara gelip iş yapmasını istemekle gönüllü sömürülmesi söz konusudur.” Esasında özelleştirme akımı1970’li yılların ortalarından itibaren sanayileşmiş ülkelerde yoğun bir şekilde gündeme gelmiş. Daha sonra da bunların egemen olduğu IMF Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar tarafından az gelişmiş ülkelere yayılmış. Türkiye’de özelleştirme 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlar uyarında programa alınmış. Özelleştirme çalışmaları öncelikli olarak 1984 yılında kamuya ait bazı yarım kalmış tesislerin tamamlanması ve özel kesime devri ile başlamıştır. (1) ÖZELLEŞTİRME: Devlete ait bazı kamu kurum ve kuruluşlarının, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının(kit) bir ya da birden fazla şahıs, firma vb. yerlere mevcut iktidar tarafından devlet adına halkın çıkarları ve devletin çıkarları ön planda olması koşuluyla yine halktan gelen yerli girişimcilere(yabancı sermaye de olabilir) ihale vb. yollarla belli bir miktar para(eder) vb. karşılığında devrine de özelleştirme denilebilir. Günümüzde ise; Geçmiş iktidarlarda olduğu gibi bu gün ki iktidar tarafından da, var olan iktidarın korunma adına; devlete dolayısıyla vatandaşa Türk Ulusuna ait olan ülkenin can damarlarının birilerine “farklı yollarla” peşkeş çekilmesine de kibar bir dille “özelleştirme” diyoruz. Oysa Kemalizm de; Kemalist düşünce de özelleştirme; Kemalist devletçilik açısından olaya bakarsanız toplumun genel çıkarının gerektirdiği yerde özelleştirme de olabilir. Ama bu özelleştirmeyi Atatürk en başında düşünmüş. Kit’lerin günün birinde halka devrini önceden düşünmüş. Elde edilecek gelirle yeni yatırımlar da düşünmüş. Ama bu özelleştirme olurken, tabi Cumhuriyet tarihi boyunca oluşturulmuş olan bu birikimlerin iç-dış çıkar çevrelerine peşkeş çekilmesi söz konusu değil. Ulusal çıkarlarımızın tersine olarak, bazı kesimlere önemli sektörlerin devri söz konusu değil. Halkın çıkarlarının gerektirdiği yerde özelleştirme, bu koşullarda olabilir. Halkın genel çıkarlarının gerektirdiği yerde yeni yatırımlar da olabilir, kamulaştırma da olabilir. Kemalizm’in devletçilik anlayışı budur. Bu anlayışın 21. yy.’ da var oluş nedenini yitirmesi diye bir şey söz konusu değildir. Tam tersine küreselleşmenin belli boyutlara ulaştığı ve ekonomik açıdan büyük devletlerin çıkarlarının öne çıktığı bir dönemde, elbette ki böyle bir devletçilik anlayışının varlığı ulusal çıkarlar açısından kaçınılmaz. Kemalist devletçilik bir yandan toplum kalkınmasının, bir yandan çağı yakalamanın, bir yandan da hakça toplum olmasının aracıdır. Bunlar kalkmıyor ki, Kemalist devletçilik anlayışı ortadan kalksın. Tam tersine, bu globalizm diye nitelendirilen yeni emperyalizmin yeni ideolojisi böyle bir devletçilik anlayışını daha da vazgeçilmez kılıyor.(2) Özelleştirmeyi, Mustafa Kemal Devletçilik ilkesinde şu şekilde açıklamıştır: DEVLETÇİLİK; Devletin ekonomik hayatın içine girmesidir. Ama bu yapılırken sosyalist model benimsenmez. Elinde sermayesi olan vatandaşlar, birkaç alan dışında, diledikleri biçimde üretime katılabilirler. Mustafa Kemal özel girişimleri desteklerken, devleti de ekonomik hayata katmış, her iki alan birbirlerini tamamlamışlardır.(3) Mustafa Kemal ve Kemalizm bu anlamıyla özelleştirmeye karşı değil. Fakat unutulmaması gereken, devletin her kurumu özelleştirilemez ve özelleştirme halkın, devletin çıkarları doğrultusunda başta yerli girişimciler olmak üzere yabancı sermayeye de, devlet denetiminde verilen bir haktır. Mustafa Kemal ATATÜRK 1936 yılında şu sözleriyle devletçilik ve özelleştirmeye açıklık ve netlik kazandırıyor. “Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.”