ruh dikizi
Mekan: balkanlar...
Platon
Platon’un iki evren ayırımı yaptığından kuşku yok. Bir yanda başlangıçsız, sonsuz ve mükemmel olan bir idealar evreni, öte yanda, ölümlü, mükemmel olmayan, nesneler evreni. İnsan bedeni ile gölgeler evreninde bulunmasına rağmen, ruhu bir zamanlar idealar evreninde bulunmuş olduğu için, idealar evrenindeki gerçekler hakkında, kesin olmayan fikirlere sahip olmaktadır. Platon’a ona göre bilgi, ruh için sadece bir “hatırlama”dır. Bu “doğuştan bilgi” veya “ruhun hatırlayışı” konusu Platon’a göre yaşam öncesi bir hayatın varlığı, dolayısıyla ruhun ölmezliği konusunda önemli bir kanıttır. Bu anlayış onun düşüncesinin, Orfeuscu ve Pisagorcu köklerinin kesin işaretidir.
İdealar evreninde salt akıl yoluyla edinilen gerçeğin doğru bilgisi “episteme” ve nesneler evreninde duyularımızla edindiğimiz kanılar; Platon’un evreni algılayış biçimine uygun bir bilgi kuramı... Hemen işaret edelim, çağdaş kavrayışımıza tümüyle ters düşüyor olması, doğuştan gelen bilgiyi, bilgi problemine temel yapan ilk düşünürün Platon olduğu gerçeğini değiştirmiyor…
İdealar Kuramı
Platon’un İdealar Kuramı üzerine neler inşa edebildiğini görmeden önce, idea kelimesinin Platon için ne ifade ettiğini anlamalıyız. İdealar yalnızca nesnelerin düşünsel karşılıkları değildir. Nesnelerin olduğu kadar, nesnesel karşılığı bulunmayan, “adalet, eşitlik, güzellik” gibi soyut kavramların da, kendi ideaları vardır. Ve idealar evreninde, idealar, en üstlerinde Platon’un Tanrı ile özdeşleştirdiği “İyi İdeası”nın da bulunduğu bir sıra düzeni içindedirler. Somut nesnelerin olduğu kadar soyut kavramların da ideaları olduğunu düşünerek, fizikî ve sanal evreni ayrı ayrı inceleyecek olursak; sanal evrende ki formlar hakkında bilgilerimizin tam ve kesin olduğunu, oysa fizikî evrende bulunan nesneler hakkında ise ancak bir kanı, yaklaşık bir bilgi sahibi olabildiğimizi görürüz. Çünkü fizikî evrende algıladığımız hiç bir nesnenin, zihnimizde canlandırdığımıza tıpa tıp uyduğunu iddia edemeyiz. Fizikî evreni algılamamız sürekli yuvarlamalara mahkumdur.
![]()
Has Retired...
ruh dikizi
Mekan: balkanlar...
![]()
Has Retired...
ars moriendi
Mekan: Carpathian Forest
Blog Başlıkları: 44
Türklerin işkenceyle müslümanlaştırılması
Şimdi rivayete göre atlantisliler bizlerden önce müthiş bir uygarlıkmış ya .. bunlar tanrı konusundada aşmış , metafiziktede , matematik , astronomi ve akla gelebilecek her türlü ilim ve bilimde üstünler . Belli bir tanrı inanışları var o da Tek Tanrı .. Kendi müthiş şehirleri batıp daha ilkel toplumlar arasına gelince bunlar kendilerine bir misyon edinmişler . Bu misyonda cahil olan biz insanlara Tek tanrıyı anlatmak ve ona inanmamızı sağlamak . Ama bunu yapabilmeleri için doğru zamanda doğru hamleleri yapmaları lazım . Bu yüzden kendi belirledikleri yada lonca içinden birinin tavsiye üzerine loncaya katlıp burda eğitim alanları göreve göndermişler çeşitli konularda . Ama insanlara birden bire tek tanrıdan bahsetmek şok etkisi yaratacaği için biz cahil insanların anlayabileceği dilden anlatılması istenmiş. Ilk olarak Musa çıktı ve kısmen başarı sağladı yinede stedikleri sonucu alamadılar. Sonra isa ya iş düştü ve buna dediler ki daha basit anlat , hikayeleştir , masallaştır . Bu yüzden incil baştan sona hikayedir . Sonrada Muhammed gelmiş işte .. İşte masonların kendisi (bu kitabı yazanda masondur) masonluk tarihinin böyle olduğunu ve bu işi yaptıklarını söylüyorlar .
Benim kendi şahsı fikrim bu masonların gerçekten bu gibi işlerle uğraştığı yönünde . Din'de anlattıkları kadar abartılı şekilde olmasada parmaklarının olduğuna inanıyorum . Amaç dünyayı ve parayı yönetmek elbetteki . Masonların dediğine inanırsan dinin yalanı ortaya çıkıyor . Ama dine inanan herkes mecburen masonları reddetmek zorunda hatta varlıklarını bile reddetmek durumundalar . Buda çok büyük bir çelişki yaratıyor çünkü gerçekten varlar - gizliler - her hafta toplantıları olur - içerde ne konuşulur kimse bilmez ama bişeyler konuşulduğu barizdir . Gidip mason olmak istiyorum diye biryere başvuru yapamazsınız ancak tesadüfen bir masonla tanışmışsanız ve bu insan sizi sevdiyse size loncaya tavsiye eder ve duruma göre ya alınır yada alınmazsınız . Acaip beyaz eldivenleri , gizli bi öpüşme şekilleri ve birbirlerine hitap şekilleri var . Mesela bilader diyolar kendi aralarında . Birde usta - çırak ilişkisi var . Loncaya ilk uye olanlar çırak oluyor ve yükselmek çok zormuş. Yani diyeceğim şey şu , bu masonluk ve anlatılanlar çok palavra gibi geliyor olabilir ama somut palavralar bunlar . Ve işin gerçek yüzünün anlattıkları gibi olmadığın malumu ne ? Yinede en iyisi herşeyden kuşku duyup hiçbişeye inanmamaktır.
