Dragon Ball
Dragon Ball
Sanırım Dragon Ball ile tanışmam 1998 yılına denk geliyor. Sıkıntıdan kanalları gezerken Star’da Goku’nun kuyruğuyla balık yakaladığı sahneyi gördüm. Sonra da “Aaa bu neymiş?” diyerek izlemeye başladım. Tabi ilk bölümü olduğundan haberim yoktu o zamanlar.
Bu animelerin genel de bir sorunu varıdır. Geçen bölüm diyerek 5dk, bir sonraki bölümde diyerek gene bir 5dk gider. Bize de konuyla ilgili 10dk’lık bir zaman kalır ki bunun da bitmesi göz açıp kapamaya eşittir. Hele Tsubasa’da topun 54654 km yol aldıktan sonra kaleye ulaştığını söylemiyorum bile. Yani demek istediğim “Aaa bu neymiş” kısmının heyecanı çok çabuk bitti. Çünkü 10dk içinde ne olduysa oldu. “Ya ya ama” derken her gün aynı saatte çıktığını söyleyince reklamlarda, kaçırmamam gerekli diyerek ertesi günü bekledim.
Ertesi gün olur ve ağzımın suyu akar bir vaziyette saatin 17:00 olmasını gözetliyordum. Ve şu anda hala kafamın içinde çalan o güzel müziğiyle Dragon Ball başladı. Neler oldu fazla detaya girmeyeceğim tabi. Yalnız Goku’nun evden ayrılıp dünyayı tanımaya başlaması ve bir sürü komik olaylarından başından geçmesi beni bu dizinin müptelası yaptı. Tamamen temiz bir kalbe sahip Goku, sapık hoca Master Roshi, Roshi’yi porno dergilerle kandıran Krillin, Bulma, utangaç Yamcha, fırsatçı Oulong ve saman altından su yürüten Puar ve niceleri. Bu anime’de daha farklı bir şeyler var. Yarattığı dünyası, olaylara bakışı, kimi zaman çok gerçekçi, kimi zaman da çocuksu oluşu, bazen farketmesi bile ayrı bir dikkat isteyen ince espirileri…
Hani birileri gelir de der ya “Kardeşim 23 yaşına geldin hala mı çizgi film bee?” işte bu odunun yontulmamış olanıdır. Hatta size doğru yuvarlanarak gelen bir kütüğün o hızla çıkarttığı ses de olabilir. Bu tür insanlara karşı her zaman tedbirli davranmakta fayda vardır, belli mi olur gün gelir “Bu yaştan sonra şu mu olur bu mu olur, ben onları çöpe attım azcık büyü…” gibisinden insanı çıldırtacak tehlikelere karşı da önlem almış olursunuz -ki başıma geldi oradan biliyorum- demekte fayda var.
Dragon Ball’u her izlediğimde kendimi o dünyanın içinde hissediyorum. Bir çok anime izledim ama hiç biri bu kadar etkilemedi beni. Hatta Samurai - X bile. Dinazorlar, Red Ribbon Ordusu, robotlar, ninjalar vs. Ama tamamen temiz bir kalp ve Upa’nın babası Bora’yı tekrar hayata döndürmek için verilen mücadeleyi de unutmamak gerekir. Dragon Ball’un üzerimdeki etkisini özetleyecek olursak o dünyada yaşamak için her şeyimi veririm ve her gece dua ettiğim tek şey budur.
“Arbatma yaaa” İlk başta böyle dediğim için kendim bile abarttığımı sandım ama o dünyada olmanın hayalini kurduğum zaman anladım ki yaşadığımız dünyaya değil de o hayal dünyasına aitim. Hayaller elbet bir gün gerçek olur denir ya ben inanıyorum buna. Bir gün Dragon Ball dünyasında, belki Kame House’da belki de çölde sonsuzluğun içinde….
Guzel bir ekran goruntusuyle de bitirelim ->
Resimler;