(4) Mustafa Kemal dolayısıyla Kemalizm böyle diyor. Fakat bu gün yapılan “özelleştirme” Kemalizm gerçeğine hiç uymadan Kemalizm’i sömürmeye çalışarak emperyalizm adına emperyalist güçlerin çıkarı doğrultusunda ve birilerinin bundan pay sahibi edilmesi uğruna yapılan satışlara, bu hırsızlığa, bu hainliğe özelleştirme demek bağnazlığın, yobazlığın, bedhahlığın ve soysuzluğun ta kendisidir. Özelleştirme neden bu kadar önemli! Kemalist düşünce anlayışı dışında yapılan ve adına özelleştirme dedikleri bu durum Türkiye Cumhuriyet’i Devletini ve Halkını nereye götürüyor sorularının cevabını vereceğim örnek yeterince açıklayacaktır. Bir anne ve baba düşünün dışarıda çalışıp evdeki çocuklarının yaşamalarını sağlamak, gerekli ihtiyaçlarını karşılayıp, geliştirmek ve neslinin devamı için çocuklarını her türlü tehdit ve tehlikeden korumak anne ve babanın başlıca görevidir. Biran düşünelim bu anne ve babanın bir gün birer kollarını, ertesi gün diğer kollarını sonrada sırayla bacaklarını keselim. Tahmin edebileceğiniz gibi elleri ve bacakları kesilen bu anne ve baba çocuklarına bakmak ta çok zorlanacak, hatta kendilerine bakamayacak duruma gelmiştirler ve çocuklarıyla beraber başkalarının bakımına muhtaç hale gelmişler kısacası bağımlı olmuşlardır. Oysa anne ve baba sağlamken ne güzel çalışıp çocuklarına ve kendilerine bakabiliyorlardı, üstelik bunu bağımsız olarak yapıyorlardı. Gerçek tarihin kaydettiğine bakarsak Mustafa Kemal’in ne kadar uzak görülü ve haklı olduğunu bir kez daha göreceğiz. Ne der, Mustafa Kemal; “devlet hem ana hem babadır.” Devlet ana babaysa bu ana babanın yani devletin sırayla ellerinin, bacaklarının kesilmesi, vatandaşlarına bakamayacak, vatandaşlarına bakamadığı gibi kendine de bakamayarak bağımlı hale getirilmeye çalışılması ne acıdır. Peki bu nasıl mı olacak! Özelleştirme adı altında emperyalizmin oyunlarına kanarak, emperyalist güçlerle iş birlikçiliği yaparak, mazlumların hakkını çalarak gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Kemalizm düşüncesi dışında ki bu “Özelleştirme”, beraberinde başka neleri getirir? Karteli ( tekelciliği) getirir. Kartel: Bağımsız tüzel kişilik sahibi firmaların aralarında rekabete son vermek veya rekabeti sınırlı tutmak amacıyla yaptıkları bir anlaşmadır. Fiyatların yükselmesine, üretimin daralmasına ve tekelleşmeye neden olması, bazı ülkelerde kamu otoritesinin kartelleşme hareketlerine müdahale etmesine yol açmaktadır.(5) Peki kartel (tekelcilik) iyimidir? Size ait olan, devletinize ait olan haklarınızın, hak etmeyen birileri tarafından el konulması iyimidir? Tabi ki değildir. Kartelin (tekelciliğin) özelleştirmeye bağlı olarak gerçekleştiği ve güçlendiği bir durumda yaygın olan “orta sınıf” orta gelirli diyebileceğimiz kesimin yok olması kaçınılmazdır. Bu durum beraberinde alt tabaka ve üst tabakayı (zengini daha zengin fakiri daha fakir yapma) getirir. Bugün gidilen yol budur. Ve nihayetinde özelleştirme demokrasiyi de katleder. Çünkü; orta kesimin olmadığı hatta yaygın olarak olmadığı bir yerde demokraside olamaz. Demokrasi: bütün insanların haklarının korunması ve eşit olmalarını sağlayan bir düşünce, bir sistemdir.