![]()
I was not, I was, I am not, I do not care
saturnine , martial & lunatic
raskolnikov
Mekan: herhangi bi yer
Blog Başlıkları: 51
tirad
Ynt: Platon
kavrayış
çıkarma
inanç
sanı ....... en üst noktaya kavrayışa böylelikle ulaşabiliriz.
![]()
İki insanı birbirleriyle herşeyden kolay dost kılacak bir şey varsa,o da müziktir. Hermann hesse
slavery
Mekan: AnNaKARreninA
Blog Başlıkları: 14
Sigarayı Bırakıyorum... Vol. I...
Ynt: Platon
Böyle baktığımızda, Platon, gerçekliğin, doğru olanın, iyi olanın insanlar tarafından bulunamayacağını, en fazla yakınlaşabileceğini söyler. Aristotales ise, Platon'un aksine, gerçekliği yaratanın insan olduğunu ifade eder.
Ortaçağ'ın sonuna kadar, enformasyon kaynaklarının sınırlılığı, iletişimin kopukluğu dolayısıyla, dünya Platon'un izinde gidiyor gibi görünmekte, ancak sanayi devrimi sonrasında iletişimin, ulaşımın hızlanması, şehirleşmenin, sanayileşmenin başlangıcı ve tabiki matbaa'nın yaygınlaşması gibi olayların da etkisi ile, insanoğlu pozitivist felsefenin etkisine girerek Platon'un öğrencisi, Aristotales'in yolunda gitmeye başladı ve sonunda da pozitivizm ve modernizm'in doruğu olan II. Dünya savaşı ve Ekim Devrimi ile dünyada bir komünist devlet kurulabileceğinin, yani insanin merkeze alınabileceğinin ortaya çıkması ile bir anda ortaya insanın üstünlüğü, materyalizm ve gerçeklik denen şeyin insan olduğu bilgisi açığa çıktı. Böylece de, din günden güne etkisini kaybetti. Ancak, II. Dünya Savaşın sonunda Nazilerin yenilmesi ile ortaya çıkan toplama kampları, insanlar üzerinde yapılan deneyler ve sonuçları, Japonya'da da benzer deneylerin yapıldığının görülmesi, sonrasında 90'ların başında SSCB'nin çöküşü, post-modern düşüncenin ortaya çıkışı gibi olayların sonucunda, Pozitivizm, dolayısıyla materyalizm ve Aristotales felsefesi günden güne insanların gözünde düşüşe geçti.
Platoncu düşünce ise günden güne ön plana çıkarak, günün kapitalist ekonomisi içerisinde boğulan insanların tutunabilecekleri bir dal olarak din ile beraber yeniden ortaya çıktı ve bugün kapitalist ülkelerin, büyük firmaların..vb. kullandıkları reklam, propaganda taktiklerini II. Dünya savaşında ortaya çıkan Almanya ve Japon toplama kamplarında insanlar üzerinde yapılan deneylerin sonuçlarının daha sonrasında bilimsel laboratuvar çalışmaları ile birleştirilmesi (ki, bunların çoğunu ABD Almanya ve Japonya - Çin bölgesindeki yetkili ve yetkisiz kişilerden para ile veya zorla almıştır) sonucunda bugün, Platon'un idealar kuramı ışığında ilerleyen ancak idealar dünyasının yerini dinin aldığı, pozitivizm'in bilimsel veri elde etme yöntemlerini vahşi diyerek elde edilen tüm doneleri bir bir yine insanlar üzerinde kullanan, uygulayan ve daha önemlisi yönetim kademesi halen kısmen aristotales etkisinde, ancak halk kitlelerinin her gün daha çok Platon'a kaydığı bir dünyada yaşıyoruz...
![]()
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A.
"01101101 01110101 01110011 01110100 01100001 01100110 01100001 "
Ynt: Platon
Muhammed'in fikirlerini oluşturabilecek felsefi kökenlere bakıldığında açıkça görülebileceği gibi Muhammed bir ticaret şehrinin ortasında sürüyle dinin ve kültürün etkisinde büyümüştür. Kureyş kabilesinin (Muhammed'in dahil olduğu kabile) putlara çok önem vermeyişi, Muhammed'in bir tüccar olması sebebiyle çok fazla insan ve inanışla karşılaşması, çok fazla bilgi sahibi olması da yaratıcılık adına açıklanabilir (onu bir tanrının gönderdiği fikrinden tamamen ayrılındığında). Muhammed-Platon benzetmesi daha sonra Mevlana-Platon benzetmesine kadar uzayan bir olaydır. Asıl düşünülmesi gereken şu ki Platon İslam'dan daha önce mi bu fikir evrimini yaşamıştır yoksa Platon'un kendi yarattığı fikirler Muhammed'i mi etkilemiştir. Sonuç olarak çok komplike bir mantık kurulmadığı ve fikirsel evrimin o yöne doğru izlendiği düşünüldüğünde Muhammed Platon'un p'sini bilmiyor olabilir gayet. Yine Muhammed'in ortaya çıkışıyla ilgili binbir tane açıklama üretilebilir (bkz. Allah yolladı LAN?!)
Platon fikirlerini her yerde mason olarak algılamak da çok akıllıca değil bence. Hoş kimse öyle algılıyormuş gibi görünmüyor sadece fikir verilmiş sanırım.
Mekan: ist
Re: Platon
| |










