#1
Serenity
ars moriendi
Mekan: Carpathian Forest
Blog Başlıkları: 49
Lover , You Should've Come Over ..
ars moriendi
Mekan: Carpathian Forest
Blog Başlıkları: 49
Lover , You Should've Come Over ..
Kristal Denizaltı
Iliskiler içinde en çok hastalikli olanlari severim, atesimin yükselmesini, sayiklamalarimi, kabuslarimla hayallerimin birbirine karismasini, en dokunulmaz yerlerimde hissettigim sizilari.
Hastaliginin bütün kivrimlari, hastaligimin bütün kivrimlariyla öpüsen bir kadinla denizaltima binip çiktigim yolculuklari. Solgun bir sabah vakti insanlarin arasindan ayrilisimi. Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltinin içinde, hiçkimsenin gitmedigi yerlere gitmeyi. Birçogumuz çiktik bu yolculuga.Evet, sevdigimiz hasta biri. Evet, bu iliski hastalikli. Ama bunu ne önemi var. Hastaliklarimiz birbirini tutuyorsa,öpüsen dudaklar gibi degiyorsa hastaliklarimiz birbirine...
Benim de o kristal denizaltiya binmisligim var.
Süt bugusu gibi solgun maviligin yayildigi issiz bir sabah vakti, dönüp dönmeyecegini bimedigin bir yolculuga çikmak için ürpertilerle binip, kapaklarini kapatirsin.
Eger dönersen baska biri olarak döneceksindir yolculugundan.
O denizalti bir yere gitmez.
Giden sensindir.
O denizaltinin içinde tuhaf bir yolculuga çikarsin, o yolculukta gördüklerini, duyduklarini, hissettiklerini hiçkimseye anlatamazsin, senin anlattigini kimse anlamaz çünkü.
Onlar da vaktinde o yolculuga çikmis olsalar bile, kimse kimsenin yolculuk hikâyesini kavrayamaz.
Kristal denizaltinin çevresinden geçip de senin içerde yaptiklarini görenler sasarlar sana, sasilacak seyler yaparsin gerçekten.
O denizaltiya binenler kendilerini bile sasirtacak davranislarda bulunurlar.
Bir orospuya asik olmaktir o denizaltiya binmek.
Bir serseriye tutulmak.
Bir çilginin pesinden gitmek.
Bütün hayatini bir bencilin yaninda geçirmek istemektir.
Gelecegini, bir dakikasini bile kendine ayirmadan, verdigin armaganin degerini belki de hiç bilmeyecek birine vermeye hazirlanmaktir.
Seni seyredenler hastaligini düsünürler.
"Hastalikli iliskiler" tanimlamasinin içindesindir artik.
Denizaltinin disindakiler, seni iyilestirmek için sana bagirirlar, nasihatler verirler, yardim etmeye çabalarlar.
Seslerini duyar ama yalnizca gülümsersin.
Fuzuli'nin siiridir artik senin duydugun:
"El çek ilacimdan tabib..."
Iyilesmek istemezsin.
Yalnizca, seni hastalikli insanlarin arasina atani degil hastaligi da sevdigini kim bilebilir ki seni seyredenler arasinda.
Sen artik Zelda'ya tutulan Fitzgerald, Wagner'e tutulan Cosima'sindir.
Kulagina sesler gelir.
- Senin sevdigin çirkin bir kadin, o adam bencil, güvenilmez biri senin güvendigin, hastalikli bir iliski bu.
Gülümsersin.
Onlara söyle demek istersin:
- Iliskinin hastalikli olmasi önemli degil ki, önemli olan iki kisinin hastaliginin birbirine, biribiri için yaratilmis iki parça gibi uymasi.
Zaten hastalikli bir iliskinin olabilmesi, insanin o kristal denizaltiya binip bilinmez yolculuklara çikmasi için, birbirine tutulan iki kisinin degil, onlarin hastaliklarinin birbirine degmesi, o hastaliklarin kivrimlarinin denk gelmesi gerekir.