(6) Ve siz demokrasinin var olma koşullarını sağlayan olanakları, örneğin orta kesim diyebileceğimiz kesimi yok ederseniz demokrasiyi de yok etmiş olursunuz. Demokrasi ise; Cumhuriyet rejiminin vazgeçilmezlerindendir. Demokrasi yoksa Cumhuriyet, Cumhuriyet yoksa laiklik de yoktur.(Ana konu; özelleştirme den kopmamak için burada bahsi geçen ilkelerin tanımına girme gereği duymuyorum) Bu kavramlar insan vücudunun uzunları gibidir biri olmadan diğeri de olamaz. Kısacası masum görünen özelleştirmenin altında acaba bütün bu çalışmalar, kanları pahasına da olsa bu vatanı vermeyen “özelleştirmeyen” Mustafa Kemal önderliğinde Cumhuriyetin kurucularına ve Cumhuriyet rejimine karşı yapılan gerici (karşı devrim) çalışmalarının bir başlangıcımıdır! ! ! Cevabı ortada… Türkiye’nin şeriat karanlığında emperyalist sömürüye teslim olup parçalanmasını istemeyenlerin görmeleri gereken bir şey var: AKP ve onun önderleri, Atatürk’ün ve laik Cumhuriyetin karşısındadırlar. Bu Cumhuriyeti yıkmak ve amaçladıkları molla düzeninde ortaçağ karanlığını kurmak için Batılı emperyalistlerin Türkiye’yi daha çok sömürme, geri bıraktırma ve parçalama tasarımlarına, kendi iktidarları uğruna, Türk devletinin ve halkının zararına büyük ödünler vermektedirler. Amaçladıkları şeriat düzenine ilişkin konular dışında onları hiçbir şey düşündürmüyor, kaygılandırmıyor, sevindirmiyor, coşturmuyor. Kandırma noktasını Özal’la doruk noktasına çıkaran özelleştirmeler, Erdemir’den Tekel’e, Milli piyango’dan Ziraat Bankası’na, SSK’dan Köy Hizmetleri’ne… Gözü kara bir yok etme, hızla çökertme ivecenliğine vardırılarak, artık gerekçesiz, bahanesiz, uydurma da olsa bir mantığa gerek duymaksızın yürütülüyor. Çünkü AB’siyle ABD’siyle emperyalist Batı, devletin halkıyla her buluşma-dayanışma alanını yok ederek, halkı her gün daha hızlı olarak devletsiz bıraktırıp, sonunda devleti halkız bıraktırma planı uyguluyor.(7) Atatürk boşuna haykırmıyor: Ekonomi demek bilim demektir, refah demektir, onur demektir, Devlet demektir, Bayrak demektir, Vatan demektir. Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini korumak ve savunmak demek; ekonomik kaynaklarımızı korumak ve savunmak demektir. Özelleştirme-hele yabancıya satış-vatana ihanettir. (8) Ve özelleştirme; “emperyalizm canavarının görünen küçük bir tırnağıdır.” Umarım uyanır da canavarın geri kalan kısmını görmeyiz. Olurda görürsek ne mi olur? İşte o zaman Bursa Nutku’nu, Gençliğe Hitabe’yi, Nutuk’u okuyan, şehitler veren Kemalist Halkım; Yeniden Kuvayi Milliye deyip kendi üzerlerine düşeni yapmaktan çekinmeyecektirler. Militan Korumacılıklarını(Direnme Hakkı) kullanacaklardır. Nedir Militan Korumacılık? Militan Korumacılık: Demokrasi; özgürlükler rejimi olduğu gibi, bu özgürlüklerin ve kendisinin korunması amacıyla da kimi sınırlamaları öngörmektedir. Militan demokrasi(direnme hakkı) işte bu temel mantığın sonucu doğmuştur. Devlet kurumlarının demokrasiyi korumada yetersiz kaldığı durumlarda, halk kendisi demokrasiyi korumakla görevlidir bu anlayışta. Militan demokrasi(direnme hakkı), özellikle faşizan yönetimlerden sonra kendisini göstermiş, kimi anayasalara girerek koruma mekanizması sağlamıştır. Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın, “Federasyon ve Eyaletler” başlıklı 2. kısmında, “Anayasal ilkeler; direnme hakkı” kenar başlıklı 20. maddesinin (4). Fıkrası aynen şu şekildedir: “Bu Anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı, başka bir olanağın bulunmaması halinde, bütün Almanların direniş hakkı vardır”(9) Görüldüğü üzere gerek duyulduğu zaman Militan Demokrasi(direnme hakkı) kullanılabilir. Ve bu bir haktır. Bugün de özelleştirme adı altında ve benzer çalışmalarıyla emperyalizmi getirmek isteyen, şeriatı getirmek isteyen ve bunun gerçekleşmesi için kölelik edenlere karşı, vakit geçmeden Militan Demokrasi(direnme hakkı) kullanılabilir. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. Ve bu hak Türk Ulusuna aittir. Kahraman Türk ordusunun geçmişte bu hakkını kullandığı gibi Tüm Türk Ulusu, Tüm Türkiye ve Tüm Türk Vatandaşları bu haklarını kullanmalıdır. Hatırlatmak isterim ki; ÖZELLEŞTİRME, EKONOMİK BİR EYLEM DAHA ÇOK POLİTİK BİR EYLEMDİR.(10) Ben diyorum ki: Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün kendisine ait şu sözlerini her gece yatarken ve her sabah kalktığımızda bir kez okuyup düşünelim. “BİR ULUS VARLIĞI VE HAKLARI İÇİN BÜTÜN GÜCÜYLE, BÜTÜN RUH VE MADDİ GÜCÜYLE İLGİLENMEZSE, BİR ULUS KENDİ GÜCÜNE DAYANARAK VARLIK VE BAĞIMSIZLIĞINI SAĞLAMAZSA ŞUNUN BUNUN OYUNCAĞI OLMAKTAN KURTULAMAZ. BAŞARI İÇİN, ULUSAL İRADENİN EGEMEN OLMASI İLKESİ BENİMSENMELİDİR.”(11) Alıntılar: (1) AKARSLAN Mediha Doç. Dr. Türkiye’de ve Dünyada Özelleştirmenin Analizi (2) KIŞLALI Ahmet Taner Prof. Dr. Kemalizm Üçüncü Bir İdeolojidir (3) ADD Mersin; Atatürk İlkeleri, Devletçilik ATATÜRK Mustafa Kemal (4) ADD Mersin; Atatürk İlkeleri, Devletçilik ATATÜRK Mustafa Kemal (5) Bilgilik com./Makale/Ekonomi/Kavramlar/Kartel (6) ADD Mersin; Atatürk İlkeleri, Halkçılık ATATÜRK Mustafa Kemal (7) YAŞAR Hürriyet Yabancılaştırma: Türban, Özelleştirme, Irkçı Milliyetçilik Yeniden Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk/Temmuz-2005 (8) DURA Cihan Prof. Dr. Özelleştirme ve Tekel’in Özelleştirilmesi Yeniden Anadolu Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk/Temmuz/2005 (9) TAŞCIER Ali Mert Militan Korumacılık (Direnme Hakkı) Akdeniz Üniversitesi, Atatürkçü Düşünce Kulübü Atatürk, Demokrasi ve Cumhuriyet Konferansı’ dan (10) AKARSLAN Mediha Doç. Dr. Türkiye’de ve Dünyada Özelleştirmenin Analizi (11) Mustafa Kemal ATATÜRK Makale: Muharrem Metin KORKMAZ Akdeniz Üniversitesi Yön. Öğrencisi |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Fazlasıyla komik bir yazı okumanızı tavsiye etmem. Ekonominin hiçbir gerçeğini yansıtmayan sadece ideolojik görüşleri desteklemek adına uydurma noktalar içeren boş ve uzun bir yazı...
People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Komik ve boş deyip kestirip atmamalı, bence haklı, dışarıdan gelip senin kaynaklarını kullanmak isteyen adam büyük olasılıkla senin vatandaşından daha büyük parasal imkanlara sahip, dolayısıyla daha güçlü olacaktır, piyasayı ele geçirmesi de fazla uzun sürmeyecek kolaylıkla borusunu öttürmeye başlayacaktır, Türkiye'ye yatırım yapan bir yabancı şirkette kaymağı da yabancılar yiyecek, yabancılar senin ekonominin çoğunu ele geçirdiğinde de devletin gücü iyice azalacak, otoritesi zayıflayacak, yavaş yavaş sömürgeleşecektir.
Tamam kendi vatandaşın da çok uslu durmayacak, kendi borusunu öttürmeye çalışacaktır ama devletin bir türk şirketine yapabileceği baskı bir amerikan şirketine yapabileceğinden daha fazladır. Sen şu uygulamayı durdur dediğinde amerikayla muhattap olmazsın. Sometimes the hand of fate must be forced Son düzenleyen Kepenekli : 12-03-2006 - 13:03 |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Keşke herşey öyle olsaydı ama malesef öyle değil.