Mod Not: Anime kısmına konulan her yazı için muhakkak en az 5 resim ekliyoruz.
Bu animelerin genel de bir sorunu varıdır. Geçen bölüm diyerek 5dk, bir sonraki bölümde diyerek gene bir 5dk gider. Bize de konuyla ilgili 10dk’lık bir zaman kalır ki bunun da bitmesi göz açıp kapamaya eşittir. Hele Tsubasa’da topun 54654 km yol aldıktan sonra kaleye ulaştığını söylemiyorum bile. Yani demek istediğim “Aaa bu neymiş” kısmının heyecanı çok çabuk bitti. Çünkü 10dk içinde ne olduysa oldu. “Ya ya ama” derken her gün aynı saatte çıktığını söyleyince reklamlarda, kaçırmamam gerekli diyerek ertesi günü bekledim.
Ertesi gün olur ve ağzımın suyu akar bir vaziyette saatin 17:00 olmasını gözetliyordum. Ve şu anda hala kafamın içinde çalan o güzel müziğiyle Dragon Ball başladı. Neler oldu fazla detaya girmeyeceğim tabi. Yalnız Goku’nun evden ayrılıp dünyayı tanımaya başlaması ve bir sürü komik olaylarından başından geçmesi beni bu dizinin müptelası yaptı. Tamamen temiz bir kalbe sahip Goku, sapık hoca Master Roshi, Roshi’yi porno dergilerle kandıran Krillin, Bulma, utangaç Yamcha, fırsatçı Oulong ve saman altından su yürüten Puar ve niceleri. Bu anime’de daha farklı bir şeyler var. Yarattığı dünyası, olaylara bakışı, kimi zaman çok gerçekçi, kimi zaman da çocuksu oluşu, bazen farketmesi bile ayrı bir dikkat isteyen ince espirileri…
Hani birileri gelir de der ya “Kardeşim 23 yaşına geldin hala mı çizgi film bee?” işte bu odunun yontulmamış olanıdır. Hatta size doğru yuvarlanarak gelen bir kütüğün o hızla çıkarttığı ses de olabilir. Bu tür insanlara karşı her zaman tedbirli davranmakta fayda vardır, belli mi olur gün gelir “Bu yaştan sonra şu mu olur bu mu olur, ben onları çöpe attım azcık büyü…” gibisinden insanı çıldırtacak tehlikelere karşı da önlem almış olursunuz -ki başıma geldi oradan biliyorum- demekte fayda var.
Dragon Ball’u her izlediğimde kendimi o dünyanın içinde hissediyorum. Bir çok anime izledim ama hiç biri bu kadar etkilemedi beni. Hatta Samurai - X bile. Dinazorlar, Red Ribbon Ordusu, robotlar, ninjalar vs. Ama tamamen temiz bir kalp ve Upa’nın babası Bora’yı tekrar hayata döndürmek için verilen mücadeleyi de unutmamak gerekir. Dragon Ball’un üzerimdeki etkisini özetleyecek olursak o dünyada yaşamak için her şeyimi veririm ve her gece dua ettiğim tek şey budur.
“Arbatma yaaa” İlk başta böyle dediğim için kendim bile abarttığımı sandım ama o dünyada olmanın hayalini kurduğum zaman anladım ki yaşadığımız dünyaya değil de o hayal dünyasına aitim. Hayaller elbet bir gün gerçek olur denir ya ben inanıyorum buna. Bir gün Dragon Ball dünyasında, belki Kame House’da belki de çölde sonsuzluğun içinde….
Guzel bir ekran goruntusuyle de bitirelim ->
Resimler;





Mod Not: Anime kısmına konulan her yazı için muhakkak en az 5 resim ekliyoruz.
| |
Benzer Başlıklar
dragon mithi nerden cıkar acep nie bizi bu kadar ugrastırır? bi yerden okudum ne kadar dogru bilmem ama bu dragonların salamender denen bi ceşit amfibi ...













Ynt: Dragon Ball