Seyredenler, hastaliklarin uydugunu görmezler.
Onlarin gördügü birbirine uymayan iki kisidir.
Çirkin bir erkek ve güzel bir kadin gibi, fedakâr bir kadin ve çikarci bir erkek gibi, sevecen bir erkek ve sinirli bir kadin gibi iki benzemeyen insanin ayni denizaltinin içinde acilariyla ve mutluluklariyla tuhaf bir seyahate çikmasina sasar insanlar.
Sorarlar kendi kendilerine:
- Neden bu iki insan ayni kristal denizaltinin içinde.
Cevap çok basittir aslinda:
- Çünkü onlarin hastaliklari birbirine uyuyor.
O kristal denizaltiya binmisligim var.
Hastaliklari hastaliklarimin kivrimlarina uyanlara rastlamisligim var.
Fuzuli'nin misraini mirildanmisligim var:
- El çek ilacimdan tabib...
Itiraf edeyim ki, iliskiler içinde en çok hastalikli olanlari severim, atesimin yükselmesini, sayiklamalarimi, kabuslarimla hayallerimin birbirine karismasini, en dokunulmaz yerlerimde hissettigim sizilari.
Hastaliginin bütün kivrimlari, hastaligimin bütün kivrimlariyla öpüsen bir kadinla denizaltima binip çiktigim yolculuklari.
Solgun bir sabah vakti insanlarin arasindan ayrilisimi.
Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltinin içinde, hiçkimsenin gitmedigi yerlere gitmeyi.
Birçogumuz çiktik bu yolculuga.
Evet, sevdigimiz hasta biri.
Evet, bu iliski hastalikli.
Ama bunu ne önemi var.
Hastaliklarimiz birbirini tutuyorsa,öpüsen dudaklar gibi degiyorsa hastaliklarimiz birbirine.
Hangi saglikli iliski böyle atesler içinde yanabilir ki, hangi saglikli iliski benim gördügüm rüyalari görebilir ki, hangi saglikli iliski böyle sanciyabilir ki.
Ateslerle yanarak, sancilarla kavrularak, çilgin rüyalarin içinde kivranarak, kristal denizaltimda hastalikli iliskilerin içinde seyahatlere çiktim.
Gezdigim sicak sahillerin büyücüleri bana hep ayni seyi söyledi.
- Önemli olan onun sana uymasi degil,önemli olan onun hastaliginin senin hastaligina uymasi.
Dolastigim tarih sayfalari, ask bölümlerinde hep "hastalikli" iliskileri anlatiyordu, kayda geçmeye deger olarak yalnizca onlari bulmustu.
Brahms Clara Schuman'a böyle tutulmus, Yesenin Isodora Duncan'a hayatini böyle armagan etmisti.
Onlar birbirlerine uymuyordu.
Uyan, hastaliklariydi.
Solgun bir sabah vakti kristal bir denizlatiya biner hayatin derinliklerine gidersiniz.
Dönüp dönmeyeceginizi bilmeden.
Dönerseniz baska biri olarak dönersiniz.
Kristal bir denizaltiya binmisligim var.
Atesler içinde kivrandigim.
Ve sizin atesler içinde kivrandiginiz.
Hiç iyilesmek istemediniz.
En iyilesmek istediginiz, iyilesmek için yalvardiginiz zamanlarda bile istemediniz iyilesmeyi.
Bir kristal denizlatiya binip gittim bir gün.
Garip rüyalar gördüm.
Ahmet Altan.