Herşeyin öncesinde global ekonomi bütün dünya üzerinde geçerli. Kominizmim bile hakim olduğu ülkeler global ekonomiden daha fazla pay kapma yarışındalar. Yabancılar nasıl türkiyede özelleştirmeleri takip ediyorlarsa aynı derecede yerli şirketlerde takip ediyor. Ayrıca örnek vermek gerekirse dünyada en katı kanunlara sahip Çin'de bile dünya kadar yabancı fabrika var. Bunun ana sebebi iki tarafında karlı çıkmasından başka birşey değildir. Türkiye'de Kit'ler inanılmaz maliyetli çünkü bunca zaman başa gelen her hükümet Kit'lere gerek olmadığı halde bile inanılmaz sayıda gereksiz eleman alımında bulunuyorlar. Özelleştirmeye karşı çıkılmasının ana sebebide zaten burada yatıyor veya fiyatların düşük olmasında. Devlet özelleştirme şartnamesini belirlerken özelleştirme sonrasında Kit'leri devralıcak şirketlere işten çıkarma konusunda şartlar koşuyor. Bu şartlar sayesinde şirket çok az sayıda işten çıkarma gerçekleştirebileceği için alacağı Kit'e yatırım yapmaktan ziyade elemana para vermek zorunda kalıyor. Buda Kitlerin cazibe kaybetmesine yol açıyor. Kit'lerin devlete her yıl sebep olduğu zararları incelerseniz Türk ekonomisindeki en büyük sıkıntının ne olduğunu çok basit şekilde görebilirsiniz. Bunun yanısıra yabancıların Türkiye'ye yatırım yapması ekonominin veya ülkenin kontrolunun başkasının eline geçeceği demek değildir. Her insanın yatırım yapma imkanı vardır ve yapılan yatırımlar yabancı şirketi zengin edebileceği gibi devletide zengin edicektir çünkü yatırımın yapıldığı şehirler otomatik olarak gelişmeye başlayacak , iş imkanları doğacak ve birçok peşisıra birbirini izleyen etkenler sonrasında gelişim hızlanıcaktır. Devletler yatırım yapma zorunluluğunda değildir tersine devletlerin görevi yatırım yapmak değil hizmet sunmaktır. Devletleri yapmaması gereken şeyleri yaptırmak yapılacak ana hizmetlerin gecikmesi demektir. Keşke herşey yukardaki yazıda veya senin dediğin gibi basit olsaydı ancak herşey o kadar basit olsaydı her isteyen dünyanın en büyük şirketini kurardı veya devletleri yönetmek çok basit olurdu. People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
kapitalizmde sermaye ve patron vardır.Sermayenin eşitsizlikleri ve hiyerarşiyi barındıran yapısı tamamen artı değer üzerinden yani işçilerin ürettiği metadan oluşan bir pay ile oluşur.Peki Kapitalizmde kamulaştırma veya işçilerin öz yönetimi gerçekleştirilebilir mi..kesinlikle hayır.bu sistemin ruhuna aykırıdır..şu an yaşadığımız ortama bakarak aldanabiliriz fakat bu durum soğuk savaş sonucudur ve tamamen geçicidir..(isteyenler GATS anlaşmasını inceleyebilir)..Kamulaştırma veya milli sermaye tamamen komedidir..örneğin Kardemir'i zamanında tansu çiller başbakanlığındaki hükümet bir sendikaya vermişti. sendikanın ilk yaptığı iş işçilerin yarısını işten çıkarmak ve ücretlerin 1 sene dondurulduğunu ilan etmek oldu..ya özelleştirmeleri ve bununla beraber sosyal hakların minimuma inmesini,uzun iş saatlerini içselleştireceksiniz..ya da kapitalizmden kesin bir kopuş için mücadele vereceksiniz
Çatlaklar kutsaldır,çünkü,ışığı içeri sızdırırlar |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Yazı gayet başarılı yalnızca KİT'lerin kuruluş amacına değinilmemiş
fajat bir çok sorunun cvp içinde mevcut aynı zamanda kaynak çeşitliliğide hoş bende okumanızı şiddetle tavsiye ederim
Ben Cenk Etmen Zevüşürüm |
|
#7
|
||||
|
||||
|
bu yazıyı komik ve saçma oldugunu söyleyen ya ideoljinin ne oldugundan habersiz yada hayatında iktisattan bihaber yaşamıştır.kutlarım metin süper bi yazı olmuş
|
![]() |
| Etiketler |
| canavarin |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
|
|