Hastaliginin bütün kivrimlari, hastaligimin bütün kivrimlariyla öpüsen bir kadinla denizaltima binip çiktigim yolculuklari. Solgun bir sabah vakti insanlarin arasindan ayrilisimi. Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltinin içinde, hiçkimsenin gitmedigi yerlere gitmeyi. Birçogumuz çiktik bu yolculuga.Evet, sevdigimiz hasta biri. Evet, bu iliski hastalikli. Ama bunu ne önemi var. Hastaliklarimiz birbirini tutuyorsa,öpüsen dudaklar gibi degiyorsa hastaliklarimiz birbirine...
Benim de o kristal denizaltiya binmisligim var.
Süt bugusu gibi solgun maviligin yayildigi issiz bir sabah vakti, dönüp dönmeyecegini bimedigin bir yolculuga çikmak için ürpertilerle binip, kapaklarini kapatirsin.
Eger dönersen baska biri olarak döneceksindir yolculugundan.
O denizalti bir yere gitmez.
Giden sensindir.
O denizaltinin içinde tuhaf bir yolculuga çikarsin, o yolculukta gördüklerini, duyduklarini, hissettiklerini hiçkimseye anlatamazsin, senin anlattigini kimse anlamaz çünkü.
Onlar da vaktinde o yolculuga çikmis olsalar bile, kimse kimsenin yolculuk hikâyesini kavrayamaz.
Kristal denizaltinin çevresinden geçip de senin içerde yaptiklarini görenler sasarlar sana, sasilacak seyler yaparsin gerçekten.
O denizaltiya binenler kendilerini bile sasirtacak davranislarda bulunurlar.
Bir orospuya asik olmaktir o denizaltiya binmek.
Bir serseriye tutulmak.
Bir çilginin pesinden gitmek.
Bütün hayatini bir bencilin yaninda geçirmek istemektir.
Gelecegini, bir dakikasini bile kendine ayirmadan, verdigin armaganin degerini belki de hiç bilmeyecek birine vermeye hazirlanmaktir.
Seni seyredenler hastaligini düsünürler.
"Hastalikli iliskiler" tanimlamasinin içindesindir artik.
Denizaltinin disindakiler, seni iyilestirmek için sana bagirirlar, nasihatler verirler, yardim etmeye çabalarlar.
Seslerini duyar ama yalnizca gülümsersin.
Fuzuli'nin siiridir artik senin duydugun:
"El çek ilacimdan tabib..."
Iyilesmek istemezsin.
Yalnizca, seni hastalikli insanlarin arasina atani degil hastaligi da sevdigini kim bilebilir ki seni seyredenler arasinda.
Sen artik Zelda'ya tutulan Fitzgerald, Wagner'e tutulan Cosima'sindir.
Kulagina sesler gelir.
- Senin sevdigin çirkin bir kadin, o adam bencil, güvenilmez biri senin güvendigin, hastalikli bir iliski bu.
Gülümsersin.
Onlara söyle demek istersin:
- Iliskinin hastalikli olmasi önemli degil ki, önemli olan iki kisinin hastaliginin birbirine, biribiri için yaratilmis iki parça gibi uymasi.
Zaten hastalikli bir iliskinin olabilmesi, insanin o kristal denizaltiya binip bilinmez yolculuklara çikmasi için, birbirine tutulan iki kisinin degil, onlarin hastaliklarinin birbirine degmesi, o hastaliklarin kivrimlarinin denk gelmesi gerekir.
Seyredenler, hastaliklarin uydugunu görmezler.
Onlarin gördügü birbirine uymayan iki kisidir.
Çirkin bir erkek ve güzel bir kadin gibi, fedakâr bir kadin ve çikarci bir erkek gibi, sevecen bir erkek ve sinirli bir kadin gibi iki benzemeyen insanin ayni denizaltinin içinde acilariyla ve mutluluklariyla tuhaf bir seyahate çikmasina sasar insanlar.
Sorarlar kendi kendilerine:
- Neden bu iki insan ayni kristal denizaltinin içinde.
Cevap çok basittir aslinda:
- Çünkü onlarin hastaliklari birbirine uyuyor.
O kristal denizaltiya binmisligim var.
Hastaliklari hastaliklarimin kivrimlarina uyanlara rastlamisligim var.
Fuzuli'nin misraini mirildanmisligim var:
- El çek ilacimdan tabib...
Itiraf edeyim ki, iliskiler içinde en çok hastalikli olanlari severim, atesimin yükselmesini, sayiklamalarimi, kabuslarimla hayallerimin birbirine karismasini, en dokunulmaz yerlerimde hissettigim sizilari.
Hastaliginin bütün kivrimlari, hastaligimin bütün kivrimlariyla öpüsen bir kadinla denizaltima binip çiktigim yolculuklari.
Solgun bir sabah vakti insanlarin arasindan ayrilisimi.
Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltinin içinde, hiçkimsenin gitmedigi yerlere gitmeyi.
Birçogumuz çiktik bu yolculuga.
Evet, sevdigimiz hasta biri.
Evet, bu iliski hastalikli.
Ama bunu ne önemi var.
Hastaliklarimiz birbirini tutuyorsa,öpüsen dudaklar gibi degiyorsa hastaliklarimiz birbirine.
Hangi saglikli iliski böyle atesler içinde yanabilir ki, hangi saglikli iliski benim gördügüm rüyalari görebilir ki, hangi saglikli iliski böyle sanciyabilir ki.
Ateslerle yanarak, sancilarla kavrularak, çilgin rüyalarin içinde kivranarak, kristal denizaltimda hastalikli iliskilerin içinde seyahatlere çiktim.
Gezdigim sicak sahillerin büyücüleri bana hep ayni seyi söyledi.
- Önemli olan onun sana uymasi degil,önemli olan onun hastaliginin senin hastaligina uymasi.
Dolastigim tarih sayfalari, ask bölümlerinde hep "hastalikli" iliskileri anlatiyordu, kayda geçmeye deger olarak yalnizca onlari bulmustu.
Brahms Clara Schuman'a böyle tutulmus, Yesenin Isodora Duncan'a hayatini böyle armagan etmisti.
Onlar birbirlerine uymuyordu.
Uyan, hastaliklariydi.
Solgun bir sabah vakti kristal bir denizlatiya biner hayatin derinliklerine gidersiniz.
Dönüp dönmeyeceginizi bilmeden.
Dönerseniz baska biri olarak dönersiniz.
Kristal bir denizaltiya binmisligim var.
Atesler içinde kivrandigim.
Ve sizin atesler içinde kivrandiginiz.
Hiç iyilesmek istemediniz.
En iyilesmek istediginiz, iyilesmek için yalvardiginiz zamanlarda bile istemediniz iyilesmeyi.
Bir kristal denizlatiya binip gittim bir gün.
Garip rüyalar gördüm.
Ahmet Altan.
![]()
I was not, I was, I am not, I do not care
You can all just kiss off into the air
#3
Sound_Of_Silence
-- kleitus --
Mekan: Khalkedon
Blog Başlıkları: 129
The COOK'tan Haberler...
-- kleitus --
Mekan: Khalkedon
Blog Başlıkları: 129
The COOK'tan Haberler...
Ahmet Altan'ı sevmememe karşın bu öyküsü hoş olmuş. Geçen yıl bize edebiyat öğretmenimiz okumuştu yanlış hatırlamıyorsam. O da Ahmet Altan'ın romanlarının değil ama öykülerinin hoş olabildiğinden bahsetmişti.
![]()
Herşey o kadar vardı ki, aslında yoktu... Di mi Hayatım?
|











Benzer Başlıklar
Denizaltı Çocukken , kendime ait küçücük bir deniazltım olmasını isterdim, inip derinlere , kalabalıklardan...
Kızılay ve Kızılhaç gidiyor Kızıl Kristal geliyor Kızılhaç ile Kızılay amblemlerinin dini ögeler içerdiği eleştirisinin ardından bütün...